3 Şubat 2025 Pazartesi

EN BÜYÜK MUHACİR

En büyük muhacir; günahlardan uzaklaşan ve Allah sevgisinin dışında kalan bütün sevgileri kalbinden silip atandır.


Bir gün İbrahim b. Edhem, Rabbine şöyle dua eder:


“Ya Rabbi, senin aşkına tutuldum. Senden gayrı her şeyi terk edip huzuruna geldim. Seni gördükten sonra, bakışlarım başka şey görmez oldu...”


O, tam bu dualarla dopdolu olduğu ve bu duanın mânevî atmosferi içinde bulunduğu bir sırada, Kâbe’nin kenarında oğlunu görür. Oğlu da onu görmüştür. Senelerin verdiği hasret, ikisini birbirine koşturur. Tam sarmaş dolaş olurlar ki, hâtiften bir ses gelir:


“İbrahim, bir kalbte iki sevgi olmaz!”


İşte o zaman İbrahim ikinci çığlığı basar:


“Muhabbetine mani olanı al, Allah'ım!” Ve oğlu ayaklarının dibine yığılıvermiştir..." (Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliya, İbrâhim Ethem’in hayatı kısmı)


Rahmet-i İlâhîye Hicret


Günahlardan kaçıp Rabbin kapısını çalma, O’ndan af fermanı gelinceye dek, kapıdan ayrılmama, bu da bir hicrettir. Şu yakarış bunu ne güzel ifade eder:


“İlâhî, günahkâr kulun sana geldi.

Günahlarını itiraf edip sana yalvarıyor.

Eğer affedersen bu senin şanındandır.

Eğer kovarsan, senden başka kim merhamet edebilir.”


Daha önceleri işleyip durduğu günahları terkettikten sonra, bir daha aynı günaha dönmeyi, cehenneme girmekten daha ızdırap verici bulan bir insan, hep hakiki mânâda hicret yolundadır.


Helâl hudutlarının son sınır taşlarını, mayınlı bir tarla gibi görüp oralara yanaşmayan; eline, ayağına, gözüne, kulağına, ağzına, dudağına dikkat eden bir insan, ömrünün sonuna kadar hep hicret ediyor demektir.

2 Şubat 2025 Pazar

KÂİNATA ALLAH HESABINA BAKMAK

    Cenab-ı Hakk'ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır.

Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.

   Evet her şeyin iki ciheti vardır.

Bir ciheti Hakk'a bakar.

Diğer ciheti de halka bakar.

Halka bakan cihet, Hakk'a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakk'a bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır.

Binaenaleyh nimete bakıldığı zaman Mün'im, san'ata bakıldığı zaman Sâni', esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.

   Ve keza nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder.

Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder.

Evet niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir.

Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder.

Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir.

Allah hesabıyla olursa, marifet-i İlahiyedir.

Mesnevi-i Nuriye - 51

ÇEŞİTLİ YOLLAR

 (Tevhid Denizinden) 

  İFADE-İ MERAM 

   Malûmdur ki insan, hasbe'l-kader çok yollara sülûk eder.

Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir.

Bazan kurtulursa da bazan da boğulur.

Ben de kader-i İlahînin sevkiyle pek acib bir yola girmiştim.

Ve pek çok belalara ve düşmanlara tesadüf ettim.

Fakat, acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim.

İnayet-i ezeliye beni Kur'ana teslim edip Kur'anı bana muallim yaptı.

İşte Kur'andan aldığım dersler sayesinde o belalardan halâs olduğum gibi nefis ve şeytan ile yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum.

Bütün ehl-i dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe,

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ وَ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَ اللّٰهُ اَكْبَرُ وَ لَا حَوْلَ وَ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ

kelimelerinde vuku buldu.

Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek o düşmanlarla münakaşalara giriştim.

Her bir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi.

Bu risalede yazılan her bir kelime, her bir kayıd, kazandığım bir muzafferiyete işarettir.

Mesnevi-i Nuriye - 50

1 Şubat 2025 Cumartesi

TAMAHKÂRLIĞIN CEZASI

 "Az sadaka çok belayı

 defeder".

