11 Haziran 2026 Perşembe

DÜNYADA SANA AİT ÇOK EMİRLER VAR !

 ...Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce götüremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın. Çünki feda etmediğin takdirde, ya bâd-i heva zâil olur, gider; veya Onun malı olduğundan yine Ona rücu eder.

   Eğer vücuduna itimad edersen, ademe düşersin. Çünki ancak vücudun terkiyle vücud bulunabilir. Ve keza vücuduna kıymet vermek fikrinde isen, o vücuddan senin elinde ancak bir nokta kalabilir. Bütün vücudun cihat-ı erbaasıyla ademler içerisinde kalır. Amma o noktayı da elinden atarsan, vücudun tam manasıyla nurlar içinde kalır.

   Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise, kısmete bağlıdır. Talebinde kalâka düşer. Ve sür'at-i zevali itibariyle aklı başında olan onları kalbine alıp kıymet vermez.

   Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evlâdır. Çünki âkıbetin ya saadettir, saadet ise şu fâni lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve i'dam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının âkıbetini küfür saikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de, terk-i lezaiz evlâdır. Çünki o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler, o elemlere galebe edemez.

Mesnevi-i Nuriye - 119

AHİRET İNANCI İMANIN ŞARTLARINDANDIR

 Dünya hayatı ve Ahiret inancı

Madem,"Dünya âhiret'in bir mezraasıdır".

Yani dünya, âhiretin bir tarlasıdır;

ecel ve kabir de insanı bekleyen iki hakikattir.

Öyleyse bu kısa hayat, yalnızca gelip geçmek için değil;

iyilik ekmek, hakka yönelmek ve ebedî hayata hazırlanmak içindir.

İnsan bu dünyada başıboş bırakılmamıştır.

Kalbindeki niyetler, yaptığı işler, söylediği sözler bir bir yazılır.

Zira bu hayat, yalnızca bir yolculuk değil;

aynı zamanda bir imtihandır.

Eğer burada yaptıklarımızın bir karşılığı olmayacaksa,

adalet duygusu neyle teselli bulur?

Mazlumun gözyaşı, zalimin yaptığı yanına mı kalır?

Hayır.

Mükâfat da vardır, mücazat da…

İyiliğin karşılığı, kötülüğün hesabı vardır.

Bu sebeple âhiret, bir hakikattir.

Orası, dünyada ekilenlerin biçileceği yerdir.

Dünyada sabır, orada sevinç;

dünyada zulüm, orada hesab;

dünyada ihlâs, orada rahmet vardır.

Öyleyse insan, eceli unutmadan yaşamalı;

kabri hatırlayarak yol almalı;

âhireti düşünerek dünya işlerini tanzim etmelidir.

Dünya geçicidir;

âhiret ise ebedîdir.

   Madem dünya var. Ve dünya içinde bu âsârıyla hikmet ve inayet ve rahmet ve adalet var. Elbette dünyanın vücudu gibi kat'î olarak âhiret de var. Madem dünyada herşey bir cihette o âleme bakıyor. Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.2

Akıllı insan, ebedî hayatını kazanmaya bakar.

Dipnot:1-Sözler 86, 2-Sözler 87

HZ.CEBRAİL'İN TELAŞLANDIĞI ANLAR

 Hz.Cebrail üç şeyde telaşe kapılır.

1. Hz,İbrahimin ateşe atıldığı an ona mani olma esnasında.

2. Yine Hz.İbrahimin oğlu İsmaili kurban etmek için yatırıp bıçağı boğazına dayadığı anda.

3.Peygamberimizin Uhutta dişinin kırılıp yüzünün yaralandığında onun kanının yere düşmesini önleme anında çok telaşlanır.

Allah onlardan razı olsun.

