10 Mayıs 2026 Pazar

TAKVA VE TAKVA ELBİSESİ

 Takva elbisesi nedir?

"Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır"

 Halil Akgünler

Takva elbisesi nedir ?

Takva elbisesi,

Takva elbisesi tabiri Kuran’da geçen bir tabir.

Cenab-ı Hak Araf Suresinde bu elbiseden şöyle haber veriyor:

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik). (Araf Suresi, 26)”

Peki takva nedir?

Bu konuda Risale-i Nurda geçen bir tanım var:

“Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır. (Tarihçe-i hayat, s.372)”

Demek ki takva Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durmak manasına geliyor. Bu nedenle zaten mühim bir amel-i salih işlenmiş oluyor.

Peki takva elbisesi nasıl teşekkül ediyor?

Bunun da cevabı yine Nurlarda verilmiş:

“Cehennem ateşinin tesirini men edecek ve eman verecek iman gibi bir madde-i mâneviye, İslâmiyet gibi bir zırh olduğu misillü, Ruhunuza imanı giydirip Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi,Şu âyet ise, ona mukabil, bak, ne kadar ulvî, lâtif ve güzel ve ebede kadar yırtılmayacak, Hanîfen Müslimen destgâhında dokunacak bir hulleyi gösteriyor. (Sözler, s.353)”

İfadeye göre iman ve İslam insanda manevi bir zırh meydana getiriyor. Hanîfen Müslimen tezgahında dokunan bu nurani takva elbisesi ebede kadar insanın üzerinde kalıyor ve cehennem ateşine karşı bir siper oluyor.

İşte insan takva ve salih amel ile öyle nurani bir takva elbisesine sahip oluyor ki, cehennem bu elbiseyi ve içindekileri yakamıyor. Yani tam bir nuraniyet kazanmış olan bir insanı cehennem yakamaz. “Nar nuru yakamaz, nar nura kuvvet verir” sözü bu hususu çok güzel açıklıyor.

Bu nuraniyet elbisesini tam olarak giymiş olan ve mahiyeti tam bir nuraniyet kazanmış olan Hz. Peygamberimiz(asm) Miraç yolu ile gittiği ulvi alemlerde Cehennemin bütün tabakalarını gezmiş ve ateş ona dokunmamıştır.

Ahiret aleminde ise tüm insanlık cehenneme uğrayacaktır. Bu konuda kesin bir vaad-i ilahi var. Peki cehenneme uğrayan müminleri ateş yakacak mıdır? Elbette ki hayır. İman ve İslamiyet yolu ile takva elbisesini tam olarak giyen müminleri ateş yakamayacaktır. Çünkü nar nuru yakamaz. Bu latif prensip nedeniyledir ki, cehennemin “Ey mümin! Çabuk geç ki, nurun ateşimi söndürüyor” dediği rivayet edilir.

Takva elbisesi son derece önemlidir ve ebede kadar yırtılmayacak nurani bir zırhıdır. Bu elbise bir ikram-ı ilahi olarak ilk defa Adem babamız ile Havva annemize cennette giydirilmiştir. Yasak meyvenin yenmesi neticesinde ise bu zırh açılmış ve dünya hayatının zorlukları ile yüz yüze kalınmıştır.

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık. (Araf Suresi, 27)”

Muhtemelen bu takva elbisesi insana doğuştan veriliyor. İnsan ise buluğ çağından itibaren takva yolu ile ya bu elbiseyi güçlendiriyor. Ya da günahlarla o takva elbisesinde delikler açıp küfür ve isyan ile parçalayıp üstünden atarak cehennem ateşine karşı zırhını yok ediyor.

Demek ki insanın önünde iki yol var:

Ya takva yolu ile nurani bir elbise giyip ebedi mutlu olup ateşten korunacak.

Ya da isyan ve günahlarla zulmani bir elbise giyip ateşin odunu olacak.

HACILARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR

 Hac ibadeti, hem fiziksel hem de manevi açıdan kapsamlı bir hazırlık ve dikkat gerektiren kutsal bir yolculuktur. Hacı adaylarının bu süreci en verimli şekilde geçirmeleri için dikkat etmeleri gereken temel hususlar şunlardır:

1. Manevi Hazırlık ve İbadet Bilinci

Niyet ve İhlas: Hac ibadeti sadece Allah rızası için yapılmalı, gösterişten kaçınılmalıdır.

Arafat Vakfesi: Haccın en önemli rüknü olan Arafat'ta geçirilen süre, dua, zikir ve tövbe ile en iyi şekilde değerlendirilmelidir.

İhram Yasakları: İhrama girdikten sonra koku sürünmek, tıraş olmak, tırnak kesmek, bitkilere veya hayvanlara zarar vermek gibi ihram yasaklarına Hac Yolcusu Rehberi'nden detaylıca bakılarak titizlikle kaçınılmalıdır.

Sabır ve Hoşgörü: Milyonlarca insanın bulunduğu kalabalık ortamlarda haklı olunsa bile tartışılmamalı, sabırlı olunmalı ve kimse incitilmemelidir. 

2. Sağlık ve Hijyen Önlemleri

Düzenli İlaç Kullanımı: Kronik hastalığı olanlar, kullandıkları ilaçları yanlarına almalı ve asla aksatmamalıdır. "Kutsal mekandayız" diyerek ilaçları bırakmak yanlıştır.

Sıcaklık ve Hijyen: Sıcak hava nedeniyle bol sıvı tüketilmeli ve el/yüz temizliğine, özellikle çiğ yiyecekleri tüketmeden önce yıkamaya dikkat edilmelidir.

Yorgunluk: Hac öncesinde fiziksel olarak dinlenmiş olmak önemlidir. Kutsal topraklarda ibadete enerji saklanmalıdır. 

3. Hac İbadetinin Rükn ve Vacipleri

Tavaf ve Sa'y: Kâbe ziyareti, tavaf ve Safâ-Merve arası sa'y işlemleri usulüne uygun yapılmalıdır.

Vacipler: Müzdelife vakfesi, şeytan taşlama, saçların tıraş edilmesi ve veda tavafı gibi vacipler zamanında yerine getirilmelidir.

Eğitim: Gitmeden önce Diyanet'in düzenlediği "Hac Hazırlık Kurslarına" ve bilgilendirme toplantılarına mutlaka katılınmalıdır. 


4. Maddi ve Teknik Detaylar

Belgeler: Pasaport, vize ve özellikle aşı kartı gibi gerekli belgeler her an ulaşılabilecek şekilde saklanmalıdır.

Mekke/Medine Hayatı: Zamanın çoğu tavaf, namaz, Kur'an ve zikirle geçirilmelidir. 

Özetle, hac yolculuğu sabır, ilim ve sağlık kurallarına uyum gerektiren bir süreçtir. Takva elbisesini her an korumaya özen gösterilmelidir. 


CEDELLEŞMEK

 Cedelleşmek, Arapça kökenli cedel (ağız dalaşı, tartışma) kelimesinden türemiş olup, karşılıklı olarak tartışmak, münakaşa etmek, çekişmek veya uğraşmak anlamına gelir. Özellikle fikir uyuşmazlığı durumlarında çetin bir şekilde tartışma halini ifade eder. 

Cedelleşmek Kelimesinin Anlamı ve Kullanımı

Temel Anlamı: Münakaşa etmek, fikir çatışması yaşamak.

Halk Ağzında: Cebelleşmek, becelleşmek veya mecelleşmek şeklinde de kullanılsa da, kelimenin doğrusu "cedelleşmek"tir.

Kapsam: Sadece sözlü tartışma değil, aynı zamanda biriyle veya bir işle uğraşma/çabalama durumunu da (cebelleşmek anlamında) kapsayabilir.

Köken: Arapça cdl (çetin tartışma) kökünden gelir. 

Kubbealtı Lugatı +5


Örnek: O kadar karmaşık bir işle cedelleşiyoruz ki, sonucu kestirmek zor.

