12 Ağustos 2026 Çarşamba

İYİLERE SELAM OLSUN

    - Kuşlar yem yerken korkup kaçmasınlar diye yolunu değiştirenlere,

- Elindeki çöpü çöp kutusu bulana kadar elinde gezdirenlere,

*- Tanımadığı insanlara nezaket gösterenlere,*

- Bağışlamayı ve özür dilemeyi bilenlere,

*- Yüzünden tebessümü eksik etmeyenlere,*

- Sürekli kendinden bahsetmeyenlere,

- Başkalarının adına utananlara,

- Her şeyi bilmeyenlere,

*- Haddini bilenlere,*

- Her konuda ahkâm kesmeyenlere,

- Her konuda haklı çıkmaya çalışmayanlara,

*- Ben mi kurtaracağım bu dünyayı demeyenlere,*

*- Nerede konuşulacağını bilenlere,*

*- Nerede susulacağını bilenlere,*

*- Yetimin,  öksüzün gözyaşını silenlere,*

- İçindeki fıtrat tohumunu yeşertenlere,

*- Nefsinin değil vicdanının sesini dinleyenlere,*

- İlahi adaletten ayrılmayanlara,

*- Zalime kılıç, mazluma kalkan olanlara,*

- İnsan olarak geldiği dünyadan insan olarak gidenlere,

*- sevgiyi yayanlara,*

- Hırs ile gözü kör olmayanlara,

*- Özüyle sözüyle bir olanlara, *

- Fakir fukarayı gözetenlere,

- Fıtrattan sapmayanlara,

- Hakk ile batılı birbirine karıştırmayanlara,

- Kimseler değil, *Allah ne der* diyenlere, 

*- İyilik yapmaktan,yaptığı iyiliği gizliyenlere  ve iyilik söylemekten bıkmayanlara,*

*- Yalnız Hakka boyun eğenlere,*

*- Hakkı ve Sabrı tavsiye edenlere,*

- Kulluğu ve şükrü hayatının esasına yerleştirenlere, 

*- Gönlü temiz insanlara*

*SELAM OLSUN...*

Alıntı

11 Ağustos 2026 Salı

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLABİLİR Mİ?

 Partili Cumhurbaşkanı tarafsız olabilir mi?

  Cumhurbaşkanları Devletin başı ve savaş zamanında orduyu temsilen Başkomutandır.Ülke birlik ve bütünlüğünü sağlamakla görevlidir.Aynı zamanda yürütmeninde başıdır.Anayasanın 104.maddesi Cumhurbaşkanının görev ve sorumluluklarını belirtmektedir.Anayasa, Devlet yönetiminde uyulması gereken kanunlar metnidir.Hiç bir kanun anayasaya aykırı olamaz hiç kimsede anayasaya uygun olmayan bir şekilde yönetim sergileyemez.Her kurum ve kuruluş kanun ve yönetmeliklerde Anayasaya uygun hareket etmek zorundadır.Çünkü devletin bütünlüğü milletin birliği Anayasa esaslarına göre oluşur.Bu birliği sağlamakla görevli olanda Ülkenin başında bulunan tarafsız Cumhurbaşkanıdır.

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı makamı partili Cumhurbaşkanlığı nedeniyle tarafsızlığını kaybetmiş bu nedenle partili Cumhurbaşkanı milletin ekseriyete yakın kısmı tarafından kabullenilmemiştir.Buna rağmen Milli Eğitim Bakanı ısrarla  mevcut Cumhurbaşkanının resmini okullara astırmak üzere Anayasanın 104.maddesini gerekçe göstererek okullara yazılar gönderip Cumhurbaşkanının resminin asılmasının hukuki bir durum olduğunu ve birlik beraberliğimizi temsil ettiğini belirtmektedir.Ama bugünkü  sisteme göre aynı kişi hem bir partinin Genel başkanı hemde Cumhurbaşkanıdır. Bu durumda olan bir kişinin  tarafsız olacağını söyleyebilmemiz mümkün mü? Bunda ısrar etmek birlik olmak yerine ayrılığa sebep olur.

