21 Eylül 2026 Pazartesi

ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM

 İnsan yaşam itibari ile tekemmül etmeye muhtaç bir vaziyette yaratılmıştır.Yani dünyaya geliş esnasında mükemmel cihazlar ile donatılmış, fakat hayat boyu kullanacağı bu cihaz ve duyguları nasıl kullanacağının öğrenimi bu dünyaya bırakılmıştır.İşte hayat boyu eğitim denen süreç bunun için önemlidir.

Sevgili Peygamberimiz,bunun için, beşikten mezara kadar ilim öğrenin buyurmuştur,O'nun yolunu takip eden büyük alimler  Allah'tan bunun için ilim talebinde bulunmuşlardır.Kısaca bu dünyaya gönderilen insan ilim öğrenerek gelişmek durumundadır.

Merhum Nasreddin hocamız, öğrencisinin birini testi ile su getirmeye gönderirken ikaz mahiyetinde, testiyi kırmadan kulağını çekmiş ve bunu görüp niçin böyle yaptın diyenlere ise, şu makul cevabı vermiştir."Testi kırıldıktan sonra yapacaklarınızın bir önemi yoktur" demiştir.Bizim bundan çıkarmamız gereken elbetteki dersler olmalıdır.Ülke yönetiminde bulunan kişiler sorumluluklarını bilip bazı şeylerin tedbirini önceden almalıdır.Şiddete karşı önceden önlem almak , intihar ve cinayetleri önlemek,  uyuşturucu ve ahlaksızlıkların önüne geçmek için, eğitim ve güvenlik tedbirlerini almak gibi.Kanunlar yetersiz ise, onları gözden geçirmek, güvenlik tedbirlerini olay başlamadan almak, ülke ve aile bütünlüğünü sağlamak ve huzur için gerekir düşüncesindeyim.Bu konulara birazcık eğilmek herkesi rahatlatacak ve görevlilerin işini de kolaylaştıracaktır.Yeter ki samimi olalım, inşallah gelecek daha güzel olacaktır.

ZALİMİN SONU

Öğrencinin biri eski zamanda medrese tahsili yapmakta iken hocası  eline testiyi vererek çeşmeden su getirmesini ister.Çocuk çeşmenin başına su doldurmaya vardığı  anda uzaklardan tozu dumana katarak bir atlının geldiğini görür tam çekileceği sırada atlı yaklaşır ve çocuğun su testisini kırar çocuk biraz korkulu ve birazda üzgün bir şekilde medreseye eli boş döner hocasına durumu anlatır.Hocası çocuğa adama bir karşılık verip vermediğini sorar çocuk hiç birşey söylemediğini belirtince hocası derhal git ağzını bozarak adama galiz bir söz söyle der çocuğu gönderir.Fakat çocuk çeşme başına vardığında adamı ölmüş vaziyette bulur.Çünkü atı tepmiş ve adamı öldürmüş.Üzgün bir şekilde hocasına döner ve durumu anlatır.Hocası  unun böyle olacağını bildiğini söyler çünki sen masumdun Allah o zalimin cezasını anında vermiştir.Sen ağzını bozup bir söz söyleseydin Allah senin  hakkını ahirette adama soracaktı ama sen mazlum olarak sükut ettiğin için atlının bu durumu gayretullah'a dokundu. Mazlumun ahının karşılığı hemen ortaya çıkmıştır.

Allah ülkemizi ve milletimizi bu tür şer ve kötülüklerden korusun.Amin

Rafet Özcan

HER ŞEYDE BİR HAYIR VAR

 İlâhi öğüt:

“Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” 1

***

Delikanlının biri damdan düşmüş; bacağı kırılmış; canı fenâ halde yanmıştı. Uzun bir müddet yatağa mahkûm olur. Ziyarete gelenler;

“Üzülme, bunda da bir hayır vardır!” diye teselli ediyordu.

“Yâhû, bacağım kırıldı; bunun neresinde hayır vardır?” diye karşılık veriyordu.

