23 Mayıs 2026 Cumartesi

HAC İBADETİ NEDİR,NE DEĞİLDİR ?

Hac ibadeti,İslâmın şartlarından sonuncusu ve tüm ibadetlerin mecmu'u ve kulluğun zirvesidir.Yeniden doğuş günahlardan kurtuluş saf ve temiz olarak Ahiret hayatına tavizsiz yönelmektir.Dünya kazuratından temizlenip yeni bir nefesle ahiret yolculuğuna devam etmektir.Bunun için Kelime-i şahadetle başlayıp Günde beş vakit Namaz ile dünyayı elimizin ardına atıp Allah'ın kapısını çalıp huzuruna çıkmak, senede bir ay oruç ile açlıkla nefsi terbiye ederek,zenginsek zekat ibadeti ile malımızdaki fakirin hakkını hak sahiplerine ulaştırmak suretiyle,ömrümüzde bir sefer gücümüz yetiyorsa Hac ibadeti ile ibadetlerde ve kullukta zirveye ulaşmaktır.Allah'ın misafiri olarak onun davetine icabet etmektir.

Lebbeyk Allahümme lebbeyk, buyur Yarabbi hamd sana mahsustur nimet veren sensin mülk senindir.Senin mülkünde şerikin yoktur diyebilmektir.

Kabeyi tavaftan önce gönülleri tavaf etmektir. Kâbe, taştan insan eli ile yapılmış, Allah'ın kutsal saydığı Hacerü-l Esved taşının bulunduğu mü'minin kıbleğâhıdır,ya gönüller...! Allah'ın yarattığı her insanda bulunan Allah'ın manevi beytidir.Allah'ın evidir."Allah bir hadisi kutside, Ben yere göğe sığmam fakat bir kulumun kalbine gönlüne sığarım"buyurmaktadır.Öyle ise Hac ibadetinde önce gönülleri tavaf edelim.Yani kırdığımız gönüller varsa onları düzeltelim.Zira Rastlarsın bir çeşmeye su içecek tası yoksa su içemazsin ya da içmeye fırsat bulamazsın. Kırarsan insan kalbini yapacak usta bulamazsın. Zira o kalbin Ustası Allah'tır.

Arafat yalvarma Allah'a verdiğimiz sözü tutup tutmadığımızın muhasebesini yspma yeridir.Hata yapmış günah işlemişizdir.Tövbe edip Adem babamız ve Havva annemiz gibi yalvarıp göz yaşı döküp affa uğrama fırsatına kavuşmaktır.Allah'ın dua ile tövbelerimizi kabul edeceğini bildiğmiz yer,İnşallah bağışlanmış bir şekilde ibadet ve kulluk için zirveye ulaşacağımız Hac İbadetimizin İhramıyla Umresiyle Kabe ziyareti ile Zirveye ulaştığımız yerdir Milyonlarca müslümanın buyur yarabbi kefenimi giydim senin emrine amadeyim dediği göz yaşı ve zikrin coşup sel olduğu birlik ve muhabbetin Allah sedaları ile çınladığı yerdir.Müzdelife ise, evet yarabbi ben yeniden doğdum günahsızım şimdi de kulun ve Peygamberin İsmail'in taşladığı şeytanı ve nefis şeytanını taşlamaya gidiyorum diyerek günahsız bir şekilde Mine'ye yaya bir şekilde ulaşıp şeytanı taşlayarak,nefsin kötüleklerinden arınıp tertemiz bir şekilde,kulun ve Peygamberin olan İbrahim (A.S)'ın oğlu İsmail ile yaptığı beytini ziyaret ederek,traş olup kurban kesip ihramdan çıkarak sana layık bir kul, Rasüi'ün Hz.Muhammed'e layık bir ümmet olarak, ahiret yolculuğuma ev sahibinin ikramlarını kabul ederek tavizsiz bir şekilde devam edeceğim Allah'ım.İnşallah bu niyet ile ahir ömrümü tamamlayıp iman ile huzurana çıkarım.Allah tüm mü'minlerin Hac ibadetini kabul eylesin.Amin.Amin.Amin

22 Mayıs 2026 Cuma

EHL-İ HİDAYETİN DÜNYASI VE HUZURU

    Demâ gaflet zeval buldu Ve nur-u Hak ayân gördüm.

   Vücud, bürhan-ı Zât oldu Hayat, mir'at-ı Hak'tır gör.

   Akıl, miftah-ı kenz oldu Fena, bâb-ı bekadır gör.

   Kemalin lem'ası söndü Fakat, şems-i Cemal var gör.

   Zeval, ayn-ı visal oldu Elem, ayn-ı lezzettir gör.

   Ömür nefs-i amel oldu Ebed ayn-ı ömürdür gör.

   Zalâm zarf-ı ziya oldu Bu mevtte hak hayat var gör.

   Bütün eşya enis oldu Bütün asvat zikirdir gör.

   Bütün zerrat-ı mevcudat Birer zâkir, müsebbih gör.

   Fakrı kenz-i gına buldum Aczde tam kuvvet var gör.

