6 Haziran 2026 Cumartesi

SEBEBİNİ VE HİKMETİNİ BİLMEDİĞİN ŞEYE KARIŞMA

 Kan uyuşmazlığı olan anne, bu hastalığı sebebiyle Allah’ı daha fazla hatırlayacak, devamlı O’ndan yardım ve medet istemekle ve ibadetle Allah’ın rızasını kazanarak cennete gidecektir. O hastalık olmasaydı, o anne belki Allah’ı hiç aklına getirmeyecek, O’nun emir ve yasaklarına uymayacak, böylece ebedî hayatına zarar verecekti.

Allah’ın yarattığı her şeyin bir değil, belki binlerce hikmet ve gayesi vardır ve hepsi de insanın lehinedir. Hastalık da insan için güzeldir, rahmettir, musibet ve ölümler de güzeldir.

Dünya hayatı çok sınırlı bir süredir. Hâlbuki ahiret hayatı ebedîdir. Sonsuzdur. İnsan genelde hep dünya hayatını öne alıyor. O hayatının iyi geçmesini istiyor. O bakımdan Allah’ın kâinattaki icraat ve tasarrufundaki hikmetleri anlayamıyor.

Hâlbuki Cenab-ı Hak insanın ebedî hayatının kurtulması için, o insana bir takım musibetler, hastalıklar, arızalar ve üzücü halleri veriyor. Ta ki, Allah’ı ve ahreti unutmasın. O ebedî hayatı için çalışsın. Hastalık ve sıkıntılarla günahları hafiflesin ve cehennemde yanmasın istiyor.

Biz daima İbrahim Hakkı gibi şöyle demeliyiz:

Lütfun da Hoş, Kahrın da Hoş.

"Hak şerleri hayır eyler,

Zannetme ki gayr eyler,

Arif onu seyreyler,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler."

"Deme nedendir bu böyle

O yerindedir öyle,

Bak sonunu sabreyle,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler."

Selam ve dua ile...

BEYNİN TORTULARDAN TEMİZLENMESİ (NEURO FORMAT)

 NeuroFormat’ın uygulanacağı bir andır.

Marie terk  edilmişliğine, yapılan işkence ve gördüğü tacize, ziyan olmuş yıllarına aldırış etmez; yılmaz, kızmaz, kırılmaz, öfkelenmez ve hayat yolculuğuna sıfırdan başlamayı tercih eder.

Hakkında, “Aklî dengesi yerinde değil, okuması imkânsız” dedikleri hâlde, o, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Doktor olarak çalıştığı uzun yıllar içinde mastır yapar, psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir; bu başarılı çalışmalarıyla birçok ödüle lâyık görülür.

Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody’s Child).

Daha enteresan olanı; on yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastahanesi’ne yönetici olur.

Marie, bir basın toplantısında şunları söyler:

“Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemez ve bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim. Hayatım, ziyan edilmiş bir hayat olurdu.”

Ve son noktayı koyuyor, Marie Rose Balter:

“En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”

Son sözü, Mahatma Gandhi’ye verelim:

“Zayıf insanlar affedemezler. Affetmek güçlülere has bir özelliktir.” 

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ;

"Affedici ol ki,Allah'ta seni affetsin".


CEP TELEFONLARI VE SOSYAL MEDYA

 Haberleşme konuşma insanlar has bir durumdur. İletişim kurmak için insanlar her devrin imkanları ölçüsünde vasıtalar kullanmıştır.İnsanlar haberleşmek için kimi zaman duman, kimi zaman ıslık, kimi zaman çığlık yada akla gelmeyen çeşitli vasıtları kullanmıştır.

Günümüzde ise bu durum, en yaygın biçimde toplumun hemen hemen konuşabilen tüm yetişkinlerinde bulunan cep telefonu ve sosyalmedya dediğimiz haberleşme ve mesajlaşma ile görüntülü ve canlı olarak yürütülmektedir.Allah'ın en büyük nimetlerinden olan hava zerrecikleri telefon vasıtası ile ses görüntü ve yazıları uzak mesafelere naklederek mesafeyi kısaltmıştır. İnsanlar cep telefonu ile  büyük bir imkana kavuşmuştur.

Her nimet ile birlikte külfeti de yanında gelmektedir.Büyük bir nimet olan cep telefonu ve sosyalmedya  her alet gibi kullanma şekli ve durumuna göre hayra ve şerre günaha ve sevaba vesile olur.Tıpkı bir bıçağın doktorun elinde hayat kurtarıp caninin elinde hayatları yok ettiği gibi.Günümüz en tehlikeli aletlerinden biri olan Cep telefonu yerinde kullanamazsak aile ocaklarını yıkıp hayatların yok olmasına sebep olur.Seyahat halinde iken telefon kullanan bir sürcünün hem kendi hem başkasının hayatını kaza sonucu tehlikeye atması gibi Diğer bir misal Sosyalmedya denilen iletişim vasıtalarını yazışmalarmız ve konuşmalarımız ile resim çekip göndererek insanların mahremlerne ulaşıp onların sadetlerini huzurlarını kaçırmak suretiyle günah kazanmak manen iflas etmemize sepep olur.Güzel nir nimet olan telefon nikmet haline dönüşüverir kesici öldürücü bir alet halini alır.  Bu alet hayra vasıta olduğu gibi şerre de vasıta oluverir. İnsanların şeytanın görevini üslenmesine sebep olur.

