14 Ağustos 2026 Cuma

NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR

 Dördüncü Söz 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلصَّلٰوةُ عِمَادُ الدّ۪ينِ

   Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divane ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:

   Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altın verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bazı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir."

   İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki; sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zayi' eder, bir tek altını kalır. Arkadaşı ona der: "Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?

Sözler - 20

NAMAZ İNSANI YOLDA KOMAZ

    İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!    O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altın ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefavit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takva, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesafeyi bir günde kat'eder. Kur'an-ı Azîmüşşan, şu hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilaf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?

   Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.

Sözler - 20

EYVAH GENÇLİK GİTTİ

 Gençlik hiç şübhe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat'iyyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata -istikamet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar.

   Eğer sefahete sarf etse, nasılki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir. Öyle de gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes'uliyetinden ve kabir azabından ve zevalinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücazatlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.

   Meselâ, haram sevmekte bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok ârızalar ile o cüz'î lezzet, zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin sû'-i istimali ile gelen hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere ve kalb ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizliğinden neş'et eden sıkıntılarla meyhanelere, sefahethanelere veya mezaristana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden ve hapishanelerden ve meyhanelerden ve kabristandan sor. Elbette ekseriyetle, gençlerin gençliğinin sû'-i istimalinden ve taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin.

   Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir nimet-i İlahiye ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak âhirette gayet parlak ve bâki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur'an olarak çok kat'î âyâtıyla bütün semavî kitablar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar. Madem hakikat budur. Ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir.

Şualar - 204

12 Ağustos 2026 Çarşamba

İYİLERE SELAM OLSUN

    - Kuşlar yem yerken korkup kaçmasınlar diye yolunu değiştirenlere,

- Elindeki çöpü çöp kutusu bulana kadar elinde gezdirenlere,

*- Tanımadığı insanlara nezaket gösterenlere,*

- Bağışlamayı ve özür dilemeyi bilenlere,

*- Yüzünden tebessümü eksik etmeyenlere,*

- Sürekli kendinden bahsetmeyenlere,

- Başkalarının adına utananlara,

- Her şeyi bilmeyenlere,

*- Haddini bilenlere,*

- Her konuda ahkâm kesmeyenlere,

- Her konuda haklı çıkmaya çalışmayanlara,

*- Ben mi kurtaracağım bu dünyayı demeyenlere,*

*- Nerede konuşulacağını bilenlere,*

*- Nerede susulacağını bilenlere,*

*- Yetimin,  öksüzün gözyaşını silenlere,*

- İçindeki fıtrat tohumunu yeşertenlere,

*- Nefsinin değil vicdanının sesini dinleyenlere,*

- İlahi adaletten ayrılmayanlara,

*- Zalime kılıç, mazluma kalkan olanlara,*

- İnsan olarak geldiği dünyadan insan olarak gidenlere,

*- sevgiyi yayanlara,*

- Hırs ile gözü kör olmayanlara,

*- Özüyle sözüyle bir olanlara, *

- Fakir fukarayı gözetenlere,

- Fıtrattan sapmayanlara,

- Hakk ile batılı birbirine karıştırmayanlara,

- Kimseler değil, *Allah ne der* diyenlere, 

*- İyilik yapmaktan,yaptığı iyiliği gizliyenlere  ve iyilik söylemekten bıkmayanlara,*

*- Yalnız Hakka boyun eğenlere,*

*- Hakkı ve Sabrı tavsiye edenlere,*

- Kulluğu ve şükrü hayatının esasına yerleştirenlere, 

*- Gönlü temiz insanlara*

*SELAM OLSUN...*

Alıntı

11 Ağustos 2026 Salı

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLABİLİR Mİ?

 Partili Cumhurbaşkanı tarafsız olabilir mi?

  Cumhurbaşkanları Devletin başı ve savaş zamanında orduyu temsilen Başkomutandır.Ülke birlik ve bütünlüğünü sağlamakla görevlidir.Aynı zamanda yürütmeninde başıdır.Anayasanın 104.maddesi Cumhurbaşkanının görev ve sorumluluklarını belirtmektedir.Anayasa, Devlet yönetiminde uyulması gereken kanunlar metnidir.Hiç bir kanun anayasaya aykırı olamaz hiç kimsede anayasaya uygun olmayan bir şekilde yönetim sergileyemez.Her kurum ve kuruluş kanun ve yönetmeliklerde Anayasaya uygun hareket etmek zorundadır.Çünkü devletin bütünlüğü milletin birliği Anayasa esaslarına göre oluşur.Bu birliği sağlamakla görevli olanda Ülkenin başında bulunan tarafsız Cumhurbaşkanıdır.

