12 Nisan 2022 Salı

ALLAH KÂİNATI NİÇİN YARATTI ?

 

Allah kainatı kendini tanıtmak ve tanınmak için yarattı

“Ey ahali! Şu kasrın meliki olan seyyidimiz, bu şeylerin izharıyla ve bu sarayı yapmasıyla kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız.

Allah kainatı sevmek ve sevilmek için yarattı

“Hem şu tezyinatla kendini size sevdirmek istiyor. Siz dahi onun san’atını takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz.

Allah kainatı aşk için yarattı

“Hem bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz.

Allah kainatı rahmet ve şefkatini göstermek için yarattı

“Hem şu görünen in’âm ve ikramlarla size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz.

Allah kainatı mükemmelliğini ve güzelliğini görmek ve göstermek için yarattı

“Hem şu kemâlâtının âsârıyla mânevî cemâlini size göstermek istiyor. Siz dahi onu görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyakınızı gösteriniz.

Allah kainatı tek ve bir olduğunu bildirmek için yarattı

“Hem bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyenat üstünde birer mahsus sikke, birer hususî hâtem, birer taklit edilmez turra koymakla, herşey kendisine has olduğunu ve kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yektâ, istiklâl ve infirad sahibi olduğunu size göstermek istiyor. Siz dahi onu tek ve yektâ ve misilsiz, nazirsiz, bîhemtâ tanıyınız ve kabul ediniz.”

11 Nisan 2022 Pazartesi

ÇOCUKLARIN TV,TABLET VE CEP TELEFONU ALIŞKANLIĞI

 Çocuklarımızı TV, tablet, cep tel. gibi ekrandan ayırmada, yaklaşma biçiminde bir yanlışlık var. Çoğu kere ortaya kriz çıkıyor. Basit ve kolay metotlar uygulayabiliriz. Bunun yolunu ya da yollarını bilmeden, çocuk ruhiyatı ve tavrını ve pedagojik gerçekleri öğrenmeden, yapacağımız uygulamalar fayda yerine zarar verebilir.

Örneğin bir filmin, dizinin, oyunun... en heyecanlı yerinde hiç elektriğin kesildiği oldu mu?

Ekranın çocuk beyinde oluşturduğu bir haz var. Mutluluk hormonları beyni istila etmiş durumda. Bu hazdan kurtulmak zor. Yetişkinler için bile zor oluyor. 

Sadece çocuklar değil, hepimiz bir filmin ya da bir bilgisayar oyunu içine girdiğimizde, zihinsel olarak başka bir dünyaya geçiyoruz âdeta. Ekran beynimizi hipnotize ediyor aslında... Işıkların, seslerin, görüntülerin ritmi beynimizi bir akışın içine sokuyor. Kendimizi iyi hissediyoruz ve bu durumun değişmesini kesinlikle istemiyoruz.

Tam da bu anlarda, beynimiz stresi ve acıyı azaltan bir nörotransmiter madde olan dopamin salgılar. Her şey harika görünür. Ta film ya da oyun bitinceye kadar. Oyun bitince vücuttaki dopamin seviyesi aniden düşer, ki bu durum vücutta gerçekten bir acı hissi verir.

İşte hormonların düştüğü anda, bir fiziksel şok ortaya çıkar. Bu çocukların bağırmaya başladıkları andır.

Beyni dopamin içinde yüzüyorken, açık olan televizyonu kapatmak fiziksel acı yaşıyormuş gibi bir şok etkisi teşkil ediyor dedik. Bu aynı zamanda yüze atılmış bir şamar gibi, sinirsel olarak hissedilen bir durum.

ÇOCUĞUMUZU EKRANDAN UZAKLAŞTIRMA

 İşin sırrı şu: Çocukla köprü kurmanın yolunu bulacağız... Hırpalayıcı bir durum olan zorla ekrandan koparmak çözüm değil. Doğrudan kapama yerine, çocuğu ekrandan koparmadan, onun alanına girerek yapacağız. Ekran başında olan çocuğun yanına geldik. Bir süreliğine yanına oturduk. Onunla arkadaş olmayı deniyoruz şimdi. Yargılayıcı ve tenkit edici, kusur arayıcı bir niyetle oturursanız çocuk bunu hissedebilir. Köprüyü kurmak zorlaşır.

