7 Şubat 2026 Cumartesi

GÖNÜL KAZANAN, HER ZAMAN KAZANIR

 Kavganın Kazananı Olmaz

İnsan bazen haklı çıkmak ister, bazen de son sözü söyleyerek üstün gelmeyi… Oysa kalplerin kırıldığı, sözlerin sertleştiği bir kavgada kimse gerçek anlamda kazanamaz. Haklı çıkan bile içten içe bir şeyler kaybeder; huzurunu, sevincini, belki de sevdiği bir gönlü…

Kavga, ateş gibidir. Önce karşısındakini yakıyor gibi görünür; fakat sonunda tutuşan çoğu zaman kendi yüreğimiz olur. Sert sözler, kırıcı bakışlar ve öfkeyle söylenen cümleler, zaman geçse de iz bırakır. Onarılması zor kırgınlıklar, bir anlık öfkenin ardından sessizce hayatımıza yerleşir.

Oysa gönül kazanmak, haklı çıkmaktan daha değerlidir. Bir adım geri atmak, yumuşak bir söz söylemek, affedici olmak… İşte gerçek zafer bunlardır. Çünkü kalpleri birleştirenler kaybetmez; aksine huzuru ve sevgiyi çoğaltır.

Unutmayalım ki, kavga büyüdükçe gönüller küçülür; ama anlayış büyüdükçe kalpler genişler.

Hala anlayamadınız değil mi?

Önemli olan haklı ya da haksız olmak değil..!

Kavganın kazananı yoktur…

Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz.

Önemli olan kalp kırmamak.

Önemli olan yargılamadan,karşılıksız sevebilmek ve iyilik yapabilmektir.

Haklı bile olsan özür dileyecek kadar asil olmak,bilge olmaktır.

Egonuzu kontrol edemediğiniz sürece,o sizi kontrol etmeye devam edecek ve tüm dünya sizin bile olsa mutlu olmanız mümkün olmayacaktır.      (AlbertEinstein)

“Kavganın kazananı olmaz” sözü, çatışmanın sonunda kim haklı çıkarsa çıksın, tarafların bir şekilde zarar gördüğünü anlatan anlamlı bir ifadedir. Kırılan gönüller, kaybolan güven ve yıpranan ilişkiler, kavgadan sonra geriye kalan asıl tablodur. Bu yüzden gerçek kazanç, kavgayı büyütmekte değil; anlayış, sabır ve güzel sözle çözüm aramakta gizlidir.

Gönül notu:

Kavgayı kazanan olmaz; ama gönül kazanan her zaman kazanır.

ALLAH'IN RIZASI İHLAS İLE KAZANILIR

 Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba' ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Çünki onlar vazife-i İlahiyeye ait olduğu için istenilmez; belki bazan verilir. Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahîye medar olur. Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine tarafdar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevab kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.

   Ey sevaba hırslı ve a'mal-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile "Herkes beni dinlesin" diye vazifeni unutup, vazife-i İlahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma. Hem hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar, yalnız insanlar değildir. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur mahlukları ve ruhanîleri ve melaikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevab istersin, ihlası esas tut ve yalnız rıza-yı İlahîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları; ihlas ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevab kazandırsın. Çünki meselâ sen "ELHAMDÜLİLLAH" dedin; bu kelâm, milyonlarla büyük küçük "ELHAMDÜLİLLAH" kelimeleri, havada izn-i İlahî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halketmiş. Eğer ihlas ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rıza-yı İlahî ve ihlas o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez; sevab da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hâfızların kulakları çınlasın!..

Lemalar - 152

MÜ"MİNİN FERASETİ

اِتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَاِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللّٰهِ

sırrına göre; ehl-i iman ne kadar âmi ve cahil de olsa, aklı derketmediği halde, kalbi öyle hodfüruş adamları görse; soğuk görür, manen nefret eder.

