17 Ekim 2020 Cumartesi

KORKMA KORKUNCA SIRA SANA GELİR

 Üstad, “En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir!”diyor. Bediüzzaman Hazretleri’nin Sikke-i Tasdik-i Gaybi kitabındaki “Korkma, sözlerini söyle, neşrine çalış” diyen Abdulkadir Geylani Hazretleri, talebesi olan bizleri mutlaka korur. İnşallah. 

Son olarak 18 Ocak 2018 tarihli Yeni Asya’daki bir yazıda yer alan fıkrayı sizlerle tekrar paylaşmak istedim: 

“Bir horoz varmış. Her sabah ezan okuyormuş. Sahibi demiş ki; - Tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım. Bu tehdit karşısında horoz korkmuş ve kendi kendine demiş ki; ‘Zaruretler mahzurları mübah-helâl kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim. Nasıl olsa benden başka horozlar var. Her halükârda onlar ezan okur.’ Horoz ezan okumayı bırakmıştır artık..

“Bir hafta sonra sahibi tekrar gelir ve der ki ‘Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım…’ Horoz bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar… Horoz tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelir ve bu kez şöyle der: ‘Şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan eğer yarın seni keserim!’ Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki; ‘Keşke ezan okurken ölseydim!” 

Bizler de iş hayatımızda Risale-Nurları ve Yeni Asya yayınları okuduğumuzu açık ve içtenlikle söyleyelim. Allah’ın Hafiz ismine sığınalım. İnşallah.

2 Eylül 2020 Çarşamba

SEVGİNİN DİLİ

 SEVGİNİN DİLİ VE MUHABBET FEDAİSİ

OLMAK

Bir işte bir meslekte, ya da hayatın her hangi bir anında, başarılı olmak istiyorsak sevgiyi esas almamız lazımdır.Zira biliyoruz ki sevgi ve sevginin bir ifadesi olan güler yüz tatlı dil insanların gönül kapısını açar o gönüle girmenizi kolaylaştırır.

Kainat dediğimiz şu büyük alem ve içinde yaşayan bütün mahlukat sevgi neticesinde yaratılmış ve yaşamları sevgi ve muhabbet ile devam etmektedir.

Sevgi ile ham meyve olgunlaşır tatlı dil ile yeni doğan bir bebek etrafı tanır ve etrafa gülücükler saçmaya başlar.

Sevgi öyle tükenmez bir hazinedir ki hiç eksilmez, verdikçe dağıttıkça artar. Hatta kabına sığmaz etrafına taşar.

Atalarımız "güler yüz tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" dememişmidir?

Öyle ise bizler işimizde hayatımızda yaşantımızda sevgi güler yüz ve tatlı dili esas maksat yapalım.

Bizler her birimiz muhabbet fedaisi olmalıyız.Evimizde işimizde sokakta ve her yerde sevgi tahumları ekmeliyiz.Bir gün ekilen sevgi tohumları güzel çiçeklere ve tatlı meyvelere dönüşecektir.Evimizin huzuru ,çevremizin huzuru hatta ülkemizin huzuru sevgi bağlarının güçlenmesi ile sağlanacaktır.

Öyle ise gelin geç kalmadan sevgi bağlarını güçlendirelim.

Unutmayalım ki Allah'ın merhametini kazanmak için birbirimizi ve tüm mahlukatı sevmek ve korumak durumundayız.

Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Rafet Özcan


18 Ağustos 2020 Salı

ZULMÜ ALKIŞLAMA

 Ey halkım !

Siyaset, toplumun ihtiyaçlarını gidermek, sorunlarını çözmek için yapılır. Yüzü millete dönüktür. İlhamını halktan alır.

Bugün böyle bir siyaset anlayışının fersah fersah uzağındayız.

Her şey iktidarda kalmak ve bir kişinin ihtiraslarını tatmin için.

Devlet de, millet de ikinci planda.

Ülke nasıl güçlenir, millet nasıl mutlu ve huzurlu olur sorusu siyasetin gündeminde yok.

Her gün biraz daha içe kapanıyor, biraz daha zamanın dışına yuvarlanıyoruz.

Bunun son örneği hilafet tartışmaları.

Bu tartışmayı başlatanlar da hilafetin bir yönetim şekli ve İslam'la alakası olmadığını biliyorlar.

