13 Mayıs 2026 Çarşamba

ZULÜM VE ADALET

Cennet, Cehennem ve Adalet

Dünya hayatına baktığımızda adaletin çoğu zaman tam tecelli etmediğini görürüz. Nice zalimler ömürlerini rahat içinde geçirirken, nice mazlumlar haklarını alamadan bu dünyadan göçüp gider. Eğer hayat yalnızca bu kısa dünya safhasından ibaret olsaydı, bu durum adalet duygusunu zedelerdi. Oysa kâinatın nizamı, hikmetle işleyen bir düzeni gösterir. Bu düzenin sahibi olan “Sultan-ı Âdil”, elbette mutlak adaleti de gerektirir.

İşte burada ahiret hakikati devreye girer. Cennet, iyiliklerin karşılığının eksiksiz verileceği bir mükâfat yurdu; cehennem ise kötülüklerin karşılıksız kalmayacağı bir ceza mahallidir. Bu iki âlem, ilahî adaletin tamamlanması için zaruridir. Çünkü sınırlı bir dünyada sınırsız sonuçlar doğuran fiillerin tam karşılığı ancak ebedî bir âlemde verilebilir.

Mesnevî-i Nuriye’nin bakışıyla meseleye yaklaştığımızda, adalet sadece bir kavram değil, aynı zamanda bir gerekliliktir. Allah’ın “Adl” ismi, varlıkta tecelli etmek ister. Bu tecelli, yalnızca dünya sahnesiyle sınırlı kalamaz. Zira dünya, imtihan meydanıdır; hüküm ve netice yeri değildir. Hüküm, ahirette verilecektir.

Fıtratın Sesi 

Ayrıca bu hakikat insanın vicdanında da yankı bulur. Her insan, iç dünyasında iyiliğin ödüllendirilmesini, kötülüğün ise cezalandırılmasını ister. Bu evrensel duygu, ahiretin varlığına bir işaret gibidir. Çünkü fıtrata konulan hiçbir duygu, karşılıksız ve anlamsız değildir.

Sonuç olarak, “Sultan-ı Âdil için bir cennet-i bâkiye, bir cehennem-i dâime lâzımdır” ifadesi, yalnızca bir inanç cümlesi değil aynı zamanda aklî, vicdanî ve varlık düzenine uygun bir hakikatin ifadesidir. İlâhî adaletin tam anlamıyla tecelli etmesi, ancak ebedî bir âlemin varlığıyla mümkündür. Bu da bize gösterir ki, hayat bir son değil; sonsuz bir başlangıcın kapısıdır.

Sonsuz Arzular ve Ebedî Hayatın Zarureti

İnsanın taşıdığı istidat ve kabiliyetlerin genişliği de ebedî bir âlemi zaruri kılar. Zira insan, yalnız birkaç yıllık dünya hayatına sığmayacak kadar derin arzulara, bitmeyen ümitlere ve sonsuzluk isteyen bir kalbe sahiptir. Bu fani dünyada bu arzuların tam karşılığını bulamaması, onların abes olmadığını, bilakis ebedî bir hayat için verildiğini gösterir. Mesnevî-i Nuriye’nin bakışında bu durum, adaletle birlikte rahmetin de bir gereği olarak okunur. Çünkü “Sultan-ı Âdil” aynı zamanda “Rahîm”dir; kullarının samimi amellerini zayi etmeyecek, en küçük bir iyiliği dahi karşılıksız bırakmayacaktır. İşte bu sonsuz rahmet ve mutlak adalet, cennet ve cehennemi sadece mümkün değil, aynı zamanda zaruri kılar. Vesselâm…..


SADAKA SAĞLIĞIMIZIN SİGORTASIDIR

 "Az sadaka çok belayı defeder"

Kalp gözü açık büyük bir zat bir gencin nikah merasimine katılır ve o gencin o gün, yani gerdek gecesi öleceğini söyler. Sabahleyin o genci camide görenler şaşırır ve o zata sorarlar: “Siz bu kişinin öleceğini söylediniz ama o yaşıyor.”

O zat gence sorar: “Sabah yatağını düzeltmedin mi?”

Genç, “hayır” deyince namaz sonrası o gencin evine giderler ve yastığı kaldırınca dehşetli bir yılan görürler.

O zat gence sorar: “Bu yılan seni sokup öldürecekti, akşam ne yaptın da bu gerçekleşmedi?”

Genç, “Akşam kapımızı bir kişi çaldı. İhtiyaç içinde idi. Ben de ona bir sadaka verdim” der.

O zat da der ki çevresindekilere: ”İşte gördünüz, sadaka belayı def eder.”

