2 Ağustos 2026 Pazar

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR

 İlâhi öğüt:

“Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” 1

***

Delikanlının biri damdan düşmüş; bacağı kırılmış; canı fenâ halde yanmıştı. Uzun bir müddet yatağa mahkûm olur. Ziyarete gelenler;

“Üzülme, bunda da bir hayır vardır!” diye teselli ediyordu.

“Yâhû, bacağım kırıldı; bunun neresinde hayır vardır?” diye karşılık veriyordu.

Bir müddet sonra seferberlik ilân edilmiş; bütün gençler çağrılmıştı. Gidenler bir daha geri dönmedi. Onun ayağı kırık olduğundan almadılar. Gidenlerin bir kısmı geriye dönmemiş, dönenlerin bir kısmı da bacağını kaybetmişti! Onları görünce:

“Elhamdülillah, iyi ki bacağım kırılmış, bunda da büyük hayır varmış!” demiş.

***

Kral, her olumsuz olayda, “Bunda da bir hayır var!” diyen çok sevdiği arkadaşı ve veziri ile sık sık avlanmaya çıkarmış. Vezir tüfeği doldurur, kral da patlatırmış. Bir gün nasılsa yanlış doldurmuş, kralın parmağı kopmuş.

“Bunda da bir hayır var!” deyince, kral kızmış arkadaşını zindana atmış.

Tekrar ava çıkan kral, ormanın derinliklerine dalınca yamyamlar yakalamış. Kazanları kurmuşlar ve herkesi tek tek kazana atmışlar.

Sıra krala gelince, salı vermişler. Zira, inançlarında kusurlu kurban edilmezimiş.

Sarayına gider-gitmez ilk işi arkadaşını ziyaret edip zindandan çıkarmak olmuş:

“Özür dilerim, gerçekten de parmağımın kopmasında büyük bir hayır varmış; sana haksız yere zindanlarda çile çektirdik!”demiş

“Üzülme Kralım, bunda da çok büyük bir hayır vardır! Zira, ben zindanda olmasaydım, kazanda olacaktım!”

Dipnot:

1- Kur’ân, Bakara Sûresi, 216.

İŞTE HAKİKİ SEVGİ BUDUR

 -" HZ FATIMA'NIN AĞLATAN ÖLÜMÜ -

Sevgililer Sevgilisinin Kızını defnedecekler.. - Mezara giriyor, mezara oturuyor Hz. Ali (r.a.). Ve 'Uzatır mısınız bana Fatımayı' diyordu, uzatıyorlardı.. -Fatıma’yı (r.a.)- Zaten nahifti, zaten inceydi, zaten zayıftı Fatıma (r.a.). Ve O’nu mezara doğru uzatırken Hz. Ali (r.a.) öyle ağlıyordu ki gözlerinden akan sicim gibi yaşlar Fatıma (r.a.)'nın yeni kefenini ıslatıyordu.. Hz. Ali (r.a.) şöyle söyleniyordu; 

"Habibun leyse ya’diluhu habibun.. Vema lisivahu fikalbi nasibun.. Habîbun rabâ ayni ayni vecismî vean kalbi la yağibu"

 "Sevgilim" diyordu Fatma’sına. Sevgilim..! Senin sevgini karşılayacak bir sevgi daha yoktur.. Doğrusu Senden gayrısı için şu yürekte bir nasip de olmayacaktır, her ne kadar gözlerimden ve vücudumdan uzaklaşsan da kalbimdesin sürekli ve her dem…… 

Sonra toprağı atacaklardı Fatma’nın üstüne.. Toprağa bulaşmış ellerini çırparken Hz. Ali (r.a.) şöyle diyecekti "Doğrusu dünyada tek bir isteğim kaldı Fatıma... Babana ve Sana kavuşacağım, ulaşacağım günü bekliyorum".

İşte gerçek sevgi ve mutluluk budur.Sevgiliden ayrı kalmanın üzüntü ve hasretliği de budur.

HUZURSUZLUĞUN SEBEBİ YALAN VE HARAMDIR

  "Haram ve helalin birbirine karıştığı dünya hayatı"! 

Bu ifade, insanların doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlandığı, dini ve ahlâki değerlerin bulanıklaştığı bir durumu ifade eder. Bu kavram, ahlâki sınırların karıştığı, helal olanın haramla, haram olanın helalle karıştırıldığı veya haramın normalleştirildiği bir dünya görüşünü yansıtır. Modern toplumlarda teknolojik gelişmeler, küreselleşme ve sosyal medya gibi faktörler, geleneksel değerlerin sorgulanmasına ve insanların doğruyu yanlışı ayırt etmekte zorlanmasına neden olabilir.

Böyle bir ortamda kişilerin, ve toplumun sorumluluklarını yerine getirmesi, inançlarına ve ahlâki değerlerine sadık kalmaları daha zor hale gelebilir. Bu durum, insanları ya dini ve ahlâki değerlere daha sıkı sarılmaya ya da bu değerlerden uzaklaşmaya itebilir.