   Eğer Allah'ı buldunsa Bütün eşya senindir gör.

   Eğer Mâlik-i Mülk'e memluk isen Onun mülkü senindir gör.

   Eğer hodbin ve kendi nefsine mâlik isen: Bilâ-addin beladır gör,

   Bilâ-haddin azabdır tad, Bilâ-gayet ağırdır gör.

   Eğer hakikî abd-i hudabin isen Hududsuz bir safadır gör,

   Hesabsız bir sevab var tad Nihayetsiz saadet gör...

Sözler - 220

EHL-İ GAFLETİN DÜNYASI VE HUZURSUZLUĞU

    Beni dünyaya çağırma Ona geldim fena gördüm.

   Demâ gaflet hicab oldu Ve nur-u Hak nihan gördüm.

   Bütün eşya-yı mevcudat Birer fâni muzır gördüm.

   Vücud desen onu giydim Ah ademdi çok bela gördüm.

   Hayat desen onu tattım Azab ender azab gördüm.

   Akıl ayn-ı ikab oldu Bekayı bir bela gördüm.

   Ömür ayn-ı heva oldu Kemal ayn-ı heba gördüm.

   Amel ayn-ı riya oldu Emel ayn-ı elem gördüm.

   Visal, nefs-i zeval oldu Devayı ayn-ı dâ' gördüm.

   Bu envâr, zulümat oldu Bu ahbabı yetim gördüm.

   Bu savtlar, na'y-ı mevt oldu Bu ahyayı mevat gördüm.

   Ulûm, evhama kalboldu Hikemde bin sekam gördüm.

   Lezzet, ayn-ı elem oldu Vücudda bin adem gördüm.

   Habib desen onu buldum Ah! Firakta çok elem gördüm.

Sözler - 219

İNSAN HALİFE-İ ARZDIR

 Enva'-ı zîhayat içinde en ziyade rızkın enva'ına muhtaç, insandır. Cenab-ı Hak insanı bütün esmasına câmi' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharatını tartacak, tanıyacak cihazata mâlik bir mu'cize-i kudret ve bütün esmasının cilvelerinin ve san'atlarının inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i Arz suretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç verip, maddî ve manevî rızkın hadsiz enva'ına muhtaç etmiştir. İnsanı, bu câmiiyete göre en a'lâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası, şükürdür. Şükür olmazsa, esfel-i safilîne düşer; bir zulm-ü azîmi irtikâb eder.

   Elhasıl: 

   En a'lâ ve en yüksek tarîk olan tarîk-ı ubudiyet ve mahbubiyetin dört esasından en büyük esası şükürdür ki; o dört esas şöyle tabir edilmiş:

   Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çâr çîz:

   Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz...

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الشَّاكِر۪ينَ بِرَحْمَتِكَ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الشَّاكِر۪ينَ وَ الْحَامِد۪ينَ وَ عَلٰٓى اٰلِه۪ وَ صَحْبِه۪ اَجْمَع۪ينَ اٰم۪ينَ

وَ اٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Mektubat - 367

ŞÜKÜR VE KANAAT

 Şükrün mikyası; kanaattır ve iktisaddır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram helâl demeyip rastgeleni yemektir.

   Evet hırs; şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir. Hattâ hayat-ı içtimaiyeye sahib olan mübarek karınca dahi, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış ezilir. Çünki kanaat etmeyip, senede birkaç tane buğday kâfi gelirken, elinden gelse binler taneyi toplar. Güya mübarek arı, kanaatından dolayı başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlahî ile ihsan eder, yedirir.

   Evet Zât-ı Akdes'in alem-i zâtîsi ve en a'zamî ismi olan Lafzullah'tan sonra en a'zam ismi olan Rahman rızka bakar ve rızıktaki şükür ile ona yetişilir. Hem Rahman'ın en zahir manası Rezzak'tır.

   Hem şükrün enva'ı var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi, namazdır.

   Hem şükür içinde, safi bir iman var, hâlis bir tevhid bulunur. Çünki bir elmayı yiyen ve "Elhamdülillah" diyen adam, o şükür ile ilân eder ki: "O elma doğrudan doğruya dest-i kudretin yadigârı ve doğrudan doğruya hazine-i rahmetin hediyesidir" demesi ile ve itikad etmesi ile, her şey'i -cüz'î olsun, küllî olsun- onun dest-i kudretine teslim ediyor. Ve her şeyde rahmetin cilvesini bilir. Hakikî bir imanı ve hâlis bir tevhidi, şükür ile beyan ediyor.

Mektubat - 366

21 Mayıs 2026 Perşembe

İMAN HEM NUR HEM KUVVET

  ÜÇÜNCÜ NOKTA: 

   İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak'ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-i fiilî telakki ederek; müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir.

Sözler - 314

TEVEKKÜL ETMEK

 Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:

   Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi' olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya divanedir diye seni tardedecek. Ya haindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihza ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı ve zilleti gösteren tasannuun ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

   İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.

Sözler - 315