3 Aralık 2021 Cuma

ÖNCE YÖNETİCİLER UYMALI

 DEVLET KADROLARI NİÇİN, TASARRUF TEDBİRLERİNE UYMAZ ?

Devletleri ekonomik krizlere sürükleyen ve toplumu borç bataklığında perişan eden faiz sistemi ve aşırı israf değil mi?

Devleti idare edenler ekonomik tedbirlerle israf ve faizle mücadele seferberliği ilan ederken devletin kurumlarının aşırı harcamalara son vermeye bir türlü yanaşmaması nasıl izah edilebilir.Neden israfta ısrar ediyorlar.Bu durum milleti tedirgin eder hale gelmiştir.Denetim eksikliğinden mi? yoksa zihniyet değişikliğinden mi,bu şekilde harcama yapılıyor bunu anlamak mümkün değil.

Bir zamanlar ülkeyi "Darulharp" olarak gören ve her türlü haram kazancın mübah olduğunu, bu devlete vergi verilmez diyecek kadar ileri götürenler, devletin gelir kaynağını kurutarak, vergi vermeden kaçınmaları ülkeyi borç bataklığında yüzdürmeyi amaç edinmiş olmasınlar.

Bu zihniyete hakim kadroların bugün iktidarda oldukları ve devlet kademelerine yerleştirildiklerini unutmamamız gerekmektedir.

Zam üstüne zam yaparak milleti geçinemez duruma getirmek sonra da maaş ve yardımlarla kendilerine taraftar ve siyasi destek sağlamak ülkeye yapılacak en büyük ihanettir.

Şunu aklınızdan çıkarmayın gün gelir kaynak biter aç insanlar isyan ederek tok olanları rahatsız eder duruma gelince açlıkta birlik olanları kimse önleyemez. Ülke kargaşa ortamına sürüklenirse kargaşalıklar önlenemez hale gelir.

Öyle ise geç kalınmadan tedbirmizi alalım ülke gemisini batırmak isteyen kötü niyetlilere fırsat vermeylim.

Rafet Özcan

EY ŞİKAYET EDEN İNSAN!

 Ey insan-ı müşteki! Sen madum kalmadın, vücud nimetini giydin, hayatı tattın, camid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalalette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün ve hâkeza...

   Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücud mertebelerine mukabil şükretmeyerek; imkânat ve ademiyat nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden bâtıl bir hırsla Cenab-ı Hak'tan şekva ediyorsun ve küfran-ı nimet ediyorsun? Acaba bir adam; minare başına çıkmak gibi âlî derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şükretmesin ve desin: "Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım" diye şekva ederek ağlayıp sızlasın. Ne kadar haksızlık eder ve ne kadar küfran-ı nimete düşer, ne kadar büyük divanelik eder, divaneler dahi anlar.

   Ey kanaatsız hırslı ve iktisadsız israflı ve haksız şekvalı gafil insan! Kat'iyyen bil ki: Kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasaretli bir küfrandır. Ve iktisad, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen "Yâ Sabûr" de ve sabır iste; hakkına razı ol, teşekki etme. Kimden kime şekva ettiğini bil, sus. Her halde şekva etmek istersen; nefsini Cenab-ı Hakk'a şekva et, çünki kusur ondadır.

Mektubat - 285

CEVİZİN FAYDALARI


Cevizler protein, B vitaminleri, özellikle folik asit ve B6 ve potasyum, magnezyum, çinko, demir, selenyum ve iyot gibi çoklu minerallerin bir kombinasyonunu sağlamanın yanı sıra zengin bir omega 3 ve omega 6 kaynağıdır.

Uzmanlara göre önerilen tüketim miktarı günde 30 gram civarındadır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta doğal olmalarıdır; işlenmiş, kızarmış veya tuzlu cevizleri unutun.

Cevizin en faydalı kuru yemişlerden biri olmasını sağlayan başlıca faydaları şunlardır:

- Kardiyovasküler hastalıkları önlemeye yardımcı olurlar. Yağ asitleri, proteinler, lifler ve minerallerin katkısı, sağlıklı bir kalbe sahip olmamıza yardımcı olur.