TECESSÜS VE GIYBET

 Tecessüs ve gıybet, hem dinî kaynaklarda hem ahlâk kitaplarında insan ilişkilerini bozan iki büyük hatadır.

İkisi de başkalarının kusurlarıyla meşgul olmayı içerir; fakat birbirinden farklıdır.

Aşağıda ikisini de sade, anlaşılır bir dille açıklıyorum:


1. Tecessüs nedir?

Tecessüs, birinin ayıbını, kusurunu veya özel hâlini araştırmak, gizlisini kurcalamak demektir.

Yani:

Başkasının mahrem hayatını merak etmek

İnsanların gizli kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışmak

“Acaba başka neler yapmış?” diye araştırmak

Sosyal medyada, mesajlarında, özelinde iz sürmek
hep tecessüstür.

Tecessüs, kalpteki merakın yanlış yönde kullanılmasıdır.
Haddi aşmaktır.

Kur’ân: “Tecessüs etmeyin.” (Hucurât 12) buyurur.
Çünkü tecessüs, insanların güvenini ve huzurunu bozar.


2. Gıybet nedir?

Gıybet, bir kişinin hoşlanmayacağı bir şeyi onun arkasından söylemek demektir.

Gıybet olan söz:

Doğru bile olsa,

Kişi duysa üzülecekse,

Onu küçültüyor, aşağılıyorsa
gıybettir.

Yani “doğru söylüyorum” demek gıybeti meşrulaştırmaz.

Gıybet şunları kapsar:

Birinin kusurunu başkalarına anlatmak

Onu kötü göstermek

Küçük düşürücü lakaplar kullanmak

Dış görünüşü, ailesi, geçmişiyle alay etmek

Peygamberimiz (s.a.v.):
“Gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.” buyurur.


3. Tecessüs ve gıybet arasındaki fark

Tecessüs → Ayıbı araştırmak, gizliyi kurcalamak.

Gıybet → Bulduğun ayıbı anlatmak, ifşa etmek.

Yani tecessüs başlangıç, gıybet sonuç gibidir.


4. Neden bu ikisi çok tehlikelidir?

Çünkü:

İnsanın haysiyetini zedeler

Kalpleri birbirine karşı soğutur

Güveni yok eder

Toplumu çözüp ahlâkı zayıflatır

Kendi kalbini karartır, ruhu kirletir

Bu yüzden dinî öğretilerde bu iki davranış büyük günah sayılmıştır.


Son söz

Tecessüs, başkasının gizlisine göz dikmektir.
Gıybet, o gizliyi dile taşımaktır.
İkisi de insanı küçültür; kalbi daraltır, toplumu bozar.

9 Mayıs 2026 Cumartesi

İNSAN ÇOK HODGAMDIR

 İnsan, hem zahirperest, hem hodgâm olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki eşyanın insana aid gayesi bir ise, Sâni'inin esmasına aid binlerdir.

   Meselâ: Kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar. Meselâ: Atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder. Meselâ: Kar'ı, pek bâridane ve tatsız telakki ederler. Halbuki o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez. Hem insan hodgâmlık ve zahirperestliğiyle beraber, herşeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme ettiğinden, pek çok mahz-ı edebî olan şeyleri, hilaf-ı edeb zanneder. Meselâ âlet-i tenasül-i insan, insan nazarında bahsi hacalet-âverdir. Fakat şu perde-i hacalet, insana bakan yüzdedir. Yoksa hilkate, san'ata ve gayat-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacalet ona hiç temas etmez.

   İşte menba-ı edeb olan Kur'an-ı Hakîm'in bazı tabiratı bu yüzler ve perdelere göredir. Nasılki bize görünen çirkin mahlukların ve hâdiselerin zahirî yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san'at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâni'ine bakar ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar ve pek çok zahirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitabet-i kudsiyedir.

