7 Nisan 2026 Salı

BİR TİCARET YAPMADIM

 DÖRDÜNCÜ RİCA 

   Bir zaman, ihtiyarlığa ayak bastığımdan gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatîatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryat eyleyerek dedim:

   Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, 

   Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. 

   Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib, 

   Dîde giryan, sine biryan, akıl hayran bîhaber.     O vakit gurbette idim. Meyusane bir hüzün ve nedametkârane bir teessüf ve istimdadkârane bir hasret hissettim. Birden Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan imdada yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakiki bir teselli ziyasını verdi ki o vaziyetimin yüz derece fevkindeki yeisi dahi izale eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.

Lemalar - 272

İNSANIN ÖNÜNDEKİ İKİ YOL

 Hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de odur. Ondan başka olmaz... Delil mi istersin? En zaîf, en aptal hayvan; en iyi beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi). En âciz, en nazik mahluk; en iyi rızkı o yer (Çocuklar ve yavrular gibi).

   Evet vasıta-i rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvazene etmek kâfidir. Demek derd-i maişet için namazını terkeden, o nefere benzer ki: Talimi ve siperini bırakıp, çarşıda dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Cenab-ı Rezzak-ı Kerim'in matbaha-i rahmetinden tayinatını aramak, başkalara bâr olmamak için bizzât gitmek; güzeldir, mertliktir, o dahi bir ibadettir. Hem insan ibadet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazat-ı maneviyesi gösteriyor. Zira hayat-ı dünyeviyesine lâzım olan amel ve iktidar cihetinde en edna bir serçe kuşuna yetişmez. Fakat hayat-ı maneviye ve uhreviyesine lâzım olan ilim ve iftikar ile tazarru' ve ibadet cihetinde hayvanatın sultanı ve kumandanı hükmündedir.

   Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona daim çalışsan, en edna bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun. Eğer hayat-ı uhreviyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanatın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenab-ı Hakk'ın nazlı ve niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun.

   İşte sana iki yol, istediğini intihab edebilirsin. Hidayet ve tevfikı Erhamürrâhimîn'den iste...

Sözler - 23

5 Nisan 2026 Pazar

HER AN İMTİHAN OLUYORUZ !

 Bu dünya imtihan yeri imtihan olan ise biz insanlardır.Bilhassa her müslümanın önüne müthiş bir imtihan zemini hazırlanmış kaybetmek yada kazanmak iman vesikası yani diploma ve beratını kazanıp kaybetme imtihanı ile muhatap kılınmışız.Maddi imkanlar ve çocuk çoluk anne baba münasebetleri imtihanı kazanıp kaybetmemize müsbet veya menfi olarak etki etmektedir.

Hastalık ve sağlık makam ve mevki hırsı mal mülk sevgisi aşırıya kactığımızda bizlerin ayağının kaymasına sebep olabilmektedir.Nefis kötülükler ile aldanmakta her nefis sahibini aldatmalar ile şeytana yardımcı olmaktadır.Koronavirüs depremler,yangınlar ve geçen yıl yaşanan don belası bizleri çekidüzene sokması gerekirken malesef ibret almadık ikazlara kulak tıkadık tıpkı geçmiş kavimler gelen bela ve musibetlere  ikazlara aldırış etmeyip helak oldukları gibi.Allah muhafaza bizlerede daha büyük bela ve musibetler gelebilir.Vakit varken ikazlara kulak verelim.Bunların azgınlıklarımıza karşı bir ikaz olduğunu, belkide bir imtihan vesilesi olduğunu unutmayalım.

Dünyanın cazip zevk ve sefasına aldanıp hem dünya hemde ahiret hayatımızı yok etmeyelim.

Dünya sevgisi mal mülk hırsı bizim basiretimizi köreltmesin.Dost ve arkadaşlarımızı akraba ve yakınlarımızı unutup kısacası sılayı rahimi keser duruma düşürmesin.

Allah'a kulluk ta örnek olan sahabeler bize rehber olmalıdır.

Mescitlerimiz camilerimiz cemeatten mahrum kalmasın bizler ibadet ve sevaptan mahrum olmayalım.Mescit kuşu iken, mal mülk sevdası evladı iyal kaygısı ile imtihanı kaybeden sahabe Salebe'nin durumuna düşüp Allah Rasülünün Salebe'ye yazık oldu dediği vaziyete düşmeyelim.İman ile ahırete göçmeye, imtihanı başarıyla kazanıp Cennete ve Rızayı ılahiye Mazhar olmaya çalışalım.Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Rafet Ozcan


FENERLE ADALET ARAR DURUMA GELDİK

 Adalet bir toplumun hayat damarlarından birisidir.

