8 Mayıs 2026 Cuma

HUZUR İÇİN ALLAH'A KUL OL

 Allah’ı bulan neyi kaybeder, Allah’ı kaybeden neyi bulur?

İnsan, arayıp öğrenmek için yaratılmış bir varlıktır.
Kimi zaman dünyayı arar, kimi zaman huzuru…
Ama en büyük arayış, hakikati bulma yolculuğudur.

Allah’ı bulan neyi kaybeder?

O,korkularını kaybeder.
Yalnızlık hissini kaybeder.
Geçici olana aşırı bağlılığını kaybeder.
Çünkü bilir ki, her şeyin sahibi var ve her şey O’nun izniyle olur.

Kalbi huzur bulur, yükleri hafifler.
Dünya artık bir yük değil, bir emanet olur.

Peki Allah’ı kaybeden neyi bulur?

Görünürde çok şey bulur…
Mal bulur, makam bulur, şöhret bulur.
Ama kalbinde bir boşluk taşır.

Ne kazansa yetmez,
neye sahip olsa tamamlanmaz.
Çünkü asıl olanı kaybetmiştir.

Hakikatte o, huzuru kaybeder,
anlamı kaybeder, yönünü kaybeder.

Demek ki mesele, çok şeye sahip olmak değil;
doğru olanı bulmaktır.

Allah’ı bulan, kaybetse de kazanır.
Allah’ı kaybeden ise kazansa da kaybeder.

Hz.Ali, "Kendini bilen Rabbini bilir" diyerek bu hakikati veciz bir şekilde ifade etmiştir

Kendini bilenin yolu aydınlanır;
Rabbini bulan ise kendini bulur.

7 Mayıs 2026 Perşembe

GÜNAHLARDAN KAÇINALIM

 Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevîde dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya ALLAH'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryad et. Çünki bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bâhusus âhireti bilmediğin için, ölümü i'dam-ı ebedî tahayyül ettiğinden -âdeta- güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.

   İşte en evvel hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük manevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelal'in kudretini ve rahmetini tanımaktır. Evet ALLAH'ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. ALLAH'ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur. Derecesine göre iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen manevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.

Lemalar - 209

UHUVVET KIRIK KALPLERİN REÇETESİDİR

 Nur ile Zulmet Aynı Kalpte Bulunamaz

“Adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar”.

Gerçek anlamıyla ikisi aynı kalpte barınamaz.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Seviyormuşuz gibi görünüyoruz, ama içimizde kin saklıyoruz.

Ya da kinimizdeki hakkı öne sürerek sevgimizi öldürüyoruz.

Oysa hadisin sesi net:

“Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek.” (Buharî, Edeb: 57, 62; İsti’zân: 9; Müslim, Birr: 23, 25, 26).

Üç günden fazla mümin müminine küsüp sözlü irtibatı kesmeyecek.

Üç gün.

Yalnızca üç gün.

Biz yıllarca küs yaşıyoruz.

Yıllarca aynı mecliste oturup birbirimizi görmüyoruz.

Yıllarca aynı şehirde nefes alıp aynı sofraya oturmuyoruz.

Ve bunu “hakkımız” olarak görüyoruz.

Ama bir düşün:

Seni inciten o kardeşinle paylaştığın ne kadar çok şey var.

Aynı Yaratıcıya secde ediyorsunuz.

Aynı Peygambere muhabbet duyuyorsunuz.

Aynı kıbleye dönüyorsunuz.

Aynı Kitap’tan besleniyorsunuz.

Bu kadar “bir”ler varken, bir küçük “iki”lik nasıl bu denli büyüyebilir?

Kâbe’nin Yanında Çakıl Taşı

Kâbe büyüklüğündeki imanı ve Uhud dağı azametindeki İslamiyet’i görmezden gelip, müminin küçük bir kusurunun yanında onları ufaltmak; Kâbe’yi çakıl taşından daha değersiz saymak gibi bir akılsızlıktır.

Burada müthiş bir benzetme var.

Ve haklı…

Biz bunu soyut olarak biliyoruz.

Evet, iman büyüktür.

Evet, kardeşlik kıymetlidir.

Ama pratikte ne yapıyoruz?

O kişi geçen yıl bize bir söz söyledi, gözümüzde küçüldü.

O kişi bir kez yanımızda tutarsız davrandı, kalbimizden çıktı.

Sanki o iman ve o İslâmiyet yoktu.

Sanki o “bir”ler hiç sayılmıyordu.

Sanki Kâbe’nin önünde durup çakıl taşına bakıyoruz.