Ama ellerinde kala kala din istismarı kaldı. Bu yolla iktidarlarını bir süre daha sürdürmek istiyorlar.

İslam cihan şumul bir dindir.

Bütün zamana ve mekana gelmiştir.

Siyasi bir proje değil, bir hayat nizamıdır.

Siyaset dünyaya bakar, İslam ise hem dünyaya hem ahirete bakar.

Dini siyasete alet etmek, onun mesajını daraltmak, ahlaki boyutunu iptal etmektir.

Din kisvesi giymiş siyasetçilerin çoğunda gözlenen ahlak zaafının arkasında, dini bu şekilde algılama yanlışı yatmaktadır.

Din, partilere sığmaz. Muhatabı bütün gönüllerdir. Partileşen bir din, insanların bir kısmının muhatabı olmaktan çıkarır.

Birleştiren yönünü kaybeder.

Bir davet, bir çağrı olmaktan çıkar, istismarcısının silahında mermi olur.

İnanmaya çağırmaz, kavgaya çağırır. Gönülleri fethetmez, baskı altına alır. Müjdelemez korkutur, birleştirmez ayırır.

İktidarda kalma adına hırpalanan dinimizdir.

Çok ciddi bir insan ve ahlak sorunumuz var.

Siyasetçinin rotasını halk çizer.

Kaliteli bir toplum kalitesiz bir siyaset üretmez.

Her toplum kalitesine göre siyaset üretir.

Çalan bir siyaset varsa ona cevaz veren bir halk olduğu içindir.

Bölen bir siyaset varsa ona yol veren bir toplumun varlığındandır.

Bir toplumun kalitesi seçtiği siyaset biçimi ve siyasetçi tipinde ölçülür.

Zulüm, baskı, adaletsizlik, kötü yönetim, aslında toplumların seçimidir. Layık olmayanları seçen bir toplum kendi kıyametini hazırlar.

Bu hercümercin sorumlusu sensin ey halkım!

Sakın aldandım, bilmedim, görmedim deme.

Bin yalana şahit oldun ama yine de yalanın peşinden gittin.

Bin yolsuzluğa, rüşvete tanık oldun, görmezden geldin.

Senin gafletindir bu kriz.

Sen sürükledin bu uçuruma.

Sen alkışladın her türlü adaletsizliği.

Sen yüreklendirdin kötüleri.

Düzeltecek olan da sensin.

Bunun yolu, kör-sağır gibi davranmamandır.

Bunun yolu,  gördüklerini görmemiş, yaşadıklarını yaşamamış gibi yapmamandır.

Bunun yolu, eğer hala duruyorsa  dünyaya vicdanınla bakmandır.

Gel vicdanını hakem et, o zaman görmediklerini görecek, işitmediklerini işiteceksin.

Başka bir yol da kalmadı, ya kendine döneceksin, yahut kendinle beraber bu güzel ülkeyi de ateşe atacaksın.

Alıntı

17 Ağustos 2020 Pazartesi

İMTİHAN OLUYORUZ

 İmtihanı  kaybeden Sahabe ,Salebe !

Bu sene de koronavirüs ile imtihan olduk, bayramlarımız buruk geçti.

Bu dünya imtihan yeri imtihan olan ise biz insanlardır.Bilhassa her müslümanın önüne müthiş bir imtihan zemini hazırlanmış kaybetmek yada kazanmak iman vesikası yani diploması ve beratını kazanıp kaybetme imtihanı ile muhatap kılınmışız.Maddi imkanlar ve çocuk çoluk anne baba münasebetleri imtihanı kazanıp kaybetmemize müsbet veya menfi olarak etki etmektedir.

Hastalık ve sağlık makam ve mevki hırsı mal mülk sevgisi aşırıya kactığımızda bizlerin ayağının kaymasına sebep olabilmektedir.Nefis kötülükler ile aldanmakta her nefis sahibini aldatmalar ile şeytana yardımcı olmaktadır.Koronavirüs belası bizleri çekidüzene sokması gerekirken malesef ibret almadık ikazlara kulak tıkadık tıpkı geçmiş kavimler gelen bela ve musibetlere  ikazlara aldırış etmeyip helak oldukları gibi.Allah muhafaza bizlerede daha büyük bela ve musibetler gelebilir.Vakit varken ikazlara kulak verelim.Bunların azgınlıklarımıza karşı bir ikaz olduğunu, belkide bir imtihan vesilesi olduğunu unutmayalım.