Toplumun Düzeni İçin Beş Altın Esas

Toplumun huzuru da, insanın mutluluğu da belli esaslar üzerine kuruludur.
Bu esaslar yaşandığında hem gönüller yumuşar hem de düzen kendiliğinden oluşur:

Muhabbet:
Kalpleri birleştiren, kırıkları onaran en güçlü bağdır.

Hürmet:
Büyük–küçük demeden her insana değer vermek toplumun sigortasıdır.

Merhamet:
Acziyeti görünce el uzatmak, kalbi incitmekten sakınmaktır.

Helâl ve Harama Dikkat:
Helâlden kazanmak, haramdan sakınmak hem rızkı hem gönlü bereketlendirir.

Serseriliği Bırakıp İtaat Etmek:
Kurallara riayet etmek, sorumluluk bilmek ve başıboşluğu terk etmek düzenin temelidir.

“Bu beş esas yerinde olursa, toplum da insan da huzuru bulur.”


10 Haziran 2026 Çarşamba

MAHŞERİN PROVASI MI ?

 Kâbe’den…manzaralar...!

Her müminin hayali, nazargâh-ı İlâhî olan Kâbe’ye yüz sürmek, mübarek beldelerde din-i Muhammedî (asm) inşasının izini sürmek ve sahabenin kokusunu içine çekmek. Ancak son senelerde bizimde şahid olduğumuz manzara, büyük bir hayal kırıklığı. Mekke’ye heyecanla girerken birden beton yığınları, Londra’daki Elizabeth kulesi özentisi ve bilmem kaç katlı şatafatlı oteller arasında gözlerin aradığı Kâbe…


O lüks ve Amerikanvarî AVM’lerde 700 Riyale satılan parfümler, giyim eşyaları blu-jeanslar, Amerikan arabalarında tavafa gelen ağalarla Bengaldeş’ten 100 doları zar zor bulan fakir Müslümanı misafir eden…


Bilmem kaç defa hac yapmakla övünen, tepeden gören zemzem tourlara hac mesarifinin (yüzlerce fakiri doyuracak) kaç katını ödeyen ağalara… “La lebbeyk” diyen Kâbe’den kovulduk.


Cami ve Cum’a… durumu !

Cum’a hutbeleri tek merkezden parti propagandasına dönmüştü. Hâlbuki “minber, vahy-i İlahînin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki, o makam-ı âlîye çıkabilsin”1 denildi fakat, maalesef minberi ağlatıp siyasetin arenası haline getirdik. 

Kader-i İlâhî ise o makamı daha çok kirletmemek için uzaklaştırma cezası verdi bize.

Gidilse bile maskeli, birbirimizden korkarak ve kaçarak, saf bile tutamadığımız camiden kovulduk.

Medreseler…ihlas kaybolmuş!

Toprak ve ahşaptan yapılı kuru hasırda ve sap yastıklarda oturulan, ilim irfan yerleri şimdi mermer, alçıpan ve onlarca spotlar, storlarla tezyin edilmiş, taharette bile sıcak su kullanılan medreseler lüks saraylara dönünce, maneviyat ciheti zayıflamış, uhuvvet ve muhabbetin azalmasıyla protokole dönmüş ders salonları (sınırlı sayı da olsa okçular tepesini bekleyen Yeni Asya hariç) şimdi sessiz ve mahzun…

Aile…Değerlerimiz unutulmuş !

Hafta sonları bir araya gelinen dede ve ninenelerin torunlarıyla buluştuğu, kardeş ve bacıların hasret giderip çocukluklarını yâd ettiği aile toplanmaları, mirastan pay vermede ya erkeğe haksızlık ya da kızlara cimrilik edildiği, çoğu bana verilsin kanaatsizliği, siyasî tarafgirlikle terörist, darbeci “karşı mahalle” çekişmeleri hürmet ve muhabbeti bitirmek, belki düşman safına atmakla bu musibete fetva verdirdi. Sığınacağımiz aileden de kovulduk…


Karı-koca arasında hürmet ve muhabbetin neredeyse bittiği, kavgalar döğüşler, boşanmalara varacak kadar şiddetli geçimsizliklerden bin pişman olsak da aynı evde biri öksürse fersah fersah kaçıyoruz evimizden…

Hele hastalık bir eve girince ne evlâd anneyi tanıyor ne peder valideyi…

Taziye ve cenaze…Allah layık olduğumuz şekle soktu !

