13 Mart 2026 Cuma

ALLAH BİZE ŞAH DAMARIMIZDAN YAKINDIR

    Cenab-ı Hak bize gayet karibdir, biz ondan gayet derecede uzağız. Nasılki Güneş, elimizdeki âyine vasıtasıyla bize gayet yakındır ve yerde herbir şeffaf şey, kendine bir nevi arş ve bir çeşit menzil olur. Eğer Güneş'in şuuru olsaydı, bizimle âyinemiz vasıtasıyla muhabere ederdi. Fakat biz ondan dörtbin sene uzağız. Bilâ-teşbih velâ-temsil; Şems-i Ezelî, her şey'e herşeyden daha yakındır. Çünki Vâcibü'l-Vücud'dur, mekândan münezzehtir. Hiçbir şey ona perde olamaz. Fakat herşey nihayet derecede ondan uzaktır.

   İşte Mi'racın uzun mesafesiyle,

وَ نَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ

in ifade ettiği mesafesizliğin sırrıyla; hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın gitmesinde, çok mesafeyi tayyederek gitmesi ve ân-ı vâhidde yerine gelmesi sırrı, bundan ileri geliyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mi'racı, onun seyr ü sülûkudur, onun unvan-ı velayetidir. Ehl-i velayet nasılki seyr ü sülûk-u ruhanî ile, kırk günden tâ kırk seneye kadar bir terakki ile, derecat-ı imaniyenin hakkalyakîn derecesine çıkıyor.

   Öyle de: Bütün evliyanın sultanı olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm; değil yalnız kalbi ve ruhu ile, belki hem cismiyle, hem havâssıyla, hem letaifiyle, kırk seneye mukabil kırk dakikada, velayetinin keramet-i kübrası olan Mi'racı ile bir cadde-i kübra açarak, hakaik-i imaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş, Mi'rac merdiveniyle Arş'a çıkmış, "Kab-ı Kavseyn" makamında, hakaik-i imaniyenin en büyüğü olan İman-ı Billah ve İman-ı Bil'âhireti aynelyakîn gözüyle müşahede etmiş, Cennet'e girmiş, saadet-i ebediyeyi görmüş, o Mi'racın kapısıyla açtığı cadde-i kübrayı açık bırakmış, bütün evliya-yı ümmeti seyr ü sülûk ile, derecelerine göre, ruhanî ve kalbî bir tarzda o Mi'racın gölgesi içinde gidiyorlar.

Mektubat - 306

12 Mart 2026 Perşembe

YARDIMLAR ALLAH RIZASI İÇİN YAPILMALI

 Ey ehl-i kerem ve vicdan ve ey ehl-i sehavet ve ihsan!

   İhsanlar zekat namına olmazsa, üç zararı var. Bazan da faidesiz gider. Çünki Allah namına vermediğin için, manen minnet ediyorsun; bîçare fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenab-ı Hakk'ın malını ibadına vermek için bir tevziat memuru olduğun halde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfran-ı nimet ediyorsun. Eğer zekat namına versen; Cenab-ı Hak namına verdiğin için bir sevab kazanıyorsun, bir şükran-ı nimet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeğe mecbur olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur. Evet zekat kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan, yahut sair suretlerde verip riya ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekat namına o iyilikleri yapıp, hem farzı eda etmek, hem sevabı, hem ihlası, hem makbul bir duayı kazanmak nerede?

Mektubat - 274

DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI

 Dünyevîleşmenin tavan yaptığı günümüzde madde ön safa geçerken, maneviyat ve ondan südur eden dinî değerler belki arka saflara geçip bazılarımıza abdest bile aldırmazken, namazda ön safta yarışmayı marifet zanneder olduk.

Elbette ne halde olursak olalım ibadetlerden taviz vermemek lâzım. Ancak din sadece zahiri ibadetlerden ibaret değildir. İnsanın efal ve etvarını; ailesine, çevresine milletine ve insanlığa karşı vazifelerini de tanzim eder.

