11 Ekim 2026 Pazar

ELEM VE LEZZET

 İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nevi lezzetler ile mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî, manevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zahirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen bir bîçare mahluk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelal'e intisab edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinad ve bütün hâcatına medar bir nokta-i istimdad bularak, herkes mensub olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir padişaha iman ile intisab etse ve ubudiyetle hizmetine girse ve ecelin i'dam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirane iftihar edebilir, kıyas ediniz.

   O mektebli gençlere dediğim gibi musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim: Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum i'dam olunurken bedbaht zalimlere demiş: "Ben i'dam olmuyorum. Belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat ben de sizi i'dam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum." Lâ ilahe illallah diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Asa-yı Musa - 26

BAKIP GÖRMEK ANLAMAK

 Bu âlem şehrinde dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı -kozmoğrafyanın dediğine bakılsa- küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür'atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor.

   Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmaniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir, o derecede sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla bu meşher-i a'zam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sâni'ini, o nuranî yıldızları şahid göstererek tanıttırır. Tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.

Asa-yı Musa - 24

10 Ekim 2026 Cumartesi

GENÇLİK GİDECEK

 Gençlik hiç şübhe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat'iyyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata -istikamet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar.

   Eğer sefahete sarf etse, nasılki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir. Öyle de gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes'uliyetinden ve kabir azabından ve zevalinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücazatlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.

   Mesela, haram sevmekte bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi birçok ârızalar ile o cüz'î lezzet, zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin sû'-i istimali ile gelen hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere ve kalb ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizliğinden neş'et eden sıkıntılarla meyhanelere, sefahethanelere veya mezaristana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden ve hapishanelerden ve meyhanelerden ve kabristandan sor. Elbette ekseriyetle, gençlerin gençliğinin sû'-i istimalinden ve taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin.

   Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir nimet-i İlahiye ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak âhirette gayet parlak ve bâki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur'an olarak çok kat'î âyâtıyla bütün semavî kitablar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar. Madem hakikat budur. Ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir.

Asa-yı Musa - 22

9 Ekim 2026 Cuma

İMANIN CERYANINDA OLMAK

 Hodfüruş ve siyaset bataklığına düşmüş bazı insanlar, bana tarafgirane, rakibane bir nazarla bakıyorlar. Güya ben de onlar gibi dünya cereyanlarıyla alâkadarım.

   Hey efendiler! Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâkam yok. O adamlardan ücret mukabilinde iş görenler, belki kendini bir derece mazur görüyor. Fakat ücretsiz, hamiyet namına bana karşı tarafgirane, rakibane vaziyet almak ve ilişmek ve eziyet etmek; gayet fena bir hatadır. Çünki sâbıkan isbat edildiği gibi, siyaset-i dünya ile hiç alâkadar değilim; yalnız bütün vaktimi ve hayatımı, hakaik-i imaniye ve Kur'aniyeye hasr ve vakfetmişim. Madem böyledir, bana eziyet verip rakibane ilişen adam düşünsün ki; o muamelesi zındıka ve imansızlık namına imana ilişmek hükmüne geçer.

Mektubat - 71

DÜNYA MİSAFİRHANESİ


“Ben bu dünyada kalıcı mıyım, yoksa geçici bir yolcu muyum?”

🌍 1. Nasıl bir misafirhane?

Dünya, ebedî ikametgâh değil, geçici bir misafirhane gibidir.

Bir misafirhane düşünelim:

İnsanlar gelir, bir süre kalır, sonra gider.

Odalar sürekli değişir.

Birinin ayrılması, diğerinin gelmesiyle devam eder.

Misafirhane kalır; misafirler değişir.

Misafir, odadaki her şeyi kendi malı ve sonsuza kadar kendisinin olacakmış gibi görmez.

Dünya da böyledir.

Güneş doğuyor, batıyor; mevsimler değişiyor; nesiller geliyor ve gidiyor.

Bizden önce yaşayan milyarlarca insan bu dünyadan ayrıldı. Biz de bir gün ayrılacağız.

Bu nedenle dünya bize:

“Burada ebedî kalacaksın.”

demiyor; bilakis her şey:

“Sen de geçeceksin.”

diye haber veriyor.

👤 2. İçindekiler nasıl bir misafir?

Bizler misafiriz, yolcuyuz ve emanetçiyiz.

Bedenimiz bile bize ait değildir. Bir süreliğine bize verilmiştir. Malımız, makamımız, gençliğimiz, sağlığımız, sevdiklerimiz de aynı şekilde emanet hükmündedir.

Misafir şunu bilir:

“Bana verilen nimetlerden istifade edeceğim; fakat onları sahibinin izni ve rızası dairesinde kullanacağım.”

Bu bakış, insanı dünyadan koparmaz. Tam tersine, dünyadaki nimetlerin kıymetini doğru anlamasını sağlar.

🏠 3. Ev sahibi kim?

Buradaki Ev Sahibi, Allah Teâlâ'dır.

Çünkü:

Dünyayı yaratan O'dur.

Bizi yaratan O'dur.

Hayatı veren O'dur.

Rızkı veren O'dur.

Bize verilen nimetlerin gerçek sahibi O'dur.

Ne zaman geleceğimizi ve ne zaman ayrılacağımızı bilen O'dur.

Dolayısıyla misafir olarak bize düşen, ev sahibinin koyduğu kurallara uymaktır.