Bir müddet sonra seferberlik ilân edilmiş; bütün gençler çağrılmıştı. Gidenler bir daha geri dönmedi. Onun ayağı kırık olduğundan almadılar. Gidenlerin bir kısmı geriye dönmemiş, dönenlerin bir kısmı da bacağını kaybetmişti! Onları görünce:

“Elhamdülillah, iyi ki bacağım kırılmış, bunda da büyük hayır varmış!” demiş.

***

Kral, her olumsuz olayda, “Bunda da bir hayır var!” diyen çok sevdiği arkadaşı ve veziri ile sık sık avlanmaya çıkarmış. Vezir tüfeği doldurur, kral da patlatırmış. Bir gün nasılsa yanlış doldurmuş, kralın parmağı kopmuş.

“Bunda da bir hayır var!” deyince, kral kızmış arkadaşını zindana atmış.

Tekrar ava çıkan kral, ormanın derinliklerine dalınca yamyamlar yakalamış. Kazanları kurmuşlar ve herkesi tek tek kazana atmışlar.

Sıra krala gelince, salı vermişler. Zira, inançlarında kusurlu kurban edilmezimiş.

Sarayına gider-gitmez ilk işi arkadaşını ziyaret edip zindandan çıkarmak olmuş:

“Özür dilerim, gerçekten de parmağımın kopmasında büyük bir hayır varmış; sana haksız yere zindanlarda çile çektirdik!”demiş

“Üzülme Kralım, bunda da çok büyük bir hayır vardır! Zira, ben zindanda olmasaydım, kazanda olacaktım!”

Dipnot:

1- Kur’ân, Bakara Sûresi, 216.

20 Eylül 2026 Pazar

İSTİKAMETLİ OLMAK

 Evet Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ

emrini tamamıyla imtisal ettiği için, bütün ef'al ve akval ve ahvalinde istikamet, kat'î bir surette görünüyor. Meselâ: Kuvve-i akliyenin fesad ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabavet ve cerbezeden müberra olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikamet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gazabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh olarak, kuvve-i gazabiyenin medar-ı istikameti ve hadd-i vasatı olan şecaat-i kudsiye ile kuvve-i gazabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffa olarak, o kuvvenin medar-ı istikameti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, a'zamî masumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir. Ve hâkeza... Bütün Sünen-i Seniyesinde, ahval-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer'iyesinde, hadd-i istikameti ihtiyar edip zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinab etmiştir. Hattâ tekellümünde ve ekl ve şürbünde, iktisadı rehber ve israftan kat'iyyen içtinab etmiştir. Bu hakikatın tafsilatına dair binler cild kitab te'lif edilmiştir.

اَلْعَارِفُ تَكْف۪يهِ الْاِشَارَةُ

sırrınca, bu denizden bu katre ile iktifa edip, kıssayı kısa keseriz.

Lemalar - 60

SÜNNETE UYMANIN FAZİLETİ

  BİRİNCİ NÜKTE: 

   Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّت۪ى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّت۪ى فَلَهُ اَجْرُ مِاَةِ شَه۪يدٍ

Yani: "Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir."

   Evet Sünnet-i Seniyeye ittiba, mutlaka gayet kıymetdardır. Hususan bid'aların istilası zamanında sünnet-i seniyeye ittiba etmek daha ziyade kıymetdardır. Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı hatıra getiriyor. O ihtardan o hatıra, bir huzur-u İlahî hatırasına inkılab eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyeyi müraat ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevablı bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor. Çünki o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ittibaını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan şâri-i hakikî olan Cenab-ı Hakk'a kalbi müteveccih olur, bir nevi huzur ve ibadet kazanır.

   İşte bu sırra binaen Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.

Lemalar - 49

BÜYÜK VE SAYGI

 Aynı anne babadan doğan, ya da anne veya babaları bir olan çocuklara kardeş denilir. Kardeşler arasındaki ilişkilerin temelinde de sevgi ve saygı olmalıdır. Böylece, birbirlerini seven ve sayan kardeşler, kendi aralarında iyi geçinirler.