Bir Toplumu Yok Eden İki Unsur: Yalan ve Haram

Bir toplumun ahlâki ve etik temellerini sarsan iki büyük kötülük; yalan ve haramdır. Bu unsurlar, kişilerin ve toplumun içten içe çöküşünü hızlandıran temel sebeplerdendir:

 Bir toplumda doğruluğun yerini yalan aldığında, güven ve dürüstlük ortadan kalkar. Güvensizlik hem kişiler arasında hem de topluma yön veren kurumlar arasında yaygınlaşır. Yalan, sosyal bağları zayıflatır, insanlar arasındaki güveni sarsar ve adaletin sağlanmasını engeller. Yalanlar üzerine kurulu bir düzen, toplumun temellerini zayıflatarak kaçınılmaz bir çöküşe yol açar.

 Haram ise, İslâm inancında Allah'ın yasakladığı her türlü fiil ve davranışı ifade eder. Haramın yaygınlaşması, bireylerin ve toplumun ruhani ve ahlâki dengelerini bozar. Haram kazançlar, rüşvet, haksız gelir ve ahlâksız davranışlar topluma zarar verir. Haramın normalleşmesi, toplumun etik değerlerini erozyona uğratır, sosyal adaleti zayıflatır ve ahlâki çöküşe neden olur.

Bu iki unsur, toplumun manevi yapısını zayıflatarak adalet, güven ve doğruluk gibi değerlerin yerini haksızlığın, yalanın itimatsızlığın almasına sebep olur. Bunun sonucunda toplumda huzursuzluk, kargaşa ve dengesizlik artar. Uzun vadede bu iki kötü haslet, toplumun çözülmesine, kimliğini kaybetmesine ve yok olmasına sebep olur.


Toplumun Huzuru İçin, Dört Temel Prensip ve Beş Esas:


Bir İslâm âlimi, kırk kitap kadar ilim ve hikmet toplamış; ardından bunlardan dört temel prensibi seçerek kurtuluşun bu dört prensipte olduğunu görmüş ve hayatını bu prensipler doğrultusunda yaşamıştır.

Bu dört prensip şunlardır:

1-Allah’tan başkasına güvenme!

2-Sırrını hiç kimseye söyleme!

3-Allah’ın sana verdikleri ile övünme!

4-İlim ve akıl yolundan ayrılma!

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, toplumun huzuru için, beş esasın gerekli ve lüzumlu olduğunu belirtmiştir:

1-Merhamet !

2-Hürmet !

3-Emniyet !

4-Haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek !

5-Serseriliği bırakıp itaat etmek !

Toplumun huzur içinde yaşamasını sağlayan bu esaslar, fert ve toplum hayatının temelini teşkil eder. Ülkeyi yönetenlerin, bu prensip ve esaslara uyması,onların işlerini de kolaylaştıracaktır.

Rafet Özcan

İNSANI ALLAH'A ULAŞTIRAN YOLLAR

    Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kàsır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır. Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi, Rahman ismine îsal eder. Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder. Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder. Şu tarîk, hafî tarîkler misillü, "Letaif-i Aşere" gibi on hatve değil ve tarîk-ı cehriye gibi "Nüfus-u Seb'a" yedi mertebeye atılan adımlar değil, belki "Dört Hatve"den ibarettir. Tarîkattan ziyade hakikattır, şeriattır. Yanlış anlaşılmasın: Acz ve fakr ve kusurunu, Cenab-ı Hakk'a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir. Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhâssa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

Sözler - 476

KURU SOĞANA MUHTAÇ OLDUK

 Milleti çarık ve ekmeğe muhtaç ettiler !

Siyaset ve siyasetçi toplumun yapısını yansıtır.Siyaset insanları yönetme sanatı ise, siyasetçi de en dürüst ve yönetebilme yetenekli insan demektir, yada bu vasıftakı insandır.

Herkes siyasetçi olamaz, herkes bu görevi hakkıyla yerine getiremez.Bunun örnekleri günümüz siyasilerinde görülüyor.Herkes siyasetçi olamaz ve olması da gerekmez.Siyaset bir meslekse yada bir düşünce tarzı ise o zaman işin ehli olmak önemlidir.İşin ehli olan siyasetçilerimiz,bir hayat için yalana tenezzül etmez.Milletten aldığı yetkiyi milletin menfaati, ülke bütünlüğü yolunda kullanır.Kısacası ülkesi için yaşar, ülkesi için milleti için gerekirse ölümü dahi göze alabilecek cesur fedakarlıklara katlanır.Onun gibi giyinir onun gibi yer içer ve her hali ile onu yansıtır.

Günümüzde ise bilhassa  iktidar milletvekillerine bir bakacak olursak, hergün birisinin bir foyası orta yerde dolaşmaktadır.  İtibardan tasarruf olmaz diyen millete tepeden bakan zihniyetin milletvekillerinin yedikleri, iştikleri  giydikleri lüks yaşamları ortadadır.Millet zaruri gıda ihtiyaçlarını almaya para bulamazken ayakkabı ,elbise alamazken paha biçilemez ayakkabı ve giysileri ile gündeme oturuyorlar.