Adavetin (Düşmanlık) Üç Derin Yarası

“Ehl-i kin ve adâvet, hem nefsine, hem mü’min kardeşine, hem rahmet-i İlâhiyeye zulmeder, tecavüz eder. Çünkü kin ve adâvetle nefsini bir azâb-ı elîmde bırakır.”

Bediüzzaman Hazretleri, adaveti besleyenin yalnızca karşısındakine değil, asıl kendine zulmettiğini söylüyor.

Ve bu zulüm üç ayrı yaradan akıyor:

Birinci yara: Hasmına gelen nimetten azap duyuyorsun. Hâlbuki sen o azabı kendine çektiriyorsun, hasım belki de habersiz.

İkinci yara: Haset. Haset, hepsinden önce hâsidi yiyor. Haset ettiğin insan belki pervasızca yaşıyor, sen ise gecen boyunca onun nimetleriyle yanıyorsun.

Üçüncü yara: Kadere itiraz. Hasmına nimet gelince kadere küsüyorsun. Ve o gün, rahmetle arana bir perde çekilmiş oluyor.

Ne için?

Fâni bir şey için.

Geçip gidecek bir his için.

Ebedî kalmayacak bir dünyanın cüzi bir meselesi için.

Bediüzzaman Hazretleri tam burada o muhteşem soruyu soruyor:

“Acaba bir gün adâvete değmeyen bir şeye bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?”

Hazreti Ali’nin (R.a) Kılıcı ve İhlas

Risalenin içindeki o hikâye, asırlar ötesinden geliyor ama içimize bu gün dokunuyor.

Hz. Ali (R.a), savaşta bir kâfiri yere yatırmış. Kılıcını çekmiş tam kesecek. O an kâfir yüzüne tükürmüş.

Ve Hz. Ali (R.a) kılıcını kınına sokmuş.

Kâfir şaşırmış:

“Neden beni kesmedin?”

“Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün; hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi. Onun için seni kesmedim.”

Bu cevabı okuyunca insan içinde bir şey titriyor.

Ne kadar saf bir ihlâs bu.

Ne kadar derin bir teslim.

Biz ise tam tersini yapıyoruz.

Nefsimiz devreye girince onu ilahî bir hakikat sanıyoruz.

Öfkemizi adalet, kinimizi hak biliyoruz.

Hâlbuki nefis devreye girdiğinde ihlâs kırılıyor.

Ve ihlâs kırılınca, görünürde ibadet; özde başka bir şey kalıyor.

FERYADI BIRAK

 Bırak bîçare feryadı, beladan gel tevekkül kıl!

   Zira feryad, bela-ender, hata-ender beladır bil!

   Bela vereni buldunsa, atâ-ender, safa-ender beladır bil!

   Bırak feryadı, şükür kıl manend-i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.

   Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender hebadır bil!

   Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!

   Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün.

   O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

   Bil ey hodgâm! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada.

   Hudâbin isen, o kâfidir, bıraksan da bütün eşya lehinde

   Ger hodbin isen, helâkettir, ne yaparsan bütün eşya aleyhinde.

   Demek terki gerektir her iki halde bu dünyada.

   Terki demek: Huda mülkü, onun izni, onun namıyla bakmakta.

   Ticaret istiyorsan ger, şu fâni ömrünü bâkiye tebdilde.

   Eğer nefsine talib isen, çürüktür hem temelsiz de.

   Eğer âfâkı ister isen, fena damgası üstünde.

   Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.

   Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında...

Sözler - 205

3 Mayıs 2026 Pazar

DUA VE YAKARIŞ

Euzübillehimineşşeytanirracim

Bismillehirrahmanirrahim

Elhamdülillehi Rabbilalemin

Essaletü vesselamü ala Rasülüne Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain

Allah’ım! Sana iman ettik! Senin son elçin Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma iman ettik! Senden her derdimize devâ umuyoruz! Seni işlerimize vekil kıldık! Senden râzıyız! Senden korkuyoruz!

Sana sığınıyoruz! Gücümüz yok, kudretimiz yok, kuvvetimiz yok, izzetimiz yok, himmetimiz yok, gayretimiz yok Allah’ım! Bir Sana imanımız var! Bir de dilimizde duâmız ve yakarışımız…Günahkârız! İsyankârız! Günahkâr ellerimizi ve âsî gönlümüzü Sana açtık! Senin celâlinden, azabından, gazabından, kahrından, gayretinden, izzetinden, Senin merhametine, şefkatine, affına, mağfiretine, himmetine, himâyetine, bağışlamana sığınıyoruz! 

Allah’ım!