Adalet, demokrat bir ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Adalet, hürriyetçi anlayışın temel taşlarından biridir. Bugünlerde bazı kanallarda ve basın organlarında yazılıp çizilenlere bakarsak konuların ağırlıklı olanı adalet ve mahkeme kararlarıdır. Elbette mahkeme kararlarını tartışacak değiliz. Ehemmiyetine binaen adaletin herkese lâzım olacağı ve her ortamda var olması gereken bir hukuk kuralıdır. Bunun için tarihin perspektifinden geçmişe bakma ihtiyacı duyuluyor. Bu vesileyle akla gelen bir tarihi hadiseyi nakletmek istiyorum.

Günlerden bir gün Diyojen (Diogenes), M.Ö. 412/ M.Ö. 323 yılları arasında yaşayan, kendine yetme ve sadelik ilkelerine dayanan kinik hayat biçiminin öncülerinden Sinop’lu çileci düşünürdür.) sepetinde güneşlenirken, onun namını çok uzak diyarlardan duyan, tarihin en başarılı savaşçılarından biri Büyük İskender yanına gelmiş. Fakat sepetteki Diyojen’den hiçbir kıpırdama yokmuş; aksine Diyojen yerine daha çok yerleşip güneşi içinde hissetmeye çalışıyormuş. Makedonya’dan Hindistan’a kadar büyük bir İmparatorluk kuran Büyük İskender, bu duruma çok bozulmuş. Diyojen’in başına gelip dikilmiş ve Diyojen’e, “Dile benden ne dilersen?” demiş.

Işıktan zor araladığı gözleriyle İskender’e şöyle bir bakan Diyojen, “Gölge etme başka ihsan istemem” diyerek imparatoru red etmiş. İskender, çok kızmakla birlikte ona bu davranışının sebebini sormuş.

Diyojen, “Ben nefsimi kendime esir ettim, onun bütün isteklerini çiğnedim. Ama sen ise servetin, saltanatın yani nefsinin istekleri ardında koşuyorsun. Sen nefsinin kölesisin, bana ne yardımın olabilir ki?” diyerek Büyük İskender’i şaşırtmış.

Günler bu tür olaylarla geçip giderken bir gün, dar bir sokakta Diyojen’in karşısına zengin, kibirli başka bir adam çıkmış. Sokakta ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değilmiş. Gururlu ve kibirli zengin, hor gördüğü Diyojen’e tiksinerek bakarak, “Ben bir serseriye yol vermem” demiş.

Diyojen ise kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı vermiş: “Ben veririm!”

Diyojen bu tür hikâyeleri ve savunduğu felsefesiyle herkesin içinde mutlu olmak için gerekli her şeyin barındığını anlatmaya çalışmış. Gerçek mutluluğun paraya, itibara ve maddesel her şeye bağımlılıkla asla mümkün olmadığını, çünkü dünyadaki en önemli şeyin hür olmak olduğunu hiç dilinden düşürmemiş. Bu nedenle bir sebeple gittiği Atina sokaklarında elinde fenerle, “Adam arıyorum adam!” diye dolanmış durmuş.Kim bilir birileri çıkarda birgün "adalet arıyorum adelet" derde, insanların aklına mülkün temelinin adalet olduğu gelir.

Alıntı

1 Nisan 2026 Çarşamba

ALLAH BİZE BİZDEN DAHA YAKIN

Biz ondan uzak iken O bize bizden daha yakındır.

 Nurani ruhların aksidir. Şu akis hem haydır hem ayndır. Fakat âyinelerin kabiliyeti nisbetinde tezahür ettiğinden o ruhun mahiyet-i nefsü'l-emriyesini tamamen tutmuyor. Mesela, Hazret-i Cebrail aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlahîde haşmetli kanatlarıyla arş-ı a'zamın önünde secdeye gider. Hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evamir-i İlahiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mani olmazdı.

   İşte şu sırdandır ki mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Birbirisine mani olmaz. Hattâ evliyadan, ziyade nuraniyet kesbeden ve ebdal denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.

   Evet, nasıl cismaniyata cam ve su gibi şeyler âyine olur. Öyle de ruhaniyata dahi hava ve esir ve âlem-i misalin bazı mevcudatı âyine hükmünde ve berk ve hayal süratinde bir vasıta-i seyr ü seyahat suretine geçerler ve o ruhanîler hayal süratiyle o meraya-yı nazifede, o menazil-i latîfede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler.