Kardeşler, birbirlerini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Hiçbir şey, bu birliği bozmamalı, kardeşleri birbirlerinden uzaklaştırmamalıdır. Büyük kardeşler, küçükler için anne-baba gibidir. Peygamberimiz (asm),

“Büyük kardeşin küçük kardeş üzerindeki hakkı, babanın çocuğu üzerindeki hakkı gibidir.”(İhya-i Ulumuddin, II/195)

buyurmaktadır. Bu sebeple küçükler, büyüklerine saygı göstermeli, onlara karşı gelmemeli, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. Büyük kardeşler de, küçükleri sevmeli ve şefkatle korumalıdır. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (asm), bizi şöyle uyarmaktadır:

“Büyüklerine saygı göstermeyen ve küçüklerine merhamet etmeyenler bizden değildir.”(age., II/485)

Kardeşler arasında sevgi ve saygıyı azaltan dört sebep vardır.Sebeplerden birisi ; Miras olayıdır.Anne baba vefat ettikten sonra çoğu zaman mal bölüşümü kardeşler arasındaki ayrılığa sebep olmaktadır.

İkincisi ; Eşlerin kardeşler arasına girmesi ve dedi kodu üretmesi kardeşlerin arasını açmaktadır.

Üçüncüsü; Aralarındaki kıskançlıklar ve dünya hırsı. Kıskançlık duygularının hiç bir kardeşe yararı yoktur. Bu nedenle, kardeşler birbirlerini kıskanarak hem kendilerini hem de kardeşlerini huzursuz etmemelidir. Kur’an-ı Kerim’de kardeşlerin birbirlerini kıskanmalarının kötülüğü ile ilgili Yusuf suresinde, Hz. Yusuf peygamberin kıssası anlatılmaktadır.Dördüncüsü ise, ölümdür.Bu herkesin  ağzının tadını bozan ayrılık sebeplerinden en acı olanıdır.

Kardeşlerin birbirlerine karşı bir takım görevleri vardır. Çünkü kardeş demek, aynı bir vücudun iki parçası demektir. Aynı kökten gelen bir ağacın dallarına benzerler. Onun için her insan kendini nasıl severse; kendisinden bir parça olan kardeşini de aynı şekilde sevmek zorundadır.

Aynı çatı altında büyüyen kardeşler, hem kendi aralarında hem de anne ve babaları ile ilişkilerini, sevgi ve saygı üzerine kurarak, aile btünlüğünün devamını sağlamaya çalışmalıdır. Ailelerin dağılmasının ve yok olmasının ülke bütünlüğüne de zarar vereceği unutulmamalıdır.  Onun için her aile ferdi, ailenin huzur ve devamına katkıda bulunmalıdırlar.

Rafet Özcan

 

19 Eylül 2026 Cumartesi

İNSAN OLMANIN YOLU İMANDAN GEÇER

 "Dünya hayatı ve cismanî yaşayış ve hayvanî hayat" terimleri, daha çok İslami ve tasavvufi literatürde kullanılan kavramlardır ve insanın maddi yönüne, bu dünyadaki yaşamına işaret eder

-Dünya hayatı: İnsanların bu dünyada yaşadığı geçici, maddi yaşamı ifade eder. Ahirete nazaran geçici, fanî bir hayat olarak değerlendirilir. Dünya hayatı, insanların sınandığı bir süreç olarak görülür.

-Cismanî yaşayış: "Cismanî" bedensel, maddi anlamına gelir. Cismanî yaşayış, insanın bedenine ve fiziksel ihtiyaçlarına yönelik hayatını ifade eder. Yani, insanın maddi varlığına bağlı olan yaşam tarzı, yeme, içme, barınma gibi bedensel ihtiyaçlara odaklanan yaşam şeklidir.

- Hayvanî hayat: İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarına dayanan ve hayvanlarla ortak olan yaşamsal yönü ifade eder. Yani yeme, içme, barınma, üreme gibi temel biyolojik faaliyetler. Bu terim, insanın sadece fizyolojik yönüne, ruhsal ve manevi yönünden bağımsız olarak bakıldığında kullanılan bir ifadedir.