Bir kişide iki değişik kişilik ve yetki... Bir yanda İktidar parti Genelbaşkanlığı diğer yanda aynı kişinin  Cumhurbaşkanlığı.Bu kişi nasıl tarafsız olupta ülke birlik ve bütünlüğünü sağlayabilir ki ?Bu durum geçmişte tek parti döneminde yaşanmış. Çok partili döneme geçilince 1950 de de bir müddet uygulanmış ama kısa bir zaman sonra Demokrasiye aykırı olduğu görülerek vaz geçilmiş.1961 Anayasası ile tamamen tarafsız hale getirilmiştir.Ama malesef ihtilaller sonucunda ve şimdi de 2017 den sonra  Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile üç yetki bir kişide toplanmışbulunmaktadır.

Pati başkanlığı,hükümet başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı.İşte partili Cumhurbaşkanlığının tarafsızlığı ve ülke birlik bütünlüğünü getirdiği son durum ortadadır. Millet de ancak çaresiz bir şekilde bu durumu seyretmektedir.

Rafet Özcan

10 Ağustos 2026 Pazartesi

ÂL-İ BEYT VE DÜNYA SALTANATI

 Âl-i Beyt, Hz. Hüseyin’in (r.a.) feci şekilde şehit edilmesinden sonra asli vazifeleri olan din hizmetine dönmüşlerdir. Dünya saltanatı onlara yaramamıştır. Onlar da asıl vazifeleri olan din hizmetini yapmaya dönmüşler, dedeleri olan Peygamberimizin (a.s.m.) kendilerine bıraktığı ilim mirasını en güzel bir şekilde devam ettirmişlerdir.

Cafer-i Sadık, İmam Muhammed Bâkır’ın oğludur. Medine’nin önemli bilginlerinden birisidir. Kendisi fakih ve aynı zamanda hadis konusunda derin bir bilgiye sahip idi. Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin de hocalarındandır. İmam-ı A’zam, iki yıl boyunca onun meclisine devam ederek ondan ilim tahsil etmiştir. Daha sonra, bu iki yılı için şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Cafer-i Sadık’ın meclisinde geçen iki sene olmasaydı Numan helak olmuştu.”

İmam Muhammed Bâkır’dan Oğluna Arkadaş Seçimi Öğütleri

Babası İmam Muhammed Bâkır, oğlu Cafer-i Sadık’a şu öğütleri verir:

“Fasıkla arkadaşlık etme. Çünkü böylesi kimseler, tamah ettiği bir lokmaya seni satar.

Cimri ile arkadaşlık etme. Çünkü o da, en çok ihtiyaç içinde olduğun bir anda, malım elimden gider diye seninle ilgisini keser.

Yalancı ile arkadaşlık etme. Çünkü yalancı serap hükmündedir. Sana uzaktan yakın; yakından da uzak görünür.

Ahmakla da arkadaşlık etme. Zira o sana iyilikte bulunayım derken kötülük eder.

Akraba tanımayanla da arkadaşlık etme. Çünkü ben böylesini Allah’ın kitabında lanetlenmiş olarak gördüm.”

“Yavrucuğum! Tembellik ve bezginlikten sakın. Çünkü bunlar her türlü kötülüğün anahtarıdır. Tembellik edersen hakkı yerine getiremezsin. Bezginlik gösterirsen hakka karşı sabredemezsin.”

“Zenginleri seven bir bilgin görürseniz, biliniz ki o dünya ehlidir.”

“Bir âlimin ölümü, şeytan için yetmiş ibadet ehlinin ölümünden daha sevindiricidir.”

