17 Haziran 2026 Çarşamba

ÂLLAH'A VE RASÜLÜNEVİTEAT EDİN

 Cenâb-ı Hak buyuruyor: " Allah'a ve O'nun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir. " (el-Enfâl, 8/46).

Toplum düzeni birlik ve beraberlikle sağlanır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu, birliğin temin edilememesi halinde sosyal bünyede nasıl huzursuzluklar çıkacağını toplumu bir insan vücûduna benzeterek anlatmak istemiştir. Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların yaygınlaştığı,birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar. Bunun için bir milleti yıkmak,isteyenler, önce, o milleti meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar. Maddî ve manevî güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir. Cenâb-ı Hak yukarıdaki ayet-i kerimede bu değişmez gerçeği hatırlatmakta ve böyle bir akibete uğramamak için Allah'ın ve O'nun Peygamberi'nin emirleri çerçevesinde birlik ve beraberliğin korunmasını emretmektedir.

16 Haziran 2026 Salı

İNSANI HAYVANDAN AYIRAN ÖZELLİKLER

  İ'lem Eyyühel-Aziz! 

   İnsanı hayvandan ayıran şeylerden:

   Biri, mazi ve müstakbel ile alâkadar olmasıdır. Hayvan bu iki zamanı bihakkın düşünecek bir idrake mâlik değildir.

   İkincisi, gerek enfüsî, gerek âfâkî, yani dâhilî ve haricî şeylere taalluk eden idraki, küllî ve umumîdir.

   Üçüncüsü, inşaata lâzım olan mukaddemeleri keşf ve tertib etmektir. Meselâ: Bir evin yapılması için lâzım olan taş, ağaç, çimento misillü lüzumlu mukaddemeleri ihzar ve tertib etmek gibi.

   Binaenaleyh insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvelâ mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in'amlar lisanıyla, sonra mahlukatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sâni'i hamd ü sena etmektir.

Mesnevi-i Nuriye - 206

BİRBİRİMİZİ TANIMA VE YARDIMLAŞMA

  İkinci Mes'ele: 

   Şu âyet-i kerimenin işaret ettiği "tearüf ve teavün düsturu"nun beyanı için deriz ki: Nasılki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. Tâ ki; her neferin muhtelif ve müteaddid münasebatı ve o münasebata göre vazifeleri tanınsın, bilinsin.. tâ, o ordunun efradları, düstur-u teavün altında, hakikî bir vazife-i umumiye görsün ve hayat-ı içtimaiyeleri, a'danın hücumundan masûn kalsın. Yoksa tefrik ve inkısam; bir bölük bir bölüğe karşı rekabet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasamet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir. Aynen öyle de: Heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur, kabail ve tavaife inkısam edilmiş. Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitabları bir, vatanları bir, bir, bir, bir.. binler kadar bir, bir...

   İşte bu kadar bir, birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkısam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir.. tenakür için değil, tahasum için değildir!..

Mektubat - 321

"BEN BİLİRİM"İN SONU İFLÂSTIR"

 İnsan yaratılış itibari ile çeşitli kabiliyetlerle d

onatılmış ve farklı farklı özelliklere sahiptir.Hiç bir insan kişilik ve kabiliyetler açısından birbirine benzemez.Tek yumurta ikizleri dahi kişilik ve yetenekler açısından farklılık arzeder.Onun için dünya işlerinde başarı, kişileri istidatları yönünde isdihtam ederek elde edilir. Yani kişi başarılı olduğu alanda görevlendirilmelidir.Salih olan kişi liyakatli olmadığı bir işe talip olmaması gerektiği gibi,bir işi bilmeyen bir kişiyi anlamadığı bir işe görevlendirmekte hem o insana hem de ülkeye verilecek en büyük zarardır. Bu nedenle adama iş değil, işe adam prensibiyle hareket eden, kurum ve kurluşlar, başarı ve kalkınmayı elde ederek ayakta kalır.