Neticede emr-i Hak geldiğinde, namazımızı kılacak ne dost kaldı ne de akraba. Bir kaç kişiyle yetim cenazelerine döndü definlerimiz. Fatihalı Yasinli tâziye evleri de istemiyor bizi artık.

Sanki mahşerin bir nevi provası oynanıyor dünya sahnesinde…

“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.” (Abese, 34-36)


Ya Rab kusurumuzu affet…


Dipnot:


1. Sözler

HAC İBADETİ NEDİR,NE DEĞİLDİR ?

 Hac ibadeti,İslâmın şartlarından sonuncusu ve tüm ibadetlerin mecmu'u ve kulluğun zirvesidir.Yeniden doğuş günahlardan kurtuluş saf ve temiz olarak Ahiret hayatına tavizsiz yönelmektir.Dünya kazuratından temizlenip yeni bir nefesle ahiret yolculuğuna devam etmektir.Bunun için Kelime-i şahadetle başlayıp Günde beş vakit Namaz ile dünyayı elimizin ardına atıp Allah'ın kapısını çalıp huzuruna çıkmak, senede bir ay oruç ile açlıkla nefsi terbiye ederek,zenginsek zekat ibadeti ile malımızdaki fakirin hakkını hak sahiplerine ulaştırmak suretiyle,ömrümüzde bir sefer gücümüz yetiyorsa Hac ibadeti ile ibadetlerde ve kullukta zirveye ulaşmaktır.Allah'ın misafiri olarak onun davetine icabet etmektir.

Lebbeyk Allahümme lebbeyk, buyur Yarabbi hamd sana mahsustur nimet veren sensin mülk senindir.Senin mülkünde şerikin yoktur diyebilmektir.

Kabeyi tavaftan önce gönülleri tavaf etmektir. Kâbe, taştan insan eli ile yapılmış, Allah'ın kutsal saydığı Hacerü-l Esved taşının bulunduğu mü'minin kıbleğâhıdır,ya gönüller...! Allah'ın yarattığı her insanda bulunan Allah'ın manevi beytidir.Allah'ın evidir."Allah bir hadisi kutside, Ben yere göğe sığmam fakat bir kulumun kalbine gönlüne sığarım"buyurmaktadır.Öyle ise Hac ibadetinde önce gönülleri tavaf edelim.Yani kırdığımız gönüller varsa onları düzeltelim.Zira Rastlarsın bir çeşmeye su içecek tası yoksa su içemazsin ya da içmeye fırsat bulamazsın. Kırarsan insan kalbini yapacak usta bulamazsın. Zira o kalbin Ustası Allah'tır.