Not: (İnternet nedeniyle bilgiye ulaşmak kolaylaştı fakat kitap okuma ve gerçek bilgiden uzaklaşıldı)

Çevremizde ve bütün ülke de hatta dünyada elinde telefon ile ocak söndüren aile birliğini yok edenlerin haddi hesabı yok.Gelin hep birlikte düşünelim ben bugün günah mı işledim yoksa sevap mı ben bugün nefsim için mi çalştım yoksa Allah rızası için mi çalıştım ? Nefis ve şeytanın kolgezdiği bu zamanda insan günde ne kadar töbve etse azdır zira günahlar üzerimize sosyalmedya vasıtası ile sel gibi gelmektedir.Dünya hayatını sonlandırsa yine ucuz atlatırsın fakat ahıret hayatını imanı zedeleyen günahlara karşı aileleri yıkan boşanma ve ailelerinin dağılmasına sebep olan günah ve çirkinliklere karşı nasıl ayakta duracağız?Allah bugünün şerlerinden ve bu güzel aletleri kötüye kullanan şeytanın uşaklarından bizler ve tüm insalığı korusun.Allah hepimizin yâr ve yardımcısı olsun.

Rafet Özcan

DÜNYADA YALNIZ VE BAŞIBOŞ DEĞİLSİN

 Eski zamanda adamın birinin bir eşek ile bir de devesi varmış.Hayvanlar yük çekmekten takatsiz  hale, yük taşımaktan dayanamaz duruma gelmişler.Kafa kafaya veren eşek ile deve, evden kaçmaya karar vermişler.Fırsat gözetmeye başlayan hayvanlar, ahırın kapısının açık bulunduğu bir anda dışarı çıkarak kırlara doğru yola düşüp uzaklaşarak gözden kaybolmuşlar.

Kırlarda otlayan eşek ve deve günler aylar sonra semiz bir halde sağa sola koşturmaya başlamışlar.

Eski sıkıntılı durumdan kurtulup o günün sevincini yaşayan eşek deveye dönüp ben bir şarkı söylemek istiyorum demiş.Deve sakın bunu yapma çünkü sahibimiz belki bizi arıyordur sesini duyarsa bizi eski halimize mahkum eder dediyse de, eşeğe bir türlü söz dinletemez.Eşek inatla başlar anırmaya...Birde ne görsünler, yakınlarda bulunan sahibi sesi duyar ve hemen sesin geldiğ yöne gelip, her ikisini de yakalar.Oralarda bulabildiği ne kadar yük varsa eşeğe yükler.Eşek bir müddet gittikten sonra yükü taşıyamaz.Zaten kızgın ve öfkeli olan sahipleri eşeği devenin üzerine yükü ile birlike yükler.

Çaresiz yola devam eden deve tam bir uçurumun kenarında eşeğe der ki; ben bir dans etmek istiyorum.Eşek uçuruma bir bakar aman deve kardeşim sen ne yaparsın, ikimiz de uçurumdan aşağı düşeriz dediyse de, deveye söz geçiremez.Deve bu, intikam almadan vaz geçer mi? Eşek yalvarır yakarırsa da söz dinletemez.

Üzerindeki eşekle bir iki sağa sola hareket yapan deve en sonunda eşek ile birlikte uçurumdan aşağı yuvarlanırlar.Tabi ki bu durum her

ikisinin de hayatının sonu olur.Bizlere de bu hikayeden bir ders çıkarmak düşer.

Her zaman bir işi yapmadan önce enine boyuna  düşünmeliyiz.Yapacağımız bir iş bir haraket veya bir olay başkasına zarar verecekse, daha çok düşünmek zorundayız.Unutmayalım ki, hem kendimize hem başkasına karşı  sorumluluklarımız vardır. Dünyada hiç kimse sahipsiz, yalnız ve başıboş değildir.


Rafet Özcan

EN BAHTİYAR ODUR Kİ ,

 Beşinci Mesele

Dünya madem fânîdir… Hem madem ömür kısadır… Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur… Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır… Hem madem dünya sahipsiz değil… Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbiri var… Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır… Hem madem “Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ” [Allah bir kimseye gücünün yettiğinden başka sorumluluk yüklemez. (Bakara Sûresi: 286.)] sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur… Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır… Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır…

Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malâyani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.(HAŞİYE)

HÂŞİYE: Bu madem’ler içindir ki, şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. “Meraka değmiyor” diyorum ve dünyaya karışmıyorum.