Esasen din; aklen kabul edip kalben tasdik ettikten sonra vicdanen yaşatılandır. Aklı kabul edip kalbi tasdikle beraber vicdana inmiyor ve yaşanmıyorsa dinin algılanmasında sıkıntı var demektir. Belki de işine nasıl geliyorsa öyle yorumluyor olabilir.

Buyurun size el’an yaşadığımız bir kaç misâl.

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hücurat 6.)

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisa 135)

“Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, başka bir günahkarın yükünü yüklenemez.” (Zümer 7)

Son senelere baktığımızda bu âyetlerle aramızda ciddi mesafeler var gibi.

Zira ne adaleti tesis edebildik, ne de zarar bize dokunacağı için hakkı söyleyebildik. Ya siyasetimiz veya cebimiz bizi doğru söylemekten uzak tuttu.

Adalet, hak-hukuk ve zulümler arşa değdi neredeyse. Biz ise kendi siyasetimizde değilse, onlara zulüm gözüyle bakamadık. Baksak da kırk tevil. Gah sol dedik, gah dinsiz, ya da terörist. Belge, bilgi, delil; ulu’lemre itaat deyip bir kenara ittik..

“Eskide bazı dinsizleri gördüm ki: Ahkâm-ı Kur’aniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; “dinsiz bir müslüman” denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki; ahkâm-ı Kur’aniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar.. “gayr-ı müslim bir mü’min” tabirine mazhar oluyorlar.”

11 Mart 2026 Çarşamba

NAMAZIN ÖNEMİ

 NAMAZ ➰ NAMAZ ➰ NAMAZ*

👉 *Cebrail Aleyhisselam'ın Dilinde Namaz*

🌹🌹 *Hz.Muhammed(s.a.v) buyuruyor ki...*

⬛⬛ *Ümmetimin önünde muhakkak 5 yokuş vardir...*

❗ *Hz. Ebubekir(r.a) sordu:*

‼️ *'Nedir bu yokuşlar Ya Rasulullah❓'*

🌹🌹🌹 _Efendimiz (s.a.v) buyurdularki:_

*1️⃣➖ Ölüm ve onun zorluğu*

*2️⃣➖Kabir ve onun yalnizliği..*

*3️⃣➖Münker ve Nekir'in sualleri ve Onların heybetleri..*

*4️⃣➖Terazi ve onun hafifliği..*

*5️⃣➖Sırat Köprüsü ve onun inceliği..*

😔😭 _Hz Ebubekir (r.a), bu sözü işitince öyle çok ağladı ki onunla birlikte yedi kat gök ve melekler ağladı..._

🌾🌾 *Bunun üzerine Cebrail(a.s) indi ve dediki:*

🛑🛑 *'Ya Muhammed (s.a.v) Ebu Bekir (r.a)'e söyle ağlamasın şu sözü işitmedi mi ki:*

‼️‼️‼️ *'Ölümden başka herşeyin çaresi vardır'* _sonra Cebrail (a.s) şöyle buyurdu:_

*1️⃣📌 Her kim sabah namazını kılarsa ölüm ve onun zorluğu kolay olur..*

*2️⃣📌 Her kim öğle namazını kılarsa kabir ve darlığı ona kolay olur..*

*3️⃣📌 Her kim ikindi namazını kılarsa Münker ve Nekir'in heybetleri ve sualleri kolay olur..*

*4️⃣📌 Her kim akşam namazını kılarsa terazi ve onun hafifliği kolay olur..*

*5️⃣📌 Her kim yatsı namazını kılarsa Sırat ve onun inceliği kolay olur..*

👉 _ve denildi ki:_

‼️‼️‼️ *Her Kim namazinda gevşeklik yaparsa ölüm anında (La ilahe illlallah Muhammedur Resulullah) sözünü söylemesi güçleşir...*