Dünyanın cazip zevk ve sefasına aldanıp hem dünya hemde ahiret hayatımızı yok etmeyelim.

Dünya sevgisi mal mülk hırsı bizim basiretimizi köreltmesin.Dost ve arkadaşlarımızı akraba ve yakınlarımızı unutup kısacası sılayı rahimi keser duruma düşürmesin.

Allah'a kulluk ta örnek olan sahabeler bize rehber olmalıdır.

Mescitlerimiz camilerimiz cemeatten mahrum kalmasın bizler ibadet ve sevaptan mahrum olmayalım.Mescit kuşu iken, mal mülk sevdası evladı iyal kaygısı ile imtihanı kaybeden sahabe Salebenin durumuna düşüp Allah Rasülünün Salebeye yazık oldu dediği vaziyete düşmeyelim.İman ile ahırete göçmeye, imtihanı başarıyla kazanıp Cennete ve Rızayı ılahiye Mazhar olmaya çalışalım.Allah yar ve yardımcımız olsun.

Rafet Ozcan


16 Ağustos 2020 Pazar

KUL HAKKI NEDİR?

 

İnsanların birbirine karşı ilişkilerinde karşılaştıkları olumsuzluklar, adaletsizlikler ve haksızlıklar sonucu doğan telafisi mümkün olmayan durumlardır.

Mesela araba kullanırken ihlal edilen trafik kuralları,araba ile başkasını rahatsız edecek şekilde müzik ve benzeri ses kirliliği...

Diğer bir husus,çevre temizliğine dikkat etmemek ve çevreyi kirletmek,söz ve davranışlarımız ile ev, arsa, bağ bahçe komşularımızi rahatsız etmek.

Daha,ibadet mahallelerimiz olan cami ve mescitlerimizi kirletmek bilhassa imam ve müezzinlerimizin ses cihazlarını kontrolsuzca son ayarda ses tonu ile cemati rahatsız edecek şekilde kullanmaları.

Düğün ve derneklerimizin sokakta son ton ayar ile müzik şöleni yapar bir tarzda yapılması kul hakkı değil mi?

"Kul hakkı ile gelmeyin" diyen Yüce Allah'ın huzuruna bu kadar haklar ile nasıl varacağız.Devletin görevlileri görevlerini yapmakla yükümlü ve sorumludur.Devlet vatandaşlarının huzur ve mutluluğunu sağlamak mecburiyetindedirler.Halk da vergi vermek ve devletin belirlediği kurallara uymakla yükümlüdür.Kontrolsuz başına buyruk yönetim kargaşa doğurur. millet adelet mekanızmasının çalışmadığı bir ortamda, devletine güvenemez.O zaman  devlet millet ilişkileri sarsılır.Milletin can ve mal güvenliğini sağlamak, devletin asli görevlerindendir.Bunlarin düzgün bir şekilde olmasını istemek vatandaşların en doğal haklarindan biridir.Hak ve hukuk ihlalleri yapılır,yetlikliler de buna göz yumarsa,o ülke çökmeye, yıkılmaya yok olmaya mahkumdur.Zira adalet mülkün temelidir.Hakkın büyüğüne küçüğüne bakılmaz,hak haktır büyüğüde küçuğüde birdir.Hak denince akan suların durması gerekir.Zira kul hakkı helalleşmeden ödeşilmez.

Allah bizleri hak hususunda kusurlarını görüp rieyet eden kullarından eylesın.Amin 