Alıntı

ÖMRÜYÜN BEREKETLENMESİNİ İSTİYORSAN

 İhtiyarlara hürmet, ömrümüze bereket

İnsanı kemâle ulaştıran, olgun bir mü’min olmanın huzurunu yaşatan en kıymetli dönem yaşlılıktır.

Yaşlılık, bedenin yorulduğu ruhun tecrübeyle yoğrulduğu bir dönemdir. Dolayısıyla bu dönemin mahiyetini iyi bilmek gerekir.


Bediüzzaman’ın ihtiyarlara yazdığı Risalede, bir senelik ihtiyarlığı on senelik gençliğe değişmediğini görüyoruz.  “Biz bu ihtiyarlığımızı yüz gençliğe değişmemeliyiz. Evet, ben kendim sizi temin ediyorum ki, Eski Said’in on senelik genç- liğini bana verseler, ben şimdi Yeni Said’in bir senelik ihtiyarlığını vermeyeceğim. Ben ihtiyarlığımdan razıyım; siz de razı olmalısınız.”


Demek ki ihtiyarlıkta bir güzellik var. Gençliğinin kıymetini bilenler, ihtiyarlıktaki güzelliği yakalayabilirler.


Yaşlılar, Allah’ın duâlarına icabet ettiği, ihsan ve ikramına mazhar kıldığı kimselerdir. Onlar, yuvalarımızın dayanağı, bereket kaynağı, rahmet ve mağfiret vesilesidir. “Hem bir hanenin bereket direği, o hanedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir haneyi belâlardan muhafaza edici, içindeki beli bükülmüş mâsum ihtiyarlar ve ihtiyareler bulunduğu, hadis-i şerifin bir parçası olan “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti” diye ferman etmekle, bu hakikati ispat ediyor.”


Allah belli âyetlerle, evlâtları ihtiyar peder ve valideye karşı hürmete ve şefkate dâvet ediyor. İslâmiyet dini, ihtiyarlara hürmet ve merhameti emrediyor. İnsaniyet fıtratı dahi, ihtiyarlara karşı merhameti gerektiriyor.


Belâ ve musîbetlerin arttığı şu günlere, bir de ihtiyarların penceresinden bakabilsek. Acaba ne gibi bir hürmetsizlik, ne gibi bir saygısızlık yapıldı da bunlar başımıza geldi. Toplum olarak büyüklerimize sahip mi çıkamadık. Yoksa pandemiden hiç ders almayıp ihtiyarlarımızı yalnız mı bıraktık. Onların seriütteessür ruhlarını incitmeden, muhabbet ile yaklaşmamız gerekirken; hastalığı yayan etkenmiş gibi davrandık. Halbuki onlar belâları koruyan kalkandı. Ve her an sevgiye muhtaçlardı.


Yaratılış itibariyle sevgi ve ilgiye muhtaç olan insanın, yaşlandıkça ziyadeleşen bu ihtiyacını muhabbetle karşılamak gerekiyor. Bizleri büyüten ve bugünlere getiren büyüklerimize saygı göstereceğiz ki, sevgi görebilelim. Yaşlılara göstereceğimiz şefkat ve merhamet, onların huzurlu bir yuvaya en çok ihtiyaç duyduğu ihtiyarlık çağında ayrı bir önem taşır. Ömürlerinin bu en hassas döneminde onların yanı başında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayır duâlarını almak, bizim en önemli vazifemizdir. Her ihtiyarda kendi hayat serüvenimizi görmenin geleceğimize büyük faydası var. Yarının ihtiyarları bugünün gençleri olacaktır. Bizlere küçük yaşlarda merhamet kanatlarını geren anne babamız olmak üzere, büyüklerimize bunu unutmadan yaklaşmak gerekiyor. Hayatlarını ko- laylaştırmak ve tecrübelerinden faydalanmak için çalışalım.


