17 Ekim 2026 Cumartesi

İHTİYARLAR RIZIK VE BEREKET DİREĞİ

    Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstahak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve

لَوْلَا الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلَٓاءُ صَبًّا

sırrıyla, yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti." Ne derece sebeb-i def'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

   İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın.

اَلْجَزَٓاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ

sırrıyla, sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriü't-teessür kalblerini rencide etmek ile

خَسِرَ الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةَ

sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

Mektubat - 260

KAFİR NEDEN CEHENNEMDE EBEDİ KALIR?

  SUAL: 

   Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur?

   ELCEVAB: 

   Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًا adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor.

   Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâekal zahirî âdete göre onbeş sene maktûlün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, binbir esma-i İlahîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalâtını inkâr ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan.. kâfiri, binler seneden ziyade esfel-i safilîne atar, خَالِد۪ينَ de hapseder.

  Said Nursî 

Lemalar - 276

ALLAH BİZİM RIZKIMIZA KEFİLDİR

    İnsan rızka çok mübtela olduğu için, rızka çalışmak bahanesi, ubudiyete mani tevehhüm edip, kendine bir özür bulmamak için âyet-i kerime diyor ki: "Siz ubudiyet için halkolunmuşsunuz. Netice-i hilkatiniz ubudiyettir. Rızka çalışmak, emr-i İlahî noktasında bir nevi ubudiyettir. Benim mahlukatım ve rızıklarını deruhde ettiğim nefisleriniz ve iyaliniz ve hayvanatınızın rızkını tedarik etmek, âdeta bana ait rızk ve it'amı ihzar etmek için yaratılmamışsınız. Çünki Rezzak benim. Sizin müteallikatınız olan ibadımın rızkını ben veriyorum. Siz bunu bahane edip ubudiyeti terketmeyiniz!"

   Eğer bu mana olmazsa Cenab-ı Hakk'a rızık vermek ve it'am etmek muhaliyeti bedihî ve malûm olduğundan, i'lam-ı malûm kabîlinden olur. İlm-i Belâgat'ta bir kaide-i mukarreredir ki: Bir kelâmın manası malûm ve bedihî ise, o mana murad değil, onun bir lâzımı, bir tâbii muraddır. Meselâ, sen birisine desen: "Sen hâfızsın." O, malûmunu i'lam kabîlinden olur. Demek maksud manası budur ki: "Ben senin hâfız olduğunu biliyorum." Bildiğimi bilmediği için ona bildiriyorum.

   İşte bu kaideye binaen, âyet Cenab-ı Hakk'a rızık vermeyi ve it'am etmeyi nefyetmekten kinaye olan mana şudur: "Bana ait olup ve rızıklarını taahhüd ettiğim mahlukatıma rızık yetiştirmek için halkolunmamışsınız. Belki asıl vazifeniz ubudiyettir. Evamirime göre rızka çabalamak da bir nevi ibadettir."

Lemalar - 269

İNSAN SADECE CESEDDEN Mİ İBARET?

    Eğer insan yalnız bir cesedden ibaret olsa ve insan dünyada lâyemutane daimî kalsa ve kabir kapısı kapansa ve ölüm öldürülse, o vakit vazife yalnız askerlik ve idare memurlarına mahsus kalırsa; sözünüzde dahi bir mana olurdu. Fakat madem insan yalnız cesedden ibaret değil. Cesedi beslemek için; kalb, dil, akıl, dimağ koparılıp o cesede yedirilmez, onlar imha edilmez. Onlar da idare ister.

   Ve madem kabir kapısı kapanmıyor ve madem kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir. Elbette milletin itaat ve hürmetine istinad eden vazifeler, yalnız milletin hayat-ı dünyeviyesine ait içtimaî ve siyasî ve askerî vazifelere münhasır değildir.

   Evet yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, ebed tarafına giden yolculara da hem vesika, hem o zulümatlı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. Böyle bir vazifenin inkârı, ölümün inkârıyla ve her gün اَلْمَوْتُ حَقٌّ davasını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuzbin şahidin şehadetini tekzib ve inkâr etmekle olur. Madem manevî hâcat-ı zaruriyeye istinad eden manevî vazifeler var. Ve o vazifelerin en mühimmi, ebed yolunda seyahat için pasaport varakası ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan imandır ve imanın ders ve takviyesidir. Elbette o vazifeyi gören ehl-i marifet herhalde küfran-ı nimet suretinde kendine edilen nimet-i İlahiyeyi ve fazilet-i imaniyeyi hiçe sayıp, sefihler ve fâsıkların makamına sukut etmeyecektir. Kendini, aşağıların bid'alarıyla, sefahetleriyle bulaştırmayacaktır!.. 