İslâm âlemi olarak üzerimizde dolaşan kara bulutların dağılması, üzerimizden âfetlerin ve belâların kaldırılması için yalnız, yalnız ve yalnız Sen’den yardım istiyoruz. Yalnız Sana sığınıyoruz! Yalnız Senden medet bekliyoruz!


 Allah’ım, bize yardım et! Günahlarımızı bağışla! Bize tevfik ve hidâyet ver! Allah’ım, bize acı! Bize merhamet et! Yalnız Sana güveniyoruz. Yalnız Sen’i senâ ediyoruz. Bütün hayrın Sen’den olduğunu biliyor ve yalnız Sana teşekkür ediyoruz. Sana nankörlük etmekten Sana sığınıyoruz!

 

Yâ İlahenâ! Rabbimiz Sensin! Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin!.. Hem sensin Hâlık! Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz. Hem Rezzak Sensin! Çünkü biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren Sensin!.. Hem Sensin Mâlik! Çünkü biz memluküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz Sensin! Hem Sen Aziz’sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin âyinesiyiz. Hem Sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünkü biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına ve bir zenginlik veriliyor. Demek gani Sensin, veren Sensin!.. Hem Sen Hayy-ı Bâki’sin! Çünkü biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz. Hem Sen Bâki’sin! Çünkü biz, fena ve zevalimizde Senin devam ve bekanı görüyoruz. Hem cevap veren, atiyye veren Sensin! Çünkü biz umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren Sensin!.

Allah’ım! Güzel İslâmiyetini yanlış temsil etmekten Sana sığınıyoruz! Yüksek cihad emrini yanlış tefsir etmekten Sana sığınıyoruz! Senin adını yükseltme çabasıyla hatâ etmekten Sana sığınıyoruz! Müslümanların adlarının kanlı teröre ve insan kıyımına karışmalarına izin verme!


Allah’ım!  Müslümanların üzerinden zâlimlerin ve düşmanların ateş çemberini, hîle ve tuzaklarını kaldır.  Müslümanlarının üzerinden deprem acılarını bertaraf et! Mâsumlara acı! Çoluk, çocuk ve günahsızlara merhamet et! Müslümanları yuvalarından, evlerinden, barklarından, çoluk ve çocuklarından, sağlıklarından ve hayatlarından etme! o­nları koru! o­nlara şefkat et! o­nların acılarını dindir! o­nları ıztırapta bırakma! o­nları ağlatma! o­nlardan râzı ol Rabbim! Ölenlerine şehâdet ver! Mekânlarını Cennet eyle! Kalanlarına sabır, sıhhat ve selâmet ver!


Müslüman olarak hatâmızın büyüklüğünden, cürmümüzün azametinden ve cinâyetimizin dehşetinden endîşe duyuyoruz, ürperiyoruz, korkuyoruz; fakat yine Sana sığınıyoruz Rabbim! Sana karşı mahcûbuz; fakat Sen’den başka kimsemiz yok! Sen Erhamü’r-Râhimîn’sin! Müslüman’ları kader, takdir ve adâlet-i İlâhiye kılıcıyla, ölümle, kanla, musîbetlerle, belâlarla, acıyla, ıztırapla ve gözyaşıyla terbiye etme! Dînini ve Kur’ân’ını hakkıyla anlamada Müslüman’lara kolaylıklar ihsân eyle!


Allah’ım! Bizlere içinde yaşadğımız Cennet vatanımızı bağışla! Bizlere imanımızı ve vatanımızı pahalıya satma. Ey Rabb-i Rahîm, Mâlikü’l-Mülk, Settâru’l-uyûb, Erhamü’r-Râhimîn olan Allah’ım! Duâlarımızı kabul buyur! 

Âmîn. Âmîn. Âmîn.

SEVDİM SENİ

 SEVGİLİLER SULTANI

ALLAHUMMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED İN VE ALA ALİ SEYYİDİNA MUHAMMED, 🌹💜🌷💜🌹💙🌷💙🌹💚🌷💚🌹💛🌷💛💜🌹💜🌷SENİ SEVDİM.....


💛💙💜💚

Altı yaşında iken, anneciğinin taptaze mezarına kapanıp ağlayışına hiç kıyamadım, ben de ağladım, ama sevdim.

💙💜💚💛

 Herkes canını verecek kadar seni severken, kimseye yük olmamak için, kendi işini kendin yapışını sevdim.

💜💚💛💙

 Başının ağrıdığını öğrendiğimde, başımın ağrısını sevdim.