Bu arada aklıma yıllar önce siyasiler ile yaşanmış bir olay geldi.Sene 1979... Senato üçtebir yenileme ve boşalmış beş milletvekili için yapılacak ara seçim propoganda dönemi.Yer Konya. Biz Kayseri Yahyalı'dan Adalet Partililer olarak bir otobüs oraya katıldık.Meydan dolu Merhum Demirel milleti çoşturdukça coşturuyor  millet beş beş beş diye slogan atıyor.Tam bu sıra da bizim arkadaşlardan birisi ayağındaki Gıslaved marka kara lastiği çıkarıp Demirel'e gösterdi.Merhum Demirel bakın... mevcut iktidarı kastederek (CHP güneş motel iktidarı)bunlar milleti çarığa muhtaç etti dedi. Bir alkış  koptu ve neticede beş sıfır milletvekili ve 38 senatör kazanan Adalet Partisi Ecevit'in istifa etmesini sağladı.İşte dürüst siyaset.Sonra malum MSP destekli AP azınlık hükümeti ve 1980 münafık ihtilali...

Bunları şunun için anlattım itibardan tasarruf olmaz diyen yüz binler milyonlar liralarla ifade edilen takılar takıp ayakkabı ve giysiler giyip yeme içme partileri düzenleyen iktidar partisi mensubu milletvekilleri hiç mi utanıp sıkılmaz va Allah'tan korkmazlar ? Milleti kuru soğana muhtaç ettiler.Hiç mi milleti görmez duymaz ve halini bilmezler? Yoksa bunlar milletin aklıyla dalga mı geçerler?Eh ne diyelim! "keser döner sap döner gün gelir hesap döner".Bir gün gelir milletin hesap soracağı bir ortam oluşur herkes hesabını sandıkta sorar ve suçlular cezasını önce milletten seçim tokadı yiyerek sonra da tarafsız adil mahkeme önünde hakim karşısında hesap vererek suçlu ise cezasını çeker.Hiç kimse layüsel değildir,yani hesap sorulmaz ve hasap vermez değildir.Bunun da böyle bilinmesinde fayda vardır.Haydi hayırlısı...

Rafet Özcan




 

HAYAT NEDİR ?

 Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan kat'iyyen bil ki: Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-i dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tedkik, "Bir âşiredir belki bir ân-ı seyyaledir" demişler. İşte şu sırdandır ki; bazı ehl-i velayet, dünyanın dünya cihetiyle ademine hükmetmişler. Madem böyledir, hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak. Kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak; ne kadar geniş bir daire-i hayatları var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel; onlar için haydır, hayatdar ve mevcuddur. Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: "Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim."

Sözler - 473

MAKSAT ÜZÜM YEMEK Mİ,BAĞCIYI DÖĞMEK Mİ ?

 Kişinin yalanı meydana çıktıkça bahane uydurur tıpkı kurt keçi kıssasında olduğu gibi.Bilirsiniz bir kurt bir keçi yavrusunu yemek ister.Kurt akan suyun yukarısında keçi yavrusu aşağıda,kurt der seni yiyeceğim bahanem var.Keçi yavrusu sebep nedir deyince suyumu bulandırdın der.Keçi yavrusu,ama ben suyun aşağısındayım sen yukarıdasın suyunu nasıl bulandırabilirim ki deyince,kurt olsun  sen bulandırmasan dahi geçen  yıl annen bulandırdı der.Bahane bulmak isteyen insanlar bir şekilde bahane bulabilir.Maksat üzüm yemek olmalı bağcıyı dövmek değil.Ayıp ve kusur  aramak helede bu düşünce ile hareket etmek iyi bir davranış değildir.Ördek Hasan hesabı her şeye şüphe ile art niyetle bakmak güzel düşünüp güzel görmemizi engeller.Hava bulutlu diyenden bir mana çıkarıp vay sen bana Ördek Hasan dedin diyerek karşısındaki insana hücum etmek hayır ben sana öyle birşey demedim desede inanmamak alınganlık göstermek iyi niyetle bağdaşmaz.Özür dilemek dahi bu insanları tatmin etmez çünkü kin nefret ve öç alma intikam duygusu gözünü ve aklını boyamıştır.Allah basiret ve vicdan nasip eylesin.

“Aldatan Bizden Değildir”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:
“Aldatan bizden değildir.”

Bu söz, mü’minin karakterinin özüdür.
Hileyi, yalanı, kandırmayı tamamen reddeder.

Müslüman;
✔ Sözünde durur,
✔ Emanete riayet eder,
✔ Ticaretinde dürüst olur,
✔ Kimseyi mağdur etmez.

Çünkü bilir ki güven, imanın bir parçasıdır.

“Dürüstlük, müminin şerefidir.”

Allah aldatan yalancının şerrinden emin eylesin.İnsan olmak hele de hak hukuk bilen hakkı hukuku gözeten insan olmak zor bir iştir.Zalim ve nankör iftiradan korkmayan insanlardan her an herşey beklenir vesselam...