Lemalar - 173

16 Ekim 2026 Cuma

İNSAN İLE HAYVAN ARASINDAKİ FARKLAR

İnsan bu dünyaya her şeyden tam lezzet almak için gönderilmemiştir.

Hayvan bu dünyada lezzet alır; insan ise ebedî âlem için yaratılmıştır.

Hayvanın hayatı dünya ile sınırlıdır; gördüğü, yediği ve yaşadığı nimetlerden bu dünyada nasibini alır.

Fakat insanın arzuları dünyaya sığmaz.

Kalıcı mutluluk, sonsuzluk ve ebedî hayat ister.

Çünkü insanın kalbi ebediyeti arar.

Dünya ise geçicidir.

Hayvan dünyada tam lezzet alır; insan ise asıl ve tam lezzeti, Allah’ın izniyle ebedî âlemde, Cennet’te bulur.

Öyleyse dünyadaki nimetleri amaç değil,

ebedî saadete götüren birer emanet ve işaret olarak görmek gerekir.

🌿 Dünya geçici bir durak, Cennet ise ebedî saadet yurdudur.

İnsan ile hayvan arasındaki farkı, özellikle manevî açıdan şöyle özetleyebiliriz:

🐾 Hayvan ve insan arasındaki temel fark

Hayvan, büyük ölçüde hazır ve sınırlı bir hayat programıyla yaşar. İhtiyaçlarını bilir; yiyecek, güvenlik ve neslin devamı gibi temel ihtiyaçlarının peşinden gider. Dünyadaki hayatı onun açısından başlıca yaşam alanıdır.

İnsan ise yalnızca yaşamak için değil, anlamak, düşünmek, seçmek ve ebedî hayatı kazanmak için yaratılmıştır.

Hayvan

İnsan

İçgüdüleriyle hareket eder

Akıl ve irade sahibidir

İhtiyaçları daha sınırlıdır

İhtiyaç ve arzuları çok geniştir

Dünyadaki hayatla sınırlı bir yaşam sürer

Ölümü ve ölüm sonrasını düşünür

Nimetlerden faydalanır

Nimeti vereni tanımaya ve şükretmeye yönelir

Geleceği sınırlı ölçüde gözetir

Ebediyeti ve ahireti düşünür

Öğrenmesi daha çok yaşamsal ihtiyaçlar çevresindedir

Bilim, sanat, ahlâk ve inanç gibi alanlarda sınırsız öğrenme arayışı vardır

Sorumluluğu insanınki gibi değildir

İrade ve tercihleri sebebiyle ahlâkî sorumluluk taşır

En önemli farklardan biri şudur:

Hayvan dünyadaki nimetten lezzet alır; insan ise nimetin ötesine geçip nimet sahibini tanıma, şükretme ve ebedî saadeti arama kabiliyetine sahiptir.

Bu yüzden insanın meselesi sadece “Dünyada nasıl mutlu olurum?” değil;

“Nereden geldim, nereye gidiyorum ve ebedî saadeti nasıl kazanırım?” sorularıdır.

11 Ekim 2026 Pazar

MÜSLÜMAN;MERHAMETLİDİR

 Ordusu giderken yoluna yavrulu bir köpek çıkınca, onları rahatsız etmemek için, ordunun yolunu değiştiren. Yanından bir cenaze geçerken ayağa kalkıp ona saygı gösteren.

Orada bulunanların, bu bir Yahudi cenazesidir dediklerinde, olsun o bir insandı diyerek, insan onurunun her şeyden üstün olduğunu belirten, bir Peygamberin (asm) şefkatli ümmetiyiz.

Yine bir kâfiri yere yatırdığında kesecek fakat o anda yüzüne tüküren kâfiri kesmekten vaz geçen, “niçin kesmedin” deyince “seni Allah için öldürecektim fakat sen yüzüme tükürdün nefsim işe karıştı kesersem katil olurum” diyen Hz. Ali’nin bu tavrına hayran kalan kâfir Müslüman olur. İşte bizim şefkat merhamet ve adalet anlayışımız budur.

Beş ülkenin veto hakkı olan BM maalesef dünyanın huzurunu, güvenliğini sağlamak yerine farklı menfaatleri ön plana çıkararak huzursuzluğa neden olmaktadırlar. Yapılacak iş alternatifler üreterek dünya milletlerinin adalet ve hukukta üstünlük sağlayacak adımlar atılmasıdır. Şunu da unutmamak gerekir ki, baştakiler gider devletler bâkî kalır. Yeter ki, hukukumuzu korumasını bilelim.