- Yüksek lif içeriği, kabızlıkla savaşmamıza ve bağırsak geçişini düzenlememize yardımcı olur.

- Ceviz tokluğu artırıcı bir etkiye sahiptir, bu yüzden iştahımızı kontrol etmemize ve fazla yemememize yardımcı olur.

- Uzmanlar ve araştırmalar tarafından da teyit edildiği gibi ceviz tüketimi, içerdiği yüksek omega 3 asitleri sayesinde kolesterolü düşürür.

- Nöronal kapasite üzerinde önemli bir etkisi vardır. Ceviz besleyici özellikleri sayesinde beyin sağlığını geliştirir ve bilişsel ve motor fonksiyonların gelişmesine yardımcı olur. Ek olarak, hafızaya ve konsantrasyona fayda sağlayan polifenoller açısından zengindirler.

- Farklı çalışmalar, cevizlerin serotonin seviyelerini arttırdığını gösteriyor. Cevizler bu sayede daha iyi bir ruh haline sahip olmamızı sağlar.

- Cevizler sporcular için harika yardımcıalrdır. Enerji kaynağına dönüştürülen ceviz, doğru bir toparlanmaya yardımcı olan proteinlerin katkısı sayesinde spor sırasında ve sonrasında yardımcı olur.

- Cevizler ayrıca daha iyi uyumamıza yardımcı olan melatonin sağlar. Her bir gram ceviz 3.5 nanogram melatonin içerir, farklı araştırmalar düzenli olarak ceviz yemenin melatonin hormonunun kan dolaşımındaki varlığını artırdığını göstermektedir.

- Diğerlerinin neredeyse iki katı olan en fazla antioksidan içeren kuru yemiş olarak kabul edilen ceviz, hücre hasarıyla savaşır.

- Cevizler demir ve çinko bakımından zengin oldukları için bağışıklık sistemini güçlendirir ve uyarırlar. Ek olarak, cevizin içerdiği E vitamini seviyeleri antikor üretimini uyarır, hastalıklarla savaşmaya yardımcı olur.

- Yapılan araştırmalar, cevizlerin çeşitli kanser türlerini geliştirme riskini azaltabileceğini gösteriyor.

Kalp ve beyin dostu cevizin 11 faydası #2

MASAL ANLATMAYA BAŞLADI !


Geçen haftaki AKP grup topantısında anlattığı masal;Komşu oğlun geldi mi geldi...
Yalancı çobanın son taktiği; "Ekonomik kurtuluş savaşı".
Yalancı çoban hikayesini hepiniz bilirsiniz en sonunda doğru söylemesine rağmen kendisine kimse inanmaz fakat  olan köylülerin zavallı koyunlarına olur. Zira kurt sürüye girerek koyunları parçalar.Tabi köylüler de büyük zarara uğrar.
Bu yıl 19.yılına giren AKP iktidarı da her dönem bir yalan ve yanlış ile saltanatını sürdürdü.Şimdi deniz bitti sarılacak nerdeyse hiç bir mazereti uyduracak hiç bir yalanı kalmadı ne yapsın barı demokrasi hak hukuk adalet ve ekonomi reform sloganını dillendirsin ki belki AB yi ve ABD yi kandırabilir.Halbu ki yalancının mumunun yatsıya kadar yanacağını bilmesi gerekirdi.
İç politikada desteğini kaybettiğini anlayınca belki dış politikada taktik ve makas değiştirirsem bir devre daha saltanat sürememmi düşüncesi ile Reformlara sarıldı ama nafile.Artık hiç bir şey freni patlamış araba gibi iniş aşağı giden bu ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini iktidarda tutamaz.Ne Cumhur ittifakı ne mafya babaları ne de iftira ve yalanlar.Şapka düştü kel göründü.Muhalefet millet ittifakı ile Demokrasi platformunu oluşturarak tek adam zihniyetine güçlendirilmiş parlementer sisteme dönerek son verecektir.İnşallah ülke ve millet daha çok zarara uğramadan neticeye ulaşılır.Haydi hayırlısı
Rafet Özcan


BEN GÜNAHKÂRIM !