Kur'an'ın emirleri ve yasakları da bu misafirhanedeki ilahî hayat nizamı gibidir.

🧳 4. Misafir neden gönlünü bağlamamalı?

Buradaki önemli nokta şudur:

“Dünyayı sevme.” denilmiyor.

Asıl denilen:

“Dünyayı kendine ebedî vatan zannetme.”

Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, geçici olanı kalıcı zannetmesidir.

Bir misafirhanedeki odayı düşünün. Misafir:

“Bu oda benim. Buradan hiç ayrılmayacağım.”

derse, hakikati unutmuş olur.

Ama:

“Bu oda bana emanet. Burada bulunduğum müddetçe güzel kullanacağım; zamanı gelince de sahibine bırakıp çıkacağım.”

derse misafirliğin şuuruna varmış olur.

❤️ 5. Peki insan ailesini, evini, malını sevmeyecek mi?

Hayır.

İslâm'ın öğrettiği şey sevgiyi terk etmek değil, sevgiyi doğru yere bağlamaktır.

Mesela:

Çocuğunu sev → ama onu Allah'ın emaneti bil.

Eşini sev → ama onu ebedî sahiplenme iddiasıyla değil, Allah'ın emaneti olarak sev.

Malını sev → ama onu Allah'ın sana verdiği bir nimet ve imtihan bil.

Vatanını sev → ama onu Allah'ın mülkünün bir parçası olarak sev.

Dünyayı sev → ama ahiretin önüne geçirme.

Böyle olunca sevgi, insanı esir etmez; şükre ve merhamete dönüştürür.

🚪 6. “Misafirlik sona erince aziz olarak çıkmak” ne demek?

Bence bu cümlenin en güzel tarafı burasıdır.

Misafir, ev sahibinin malına el koyarak değil; ev sahibinin hoşnutluğunu kazanarak ayrılır.

İnsan da dünyadan:

imanını koruyarak,

güzel ahlâkla,

kul hakkından sakınarak,

helalinden kazanıp infak ederek,

insanlara faydalı olarak,

Allah'ın nimetlerine şükrederek,

emanete sahip çıkarak

“aziz” olarak çıkmaya çalışmalıdır.

Yani mesele dünyadan çok şey toplayarak çıkmak değil;

Allah'ın huzuruna yüz akıyla çıkabilmektir.

🌿 Misafirhane – Misafir – Ev Sahibi

Dünya

İnsan

Allah

Misafirhane

Misafir

Ev Sahibi

Geçici menzil

Yolcu

Ebedî Mâlik

Nimetlerle dolu

Nimetlerden faydalanır

Nimetleri verir

Sürekli değişir

Gelir ve gider

Bâkîdir

Emanettir

Emanetçidir

Emanetin sahibidir

Ayrılık yeri

Ahirete yolcudur

Dönüş O'nadır

Özetle:

🌍 Dünya misafirhane, insan misafir, Allah ise ev sahibidir.

Misafirhane kalıcı değildir.

Misafirler değişir.

Emanetler elimizde kalmaz.

Öyleyse insan, geçici olana ebedîymiş gibi bağlanmamalı; ev sahibinin rızasını kazanarak, misafirliğini güzel geçirip aziz olarak ayrılmaya çalışmalıdır.

Bu bakışın en güzel sonucu da şudur:

“Dünya benim için yaratılmış bir mülk değil; bana emanet edilmiş bir imtihan ve ahirete götüren bir yolculuk menzilidir.”

5 Ekim 2026 Pazartesi

NELERİMİZİ KAYBETTİK ?

 


Maddi ve Manevî Kaybettiğimiz Değerlerimiz

Sadece paramızın değil, değerlerimizin de pul olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Maddî olarak kaybettiklerimiz

Alım gücü ve refah

Emeğin karşılığı

Üretim ve tasarruf kültürü

Ekonomik güven

Orta sınıfın gücü

Gelecek kaygısından uzak yaşama imkânı

Manevî olarak kaybettiklerimiz

Kanaat

Şükür

Merhamet

Komşuluk

Vefa

Emanete riayet

Doğruluk ve güven

Büyüğe saygı, küçüğe sevgi

Aile bağları

İnsana insan olduğu için değer verme

Kul hakkına hassasiyet

Ahiret bilinci

En önemli mesele şu:

“Paramız pul olur, yeniden kazanılır.

Fakat değerlerimiz pul olursa, kaybımız çok daha büyüktür.”

Maddî kayıp cebimizi, manevî kayıp ise insanlığımızı fakirleştirir

DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM

Paramızı kaybedersek yeniden kazanabiliriz.

Makamımızı kaybedersek yeniden elde edebiliriz.

Ama ahlâkımızı, merhametimizi, vefamızı, aile bağlarımızı ve insanlığımızı kaybedersek yeniden kazanmak çok daha zordur.

Değerlerimizi koruyalım.

Çocuklarımıza aktaralım.

Çünkü bir millet, değerleriyle millettir.

Maddî zenginlik geçici,

manevî değerler kalıcıdır.

2 Ekim 2026 Cuma

NAMAZ İYİDİR

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

   Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: "Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor."

   O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-u emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: "Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım."

   Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil "BEŞ İKAZ"ı benden işit.

    BİRİNCİ İKAZ: 

   Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Elbette onun yirmidörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur.

Sözler - 269