Şimdi bu hikayeyi kader programı açısından tahlil edelim.

O zat doğru görmüştür. Yani kader programında “Yılan gerdek gecesi bu genci sokup öldürecek” diye bir ihtimal ve seçenek vardır. Ancak bu seçenek bir çok seçenekten sadece birisidir. Diğer bir seçenek de, “O genç sadaka verecek ve yılan onu sokamayacak” hükmüdür. İşte daha bir çok seçenekten bu seçenek işleme konmuş ve artık o an için gencin nihai kaderi bu seçenek olmuştur.

Meseleye bu açıdan bakıldığında Allah kader programında önümüze binlerce seçenek sunmakta. Bu seçeneklerin sayısı ise zaman ve mekan ile sınırlandırılmıştır. Zaten zaman ve mekan da her kişi için seçim şartlarına göre yeniden yaratılmaktadır. Yani her kesin kendine göre, kaderden yaptığı seçime göre özel bir zaman ve mekanı vardır.

Bu nedenle az sadaka yukarıda belirtilen yılan sokma ve ölme belasını defetmiştir.


AİLE GEÇİMSİZLİKLERİ

 Toplumun hemen her alanını tehdit eden yozlaşmanın, ahlâkî aşınmanın en çok yaşandığı yerlerin başında herhalde aile hayatı geliyor.

Uzunca bir zamandır eşler arasında sürüp giden sürtüşmeler, çekişmeler ve maalesef boşanmalarla sonuçlanan kavgalar.

Bu acı gidişatın birçok sebebi olmakla beraber bizce evlilik öncesi atılan adımlar, alınan yanlış kararlar bu problemlerin önemli sebeplerindendir. Hz. Peygamber’in(asm), “Bir kadın soyu için, zenginliği için, güzelliği için, dindarlığı için nikah edilir; siz dindar olanı tercih edin.” tavsiyesini gençlerimizin çoğu dikkate almayıp; ya çabuk bozulmaya müsait güzelliklerden yana ya da –varsa– maaşından yana tercihini kullanıyor. Belli bir yaştan sonra meftun olduğu güzellik kaybolunca veya eşi aldığı maaşı veya –varsa– serveti üzerinden eşine karşı bağımsızlığını ilân edince kavga gürültü başlıyor.

Gerçi son zamanlarda dindar olarak bildiğimiz bazı ailelerde de kayda değer geçimsizliklerin olması da üzerinde durulması gereken bir başka gerçek.

Yanlış tavırlardan birisi de, evlenecek olan gençlerin tanışıp bir araya gelmelerinde dinimizin tavsiye ettiği mahremiyetleri dikkate almayan davranışları var… Bunlara ilâve olarak eş adaylarının kendilerini tanıtırken kusurlarını kamufle etmekle beraber; adeta kendilerini tamamen hatasız olarak takdim ederek karşı tarafı yanıltmaları söz konusu.

Abartılı beyanlara evlendikten hemen sonra ortaya konulan tavırlarda tam tersiyle karşılaşan kız veya erkek, adeta hayal kırıklıkları yaşamak suretiyle boşanmalara sebep olunuyorlar.

Hata ve kusurların izalesi ve ıslahı için birbirlerine yardımcı olup dua etmek yerine; huzursuzlukları tetikleyecek incitici, tahkir edici söz, hal ve tavırlarda bulunan eşler kendi elleriyle aile hayatını yaşanmaz hale getiriyorlar.

Eşler arasındaki farklı görüşlere ve düşüncelere, huy ve mizaç farklılıklarına karşı olan tahammülsüzlükler ve tahakküme varan yanlış dayatmalar da bazen boşanmalara sebep olan sürtüşmelere, kavgalara zemin hazırlıyor.

İşsizlik, giderek daha çok ivme kazanan zamlar ve hayat pahalılığı da bir taraftan evliliklere mani olurken, bir taraftan da evli çiftlerin zarurî ihtiyaçlarını temin edemediklerinden kaynaklanan geçim sıkıntılarına sebep olabiliyor. Yine bu zamanda ; hiçbir sansüre tabi tutulmadan, televizyon kanallarında yayınlanan ve aileyi hedef alan bazı gayr-ı meşru programlar ve diziler de aile hayatını tahrip eden sebeplerdir.