Bir gün adamın biri Hz. Musa (a.s.)'ya geldi:

    - "Ya Musa ne olur dua et de ben hayvanların dilinden anlayayım ve bundan kendime hisseler çıkartarak daha iyi bir insan olayım." dedi.

    Hz. Musa (a.s.):

    - "Yürü işine git, kaldıramayacağın bir yükün altına girmeye çalışma, bu halin senin için daha hayırlıdır." dedi.

    Fakat adam dinlemedi ısrar etti:

    - "Ya Musa ne olur hiç değilse kapımda yatan köpekle horozun dilini anlayayım." dedi.

    Musa (a.s.) her ne kadar bundan vazgeçmesi için çalıştıysa da adam ısrar etti. Bunun üzerine Musa (a.s.) ona dua etti. Adam sevinerek evine döndü. Ertesi sabah hizmetçisi sofrayı kurarken bir parça ekmek fırlayıp düştü. Horoz koşarak bunu kaptı. Köpek buna kızdı:

    - "Be horoz bu yaptığın doğru mu? Sen buğday da yiyebilirsin arpa da. Mısır da yiyebilirsin, küçük taneleri de. Bense ekmekten başka bir şey yiyemem, neden benim rızkımı kapıyorsun?" dedi.

    Horoz cevap verdi:

    - "Haklısın fakat hiç tasalanma yarın bizim efendinin eşeği ölecek, sen de böylece karnını iyice doyuracaksın." dedi.

    Bunu duyan adam hemen eşeği pazara götürerek sattı. 

    Ertesi sabah da bakalım köpekle horoz ne konuşacaklar diye onların yanına geldi.

    Köpek horoza sitem ediyor:

    - "Yahu horoz hani eşek ölecekti, biz de karnımızı doyuracaktık." diyordun.

    Horoz:

    - "Eşek ölmeye öldü lakin başka yerde. Çünkü sahibim onu sattı. Fakat hiç merak etme yarın at ölecek, o zaman da daha büyük bir ziyafete konacaksın." dedi.

    Bunu duyan adam hemen ahıra koştu, atı aldığı gibi pazara götürüp sattı. Sevinerek evine döndü:

    - "Bu hayvanların dilini öğrenmem çok iyi oldu. Böylece zarardan kurtuldum." diye düşünüyordu.

    Ertesi sabah yine acaba ne konuşacaklar diye köpekle horozun yanına gitti. Köpek yine horoza sitem ediyor, duruyordu:

    - "Yahu horoz bu sefer de dediğin olmadı, yoksa sen de mi yalana başladın." dedi.

    Horoz:

    - "Hayır ben yalan söylemedim at ölecekti lakin sahibimiz onu da sattı. Fakat merak etme, yarın sahibimizin çok değerli kölesi ölecek o zaman onun hayrına yemekler, helvalar verilecek hepimiz doyacağız." dedi.

    Bunu duyan adam o gün hiç beklemeden, kölesini götürüp sattı:

    - "Bu horozla köpeğin dilini öğrenmem iyi oldu. Böylece birçok zarardan kurtuldum." diye düşünerek sevindi ve ertesi gün yine köpekle horozun yanına koştu. İkisi yine konuşuyorlardı. Köpek bu sefer çok kızgındı:

    - "Yalancı horoz, hani köle ölecek, bu sayede karnımız doyacaktı, günlerden beri yalanlarınla avutuyorsun, bu sana yakışır mı?"

    Horoz:

    - "Ben yalancı değilim ve yalan söylemem, diye başladı. Köle öldü fakat burada değil, başka yerde. Çünkü sahibimiz onu sattı. Fakat hiç iyi etmedi. Çünkü bu sefer sıra kendine geldi. Zira ilkin kaza, bela eşeğe gelecek, böylece sahibimiz beladan-kazadan kurtulmuş olacaktı. Eşeği satınca, onun yerine ata geldi, atı da satınca, köleye geldi. Köleyi de satınca bela ona gelecek. Sıra onda, yarın sahibimiz ölecek, o sayede hepimiz doyacağız." dedi.