Bu üç terim birlikte kullanıldığında, insanın dünya üzerindeki maddi ve bedensel varlığını, bu varlıkla ilgili ihtiyaçlarını ve sınırlarını anlatan bir perspektifi işaret eder. Tasavvufi ve dini öğretilerde ise bu tür bir yaşamın ötesine geçerek ruhsal ve manevi boyutlara odaklanılması gerektiği vurgulanır.              

Bediüzzaman Hazretleri  Lemalarda, "Madem dünya hayatı ve cismanî yaşayış ve hayvanî hayat böyledir; hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir.

Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.

İşte o âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden "LÂ İLAHE İLLALLAH" kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir." Diyerek insan olmanın yollarını göstermektedir.

18 Eylül 2026 Cuma

SABIR KALEMİZ VE HALİMİZ

 Sabır deyince aklımıza ilk Eyyüb aleyhisselam gelir. Sabır timsalidir Eyüb Peygamberimiz (as). Aslında düşündüğümüzde bütün Peygamberlerin hayatlarında sabrı bir kale olarak kullandığını ve bizlere bu hususta numune-i imtisal olduklarını görmekteyiz. Lakin yaşam noktasında sabırda en çok nazarlara çarpan Eyyüb aleyhisselamın olduğu kuşkusuzdur. Hz.Eyyüb (as) zengin ve mesrur geçen ömrü Peygamberliğin gelmesiyle son bulmuştur. Bir de vücuduna hastalık ilişince hayat daha da müşkülleşmiş ve sabır mücadeleleri başlamıştır. Malının gitmesi ve hastalığın geldiğini gören en yakın dost ve akrabaları da artık terk etmiştir Eyyüb aleyhisselamı. Bütün bunlara rağmen fedakâr ve vefakâr eşi Rahmet sultan onu terk etmemiş. Beraber sabır örneğini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir. Tabii bu durumda iblis de vazgeçmemiş. Lakin Eyyüb (as) ve eşi, sabrı hiçbir zaman terk etmemiş, iblise karşı da sabır kalesine dâhil olarak mukabele etmişlerdir.

Eyyüb (as) sabırla devam ederken de hastalık diline ve kalbine ilişince dua etme vakti geldiğini anlayarak “Ya Rab! Zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor. Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”1 diyerek yalvardı Rabbine. İhlâsla yapılan dua makbul olur sırrınca Cenab-ı Hak da “Ya Eyyüb ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su”2 diye buyurdu. Hz. Eyyüb (as) de emre uyarak denileni yaptı ve hastalıklarından kurtularak Şafi esmasının tecellisine mazhar oldu.

Şimdi Eyyüb aleyhisselam gibi olmasa da bizim de maddî-manevî yaralarımız bulunuyor. Hatta belki de günümüzde ondan daha dehşetli yaralarımız var. Lakin bu yaralarımız küçük bir kurtçukken temizlenmeli. Yaralarımıza tiryak olacak bir şey bulunmalı. O tiryak da sabırdır. Yaralarımızı da sabır ilacıyla tasfiye edebiliriz aslında.

Yine sabır hayatın her alanında olmalıdır. Evde, işte, okulda ve hizmette… En ehemmiyetlisi de hizmette. Hizmet demişken en müşkül olanı da odur aslında. Hiçbir şey kolay değilken îman kurtarma hizmetinde de elbette zorluklar olacaktır. Hasret duygusu da galebe çalacaktır bu süreç içerisinde. Aileden uzak, gurbet ve hüzün duyguları da… Ama bunlar uhrevi hazırlıklar. İnşallah sıkıntılarımızın zahmeti gidip rahmeti kalacak. Yeter ki bizler bu suretçe sabrı ve şükrü ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki bu zamanda hizmet de kolay değil, dava adamı olabilmek de…

İMAN davasına sıddıkiyetimizi inşallah sıkıntılarda gösterdiğimiz sabır ve metanetle gösterelim. Cenab-ı Hak hizmetimizi daim ve bizi bu yolda kaim eylesin inşallah. Hizmetimizin makbul olması duasıyla…

1.Enbiya Suresi, 83

2. Sad Suresi, 42.