Ömrümüzün bereketi, ihtiyarlarımızın avuçlarında saklı. Ne yapıp edelim, onu kazanalım…


SÖZ GÜMÜŞ İSE SÜKUT ALTINDIR

 Ne güzel bir öğüt... Kelimeler ki, kimi zaman göklere çıkartır insanı, kimi zaman yerle yeksân eder. Atalarımızın dediği gibi; “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı!”

İşte bu yüzden kime karşı olursa olsun kullandığımız kelimeler bizim seviyemizi belirler. Kimi zaman da suskunluklarımız seviyemizi belirler. İnsan ya sadece bilmediğinden susmaz, bildiğinden de susar. Edep bilir susar, saygı bilir susar, hak bilir susar, sevgi bilir susar, hatır bilir susar... Bazen de konuşsa bile birşeyin değişmeyeceğini bilir susar... Ve onların yerine melekler konuşur cevap verir.


 Rivayet edilir ki; Peygamber Efendimiz (asm) birkaç sahabesi ile birlikte sohbet etmekteydi. Arsız bir adam geldi ve Hazret-i Ebu Bekir’in yüzüne karşı lâf atmaya ve hakaret etmeye başladı. Hazret-i Ebu Bekir başlangıçta çok sabretti, cevap vermedi. Fakat adam susmak bilmeyince Hazret-i Peygamber’in de (asm) yanında bu kadar arsızlığı Hazret-i Ebu Bekir’i kızdırdı. Nihayet sabredemedi ve adamın lâflarını iade etmeye ve adama karşılık vermeye başladı. Peygamber Efendimiz de (asm) kalkıp yürüdü ve onları terk etti.

Yanlış yaptığını anlayan Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Peygamberin (asm) ardı sıra koştu ve Peygamber Efendimiz’den (asm) özür diledi.

Peygamber Efendimiz (asm): “Sen sabrettiğin sürece bir melek sana duâ ediyor, adama cevap veriyordu. Sen cevap vermeye başlayınca melek gitti şeytan geldi. Ben şeytanın bulunduğu mecliste bulunmam.” buyurdu.

Buradaki ölçüt, şu âyetin ölçütüyle aynı olsa gerek: “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan Sûresi, 72.)


Konuşmak ise, uygun muhatabına ve yerli yerinde yapılmalı.. İşte imtihan da burada. İnsan nefsine söz geçirebilse zaten uygun yerde susacak, uygun yerde konuşacak. Peki hangisi daha çok pişmanlık getiriyor, susman gereken yerde konuşman mı, konuşman gereken yerde susman mı? 


Sukut ile ilgili bazı güzel sözlere bakalım:


• Lâ Edri - Sustuğun hiçbir cümleden, konuştuğun kadar pişman olmazsın.


• Mehmet Âkif - Konuşmak bir mana ise, susmak binbir mana. Herkes konuşmasına konuşur, lâkin sükût yürekli olana!.”


• Lokman - Söz gümüş ise sükût altındır diyor.

İNSAN DA BAŞIBOŞ DEĞİLDİR

 İnsan zanneder mi ki, başıboş kalacak?

Hâşâ.

İnsan ebede namzettir.

Küçük büyük her hareketinden hesaba çekilecektir.

Ya taltif görecek, ya da ceza çekecektir.

 İnsan da başıboş değildir. Her işi ve her ameli kayıt altına alınmakta,her hareketi kontrol edilmektedir.Evet bize düşen görev ise, yapacağımız her iş ve çalışmadan önce tedbirlerimizi almak, maddî manevî duâmızı yapmaktır. Gerisini ise Allah’a havale ederek, kadere teslim olup, kederden emin olmaktır.

Şöyle ki:

“Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, O Rahim-i Hâkimin elindedir. O’ Hâkim’dir, abes iş yapmaz, Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”

Bütün mahlûkat ile beraber hastalık yapan mikropların da, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın” Kabza-i tasarrufunda” olduğunu bilmeliyiz.