 “Ben karanlıklı koridorlarda yolumu kaybetmiş bir insanım. Dört beş sene önce bir büyük günah işledim. İki senedir düzenli namaz kılıyorum. Geçen sene nurları tanıdım. Sizin neşriyatlarınıza aboneyim. Altı senelik kazâ namazlarım var. Helâlleşmem gereken bir çok insan var. İnsan olduğum için utanıyorum. Böyle bir günahla yarın mahşerde Allah’ın huzuruna nasıl varacağım? Bunalımlara giriyorum. Çok pişmanım. Tahmin edemediğiniz kadar. Dayanamıyorum. Hak ettiğim cezâyı çekmek istiyorum. 

*******************

Ne büyük bir pişmanlık ve ne büyük bir “hakka dönüş kararlılığı” içerisindesiniz. Sizin bu hakka dönüşünüzü ve günahlardan kaçışınızı tebrik etmemek elde değil. Bu itirafınız, bu pişmanlığınız, bu Allah’a dönmek isteyişiniz, bu kendinizi ve nefsinizi ithamınız, bu cezâ çekmek yoluyla da olsa Allah’ın rızâsını talebiniz, bu mahşerde Allah’ın önünde yüzleşmekle ilgili mahcûbiyetiniz, aslında birer tevbeden ve Allah’ın affına sığınmaktan ibârettir.

Dînimizde ümitsizlik yoktur. Allah Erhamü’r-Râhimîn’dir, Settâru’l-Uyûb’tur, Gâfir’uz-Zenb’tir.

Yüce kitabımızda Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Muhakkak Ben, tevbe eden, îmân eden, amel-i sâlih işleyen ve hidâyet üzere olan için Gaffâr’ım (çok mağfiret ediciyim).”

İnsanın, ömür ve gençliğinde bir çok yanlış ve bâtıl tercihlere girdiğini; sonunda ise elinde elem verici günahlar, zillet verici elemler ve dalâlet verici vesveselerden başka bir şey kalmadığını hatırlatan Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, Gaffâr isminin günahların varlığını gerektirdiğini, fakat kulun Fâtır-ı Zülcelâl’in dergâh-ı rahmetinde kusurunu itiraf etmesinin önemli olduğunu; kusurunu itiraf ederek istiğfâr edenin şeytanın şerrinden kurtulacağını, Allah’a sığınacağını ve affa müstehak olacağını; Gaffâr, Settâr, Tevvâb ve Vehhâb isimlerinin tevbeyi ve affı istediklerini kaydeder.

HER ŞEYDE NİYET ÖNEMLİDİR

Tevbe için en mühim adım, niyettir, kararlılıktır, pişmanlıktır, affedilmeyi cidden ummak ve istemektir, Allah’ın rızâsına tâlip olmaktır, bu amaca ulaşmak için harekete geçmektir, yöneliştir, Allah’a müteveccih olmaktır.

Çoğu insanın günah için hazır bir çevresi vardır. İnsan tek başına günahlarından ne kadar da pişmanlık duysa, bu çevreyi aşmadıkça pişmanlığını tövbeye ve istiğfara dönüştüremez. Çünkü çevresini inandırmak gibi bir mükellefiyetinin olduğunu zanneder. Oysa böyle bir mükellefiyeti yoktur. Bununla beraber çevresi de adamın gerçekten pişmanlığına inanmadığı gibi; “Sen ha!… İnanmam!…” gibi sözlerle kişi ile tövbesi arasında kocaman bir dağ oluşturabiliyor ve bu engelden kişinin aşabilmesi hemen hemen imkânsız hale gelebiliyor. Bu açıdan, Allah’tan (cc) günahlarının bağışlanmasını, tövbesinin kabûlünü ve mağfiret edilmesini isteyen insan, kendisini günaha sürükleyen böyle bir çevreyi terk etmelidir.

Tevbe için bir diğer önemli adım da; tövbeye muvaffak olmuş ve amel-i salihte yoğunlaşmış bir “topluluk” içerisine dâhil olmak; bu toplulukla beraber ibâdet ve itaatte bulunmak ve bu “cemaati” terk etmemek; eski çevreye de aslâ dönmemektir.