Arkadaş gibi, onunla televizyon izlemeye başladık. Onun dünyasına girmeyi deniyoruz. Oyunumuz tutacak mı bakalım? Çok geçmeden, çocuk size açılacaktır. Siz de çocukla birlikte olayın heyecanına kendinizi kaptırın ki (bir süreliğine de olsa) kurulan senaryo gerçekçi olsun. Gerekirse oyun ya da film hakkında birtakım yorumlar yapmaya başlayın.

Doğrudan “Ne izliyorsun?” sorusu yerine, sanki olayı biliyormuş gibi ayrıntıya dair sorular daha faydalı olabilir. Tabi üretkenlik sizin ferasetinize ait. Önemli olan çocuğun gözü ile bakmaya ve yorumlamaya çalışmak. Gerekirse o film ya da oyun hakkında önceden kısa bir araştırma yapıp ön bilgi sahibi olun. Kaçıncı bölüm olduğu vs. gibi...

Anne babalarının kendi dünyalarına ortak olması ve kendilerine ilgi göstermeleri çocukların her daima hoşuna gider. Çocuk hipnoz olmuşçasına hâlâ ekranın içinde olabilir. Size dönmeyebilir de. Yine de vazgeçmek yok. İlgiyi daha da artıracağız. Başka sorular bulacağız.

Çocuğunuz size cevap vermeye ya da ekranda izlediği ya da yaptığı şey hakkında yorum yapmaya başladığında, çocuğun alanına girmeye başladınız demektir. Tebrikler!..

Çocuk sanal dünyasından “gerçek dünyaya” dönüyor demektir. “Çözüm süreci başlamıştır.” Yavaş da olsa sizin varlığınızı fark etmektedir. Köprüler kurulmaya başlamıştır.

İletişim başlamıştır, ama dopamin hormonu aniden düşmeyecektir. Bunu da bilelim. Ancak sihirli dönüşümün başlangıç noktasındayız. Şimdi bu andan itibaren, sizi dinleyebilecek noktadadır.


ÖNCE KÖPRÜYÜ KURMAK

 Köprüler kurulduğuna göre artık ona yemek, banyo, ders, yatma gibi sorumluluklarını hatırlatabilirsiniz.

Çocuk anne babasının ilgisini kazandığından mutludur. Çocuğunuz yakından tanıyorsanız, onun zihninde neler olup bittiğini fark edebilirsiniz.

Bu basit metodu tekrar edelim isterseniz:

Birçok tanıdığımız arkadaş da bu metodu uyguluyor. Ve sonuç alıyor. Otuz saniye, bir dakika ya da daha fazla onun yanında oturuyor ve o her ne izliyor / yapıyorsa sadece izliyoruz. İzledikleri ile ilgili "suçlayıcı olmayan, tenkit içermeyen" tarzda sorular yönlendiriyoruz. Çocuk ilgimizden hoşlanıyor ve ilgisiz kalmıyor.

Diyalog yolu açılmışsa, çocuk da tüm zihni ve bedeniyle, hormonların düşüşü olmadan ve böylelikle herhangi bir “krize” yol açmadan ekranı bırakarak gerçek dünyaya dönecektir.

Deme ki, çocuğumuzu ekran bağımlığından kurtarmak istiyorsak, çocuğun ilgisini çekecek şekilde onunla ilgimiz daimi ve şuurlu bir şekilde olmalı. Oyunlarına iştirak etmeliyiz.

Akıllı ve ferasetli anneler ve babalar, çocukları ile kaliteli zaman geçirmeyi bilirler. Onunla oyun oynarlar, faydalı türküler, şarkılar söylerler, ilahiler okurlar. Birlikte bir şeyler üretirler. Birlikte şöyle bahçede parkta gezerler.

Çocuk terbiyesini, çocuğun ruh hâlini ve psikolojisini az-çok bilen anne-baba, çocuk hopladı zıpladı, kırdı, dağıttı diye bağırmak yerine, çocuğun oyununa eşlik ederler. Kendi dağıttığı şeyleri kendisinin toplaması gerektiğini öğretirler.

Bunu da çocuğa sürekli akıl vererek yapmazlar. Onların sürekli öğüt verilmeye değil, iyi örnekler görmeye ihtiyaçları olduğunu bilirler. Siz elinizden telefonu düşürmezseniz, siz sürekli ekrandaysanız çocuklara izlemeyin demek anlamsızdır.