Çevremize bir göz attığımız da, işinin ehli olan kimseler  başarılı olmakla hem kendi hem de çalıştığı kuruluş kazanarak kâr elde edilip hayatta kalıp çalışma hayatını devam ettirirler.

Bu durum, ülke yönetimi içinde aynıdır.Kurum ve kurluşların başarısı liyakat ve işin ehli olanların isdihdamına bağlıdır.Tek adam otoriter sistemi ile yönetilen devletler ve  kurumlar ve devlet kuruluşları bugün olmasa dahi ileride sıkıntı yaşamaktadır.  Otoriter yönetim biçimi ile bir müddet ayakta kalsa bile uzun ömürlü olamamaktadır.Rey-i vahid istibdattır.Tek adamın tek düşüncesi ve tek görüşü zulme kapı açar.

Senelerce tek parti, tek adam ile yönetilen ülkelerin durumu, ortadadır.Kişiler otoriterleşip milleti köleleştirmişlerdir.Nice istidat ve kabiliyetler baskı ve otorite neticesi yok olmuştur.

Tek adam ise,ülkeyi geri bırakıp borç bataklığına  sokarak hem kendine hemde ülkesine büyük zarar vermişlerdir. Kendisi ise herşeyden anladığını sanan bir despot olarak başa bela olmuştur.İşte ülkemizin 1950 öncesi tek parti, tek adam dönemindeki hali ortada. Demokrasiye ve çok  Partili sisteme geçinceye  kadarki yıllarda yaşanan ekenomik ve siyasi durum.Hem zulüm, hem baskı, hem de tek tiplilik ve otoriterliktir.  Sonuç yasaklar ve inançsızlık sonucu uyuşuk bir nesil . Baştakilerin insanları kendilerine boyun eğdirip köleleştirdikleri haller.Rantçılık, tabiatçılık, maddecilik deizme ve  küfre giden yol.Bir başıboşluk ve fetret dönemi.Baştakilerin kendilerini güçlü görmeleri ya da öyle görülmeye başlanması.Sonra da ülkenin borç bataklığına sokularak iflası...Bu dünyanın her ülkesinde her hangi bir dönemde yaşanabilir ülkemizde de bu yönetimler değişik dönemlerde yaşanmış kısmı olarak günümüzde de yaşanmaktadır.Onun için

daha fazla maddi manevi zarara uğramamak için,hak hukuk adalet sistemi olan demokrasiyi ihya ederek, "Yeter söz milletin" diyelim.

Rafet Özcan

NİFAK VE ŞİKAK DEVİRLERİ...!

Ülke insanları senelerce yapılan mücadele ve gayretler sonucunda Kemalizm dikdatörlüğünden kurtulmaya çalışırken, ne yazık ki, millet daha  beter bir belaya uğradı. Önce liberalizm,şimdi de sivil iteatsizlik ve serbestlik devri diyerek serserilik yağmacılık ve başıboşluk iktidara hakim oldu .Tıpkı yağmurdan kaçarken  doluya tutulan insanın hali gibi.Bir otoriterden kurtulurken başka bir despot fecerelere boyun eğmiştir. Tek adamlar her devirde başa bela olmuşlar ve halkı inim inim inletmşlerdir. "Yeter söz milletin" diyelim. İnşallah hayılısı olur.Birlik beraberlik ve çalışma sonucu istenilen olur da ülkemize demokrasi yerleşir.Hak hukuk ve adalet güç kazanır,millet hem maddi hem manevi  kalkınma sağlar.

Rafet Özcan

YIL BAŞI VE YIL SONU DUALARI

 Yıl Sonu Duası

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım! Geçen yıl içinde yaptığım, Senin razı olmadığın bir amelim varsa; ben onu unutmuş olsam da Sen unutmadın. Bana ceza vermeye gücün yettiği hâlde bana mühlet verdin ve Sana karşı cüretkârlığımdan sonra beni tövbeye davet ettin.

Allah’ım! O amellerden dolayı Senden bağışlanma diliyorum; beni bağışla.