Ağlamayı, çaresizliği bırakalım da, problemin çözümüne çare arayalım.

Tarık bin Ziyad komutasındaki askerler Cebelitarık boğazını geçtikten sonra  gemileri yaktırarak askerlerin geri dönmelerini imkânsız hale getiriyor. O eşsiz komutan askerlerine dönüp şöyle sesleniyor: İşte karşınızda düşman ve arkanızda deniz. Ya çarpışır bu toprakları ele geçirir, buraya yerleşir İslâmın Endülüs’te yayılmasını sağlarsınız, ya da geri döner denizde boğulur gidersiniz. 

Bu hitaptan sonra ordu düşmanla çarpışarak Endülüs fethediliyor. Böylece Endülüs Emevi devleti kuruluyor. Gırnata şehri devletin başkenti oluyor. Uzun müddet (250 yıl) orada kalan Müslümanlar maalesef zayıf idareciler ve iç karışıklıklar sonucu acı bir gerçekle karşılaşıp yıllar sonra İspanya’dan atılıyorlar. En acı olanı da son hükümdar Abdurrahman’ın yüksek bir yere çıkarak yakılan, yıkılan ve yok edilen şehirleri seyrederek ağlaması oluyor. Bu durumu gören hükümdarın annesinin tarihe geçen şu sözleri ibret doludur: “Ağla zalim ağla, erkekler gibi çarpışıp mücadele edemeyenler böyle ağlar.” 

İşte ibret dolu bir mücadele. Sonunda tefrikaya, dirayetsizliğe kurban giden, Endülüs Emevi devletinin yıkılması ile bir devir sona eriyor.

ADALETSİZ DÜZENDEN MEMNUNMUSUNUZ ?

 Ülkeyi yönetenlere soruyorum,bu durumdan memnunmusunuz ?

Her altı aylık enflason artışından sonra, çalışanların ve emeklilerin maaşlarına yapılacak zam, gündeme gelir.Günlerce tartışmalardan sonra, çeşitli oyunlarla düşük gösterilen enflasyonunda altında bir zam, ücretlere yansıtılır.Bu arada taraf medya başlar şu kadar zam bu kadar promasyon vs...vs... demeye.Bankalar ise hemen promasyon yarışına girerler.Faizin adını önce nema şimdide promasyon olarak lanse eden hükümet ise milleti bankalara muhtaç hale getirerek faizi meşrulaştırır.Borç bataklığında boğulan kahir ekseriyet, borcu borçla kapatmaya çalışır. Yeni deyimle yapılandırılarak  borç faizli taksitlere bölünür. Borç artarak ertelenip günü kurtarma çabasına girilir.

Bu durumun hiç iç açıcı olmadığı her geçen gün daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.İktidarın geçen yıllarda haksız ve adaletsiz bir şekilde çalışanlara verdiği seyyanen zam, hakkı olduğu halde emeklilerden esirgenmiş, bu haksızlık halâ da giderilmemiştir.Çalışan ve emekliler arasındaki maaş farkı, her yıl emeklilerin aleyhine açıldıkça açılmış emekliler perişan ve geçinemez hale gelmiştir.İsraf ve savurganlığın her kurum ve kuruluşta arttıkça arttığı bir zamanda, sabit gelirli ve yoksul halktan, harcamalarını kısmaları ve  tasarruf yapmaları istenmiştir.Temel gıda maddelerini dahi almakta zorlanan, büyük bir kesim yoksullaştıkça yoksullaşmış, ülke insanları maddi ve manevi sıkıntılarla sarsılmıştır.

Aileler huzursuz ve mutsuzlaşmış, geçim sıkıntısı nedeniyle boşanma ve kavgalar çoğalmıştır. Bu durumlar günlük haberler halinde insanların terdirgin olmasına neden olmuştur.

Hak ettiği seyyanen zammı bir an önce iktidar mensuplarından bekleyen emekliler, biraz üzgün birazda kırgındır.Adalet ve Kalkınma vadi ile yola çıkan bugünkü iktidar mensupları sözünde durarak bu milletin yüzde yirmisini teşkil eden emeklilerini, bir an önce hakları olan seyyanen zamlarını vererek sıkıntıdan kurtarsınlar.Şunu hiç kimse aklından çıkarmasın "Keser döner sap döner gün gelir hesap döner". Kiminin yolcu kiminin hancı olduğu bu ülkede, yolcu hancıya her zaman muhtaçtır.Hancının duası yolcunun rahat yolculuk yapmasını sağlar.Allah bu ülkenin huzuru için çalışan yöneticilerimize yardım etsin.

Rafet Özcan