Bütün bu sebeplere ilâve olarak, aile reisi olmanın beraberinde getirdiği bazı sorumluluklarının farkında olmadığı için; eşinin kendisine önemli bir emanet olduğunu, onun meşru haklarını ve hukuklarını korumanın önemli vecibe olduğunu önemsemeyen erkeğin lâkaytlığına ve ilgisizliğine karşılık hanımın da aile reisliği gibi bir makamı tanımayan bir anlayışla beyinin meşru olan taleplerini açıkça reddederek hiçbir kayıt altına girmeyi kabul etmemesi gibi yanlış tavırlarla sağlıklı bir aile hayatının devam edemeyeceği açıktır.

11 Mayıs 2026 Pazartesi

SEN ÜCRETİNİ ALIRSIN

    Ey sevaba hırslı ve a'mal-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile "Herkes beni dinlesin" diye vazifeni unutup, vazife-i İlahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma. Hem hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar, yalnız insanlar değildir. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur mahlukları ve ruhanîleri ve melaikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevab istersin, ihlası esas tut ve yalnız rıza-yı İlahîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları; ihlas ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevab kazandırsın. Çünki meselâ sen "ELHAMDÜLİLLAH" dedin; bu kelâm, milyonlarla büyük küçük "ELHAMDÜLİLLAH" kelimeleri, havada izn-i İlahî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halketmiş. Eğer ihlas ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rıza-yı İlahî ve ihlas o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez; sevab da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hâfızların kulakları çınlasın!..

Lemalar - 152

10 Mayıs 2026 Pazar

TAKVA VE TAKVA ELBİSESİ

 Takva ve takva elbisesi nedir?

"Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır"

 Halil Akgünler

Takva elbisesi nedir ?

Takva elbisesi,

Takva elbisesi tabiri Kuran’da geçen bir tabir.

Cenab-ı Hak Araf Suresinde bu elbiseden şöyle haber veriyor:

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). (Araf Suresi, 26)”

Peki takva nedir?

Bu konuda Risale-i Nurda geçen bir tanım var:

“Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır. (Tarihçe-i hayat, s.372)”

Demek ki takva Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durmak manasına geliyor. Bu nedenle zaten mühim bir amel-i salih işlenmiş oluyor.

Peki takva elbisesi nasıl teşekkül ediyor?

Bunun da cevabı yine Nurlarda verilmiş:

“Cehennem ateşinin tesirini men edecek ve eman verecek iman gibi bir madde-i mâneviye, İslâmiyet gibi bir zırh olduğu misillü, Ruhunuza imanı giydirip Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi,Şu âyet ise, ona mukabil, bak, ne kadar ulvî, lâtif ve güzel ve ebede kadar yırtılmayacak, Hanîfen Müslimen destgâhında dokunacak bir hulleyi gösteriyor. (Sözler, s.353)”

İfadeye göre iman ve İslam insanda manevi bir zırh meydana getiriyor. Hanîfen Müslimen tezgahında dokunan bu nurani takva elbisesi ebede kadar insanın üzerinde kalıyor ve cehennem ateşine karşı bir siper oluyor.

İşte insan takva ve salih amel ile öyle nurani bir takva elbisesine sahip oluyor ki, cehennem bu elbiseyi ve içindekileri yakamıyor. Yani tam bir nuraniyet kazanmış olan bir insanı cehennem yakamaz. “Nar nuru yakamaz, nar nura kuvvet verir” sözü bu hususu çok güzel açıklıyor.

Bu nuraniyet elbisesini tam olarak giymiş olan ve mahiyeti tam bir nuraniyet kazanmış olan Hz. Peygamberimiz(asm) Miraç yolu ile gittiği ulvi alemlerde Cehennemin bütün tabakalarını gezmiş ve ateş ona dokunmamıştır.

Ahiret aleminde ise tüm insanlık cehenneme uğrayacaktır. Bu konuda kesin bir vaad-i ilahi var. Peki cehenneme uğrayan müminleri ateş yakacak mıdır? Elbette ki hayır. İman ve İslamiyet yolu ile takva elbisesini tam olarak giyen müminleri ateş yakamayacaktır. Çünkü nar nuru yakamaz. Bu latif prensip nedeniyledir ki, cehennemin “Ey mümin! Çabuk geç ki, nurun ateşimi söndürüyor” dediği rivayet edilir.

Takva elbisesi son derece önemlidir ve ebede kadar yırtılmayacak nurani bir zırhıdır. Bu elbise bir ikram-ı ilahi olarak ilk defa Adem babamız ile Havva annemize cennette giydirilmiştir. Yasak meyvenin yenmesi neticesinde ise bu zırh açılmış ve dünya hayatının zorlukları ile yüz yüze kalınmıştır.