    Bunu duyan adam ah vah etti, başına vurdu fakat iş işten geçmişti.

Halbu ki az sadaka ile çok belayı defedebilirdi ama bunu yapmadı.

    Böylece tamahkarlığın cezasını da hayatıyla ödedi. 

 Alıntı

MÜSLÜMANIN YAPTIĞI İŞTEN HABERİ VARDIR

  İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Hayat-ı dünyeviyeye kasden ve bizzât teveccüh edip bağlanan kâfirin, imhal-i ikabında ve bilakis terakkiyat-ı maddiyede muvaffakıyetindeki hikmet nedir?

   Evet o kâfir, kendi terkibiyle, sıfatıyla Cenab-ı Hak'ça nev'-i beşere takdir edilen nimetlerin tezahürüne -şuuru olmaksızın- hizmet ediyor.

Ve güzel masnuat-ı İlahiyenin mehasinini bilâ-şuur tanzim ediyor.

Ve kuvveden fiile çıkartmakla garabet-i san'at-ı İlahiyeye nazarları celbediyor.

Ne faide ki farkında değildir.

Demek o kâfir, saat gibi kendi yaptığı amelden haberi yok.

Amma vakitleri bildirmek gibi nev'-i beşere pek büyük bir hizmeti vardır.

Bu sırra binaen dünyada mükâfatını görür.

Mesnevi-i Nuriye - 212

ÇİRKİNLİKLER OLMASA GÜZELLİĞİN KIYMETİ OLMAZ

  İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Tabiatları latîf, ince ve latîf san'atlara meftun bazı insanlar, bilhâssa has bahçelerinde pek güzel hendesevari bir şekilde şekilleri, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler.

Ve o letafetin, o güzelliğin derecesini göstermek için bazı çirkin kaya, kaba, gayr-ı muntazam -mağara ve dağ heykelleri gibi- şeyleri de ilâve ediyorlar ki, onların çirkinliğiyle, adem-i intizamıyla bahçenin güzelliği, letafeti fazlaca parlasın.

Çünki

اِنَّمَا الْاَشْيَٓاءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا

Lâkin müdakkik bir kimse, o ezdadı cem'eden bahçenin manzarasına baktığı zaman anlar ki, o çirkin kaba şeyler kasden yapılmıştır ki; güzellik, intizam, letafet artsın.

Zira güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin çirkinliğidir.

Demek bahçenin tam intizamını ikmal eden, o çirkinlerdir.

Ve o çirkinlerin adem-i intizamı nisbetinde bahçenin intizamı artar.

   Kezalik dünya bahçesinde nizam ve intizamın son sisteminde bulunan mahlukat ve masnuat arasında -hayvanlarda olsun, nebatatta olsun, cemadatta olsun- bazı çirkin, intizamdan hariç şeyler bulunur.

Bunların çirkinliği, intizamsızlıkları, dünya bahçesinin güzelliğine, intizamına bir zînet, bir süs olmak üzere Sâni'-i Hakîm tarafından kasden yapılmış olduğunu, pek yüksek, geniş, şâirane bir hayal ile dünyanın o bahçe manzarasını nazar altına alabilen adam görebilir.

   Maahâzâ, o gibi şeyler kasdî olmasaydı, şekillerinde hikmetli tehalüf olmazdı.

Evet tehalüfte kasd ve ihtiyar vardır.

Her insanın bütün insanlara sîmaca muhalefeti buna delildir.

Mesnevi-i Nuriye - 211

SANATI GÖRÜP SANİ'İ GÖRMEMEK

  İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Basar masnuatı görüp de, basiret Sâni'i görmezse çok garib ve pek çirkin düşer.

Çünki o halde Sâni'in manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan mes'eleyi azametiyle kavramadığındandır.

Veya bir hızlan'dır.

Ve illâ Sâni'in inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.

Mesnevi-i Nuriye - 210