Sözler[Y] - 212

31 Mart 2026 Salı

“EZÂNI TAHRİF, NURANÎ ZİNCİRİ TAHRİPTİR”

Hakikat şu ki, Ezân şahsî farzlardan daha ehemmiyetli olan “İslâmın şeâirinden (alâmetlerinden)” olarak “hukukullah (Allah’ın hukuku)” ve “hukuk-u umumiye (umumî hukuk)” sayılır. Ezânın aslından çıkarılması, Bediüzzaman’ın tesbitiyle, “Bütün bid’alar dalâlettir ve bütün dalâletler de Cehennemdedir” (Müsned, 3.310,337; Nesâî, 3: 188) hadis-i şerifiyle haber verilen bid’attır. Bütün Müslümanların hissesinin bulunduğu umumu alâkadar eden bir “İslâm şeâiri”dir. Ezânın değiştirilmesi, bütün Müslümanların hukukuna tecâvüzdür. “Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmiyenin (İslâm büyüklerinin) o nurânî zincirleri koparmaktır, tahrip ve tahrif etmektir.” (Mektûbat, 385-6)

“İslâm şeâirindeki en mühim tahavvülat (değişim, dönüşüm, tağyir ve dejenere) zamanında bütün kuvvetiyle şeâirin muhâfazasına kendini hizmetle mükellef bilen” Bediüzzaman, Ezân gibi şeâirin tahrip ve tahrifini “herc-ü mercdeki fırtınalar”dan görür. (Lem’alar, 58)

“Taabbüdî” denilen, emrolunduğu için yapılan şeâirin, zâhirî ve sathî “maslahatlar”la değiştirilemeyeceğini, indî faydalar için şeâri değiştirmenin büyük hata olduğunu açıklayan Bediüzzaman, buna Ezânı misâl verir:

“Meselâ, biri dese, ‘Ezânın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu hâlde bir tüfek atmak kâfidir.’ Halbuki, o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezâniye (Ezanın maslahatları) içinde o bir maslahattır. Tüfek sesi o maslahatı verse, acaba nev-i beşer namına, yahut o şehir ahâlisi nâmına, hilkat-i kâinatın netice-i uzmâsı ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezânın yerini nasıl tutacak?”

“EZÂN ŞEÂİRİ, CEMİYETE AİT BİR UBÛDİYETTİR”

“Ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar bid’attır. Bid’atlar ise, ‘Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim’ (Mâide Sûresi, 5:3) sırrına münafi (aykırı) olduğu için, merduttur’ hükmüyle, “iki dünya saadetini temel taşı” ve “kemâlâtın madeni ve menbaı” olan Sünnet-i Seniyye ve şeâirin bu ehemmiyetindendir ki, Bediüzzaman, şeâirin başında gelen Ezâna ehemmiyet verir. (Lem’alar, 108)

“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim” (Mâide Sûresi, 5:3) âyeti sırrıyla, “şeriatın kaideleri ve Sünnet-i Seniyye düsturları tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalâlettir, ateştir” tefsirini yapan Bediüzzaman’ın, “Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir” beyânı, “cemiyete ait bir ubudiyet” ve “İslâmiyet alâmetleri”nden olan Ezânın ehemmiyetini okutturur. (Lem’alar, 105)

30 Mart 2026 Pazartesi

KENDİNİ OKUMAK

 “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku…”(B. Said Nursi)

Bu çağrı, aslında insanın:

Kim olduğunu

Nereden gelip nereye gittiğini

Niçin yaratıldığını

düşünmesi gerektiğini ifade eder.

 “Kendini Okumak” Ne Demektir?

Buradaki “okumak” kelimesi sadece bilgi edinmek değildir. Daha derin bir anlam taşır:

Kalbini okumak: Neye bağlısın, neyi seviyorsun?

Aklını okumak: Hakikati arıyor musun?

Amellerini okumak: Yaşayışın neyi gösteriyor?

Yani insan, kendi iç dünyasını bir kitap gibi okuyabilmelidir.

 Sert Uyarının Hikmeti

“…Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var!”

Bu ifade ilk bakışta serttir ama hakikati uyandırmak içindir:

Hayvan gibi olmak:

Sadece yiyip içmek, nefsin peşinde yaşamak

Camid (cansız) gibi olmak:

Hiç düşünmemek, ibret almamak, hissizleşmek

 Yani insan, sahip olduğu:

Akıl

Vicdan

İman kabiliyeti

bunları kullanmazsa, insanlık mertebesini kaybedebilir.

 Günümüze Bakan Yönü

Bugün bu söz daha da anlamlı:

Bilgi çok ama hikmet az

Konuşma çok ama tefekkür az

Görmek çok ama ibret almak az

Bu yüzden bu çağrı hâlâ canlıdır:

Kendini okumayan, dünyayı yanlış okur.

Kendini tanımayan, yolunu bulamaz.

Kendini bulan ise Rabbini bulmaya başlar.