Hastalıklar, musîbetler hepsi de birer ikazdır. Önemli olan bu ikazlardan ders ve ibret almaktır.

Mü’min, hastalık yapmayanı bırak,hastalık yapan mikroplardan,virüslerden dahi korkmaz ve korkmamalıdır…

Mü’minin korkusu gıybet mikrobu, haset mikrobu, kin ve garaz mikrobu, makam mikrobu, mal virüsü ve hırs virüsüdür….

Cenab-ı Hak,belâ ve musîbetler başımıza gelmeden önce, günahlarımıza tövbe etmeyi, halimizi düzeltmeyi, emir ve yasakları istikametinde yaşamayı nasip eylesin.

Bizleri El-Hafiz,(sığınanları koruyan, saklayan) isminin hürmetine, belâ ve musîbetlere karşı korusun. Âmin…

Rafet Özcan

9 Ağustos 2026 Pazar

TEVEKKÜLÜN ZİRVESİ SEVR MAĞARASI

 Sevr Mağarası: Tevekkülün Zirvesi

Peygamber Efendimiz Muhammed(AS) Hicret yolculuğu esnasında en sadık dostu Hz.Ebubekir ile birlikte Sevr Mağarası’na sığındı.

Hz.Muhammed’in hicret esnasında yaşadığı en ibretli ve anlamlı hadiselerden biri, Sevr Mağarası’na sığınmasıdır.

Müşrikler iz sürerek mağaranın önüne kadar geldiler. Tehlike çok yakındı. Hz. Ebubekir’in kalbinde bir endişe belirdi. O anda Peygamber Efendimiz’in dilinden dökülen şu söz, asırlara ışık tuttu:

“Üzülme, Allah bizimle beraberdir.”

O esnada ilahi bir koruma tecelli etti. Rivayetlere göre, mağaranın girişinde bir örümcek ağını örmüş, bir güvercin de oraya yuva yapmıştı. Dışarıdan bakanlar, içeride kimsenin olamayacağını düşündüler ve geri döndüler.

Böylece en zayıf görünen sebepler, en büyük korumaya vesile oldu.

🌿 Hicret Yolunda Bir Sığınak

Hicret sırasında, müşrikler Peygamber Efendimiz’i yakalamak için her yolu denemişti. Bunun üzerine Efendimiz, en yakın dostu Ebubekir ile birlikte Sevr Mağarası’na sığındı. Üç gün boyunca burada kaldılar.

🕊️ İlahi Koruma: Güvercin ve Örümcek

Rivayetlere göre, mağaranın önünde çok dikkat çekici bir durum meydana geldi:

Bir güvercin, mağaranın girişine hemen bir yuva yapıp yumurtladı.

Bir örümcek, mağaranın ağzını ağ ile ördü.

Müşrikler mağaranın önüne kadar geldiklerinde bu manzarayı görünce şöyle düşündüler:

“Eğer burada biri olsaydı, bu ağ bozulur, bu yuva dağılırdı.”

Bu sebeple içeri bakmadan geri döndüler. Böylece Allah’ın yardımıyla Peygamber Efendimiz ve Hz. Ebubekir korunmuş oldu.

🌙 Kur’ân’da İşaret Edilen Hakikat

Bu olay, Kur'an-ı Kerim’de de şu şekilde hatırlatılır (Tevbe Suresi, 40. ayet meali):

“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”

Bu söz, Hz. Ebubekir’in endişesine karşı Peygamber Efendimiz’in tevekkülünü ve teslimiyetini ifade eder.

Zor zamanlarda insanın en büyük dayanağı sebepler değil, Allah’a olan güvenidir.

Bazen bir örümcek ağı, en güçlü ordulardan daha koruyucu olabilir…

🌙 Gönül Notu

Bazen bir örümcek ağı, bir güvercin yuvası…

Bazen de kalpteki sarsılmaz bir iman…

İnsan için en büyük emniyet,

Allah’ın himayesindedir.