Arafat yalvarma Allah'a verdiğimiz sözü tutup tutmadığımızın muhasebesini yspma yeridir.Hata yapmış günah işlemişizdir.Tövbe edip Adem babamız ve Havva annemiz gibi yalvarıp göz yaşı döküp affa uğrama fırsatına kavuşmaktır.Allah'ın dua ile tövbelerimizi kabul edeceğini bildiğmiz yer,İnşallah bağışlanmış bir şekilde ibadet ve kulluk için zirveye ulaşacağımız Hac İbadetimizin İhramıyla Umresiyle Kabe ziyareti ile Zirveye ulaştığımız yerdir Milyonlarca müslümanın buyur yarabbi kefenimi giydim senin emrine amadeyim dediği göz yaşı ve zikrin coşup sel olduğu birlik ve muhabbetin Allah sedaları ile çınladığı yerdir.Müzdelife ise, evet yarabbi ben yeniden doğdum günahsızım şimdi de kulun ve Peygamberin İsmail'in taşladığı şeytanı ve nefis şeytanını taşlamaya gidiyorum diyerek günahsız bir şekilde Mine'ye yaya bir şekilde ulaşıp şeytanı taşlayarak,nefsin kötüleklerinden arınıp tertemiz bir şekilde,kulun ve Peygamberin olan İbrahim (A.S)'ın oğlu İsmail ile yaptığı beytini ziyaret ederek,traş olup kurban kesip ihramdan çıkarak sana layık bir kul, Rasüi'ün Hz.Muhammed'e layık bir ümmet olarak, ahiret yolculuğuma ev sahibinin ikramlarını kabul ederek tavizsiz bir şekilde devam edeceğim Allah'ım.İnşallah bu niyet ile ahir ömrümü tamamlayıp iman ile huzurana çıkarım.Allah tüm mü'minlerin Hac ibadetini kabul eylesin.Amin.Amin.Amin

HAC BİZE NEYİ ÖĞRETİR ?


Kardeşlik kongresi

Hac, bir ibadet olmanın yanı sıra insanların tanıştığı, birbirine faydalı olduğu büyük bir buluşmadır. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca Müslüman aynı yerde buluşur. Farklı diller konuşulur ama herkes aynı amaçla oradadır. Çok büyük bir kardeşlik kongresidir hac. Müslümanların birbirini tanımasına, sevmesine, güzel dostluklar kurulmasına vesile olur. İnsanlar arasında fikir ve kültür alış verişi sağlar.

Sabrı öğretir

Hac, insana sabırlı olmayı öğretir. Yolculuk boyunca uzun yürüyüşler, beklemeler, kalabalık ortamlar ve farklı insanlar ve şartlarla karşılaşılır. İnsan her şeyin kendi istediği gibi olamayacağını görür. Bu süreçte kişi, acele etmek yerine sakin kalmayı, zorluklar karşısında pes etmemeyi ve güzel davranmayı öğrenir. Böylece sabır sadece hac günlerinde değil, günlük hayatının da bir parçası olur.

Dayanışmayı öğretir

Hacda insanlar birbirlerine yol gösterir, ikramda bulunur, yardımcı olur. Çünkü kalabalık içinde herkesin birbirine ihtiyacı olabilir. Bu da insana dayanışmayı ve yardımlaşmayı öğretir. Başkasının sevincine sevinmek, sıkıntısına üzülmek ve dua etmek de bu yolculuğun güzelliklerinden biridir.

Dünyanın geçici olduğunu hatırlatır

Hacda herkes gösterişsiz, sade bir kıyafet giyer. Buna “ihram” adı verilir. Zengin-fakir, genç-yaşlı orada Allah’ın huzurunda herkes eşittir. Hac insana dünya nimetlerinin geçici olduğunu, dönüşün yalnızca Allah’a olduğunu hatırlatır.

Dipnot:

1-Hac suresi; 22,27

8 Haziran 2026 Pazartesi

HER CANLININ RIZKINI VEREN ALLAH'TIR

 (Böceğin rızkı )

- Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında otururken bir karıncanın geldiğini gördü. Karınca ağzında bir yeşil yaprak tutuyordu. Deniz kenârına ulaşınca, sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geriye gelince; 

Süleyman A.S Karıncadan sordu,

-Ey karınca senin yaptığın bu işin 

hikmeti nedir?

Karınca cevâb verdi ,

-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmiş ve o taşın içinde de bir böcek halk etmiştir. Beni de onun rızkına sebeb olarak görevlendirmiştir. 

-Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaşdırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o böceğe verir. 

-O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh bir dil ile söyler; 

-Sübhânallah ki,Allah beni halk etti,  ve deniz ortasında bir taşın arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı dahi unutmadı. 

-İlâhî, ümmet-i Muhammedi ümîdsiz etme!