🌹🌹🌹🤲🏻🤲🏻 *Rabbim hepimizi hakkıyla Namazlarını kılanlardan eylesin...*

*⬛⬛ Seni cennette özleyecek, arayacak, soracak bir dostun var mı❓*

➖ _Bu soruyu kendine samimi bir şekilde sor..._

  🩸 *"Bu kadar arkadaşım var, acaba cennette bile beni özleyecek kadar samimi bir dostum var mı❓"*

🌹 _Peygamber Efendimiz Sâllallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:_

➖ _Adam cennete girince şöyle der:_

*Acaba falan arkadaşım ne halde❓*

⭕ *Halbuki o arkadaşı cehenneme düşmüştür...*

_Allahu Teâlâ şöyle der:_

❣️❣️ *"Bu kişinin arkadaşını bunun hatırı için, arkadaşını aradığı, özlediği için, samimi olduğu için cehennemden çıkarın!"*

➡️ _Bunun üzerine cehennemde ki diğer kimseler şöyle der:_

‼️‼️ *"Bizim için bir şefaâtçi yok! Ne bir dost ne de bir samimi bir arkadaşımız var!"* Şuara Sûresi 100-101

_Hasan Basri şöyle dedi:_

❤️🖤 *"Mü'min dostlarınızı çoğaltın❗ Zira kıyamet günü onların size şefaâti olacaktır."*

_Şu soruyu samimi bir şekilde kendinize sorun..._

➖ *"Kaç tane arkadaşım ve dostum var cennette beni özleyecek❓"*

👉 *Ya Rabbi, dostumu özledim, onu da yanıma al diyecek❓*

🖤♥️❤️ *Samimi, dürüst, canınızı, malınızı gönül rahatlığıyla teslim edeceğiniz dostlar edinmemiz dileğiyle...*

10 Mart 2026 Salı

ŞERRİDE HAYIRIDA YARATAN ALLAH'TIR

 Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasılki pekçok mesalihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tenbel bir adam diyemez: "Yağmur rahmet değil." Evet halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesîr vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesîri terketmek, şerr-i kesîr olur. Onun için o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlahîde şer ve çirkinlik yoktur. Belki, abdin kesbine ve istidadına aittir.

   Hem nasıl kader-i İlahî, netice ve meyveler itibariyle şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de: İllet ve sebeb itibariyle dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünki kader, hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zahirî gördükleri illetlere, hükümlerini bina eder; kaderin aynı adaletinde zulme düşerler. Meselâ: Hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte kader-i İlahî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlahînin adaleti ve insan kesbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek kader ve icad-ı İlahî; mebde' ve münteha, asıl ve fer', illet ve neticeler itibariyle şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir.

Sözler - 464

MÜSLÜMAN; ŞEFKATLİDİR,MERHAMETLİDİR

 Müslüman; adalet,şefkat ve merhamet timsalidir.

Ordusu giderken yoluna yavrulu bir köpek çıkınca onları rahatsız etmemek için ordunun yolunu değiştiren ve bir cenaze anında ayağa kalkıp ona saygı gösteren yanındakilerin bu bir Yahudi cenazesidir dediklerinde olsun o bir insandı diyerek insan onurunun herşeyden üstün olduğunu belirten bir Peygamberin ümmetiyiz.

Yine bir kafiri yere yatırdığında kesecek fakat o anda yüzüne tüküren kafiri kesmekten vaz geçen niçin kesmedin deyince seni Allah için öldürecektim fakat sen yüzüme tükürdün nefsim işe karıştı kesersem katil olurum diyen Hz Ali'nin bu tavrına hayran kalan kâfir müslüman olur.İşte bizim şefkat merhamet ve adalet anlayışımız budur.