   İşte hubb-u câha meftun ve şöhretperestliğe mübtela adam -ikinci adam-, hadsiz bir cemaatin nazarında esfel-i safilîne düşer. Ehemmiyetsiz ve müstehzi ve hezeyancı bazı serserilerin nazarında, muvakkat ve menhus bir mevki kazanır.

اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَ

sırrına göre; dünyada zarar, berzahta azab, âhirette düşman bazı yalancı dostları bulur.

   Birinci suretteki adam, faraza hubb-u câhı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlası ve rıza-yı İlahîyi esas tutmak ve hubb-u câhı hedef ittihaz etmemek şartıyla; bir nevi meşru makam-ı manevî, hem muhteşem bir makam kazanır ki, o hubb-u câh damarını kemaliyle tatmin eder. Bu adam az, hem pek az ve ehemmiyetsiz bir şey kaybeder; ona mukabil, çok hem pek çok kıymetdar, zararsız şeyleri bulur. Belki birkaç yılanı kendinden kaçırır; ona bedel, çok mübarek mahlukları arkadaş bulur, onlarla ünsiyet eder. Veya ısırıcı yabani eşek arılarını kaçırıp, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celbeder. Onların ellerinden bal yer gibi, öyle dostlar bulur ki; daima dualarıyla âb-ı kevser gibi feyizler, âlem-i İslâmın etrafından onun ruhuna içirilir ve defter-i a'maline geçirilir.

Mektubat - 414

6 Şubat 2026 Cuma

ORTADOĞU PLÂNI

 Bu gün Ortadoğuda

Trump’un dehşetli “Gazze plânı” uygulanıyor. 

“Plân”a göre, yarısına yakını çocuk en az 100 bin sivilin katledildiği, binlerce çocuğun açıktan öldüğü, hâlen 70 bin çocuğun açlıktan ölümle karşı karşıya kaldığı yüzde 88’i işgal altındaki Gazze’de bir milyon Filistinlinin daha da güneye sürülmesiyle Trump’un bölgeyi turizme açıp eğlence merkezi ve kumarhane yapma, kıymetli maden, doğalgaz ve petrol kaynaklarını sondajlayıp hortumlama sömürüsü projesine ortam oluşturuluyor.

İsrail hükümeti,Kudüs'deki Mescidi Aksayı ele geçirmek, Filistin ve Gazzedeki  İslâmî mirası tahrip etmek ve bir çok masumu öldürüp evlerini yıkmak için  milyar dolarlar harcarken, 1,5 milyar Müslüman ümmeti ne yapıyor? Herkes zekâtı için 1 dolar verse, bu çok mu? Bu Kudüs’ü kurtarabilir. Biz müslümanlar orada kalmaya devam edeceğiz. Maddî ve manevî olarak, basın olarak bizimle birlikte olmanız gerekir. Kudüs’ün kandillerini söndürmemeniz gerekir. Akıllarınızda, kalplerinizde, duâlarınızda, Kudusü Mescidi Aksayı, Filistin ve Gazzeyi unutmamanızı istiyoruz. Kudüs, İslâm ümmetinin başşehridir ve Başşehri olarak kalacak.Bugün değilse yarın bu olacaktır İnşallah.’’

Ümitvarız ümitvar olmaya da devam edeceğiz. Zira müslümana ümitsizlik yakışmaz. Kur'anımız  vasıtasıyla Allah müslümana  ümitsiz olmayı  yasaklamıştır.

Ehadîs-i şerifede gelmiş ki: Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm'ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev'i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlemi İslâmı esaret altına alır.

EY EHL-İ İMAN!

Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz,aklınızı başınıza alınız!

İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ (Mü'minler ancakkardeştirler!) kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve nede hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken;bir çocuk,ikisini de döğebilir.Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa;bir küçük taş,muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir;birini yukarı,birini aşağı indirir."... Bediüzzaman, Mektubat - 267

AHİRETE GİDİP GELEN VAR MI ?