Yine çocuk eğitimini bilen anne ve babalar; çocuk soru sorduğunda sürekli bilmiyorum cevabı vermek ya da soruların tahammül edememek yerine birlikte araştırmayı denerler. Böylelikle çocuğun merak konusunda sürekli arayışta olmasını sağlamış olurlar. Böyle yetişen çocukların büyüdüğünde sorumluluk ve öğrenme gücü, kendine güveni yüksek olacaktır...

9 Nisan 2022 Cumartesi

NİYET, HİCRET VE CİHAD

 

"Cihad kıyamet gününe kadar devam edecektir.” (Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid; 1/106)

Evet, anadan, babadan, yardan, yârandan ayrılıp, muhtaç bir gönüle, hak ve hakikatı anlatabilme uğruna memleketini terkedip, diyar diyar dolaşan her dâvâ adamı, her inanmış insan, hiç bitmeyen bir hicret salih dairesi içindedir ve bunun sevabını da mutlaka görecektir.

Diğer taraftan, Allah ve Resûlü (asm) yolunda yapılan hicrete lütfedilecek belli ve muayyen bir sevaptan bahsedilmemektedir. İhtimal ki bu türlü amellerin sevabı ötede birer sürpriz olarak verileceğine işaret içindir. Melekler bu ameli, aynıyla yazarlar; mükafatını da Cenâb-ı Hak, bizzat kendisi takdir buyurur.

Hadîsin başındaki اِنَّمَا hasr’ı ifade eder. Böylece mânâ; ancak ameller, niyetle amel haline gelir.. demek olur ki, bu da niyetsiz hiçbir ibadetin makbul olmadığı mânâsına gelir. Nitekim insan, niyetsiz bin rekat namaz kılsa, senelerce aç kalsa, malının hepsini sarfetse, hacca ait rükünlerin hepsini niyetsiz olarak ve haccı kasdetmeden yerine getirse, bu insan ne namaz kılmış, ne oruç tutmuş, ne zekât vermiş ne de hacca gitmiş olur. Demek ki bütün bu hareket ve davranışları ibadet haline getiren insanın niyetidir.

Günahlardan Hicret

Mevzua bir kere daha göz atacak olursak görürüz ki, Allah Resûlü (asm), evvela, niyet gibi şümullü bir mevzuyu üç kelime ile izah etmiş; ardından da hicret gibi, çok muhtevalı bir hususa iki üç cümleyle işarette bulunmuştur... Günahları terk etme mânâsına gelen hicretten başlayarak, kıyamete kadar cereyan edecek olan, hak yolundaki bütün hicretleri, bütün muhaceretleri, “sehl-i mümteni” bir üslupla hem de bir iki cümleye sıkıştırarak ifade etmek, ancak beyanı lâl ü güher o Zat’ın işi olabilir.

Şu hususu da açmak yararlı olacak; en büyük muhacir günahlardan uzaklaşan ve Allah sevgisinin dışında kalan bütün sevgileri kalbinden silip atandır.

Bir gün İbrahim b. Edhem, Rabbine şöyle dua eder:

“Ya Rabbi, senin aşkına tutuldum. Senden gayrı her şeyi terk edip huzuruna geldim. Seni gördükten sonra, bakışlarım başka şey görmez oldu...”

O, tam bu dualarla dopdolu olduğu ve bu duanın mânevî atmosferi içinde bulunduğu bir sırada, Kâbe’nin kenarında oğlunu görür. Oğlu da onu görmüştür. Senelerin verdiği hasret, ikisini birbirine koşturur. Tam sarmaş dolaş olurlar ki, hâtiften bir ses gelir:

“İbrahim, bir kalbte iki sevgi olmaz!”

İşte o zaman İbrahim ikinci çığlığı basar:

“Muhabbetine mani olanı al, Allah'ım!” Ve oğlu ayaklarının dibine yığılıvermiştir..." (Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliya, İbrâhim Ethem’in hayatı kısmı)

Rahmet-i İlâhîye Hicret

Günahlardan kaçıp Rabbin kapısını çalma, O’ndan af fermanı gelinceye dek, kapıdan ayrılmama, bu da bir hicrettir. Şu yakarış bunu ne güzel ifade eder:

“İlâhî, günahkâr kulun sana geldi.