 Bizim, dünyanın kirinden, günahından, ufûnetinden, haramından ve mâlâyânî işlerinden kendimizi çekip alarak; Allah’ın adının anıldığı, tefekkür halinin yaşandığı, kalp ve aklımızın arındığı derslere “yönelişimiz” Allah katında makbule şâyân bulunuyor. Bu çerçevede, bizi günaha çeken çevreyi bırakıp; bizi ibâdet ve itaate yönlendiren câmia ile birlikteliğimize hız vermek hâlis tevbe için önemli bir adım teşkil etmektedir. Kötü alışkanlıklarımızı bırakma kudretini de yine, bu takva sahibi toplulukla birlikteliğimizde bulabiliriz.

Dipnotlar:
1- Nûr Sûresi: 31;
2- Hûd Sûresi: 3;
3- Tahrim Sûresi: 8;
4- Hucurat Sûresi: 11;
5- Riyâzu’s-Sâlihîn, 14;
6- Riyâzu’s-Sâlihîn, 16;
7- Riyâzu’s-Sâlihîn, 17;
8- Lem’alar, s. 91.

2 Aralık 2021 Perşembe

KORKULARIMIZ

 Korku lügatte tehlike anında duyulan endişe, kaygı, tasa, ürküntü ve dehşet alma hâli olarak açıklanmıştır. Korku ile küfrü birebir özdeşleştirmek doğru değildir. Korku çok yersiz ve gereksiz olsa bile, küfür sayılmaz. Çünkü küfür, Allah’ı ve Allah’a ait değerleri “inkârdan” başka bir şey değildir.

Korkunun insan fıtratına yerleştirilmiş bir duygudan ibaret olduğunu beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, korkuyu yöneldiği makam itibariyle iki grupta inceler: Bedîüzzaman’a göre korku ya halka, ya da Hâlık’a dönük olarak yaşanır. Yani insan ya Allah’ın yarattıklarından korkar, ya da Allah’tan. Üçüncü bir ihtimal yoktur.

Kur’ân insanları Allah korkusuna çağırır. Rabb’inden “korkan” kimseye “iki Cennet” vaad eden1 Cenâb-ı Hak başka bir âyette, “Benden korkun!”2 buyurur. Bir başka âyette ise, “Allah Kendisinden korkmanızı emrediyor.”3 buyurulur.

Peygamber Efendimiz de (asm) bizi Allah korkusuna çağırıyor: “Bir mü’minin kalbinde korku ile ümit birlikte bulunursa, muhakkak Aziz ve Celil olan Allah ona umduğunu verir, korktuğundan da emin kılar.” 4 buyuran Allah Resûlü (asm), bir hadis-i kudsîde de, Allah’ın şu sözünü naklediyor: “İzzetime ve celâlime yemin ederim ki, bir kuluma iki emniyeti ve iki korkuyu birden vermem: Kulum dünyada azabımdan emin olursa, kullarımı topladığım Kıyamet Günü’nde ona korku veririm. Kulum dünyada Benden korkarsa, kullarımı topladığım gün onu azabımdan emin kılarım.” 5

Allah'tan korkmanın,

O’nu rahmetinin şefkatine yol bulup sığınmak demek olduğunu kaydeden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, korkunun bir kamçı olduğunu ve kişiyi Allah’ın rahmet kucağına attığını beyan eder. Bedîüzzaman’a göre, Allah korkusu ile Allah’ın merhametine, mağfiretine, affına, sevgisine, şefkatine, rahmetine, re’fetine ve yumuşak huyluluğuna ulaşılır. Bir anne yavrusunu korkutmakla, nasıl ki, onu şefkat sinesine çekmiş olur. Öyle ki, anne korkusu yavru için gayet lezzetlidir. Çünkü bu korku kendisini annesinin sıcak kucağına çekiyor. İşte, bütün annelerin şefkatlerini toplasanız, Allah’ın rahmetinin sadece bir pırıltısından ibaret kalır. Öyleyse sonsuz şefkat ve hadsiz merhamet Sahibi olan Allah’tan korkmakta büyük bir “lezzet” olduğu böylece ortaya çıkmış oluyor. Üstelik Allah’tan korkan, Allah’tan başkasının çirkin, neticesiz, musîbetli ve belâlı korkularından da kurtulmaktadır.