Rafet Özcan

22 Temmuz 2020 Çarşamba

31 MART HADİSESİ VE 15 TEMMUZ HAİN DARBESİ


YARI CİNAYET:
   Şöyle ki: Daire-i İslâm'ın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilafeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sâbık sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri, sâbık içtimaî kusuratını derk ile nedamet ederek kabul-ü nasihata istidad kesbetmiş zannıyla ve "Aslah tarîk, musalahadır." mülahazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infialâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet suretini daha ahsen surette düşündüğümden, merhum Sultan-ı Sâbık'a, ceride lisanıyla söyledim ki:
   "Münhasif Yıldız'ı dârülfünun et, tâ Süreyya kadar a'lâ olsun!
Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine, ehl-i hakikat melaike-i rahmeti yerleştir; tâ cennet gibi olsun!
Ve Yıldız'daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî dârülfünunlara sarf ile millete iade et ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et.
Zira senin şahane idarene millet mütekeffildir.
Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım.
Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terket!
Zekatü'l-ömrü, ömr-ü sâni (Ömer-i Sâni) yolunda sarfeyle.
   Şimdi muvazene edelim: Yıldız, eğlence yeri olmalı veya dârülfünun olmalı?
Ve içinde seyyahlar gezmeli veya ulema tedris etmeli?
Ve gasbedilmiş olmalı veyahut hediye edilmiş olmalı?
Hangisi daha iyidir?
İnsaf sahibleri hükmetsin."
   Ben ki bir gedayım, bir büyük padişaha nasihat ettim, demek yarı cinayet ettim.
   Cinayetin öteki yarısını söylemek zamanı gelmedi.
{(Haşiye): O yarının zamanı; onbeş sene sonra, yirmisekiz senedir müellifin sebeb-i hapsi olan, Siracünnur'un âhirindeki bahse bakınız.
Tam o yarı cinayeti bileceksiniz.}
   Yazık!
Eyvahlar olsun!
Saadetimiz olan meşrutiyet-i meşrua, bir menba-ı hayat-ı içtimaiyemiz ve İslâmiyete uygun olan maarif-i cedideye, millet nihayet derecede müştak ve susamış olduğu halde, bu hâdisede ifratperver olanlar meşrutiyete garazlar karıştırmakla ve fikren münevver olanlar da dinsizce harekât-ı lâübaliyane ile milletin rağbetine karşı maatteessüf sed çektiler.
Bu seddi çekenler, ref etmelidirler.
Vatan namına rica olunur.

21 Temmuz 2020 Salı

31 MART HADİSESİ


   Ey paşalar, zabitler!
Bu onbir buçuk cinayetin şahidleri binlerle adamdır.
Belki, bazılarına İstanbul'un yarısı şahiddir.
Bu onbir buçuk cinayetin cezasına rıza ile beraber, onbir buçuk sualime de cevab isterim.
İşte bu seyyiatıma bedel bir hasenem de var.
Söyleyeceğim:
   Herkesin şevkini kıran ve neş'esini kaçıran ve ağrazlar ve taraftarlıklar hissini uyandıran ve sebeb-i tefrika olan ırkçılık cem'iyat-ı avamiyeyi teşkiline sebebiyet veren ve ismi meşrutiyet ve manası istibdad olan ve "İttihad ve Terakki" ismini de lekedar eden buradaki şube-i müstebidaneye muhalefet ettim.
   Herkesin bir fikri var.
İşte sulh-u umumî, aff-ı umumî ve ref'-i imtiyaz lâzım.
Tâ ki biri bir imtiyaz ile, başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın.
Fahr olmasın, derim: Biz ki hakikî müslümanız.
Aldanırız, fakat aldatmayız.
Bir hayat için, yalana tenezzül etmeyiz.
Zira biliyoruz ki:  ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﺤِﻴﻠَﺔُ ﻓِﻰ ﺗَﺮْﻙِ ﺍﻟْﺤِﻴَﻞِ

   Fakat meşru, hakikî meşrutiyetin müsemmasına ahd ü peyman ettiğimden, istibdad ne şekilde olursa olsun, meşrutiyet libası giysin ve ismini taksın; rast gelsem sille vuracağım.
   Fikrimce meşrutiyetin düşmanı; meşrutiyeti gaddar, çirkin ve hilaf-ı şeriat göstermekle meşveretin de düşmanlarını çok edenlerdir.
"Tebeddül-ü esma ile hakaik tebeddül etmez." En büyük hata, insan kendini hatasız zannetmek olduğundan, hatamı itiraf ederim ki; nâsın nasihatını kabul etmeden nâsa nasihatı kabul ettirmek istedim.
Nefsimi irşad etmeden başkasının irşadına çalıştığımdan, emr-i bilmarufu tesirsiz etmekle tenzil ettim.
Hem de tecrübe ile sabittir ki: Ceza bir kusurun neticesidir.
Fakat bazan o kusur, işlenmemiş başka kusurun suretinde kendini gösterir.
O adam masum iken cezaya müstehak olur.
Allah musibet verir, hapse atar, adalet eder.
Fakat hâkim ona ceza verir, zulmeder.