 Uzeyr azığını almış, eşeğine binmiş giderken evleri yıkılmış harabe haline gelmiş, orada oturanlardan kimse kalmamış bir kasaba veya köy yıkıntılarının yanına gelir, orada konaklar.

Etrafına bakar, bu şekilde ölenlerin nasıl dirileceğini düşünür.

O anda uykusu gelir yatar.

Allah onu öldürür, yüz sene sonra diriltir.

Yiyecekleri hiç bozulmamış, ancak eşeği çürümüş sadece kemikleri kalmıştır, yıkık kasaba da imar edilmiştir.

Uyandığı ilk anda, bir gün kadar veya daha az bir zaman uyuduğunu zanneder.

Yiyeceklerine bakınca gerçekten böyle olduğunu sanır.

Eşeğine bakınca durumu anlar.

Allah, Uzeyr'in gözü önünde eşeğini diriltir.

Böylece Allah'ın kudret ve azametini çıplak gözle müşahede eder.


259- Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi.

Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti.

Ne kadar kaldın?

dedi.

"Bir gün yahut daha az" dedi.

Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın.

Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır.

Eşeğine de bak.

Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik).

Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi.

Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.


(2-Bakara) (3. Cüz-1. Hizb)

Mealli Kur'an - 42

MÜSLÜMAN İNSAFLI VE VİCDANLIDIR

 Müslüman adalet ve şefkat merhamet timsalidir.

Ordusu giderken yoluna yavrulu bir köpek çıkınca onları rahatsız etmemek için ordunun yolunu değiştiren ve bir cenaze anında ayağa kalkıp ona saygı gösteren yanındakilerin bu bir Yahudi cenazesidir dediklerinde olsun o bir insandı diyerek insan onurunun herşeyden üstün olduğunu belirten bir Peygamberin ümmetiyiz.

Yine bir kafiri yere yatırdığında kesecek fakat o anda yüzüne tüküren kafiri kesmekten vaz geçen niçin kesmedin deyince seni Allah için öldürecektim fakat sen yüzüme tükürdün nefsim işe karıştı kesersem katil olurum diyen Hz Ali'nin bu tavrına hayran kalan kafir müslüman olur.İşte bizim şefkat merhamet ve adalet anlayışımız budur.

Sayın Cumhurbaşkanımız dünya beşten büyüktür diyor doğrudur.15 daimi temcisi bulunan ve beş ülkenin veto hakkı olan BM malesef dünyanın huzurunu güvenliğni sağlamak yerine kendi menfaatlerini ön plana çıkararak huzursuzluğa neden olmaktadırlar.Yapılacak iş alternetifler üreterek dünya milletlerinin adalet ve hukukta üstünlük sağlayacak adımlar atmasıdır.Şunu da unutmamak gerekir ki, Her dünya devletinin de başındakı dikdatör birden büyüktür.Baştakiler gider devletler baki kalır.Yeterki hukukumuzu korumasını bilelim.

İTARİHTEN BRETLİK ALALIM

Tarık bin Ziyad komutasındaki askerler Cebeli Tarık boğazını geçtikten sonra Komutan gemileri yakıyor ve  askerlerin geri dönmelerini imkansız hale getiriyor. O eşsiz komutan  askerlerine dönüp şöyle sesleniyor. İşte karşınızda düşman ve  arkanızda deniz ya çarpışır bu toprakları ele geçirir buraya yerleşir İslâmın Endülüs'te yayılmasını sağlarsınız, ya da geri döner denizde boğulur gidersinz diyerek ordusuna hedefi gösteriyor.Bu hitaptan sonra ordu düşmanla çarpışarak Endülüs fetediliyor.Böylece Endülüs Emevi devleti kuruluyor.Gırnata şehri devletin başkenti oluyor. Uzun müddet( 250 yıl) orada kalan müslümanlar malesef zayıf idareciler ve iç karışıklılar sonucu acı bir gerçekle karşılaşıp yıllar sonra İspanyadan atılıyorlar.En acı olanı da son hükümdar Abdurrahmanın yüksek bir yere çıkarak yakılan, yıkılan yok edilen şehri, seyrederek ağlaması oluyor.Bu durumu gören hükümdarın annesinin tarihe geçen şu sözleri ibret doludur.Ağla hain ağla, ağla zalim ağla erkekler gibi çarpışıp mücadele edemeyenler böyle karılar gibi ağlar diyerek onun şahsında herkese büyük bir ders veriyor.