💚💛💙💜

 Kuşu ölen çocuğun evine taziyeye gittiğinde... Anne ve yavru köpekler için koskoca ordunun yolunu değiştirdiğinde, merhameti sevdim, hayvanları sevdim..

💛💙💜💚

 "Benim çocuğum yok,ardımdan okuyacak kimse olmayacak" diye ağlayan Hz.Bilal'i, "Üzülme! Ümmeti Muhammed her ezandan sonra sana okuyacak" diye teselli edişini sevdim.

💙💜💚💛

 Bir gün,oturarak namaz kıldığını gören Ebu Hureyre'nin "Ey Allah'ın elçisi, hasta mısın?" sorusuna, "Hayır, açım!" deyişini sevdim.

💜💚💛💙

 O kadar uzun süre hiç aç kalmadım ben ama, kızın Hz.Fatma'ya, "Vallahi kızım,üç gündür baban bir şey yememiştir." deyişinde, açlığı sevdim.

💚💛💙💜

 Hz.Hatice'ye düğün için hediye ettiğin gülleri sevdim... "Hatice'nin sevgisi benim rızkımdır." deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 "Beni nasıl seviyorsun?" diye soran Hz.Ayşe'ye, "kördüğüm gibi" cevabını... Ve zaman zaman "kördüğüm ne alemde?" sorusuna, "ilk günkü gibi" deyişini sevdim.

💙💜💚💛

 Onsekiz aylık oğulcuğun İbrahim kucağında can verirken, gözyaşlarıyla onu öpüp koklayıp, "O, meme emen bir sütkuzusudur, ama Allah'ın takdiri karşısında,elden ne gelir?" deyişini sevdim.

💜💚💛💙

 Mute'de şehid düşen evlatlığın Zeyd'in minik yetimi, acıyla o mübarek eteğine sarılıp ağladığında, onu kucaklayıp, hıçkırarak ağlayışın karşısında, "Ey Allah'ın elçisi, bu nedir?" diye soranlara, "Bu, sevenin sevdiğini özleyişidir." demeni sevdim.

💚💛💙💜

 Yanında,kucağındaki çocuğuna sarılan,öpüp koklayan arkadaşına gülümseyerek, "yavruna nasıl şefkat duyuyorsan,Allah da senin şefkatinden daha çok sana şefkat duyar" deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 Sevgili kızın Hz.Fatma,her yanına girdiğinde,ayağa kalkıp karşılamanı, "hoşgeldin kızım" diye öpmeni, elinden tutup,yanına oturtmanı sevdim.

💙💜💚💛

 "Evlilik, iki bedende tek bir ruhtur" deyişini sevdim.

💜💚💛💙

 Hz.Ali ile Hz.Fatma'yı evlendirirken,ikisini karşına alıp, "Ey Ali, kızımı sana cariye olarak veriyorum, ama unutma, sen de onun kölesisin" deyişini sevdim.

💚💛💙💜

 Bir gün, elbisenin içinde kıpırdayan şeylerin sırrı, elbise açılınca anlaşılır: "Benim çiçeklerim" diye sevdiğin Hasan ve Hüseyin oradadır...Ben,onları sevişini, onlar sırtında iken namaz kılışını, kapıdan girer girmez,"küçük adam orada mı? Küçük adam orada mı?" deyişini, badi badi koşarak gelen torunlarını kucaklarken, onlara "Ey Allahım! Ben onları seviyorum,sen de onları ve onları sevenleri sev" deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 Bir bayram sabahı, hüzünle kenarda oturan,eski elbiseli yetim bir çocuğu elinden tutup evine götürüşünü, yıkanıp yemek yedirilen,para verilip sevindirilen çocuğun yüzünü avuçlarının içine alarak, "Benim baban, Ayşe'nin annen, Hasan ve Hüseyin'in kardeşlerin olmasını ister misin?" deyişini sevdim.

💙💜💚💛

 Sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için, "gel bak sana ne vereceğim" diyen anneye, "dikkat et, çocuk sana gelir ve ona bir şey vermeyecek olursan,senin için bir yalan günahı yazılır!" deyişini sevdim.

💜💚💛💙

 Meydanlık bir yerde,önünüzden bir cenaze alayı geçerken, ayağa kalktığında, arkadaşlarının şaşkın:"Ey Allah'ın rasulü, bu bir yahudidir" dediklerinde, "Fakat aynı zamanda bir insandır" deyişini sevdim.