Günahlarını itiraf edip sana yalvarıyor.

Eğer affedersen bu senin şanındandır.

Eğer kovarsan, senden başka kim merhamet edebilir.”

Daha önceleri işleyip durduğu günahları terkettikten sonra, bir daha aynı günaha dönmeyi, cehenneme girmekten daha ızdırap verici bulan bir insan, hep hakiki mânâda hicret yolundadır.

Helâl hudutlarının son sınır taşlarını, mayınlı bir tarla gibi görüp oralara yanaşmayan; eline, ayağına, gözüne, kulağına, ağzına, dudağına dikkat eden bir insan, ömrünün sonuna kadar hep hicret ediyor demektir.

GÜZEL VE GÜZELLİKLER

 Madem hakikat budur.

Ve madem her güzel, güzelliğini sever ve elinden geldiği kadar muhafaza etmek ister ve bozulmasını istemez.

Ve madem güzellik bir nimettir.

Nimete şükredilse manen ziyadeleşir.

Şükredilmezse değişir, çirkinleşir.

Elbette aklı varsa, hüsün ve cemalini günahları kazanmak ve kazandırmak ve çirkin ve zehirli yapmak ve o nimeti küfran ile medar-ı azab bir surete çevirmekten bütün kuvvetiyle kaçacak.

Ve o fâni, beş-on senelik cemali bâkileştirmek için, meşru' bir tarzda istimal ile, o nimete şükredecek.

Yoksa ihtiyarlıkta uzun zaman istiskale maruz kalıp, me'yusane ağlayacak.

   Eğer terbiye-i İslâmiye dairesinde, âdâb-ı Kur'aniye zînetiyle o cemal güzelleştirilse; o fâni hüsün, manen bâki kalacağı ve Cennet'te hurilerin cemalinden daha şirin ve daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadîste kat'iyyetle sabittir.

Eğer o güzelin zerre mikdar aklı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedî neticeyi elinden kaçırmayacak...

İman ve Küfür Müvazeneleri - 214

8 Nisan 2022 Cuma

İNSAN YAŞAYIŞ İTİBARİYLE

  İ'lem Eyyühel-Aziz!


{(*): Ehemmiyetli.}

   İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.

   Evet hayat apartmanı yıkılıyor.

Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor.

Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor.

Arz sefinesi de, sür'atle giderken تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ âyetini okuyor.

Sefine-i arz sür'atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün.

Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma.

Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır.

   Ey nefs-i emmarem!

Sana tâbi' değilim.

Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana müsahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal'e abd olurum.

   Ve keza kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud ve tünellerinden şimşekvari geçen zamanın şimendiferine bindirerek, ebedü'l-âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevkeden Hâlık-ı Rahmanu'r-Rahîm'den meded istiyorum.

   Ve keza hiçbir şeyi dualarıma, istigaselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem.

Ancak küre-i arzı harekete getiren felek çarklarını durdurmağa ve şems ve kamerin birleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeğe ve vücudun şâhikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sâkin kılmağa kàdir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelal'e dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum.

Çünki her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır.

   Ve keza kalbime vaki' olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyul ve emellerini tatmin ettiği gibi; akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeğe kàdir olan Zât-ı Akdes'ten maada kimseye ibadet etmiyorum.

Evet dünyayı âhirete kalbetmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir.

Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez.

Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz.

Evet onun marifetiyle elemler lezzetlere inkılab eder.

Evet Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder.

Hikmetler illet ve belalara tebeddül eder.

Vücud ademe inkılab eder.

Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezaiz günahlara tahavvül eder.

Evet Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a'da ve düşman olurlar.

Beka bela olur, kemal heba olur, ömür heva olur.

Hayat azab olur, akıl ikab olur.

Âmâl, âlâma inkılab eder.

   Evet Allah'a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur.

Bu da, her şey Allah'ın mülk ve malı olduğunu iman ve iz'an ile olur.

   Evet kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır.

En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir.

Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.

   Evet

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَٓاؤُكُمْ

âyet-i kerimesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kâfidir.

Öyle ise, çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi; abd de, acz ve fakrıyla Rabbına iltica eder ve Hâlıkından ister.

Mesnevi-i Nuriye - 109