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dünya beşten büyüktür diyor doğrudur.15 daimi temcisi bulunan ve beş ülkenin veto hakkı olan BM malesef dünyanın huzurunu güvenliğni sağlamak yerine kendi menfaatlerini ön plana çıkararak huzursuzluğa neden olmaktadırlar.Yapılacak iş alternetifler üreterek dünya milletlerinin adalet ve hukukta üstünlük sağlayacak adımlar atmasıdır.Şunu da unutmamak gerekir ki, Her dünya devletinin de başındakı dikdatör birden büyüktür.Baştakiler gider devletler baki kalır.Yeterki hukukumuzu korumasını bilelim.

Ağlamayı,çaresizliği bırak da, problemin çözümüne çare ara

Tarık bin Ziyad komutasındaki askerler Cebeli Tarık boğazını geçtikten sonra Komutan gemileri yakıyor ve  askerlerin geri dönmelerini imkansız hale getiriyor. O eşsiz komutan  askerlerine dönüp şöyle sesleniyor. İşte karşınızda düşman ve  arkanızda deniz ya çarpışır bu toprakları ele geçirir buraya yerleşir İslâmın Endülüs'te yayılmasını sağlarsınız, ya da geri döner denizde boğulur gidersinz diyerek ordusuna hedefi gösteriyor.Bu hitaptan sonra ordu düşmanla çarpışarak Endülüs fetediliyor.Böylece Endülüs Emevi devleti kuruluyor.Gırnata şehri devletin başkenti oluyor. Uzun müddet( 250 yıl) orada kalan müslümanlar malesef zayıf idareciler ve iç karışıklılar sonucu acı bir gerçekle karşılaşıp yıllar sonra İspanyadan atılıyorlar.En acı olanı da son hükümdar Abdurrahman'ın yüksek bir yere çıkarak yakılan, yıkılan yok edilen Kurtuba şehrini, seyrederek ağlaması oluyor.Bu durumu gören hükümdarın annesinin tarihe geçen şu sözleri ibret doludur: "Ağla hain ağla, ağla zalim ağla, erkekler gibi çarpışıp mücadele edemeyenler böyle karılar gibi ağlar" diyerek onun şahsında herkese büyük bir ders veriyor.

İşte ibret dolu bir mücadele. Sonunda tefrikaya dirayetsizliğe kurban giden, Endülüs Emevi devletinin yıkılması ile bir devrin sonu.

8 Mart 2026 Pazar

FATİHA SURESİ VE ANLAMI

   Mânâsını kısaca vermemiz gerekirse: 

“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla: Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O Rahmandır; rahmeti bütün varlıkları kuşatır. Ve bütün yaratıklarının her türlü rızkını merhametle yetiştirir. O Rahimdir; yaratıklarına karşı pek şefkatli ve merhametlidir. O hesap gününün sahibidir. Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. Bizi sırat-ı mustakîme (doğru yola) ilet. Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan salih kullarının yoluna ilet.- Gazabına uğrayanların ve dalâlete düşmüş olanların yoluna değil. Âmin.”             

 Allah Teâlâ, ‘Fatiha Sûresini kulum ile kendi aramda iki eşit kısma ayırdım. Yarısı Benim, yarısı da kulumundur. Kulum onunla istediğine kavuşacaktır’ buyuruyor. Nitekim kul kıyama kalkar ve ‘Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin’ (Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun) der. Bunun üzerine ulu ve yüce Allah, ‘Kulum bana hamd etti!’ buyurur. Kul, ‘Errahmanirrahim’ der. Allah, ‘Kulum Bana senada bulundu’ buyurur. Kul, ‘Mâlik-i Yevmiddin’ der. Allah Teâlâ: ‘Kulum Beni tazim etti. İşte bu okunanlar Bana aittir. ‘İyyake nabüdü ve iyyake nestain’ benimle kulum arasındadır. Sûrenin bundan sonraki ayetleri ise kulumundur ve kulum o âyetleri okuyarak dilediğine kavuşur. Çünkü kulum artık, ‘İhdinassırâtelmüstakim. Sıratellezine en’amte aleyhim gayri’l-mağdubi aleyhim veladdâllin. Âmin’ diye duâ ediyor’ buyuruyor.”