Mektubat, On Altıncı Mektub, s. 87

***

Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına, daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir. Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâkî umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.

DÜNYADA EV SAHİBİ DEĞİL KİRACIYIZ

 Ölmek için doğup, yıkılmak için bina yapmak

“Rivayet-i hadiste vardır ki, her sabah bir melâike çağırıyor: ‘Ölmek için tevellüd edip (doğup) dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz.’ ”


Gerçekten, ölmek için dünyaya geliyor, harap olmak için binalar inşa ediyoruz. Ve bu, vazifeli bir meleğin her sabah hatırlattığı bir hakikat.


Ama bizler günlük hayatın sonu gelmeyen telaşlı koşuşturmaları ve oyalayıcı meşguliyetleri içinde bu kesin gerçeği unutabiliyoruz.


Ta ki, ailemizde ve yakın çevremizde bir vefat vuku buluncaya ve evimiz bir sebeple tahrip olup artık oturulmaz hale gelinceye kadar.


Uzunca bir zaman böyle şeylerin yaşanmadığı yeknesak bir hayat seyri, kişiyi sanki bu dünya ebedî imiş ve içinde insan sonsuza kadar kalacakmış gibi bir halet-i ruhiyeye sokarak gaflet perdesini alabildiğine kalınlaştırıyor.


Ama son örneğini 6 Şubat depremlerinde gördüğümüz, hepimizi sarsıp şok eden afetler bu perdeyi birden paramparça ediyor.


İki dakikaya yakın bir süre devam eden 7.7 büyüklüğündeki bir sarsıntı on binlerce binayı, içindekilerden sağ çıkamayanlar için beton tabutlara dönüşen birer enkaz yığınına çeviriyor. Onca para ödenen ve kredi borçlanmaları yapılan gösterişli apartman daireleri yerle bir oluyor. İçlerinde yine büyük masraflar yapılarak konulan “dayanıklı” ev eşyaları, mobilyalar ve mefruşatla birlikte.


Her sabah ilan edilen “ölmek için dünyaya gelip yıkılmak için binalar yaptığımız” gerçeğinin farkına varabilmek ve bu farkındalığı sağlam bir şuur haline getirip ömür sermayemizi bu hakikatin ışığında en verimli şekilde değerlendirmek için illa böyle felaketleri beklemememiz gerektiği dersini vererek.


Evet, ayette buyurulduğu gibi her canlı ölümü tadacaktır ve hadiste ifade edildiği gibi ölüm haktır.  Ve yine hadiste vurgulandığı gibi, nasıl yaşarsak öyle ölecek ve nasıl ölürsek öyle haşrolacak, öyle diriltileceğiz.


Hepimiz için hayırlı ömürler ve hayırlı ölümler duasıyla.


5 Haziran 2026 Cuma

DÜNYA HAYATI VE AHİRET İNANCI

 Madem,"Dünya âhiret'in bir mezraasıdır1".

Yani dünya, âhiretin bir tarlasıdır;

ecel ve kabir de insanı bekleyen iki hakikattir.

Öyleyse bu kısa hayat, yalnızca gelip geçmek için değil;

iyilik ekmek, hakka yönelmek ve ebedî hayata hazırlanmak içindir.


İnsan bu dünyada başıboş bırakılmamıştır.

Kalbindeki niyetler, yaptığı işler, söylediği sözler bir bir yazılır.

Zira bu hayat, yalnızca bir yolculuk değil;

aynı zamanda bir imtihandır.


Eğer burada yaptıklarımızın bir karşılığı olmayacaksa,

adalet duygusu neyle teselli bulur?

Mazlumun gözyaşı, zalimin yaptığı yanına mı kalır?

Hayır.

Mükâfat da vardır, mücazat da…

İyiliğin karşılığı, kötülüğün hesabı vardır.


Bu sebeple âhiret, bir hakikattir.

Orası, dünyada ekilenlerin biçileceği yerdir.

Dünyada sabır, orada sevinç;

dünyada zulüm, orada hesab;

dünyada ihlâs, orada rahmet vardır.


Öyleyse insan, eceli unutmadan yaşamalı;

kabri hatırlayarak yol almalı;

âhireti düşünerek dünya işlerini tanzim etmelidir.

Dünya geçicidir;

âhiret ise ebedîdir.

   Madem dünya var. Ve dünya içinde bu âsârıyla hikmet ve inayet ve rahmet ve adalet var. Elbette dünyanın vücudu gibi kat'î olarak âhiret de var. Madem dünyada herşey bir cihette o âleme bakıyor. Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.2


Akıllı insan, ebedî hayatını kazanmaya bakar.

Dipnot:1-Sözler 86, 2-Sözler 87