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı makamı partili Cumhurbaşkanlığı nedeniyle tarafsızlığını kaybetmiş bu nedenle partili Cumhurbaşkanı milletin ekseriyete yakın kısmı tarafından kabullenilmemiştir.Buna rağmen Milli Eğitim Bakanı ısrarla  mevcut Cumhurbaşkanının resmini okullara astırmak üzere Anayasanın 104.maddesini gerekçe göstererek okullara yazılar gönderip Cumhurbaşkanının resminin asılmasının hukuki bir durum olduğunu ve birlik beraberliğimizi temsil ettiğini belirtmektedir.Ama bugünkü  sisteme göre aynı kişi hem bir partinin Genel başkanı hemde Cumhurbaşkanıdır. Bu durumda olan bir kişinin  tarafsız olacağını söyleyebilmemiz mümkün mü? Bunda ısrar etmek birlik olmak yerine ayrılığa sebep olur.

Bir kişide iki değişik kişilik ve yetki... Bir yanda İktidar parti Genelbaşkanlığı diğer yanda aynı kişinin  Cumhurbaşkanlığı.Bu kişi nasıl tarafsız olupta ülke birlik ve bütünlüğünü sağlayabilir ki ?Bu durum geçmişte tek parti döneminde yaşanmış. Çok partili döneme geçilince 1950 de de bir müddet uygulanmış ama kısa bir zaman sonra Demokrasiye aykırı olduğu görülerek vaz geçilmiş.1961 Anayasası ile tamamen tarafsız hale getirilmiştir.Ama malesef ihtilaller sonucunda ve şimdi de 2017 den sonra  Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile üç yetki bir kişide toplanmışbulunmaktadır.

Pati başkanlığı,hükümet başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı.İşte partili Cumhurbaşkanlığının tarafsızlığı ve ülke birlik bütünlüğünü getirdiği son durum ortadadır. Millet de ancak çaresiz bir şekilde bu durumu seyretmektedir.

Rafet Özcan

10 Ağustos 2026 Pazartesi

ÂL-İ BEYT VE DÜNYA SALTANATI

 Âl-i Beyt, Hz. Hüseyin’in (r.a.) feci şekilde şehit edilmesinden sonra asli vazifeleri olan din hizmetine dönmüşlerdir. Dünya saltanatı onlara yaramamıştır. Onlar da asıl vazifeleri olan din hizmetini yapmaya dönmüşler, dedeleri olan Peygamberimizin (a.s.m.) kendilerine bıraktığı ilim mirasını en güzel bir şekilde devam ettirmişlerdir.

Cafer-i Sadık, İmam Muhammed Bâkır’ın oğludur. Medine’nin önemli bilginlerinden birisidir. Kendisi fakih ve aynı zamanda hadis konusunda derin bir bilgiye sahip idi. Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin de hocalarındandır. İmam-ı A’zam, iki yıl boyunca onun meclisine devam ederek ondan ilim tahsil etmiştir. Daha sonra, bu iki yılı için şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Cafer-i Sadık’ın meclisinde geçen iki sene olmasaydı Numan helak olmuştu.”

İmam Muhammed Bâkır’dan Oğluna Arkadaş Seçimi Öğütleri

Babası İmam Muhammed Bâkır, oğlu Cafer-i Sadık’a şu öğütleri verir:

“Fasıkla arkadaşlık etme. Çünkü böylesi kimseler, tamah ettiği bir lokmaya seni satar.

Cimri ile arkadaşlık etme. Çünkü o da, en çok ihtiyaç içinde olduğun bir anda, malım elimden gider diye seninle ilgisini keser.

Yalancı ile arkadaşlık etme. Çünkü yalancı serap hükmündedir. Sana uzaktan yakın; yakından da uzak görünür.

Ahmakla da arkadaşlık etme. Zira o sana iyilikte bulunayım derken kötülük eder.

Akraba tanımayanla da arkadaşlık etme. Çünkü ben böylesini Allah’ın kitabında lanetlenmiş olarak gördüm.”