İşte ibret dolu bir mücadele ve sonunda tefrikaya dirayetsizliğe kurban giden bir devrin sonu.

4 Şubat 2026 Çarşamba

SADECE OKUMAKLA ADAM OLUNUR MU? Okumak, okul bitirmek ve diploma almak insanın hayatında önemli bir yere sahiptir; ancak tek başına “adam olmak” için yeterli değildir. Diploma, insanın bir alanda bilgi ve meslek sahibi olduğunu gösterir. Fakat insanın gerçek değeri, sadece aldığı eğitimle değil; ahlâkı, karakteri, vicdanı, dürüstlüğü ve insanlara karşı davranışlarıyla ölçülür. Nice insanlar vardır ki yüksek tahsil yapmış, büyük makamlar elde etmiş; fakat merhametten, adaletten ve doğruluktan uzak oldukları için toplumda saygı görmemişlerdir. Buna karşılık, okuma imkânı bulamamış; ama dürüstlüğü, çalışkanlığı ve güzel ahlâkıyla herkesin gönlünde yer edinmiş nice insanlar vardır. Gerçek anlamda “adam olmak” için: Doğru sözlü olmak Kul hakkına riayet etmek Emanete sadık kalmak İnsanlara faydalı olmak Ahlâklı ve vicdanlı davranmak gerekir. Okumak, insanı bilgiyle donatır; fakat ahlâk ve karakter, insanı gerçek manada yüceltir. En güzeli, bilgi ile güzel ahlâkı bir araya getirebilmektir. İşte o zaman insan hem bilgili hem de olgun bir şahsiyet olur. Gönül Notu: Diploma insanın cebini doldurabilir; ama asıl değer, kalbi ve karakteri doldurabilmektir.

Okumak, okul bitirmek ve diploma almak insanın hayatında önemli bir yere sahiptir; ancak tek başına “adam olmak” için yeterli değildir.

Diploma, insanın bir alanda bilgi ve meslek sahibi olduğunu gösterir. Fakat insanın gerçek değeri, sadece aldığı eğitimle değil; ahlâkı, karakteri, vicdanı, dürüstlüğü ve insanlara karşı davranışlarıyla ölçülür.

Nice insanlar vardır ki yüksek tahsil yapmış, büyük makamlar elde etmiş; fakat merhametten, adaletten ve doğruluktan uzak oldukları için toplumda saygı görmemişlerdir.

Buna karşılık, okuma imkânı bulamamış; ama dürüstlüğü, çalışkanlığı ve güzel ahlâkıyla herkesin gönlünde yer edinmiş nice insanlar vardır.

Gerçek anlamda “adam olmak” için:

Doğru sözlü olmak

Kul hakkına riayet etmek

Emanete sadık kalmak

İnsanlara faydalı olmak

Ahlâklı ve vicdanlı davranmak gerekir.

Okumak, insanı bilgiyle donatır; fakat ahlâk ve karakter, insanı gerçek manada yüceltir.

En güzeli, bilgi ile güzel ahlâkı bir araya getirebilmektir. İşte o zaman insan hem bilgili hem de olgun bir şahsiyet olur.

Gönül Notu:

Diploma insanın cebini doldurabilir; ama asıl değer, kalbi ve karakteri doldurabilmektir.

Rafet Özcan