💚💛💙💜

 Bir müslüman, sarhoş bir şekilde, huzuruna getirildiğinde, yanındakilerden biri sarhoşa "Allah sana lanet etsin" deyince, o mübarek kaşların çatık, "ona lanet okumayın, ben onu tanıdığımdan beri, o Allah ve rasulünü sever" deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 Uhud'da şehit düşen yetmişiki arkadaşını defnederken, Cemuh oğlu Amr ile Amr oğlu Abdullah'ın cenazelerinin başında, hüzünle dalıp gidişini ve "bu ikisini aynı mezara koyun.Çünkü onlar,dünyada da birbirlerini çok severlerdi" deyişini sevdim.

💙💜💚💛

 Mübarek başın, Hz.Ayşe'nin kucağında, ruhunu Allah'a teslim etmek üzereyken, Rabbinin huzuruna tertemiz çıkmak için, misvakla dişlerini temizleyişini sevdim.

💜💚💛💙💚

 Mescitte, nezaket kurallarından habersiz, yeni müslüman olmuş birinin, burnunu sildiği paçavrayı yere attığını görünce, pisliği yerden kendi elinle alıp,temizleyişini ve o kişiye yumuşak bir sesle, "bir daha böyle yapma" deyişini sevdim.

💚💛💙💜

 "Sizden biriniz, ağaç dikerken kıyamet kopuyor olsa, ağacı dikmeye devam etsin" deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 "Akarsu başında bile olsanız, suyu israf etmeyin" deyişini sevdim.

💙💜💚💛

 Kâbe'yi işaretle, "Bu ev, saygın,mübarek ve kutsaldır. Ama, varlığını elinde tutan kudrete yemin ederim ki, insan onuru ve kişiliği daha kutsaldır!" deyişini sevdim.

💜💚💛💙

 Mirâc'a çıktığında, Allah Teala, "Seni ne ile şereflendireyim?" dediğinde, "Beni Sana kullukla şereflendir" deyişini sevdim.

💚💛💙💜

 Yine mirâçta Rabbim "İste! Ne isteğin varsa vereyim" dediğinde, secdeye kapanıp, gözyaşlarıyla "Senden ümmetimi istiyorum" deyişini sevdim.

💛💙💜💚

 Refik-i Alâ'ya, Yüce Dost'a giderken, "Sizi kevser ırmağı başında bekleyeceğim. Bana kavuşmak isteyen, elini ve dilini kötülüklerden çeksin." deyişini sevdim.

💙💜💚💛

 Ve Rabbimizin, "Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir,merhametlidir (Tevbe-128) deyişiyle, seni sevdim.

💜💚💛💙

 Ve Rabbimizin, "Şüphesiz ki, Allah ve melekleri, Peygamber'e çokça salât ederler (överler,yüceltirler). Ey müminler! Siz de O'na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin."(Ahzab-56) buyurmasıyla, seni daha çok sevdim... selam ve dua ile, ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED İN VE ALA ALİ SEYYİDİNA MUHAMMED 💜 💙💚💛💜💙💚💛💜💙💚

Rafet Özcan




2 Mayıs 2026 Cumartesi

SEVGİLİLER SULTANI

Senin için yarattı  Rabbimiz bu âlemi,

Dünyaya gelir gelmez aydınlattın her yanı,

Muhabbetle tanındı âlemin güzelliği,

Sevgililer sultanı sensin Ya Rasülallah.

❤🧡💛💚💙💜🤎

Karanlıkta yolunu şaşıran insanlara,

Küfür bataklığına saplanıp kalanlara,

İnsanlık hedefinden ayrılıp sapanlara,

Gönderilen son rehber sensin Ya Rasülallah.

❤🧡💛💚💙💜🤎

Şirke giden yolları, birer birer kapattın,

Ne kadar batıl varsa, kökünden söküp attın,

Karanlıklar devrini sadet asrı yaptın,

Başımızın üstünde sensin Ya Rasülallah.

❤🧡💛💚💙💜🤎

Hayatın anlamını sorar insan kendine,

Dünyaya gönderilen insanın gayesi ne?

Nereden geliyorsun? Gidiyorsun nereye?

Tüm bunların cevabı,sende Ya Rasülallah.

❤🧡💛💚💙💜🤎

Allah emretti bize,O Rasül’e uymayı,

Ondan öğrenir insan,iyi insan olmayı,

Kur’anla kazanırız hem dünya ve ukbayı,

Davetine icabet gerek Ya Rasülallah.

❤️🧡💛💚💙💜🤎

Hesap gününde herkes nefsi nefsi diyecek,

O sevgili orada ümmetin isteyecek,

Şefaate uğrayan,mü’minler sevinecek,

Bize yardım edecek sensin Ya Rasülallah. 

❤🧡💛💚💙💜🌹