“Yavrucuğum! Tembellik ve bezginlikten sakın. Çünkü bunlar her türlü kötülüğün anahtarıdır. Tembellik edersen hakkı yerine getiremezsin. Bezginlik gösterirsen hakka karşı sabredemezsin.”

“Zenginleri seven bir bilgin görürseniz, biliniz ki o dünya ehlidir.”

“Bir âlimin ölümü, şeytan için yetmiş ibadet ehlinin ölümünden daha sevindiricidir.”

Alıntı

ÖMRÜYÜN BEREKETLENMESİNİ İSTİYORSAN

 İhtiyarlara hürmet, ömrümüze bereket

İnsanı kemâle ulaştıran, olgun bir mü’min olmanın huzurunu yaşatan en kıymetli dönem yaşlılıktır.

Yaşlılık, bedenin yorulduğu ruhun tecrübeyle yoğrulduğu bir dönemdir. Dolayısıyla bu dönemin mahiyetini iyi bilmek gerekir.


Bediüzzaman’ın ihtiyarlara yazdığı Risalede, bir senelik ihtiyarlığı on senelik gençliğe değişmediğini görüyoruz.  “Biz bu ihtiyarlığımızı yüz gençliğe değişmemeliyiz. Evet, ben kendim sizi temin ediyorum ki, Eski Said’in on senelik genç- liğini bana verseler, ben şimdi Yeni Said’in bir senelik ihtiyarlığını vermeyeceğim. Ben ihtiyarlığımdan razıyım; siz de razı olmalısınız.”


Demek ki ihtiyarlıkta bir güzellik var. Gençliğinin kıymetini bilenler, ihtiyarlıktaki güzelliği yakalayabilirler.


Yaşlılar, Allah’ın duâlarına icabet ettiği, ihsan ve ikramına mazhar kıldığı kimselerdir. Onlar, yuvalarımızın dayanağı, bereket kaynağı, rahmet ve mağfiret vesilesidir. “Hem bir hanenin bereket direği, o hanedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir haneyi belâlardan muhafaza edici, içindeki beli bükülmüş mâsum ihtiyarlar ve ihtiyareler bulunduğu, hadis-i şerifin bir parçası olan “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti” diye ferman etmekle, bu hakikati ispat ediyor.”


Allah belli âyetlerle, evlâtları ihtiyar peder ve valideye karşı hürmete ve şefkate dâvet ediyor. İslâmiyet dini, ihtiyarlara hürmet ve merhameti emrediyor. İnsaniyet fıtratı dahi, ihtiyarlara karşı merhameti gerektiriyor.


Belâ ve musîbetlerin arttığı şu günlere, bir de ihtiyarların penceresinden bakabilsek. Acaba ne gibi bir hürmetsizlik, ne gibi bir saygısızlık yapıldı da bunlar başımıza geldi. Toplum olarak büyüklerimize sahip mi çıkamadık. Yoksa pandemiden hiç ders almayıp ihtiyarlarımızı yalnız mı bıraktık. Onların seriütteessür ruhlarını incitmeden, muhabbet ile yaklaşmamız gerekirken; hastalığı yayan etkenmiş gibi davrandık. Halbuki onlar belâları koruyan kalkandı. Ve her an sevgiye muhtaçlardı.


Yaratılış itibariyle sevgi ve ilgiye muhtaç olan insanın, yaşlandıkça ziyadeleşen bu ihtiyacını muhabbetle karşılamak gerekiyor. Bizleri büyüten ve bugünlere getiren büyüklerimize saygı göstereceğiz ki, sevgi görebilelim. Yaşlılara göstereceğimiz şefkat ve merhamet, onların huzurlu bir yuvaya en çok ihtiyaç duyduğu ihtiyarlık çağında ayrı bir önem taşır. Ömürlerinin bu en hassas döneminde onların yanı başında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayır duâlarını almak, bizim en önemli vazifemizdir. Her ihtiyarda kendi hayat serüvenimizi görmenin geleceğimize büyük faydası var. Yarının ihtiyarları bugünün gençleri olacaktır. Bizlere küçük yaşlarda merhamet kanatlarını geren anne babamız olmak üzere, büyüklerimize bunu unutmadan yaklaşmak gerekiyor. Hayatlarını ko- laylaştırmak ve tecrübelerinden faydalanmak için çalışalım.


Ömrümüzün bereketi, ihtiyarlarımızın avuçlarında saklı. Ne yapıp edelim, onu kazanalım…