Allah’ım! Geçen yıl içinde Senin razı olduğun, karşılığında sevap ve mağfiret vaat ettiğin ameller işlediysem onları benden kabul buyur. Ey Kerîm, ey merhametlilerin en merhametlisi! Sana olan ümidimi kesme.

Allah Teâlâ, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm eylesin.

Metinde şu ifade yer almaktadır:

“Bu dua üç defa okunursa şeytan, ‘Bir yıl boyunca onunla uğraştık; fakat bir saatte bütün yaptıklarımızı boşa çıkardı’ der.”

Yıl Başı Duası

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki Allah’ın hazinelerini nurla doldursun; bize ve bütün müminlere ferahlık, sevinç ve mutluluk vesilesi olsun. Âline ve ashabına da çokça salât ve selâm eyle.

Allah’ım! Sen ezelî, kadîm ve ilk olansın. Dayanağımız Senin büyük ihsanın ve engin keremindir. İşte yeni bir yıl gelmiştir. Bu yıl içinde beni şeytandan ve onun dostlarından korumanı; kötülüğü emreden nefsime karşı bana yardım etmeni ve beni Sana yaklaştıracak işlerle meşgul kılmanı diliyorum.

Ey celâl ve ikram sahibi!

Allah Teâlâ, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm eylesin.

Metinde şu ifade yer almaktadır:

“Bu dua üç defa okunursa şeytan, ‘Ömrünün geri kalanı için kendisini güvence altına aldı’ der ve Allah iki meleği ona vekil kılar; onlar onu şeytandan ve yardımcılarından korurlar.”

15 Haziran 2026 Pazartesi

HİCRET VE YENİ YIL

 Hicrî yeni yıla girerken, Hicret’in yalnız tarihî bir vaka değil; iman, tevhid ve fedakârlığın inşa ettiği bir medeniyet olduğu vurgulanıyor.

Hicret ve hizmet
Gelin hicret edelim

İslâm dünyası, 16 Haziran 2026 Salı gününe denk gelen 1 Muharrem ile birlikte Hicrî 1448 yılına girdi. Hicrî takvimin başlangıcı olan Hicret hadisesi, İslâm tarihinin en mühim dönüm noktalarından biri olarak idrâk ediliyor. Peygamber Efendimiz’in (asm) Mekke’den Medine’ye hicreti, yalnız bir göç değil, aynı zamanda bir medeniyetin inşası hükmünde olmuştur.

Hicret, kardeşliktir

Camilerde, basın-yayın organlarında ve kamuoyunda Hicret’in anlam ve mahiyetine dair yapılan hatırlatmalarda Hicret’in sadece bir tarih başlangıcı değil, mü’minler için muhasebe, sabır, fedakârlık, kardeşlik ve istikamet gibi temel değerleri hatırlattığı belirtiliyor. Müslümanların bu dönemde kendi hayatlarını gözden geçirmeleri gerektiği ifade ediliyor.

Hicret, uyanıştır

Hicret, yalnız bir mekân değişikliği değil, küfürden imana, zulümden adalete bir inkılâp ve medeniyetin kuruluşu olarak değerlendiriliyor. İslâm âlimleri ve düşünürler, Hicret’in günümüz insanı için de önemli mesajlar taşıdığını belirterek, imanî ve ahlâkî bir diriliş çağrısında bulunuyor.

Hicret,ayrıca günahları terkederek yeni günahsız bir hayata başlamaktır.Tıpkı hacca giden insanın Arafat ile birlikte tövbe edip günahsız bir şekilde yurduna dönmesi gibi yeni bir hayatın başlangıcıdır.Allah tüm müslümanları, bu şuur ile birlik ve bütünlük içerisinde İttihad- İslama giden yolda birleşmeyi nasip eylesin.Amin

Alıntı

ALLAH RAZI İSE HALKIN RIZASINA LÜZUM YOK

  İ'lem Eyyühel-Aziz! 

   Ey nefis! Eğer takva ve amel-i sâlih ile Hâlıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünki onlar da senin gibi âciz kullardır. Maahâzâ ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irza etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih yine sultanın izni lâzımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır.

Mesnevi-i Nuriye - 185