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık. (Araf Suresi, 27)”

Muhtemelen bu takva elbisesi insana doğuştan veriliyor. İnsan ise buluğ çağından itibaren takva yolu ile ya bu elbiseyi güçlendiriyor. Ya da günahlarla o takva elbisesinde delikler açıp küfür ve isyan ile parçalayıp üstünden atarak cehennem ateşine karşı zırhını yok ediyor.

Demek ki insanın önünde iki yol var:

Ya takva yolu ile nurani bir elbise giyip ebedi mutlu olup ateşten korunacak.

Ya da isyan ve günahlarla zulmani bir elbise giyip ateşin odunu olacak.

HACILARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR

 Hac ibadeti, hem fiziksel hem de manevi açıdan kapsamlı bir hazırlık ve dikkat gerektiren kutsal bir yolculuktur. Hacı adaylarının bu süreci en verimli şekilde geçirmeleri için dikkat etmeleri gereken temel hususlar şunlardır:

1. Manevi Hazırlık ve İbadet Bilinci

Niyet ve İhlas: Hac ibadeti sadece Allah rızası için yapılmalı, gösterişten kaçınılmalıdır.

Arafat Vakfesi: Haccın en önemli rüknü olan Arafat'ta geçirilen süre, dua, zikir ve tövbe ile en iyi şekilde değerlendirilmelidir.

İhram Yasakları: İhrama girdikten sonra koku sürünmek, tıraş olmak, tırnak kesmek, bitkilere veya hayvanlara zarar vermek gibi ihram yasaklarına Hac Yolcusu Rehberi'nden detaylıca bakılarak titizlikle kaçınılmalıdır.

Sabır ve Hoşgörü: Milyonlarca insanın bulunduğu kalabalık ortamlarda haklı olunsa bile tartışılmamalı, sabırlı olunmalı ve kimse incitilmemelidir. 

2. Sağlık ve Hijyen Önlemleri

Düzenli İlaç Kullanımı: Kronik hastalığı olanlar, kullandıkları ilaçları yanlarına almalı ve asla aksatmamalıdır. "Kutsal mekandayız" diyerek ilaçları bırakmak yanlıştır.

Sıcaklık ve Hijyen: Sıcak hava nedeniyle bol sıvı tüketilmeli ve el/yüz temizliğine, özellikle çiğ yiyecekleri tüketmeden önce yıkamaya dikkat edilmelidir.

Yorgunluk: Hac öncesinde fiziksel olarak dinlenmiş olmak önemlidir. Kutsal topraklarda ibadete enerji saklanmalıdır. 

3. Hac İbadetinin Rükn ve Vacipleri

Tavaf ve Sa'y: Kâbe ziyareti, tavaf ve Safâ-Merve arası sa'y işlemleri usulüne uygun yapılmalıdır.

Vacipler: Müzdelife vakfesi, şeytan taşlama, saçların tıraş edilmesi ve veda tavafı gibi vacipler zamanında yerine getirilmelidir.

Eğitim: Gitmeden önce Diyanet'in düzenlediği "Hac Hazırlık Kurslarına" ve bilgilendirme toplantılarına mutlaka katılınmalıdır. 


4. Maddi ve Teknik Detaylar

Belgeler: Pasaport, vize ve özellikle aşı kartı gibi gerekli belgeler her an ulaşılabilecek şekilde saklanmalıdır.

Mekke/Medine Hayatı: Zamanın çoğu tavaf, namaz, Kur'an ve zikirle geçirilmelidir. 

Özetle, hac yolculuğu sabır, ilim ve sağlık kurallarına uyum gerektiren bir süreçtir. Takva elbisesini her an korumaya özen gösterilmelidir. 


CEDELLEŞMEK

 Cedelleşmek, Arapça kökenli cedel (ağız dalaşı, tartışma) kelimesinden türemiş olup, karşılıklı olarak tartışmak, münakaşa etmek, çekişmek veya uğraşmak anlamına gelir. Özellikle fikir uyuşmazlığı durumlarında çetin bir şekilde tartışma halini ifade eder. 

Cedelleşmek Kelimesinin Anlamı ve Kullanımı

Temel Anlamı: Münakaşa etmek, fikir çatışması yaşamak.

Halk Ağzında: Cebelleşmek, becelleşmek veya mecelleşmek şeklinde de kullanılsa da, kelimenin doğrusu "cedelleşmek"tir.

Kapsam: Sadece sözlü tartışma değil, aynı zamanda biriyle veya bir işle uğraşma/çabalama durumunu da (cebelleşmek anlamında) kapsayabilir.

Köken: Arapça cdl (çetin tartışma) kökünden gelir. 

Kubbealtı Lugatı +5


Örnek: O kadar karmaşık bir işle cedelleşiyoruz ki, sonucu kestirmek zor.