Sözler - 232i

ADAM OLMAK VE ONU MUHAFAZA ETMEL KOLAY DEĞİL

 İnsan olarak yaratılıp  

Âdem olarak ölmek

  

Bütün canlı ve cansız mahlukatı yaratan Allah, İnsanı ayrı bir katagoride değerlendirmekte ve O'nun yaratılışını Ahseni takvim olarak belirtmektedir.

Mükemmel bir şekilde yaratılan insan kendisine verilen akıl, irade ve nefis vasıtası ile alçaltılıp yükseltilerek, değişkenlik arzeden yüce bir varlık haline getirilmiştir.Yani insan olmak yada olmamak durumu...Adam olmak olamamak halı gibi.

İnsan olmak ve bu insanlığı devam ettirmek daha doğrusu adam olmak ve adamlığı ömür boyu devam ettirebilmek pek kolay birşey değildir.

Adam evladına, "sen adam olamazsın" diye boşa dememiştir.

Evet Allah insan olarak yaratmıştır ama adam gibi adam olarak, hayatını kaç kişi devam ettirebilmektedir.

Okumak, adam olmak demek değil, cehaleti yok etmek, bilgi elde etmektir.Her insan kendi kendine bir empati yapıp sorgulamalıdır.Ben kimim?nereden geliyorum, vazifem nedir? Nereye gidiyorum?

Başkasından beklediklerimi ben kendim yapıyormuyum?

Aceba ben başta beni yaratan Allah'ıma ve  bana dinimi öğreten peygamberime olmak üzere, sonra anne babama ve topluma karşı görevlerimi, bilhassa insanlık görevlerimi yapıyormuyum?

Kısacası ben adammıyım ,adam gibi davranıyormuyum?

Allah'ım bizi insan olarak yarattın adam olmamızı sağla, adam gibi son nefesimizi teslim etmeyi nasip et. Amin.

Rafet Özcan

8 Mayıs 2026 Cuma

ARA DÜZELTMENİN ÖNEMİ

 Hz. Fatıma,

- ya Ali' Hasan, Hüseyin aç, evde yiyecek yok.. gidip yiyecek birşeyler alsana" der.

Hz. Ali'nin sadece altı dirhemi vardır.

Yiyecek almak için evden çıkar ve giderken yolda kavga eden iki insan görür.

Hz Ali:

"Niçin kavga ediyorsunuz?

Şu âlemde Allah'ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" diye sorar.

Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler.

Hz Ali cebindeki altı dirhemi çıkarır ve alacaklıya verir.

Evine geldiğinde eli boştur, 'Cennet kadınlarının seyyidesi',

"- Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" diye sorunca,

"- Ama ara düzelttim ya Fatma" der.

Hz Fatma'nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir.

Memnundur kocasının bu güzel hareketinden.

Daha sonra Hasan'la Hüseyin ağlamaya başlarlar, 'açız' diye.

Bu acı manzaraya dayanamaz ve evden çıkar.

Yolda bir adama rastlar.

Elinde besili bir deve;

"- Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım."

"- Param yok" der Hz Ali.

"- Olsun" der adam.

"- Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve.

Al sonra ödersin."

Alır Hz Ali o deveyi.

Yolda giderken başka adama rastlar.

"- Ya Ali" der, "ne güzel bir deve bu.

Ben bunu 300'e alayım ne olursun reddetme beni."

Hz Ali: "- Ama ben bunu 150'ye aldım" der.

"- Olsun, ben çok beğendim bunu" ve deveyi satar.

Hz Ali mutlu bir şekilde gider yiyecekleri alır eve döner.

Sonra Peygamber'in huzuruna çıkar.

Efendimiz(s.a.v.) güler, "gel" der, "ya Ali şu deve hikâyesini anlat".

Anlatınca da der ki:

"- Sen ki ara düzelttin.

Allah Cebrail'i ile sana deveyi sattı.

İsrafil'i ile de satın aldı.

Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali."

Okuduysanız paylaşın belki bir müslüman kardeşim daha rahmet PEYGAMBERİN ( S.A.V ) güzel ahlakını okur ve azda olsa kendine örnek alır."Allahın bereketi üzerinize olsun Esselamün aleyküm