6 Ağustos 2022 Cumartesi

PROBLEM VARSA,ÇÖZÜMÜ DE OLMALIDIR...!

 İnsanın yaşadığı yerde, yani dünyamızda, elbette ki problemler vardır, olacaktır, olmaya da devam edecektir.

Sütliman bir dünya bekleyenler, hayel kırıklığına uğrar.Çünkü dünya her gün yeni değişikliklerin yaşandığı bir mekandır. Onun için değişmeler gelişmeyi ve yeni problerin ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Nüfusun artması barınma ve beslenme problemini doğurduğu gibi, teknolojinin hayatımıza girmesi, ahlâk ve yaşam biçimimizi etkilemiş, toplumun değer yargıları, gelenek ve görenekleri altüst olmuştur. İnsanlar ferdileşerek, gece gündüz koşturup, dünyanın hızına ayak uydurmaya çalışmaktadırlar.

Çoğalan ve gelişen nüfusla birlikte, araç sayısı artmış, trafik problemi ortaya çıkmıştır.Dolayısıyla güvenlik sorunu ve hırsızlık, gasp, adam öldürme,kadınlara baskı boşanmalar, kavgalar ahlaksızlık toplumu rahatsız eder seviyelere ulaşmıştır.Kanunlar yapılmış çıkarılmış. Bu kanunlar uygulamada görülen aksaklıklar nedeniyle suç ve suçlu sayısını artırmış, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayarak görev yapamaz duruma sokmuştur.. Emniyet güçleri suçluları yakalayıp teslim ederken,hapse girenler çoğu zaman ceza almadan serbest kalmışlardır.

Bu durum toplumun ve görevlilerin hem morelini bozmuş, hem de etkisini azaltmıştır.Polisi ise sadece yakalayıp teslim eden etkisiz bir duruma sokmuştur. Suçluların serbest kalması,ceza almadıkları için onları  tekrar suç işlemeye itmiş,dolayısıyla emniyet güçlerinin işlerinin de zorlaşmasına neden olmuştur.

Eskiden trafik polisleri gezerek yanlış yere park yapanlara ceza yazardı. Bekçiler mahalle ve sokakları dolaşır millete güven telkin ederdi. Şimdi malesef bunlar yok.Kavga oluyor güvenlik güçlerimiz ayırmak için müdahele ediyor.Halbuki suç işleme yollarının önceden alınacak tedbirlerle kapatılması suçun işlenmesini dolayısyla suçluları azaltacaktır.

Ahlak polisi diye görev yapan bir birim olmalı. Bu birimde çalışan güvenlik görevlileri gerekirse sivil olarak halkın arasında dolaşıp olaya anında müdahale imkanı sağlamalıdır. Adam öldürmeye teşebbüs eden silahlı zorbalar önceden alınan tedbirlerle etkisiz hale getirilse  toplum rahat emez mi? Ahlaksızlık yapan açık saçık kıyafetlerle dolaşıp milletin ahlâk, edep ve,dugularını hiçe sayan terbiye yoksunlarına anında müdahale yapılarak ahlaksızlık önlenemez mi?

İçki içip, sarhoş halde bağırıp çağırıp insanları rahatsız edenlere, gerkli tedbirler alınarak bu taşkınlıkları önlenemez mi? Asker uğurlaması yada düğünleri bahane derek huzuru bozanlara gerekli tedbirler alınamaz mı?Yerli yersiz silah kullananlara, gerekli ceza verilerek halkın huzuru sağlanamaz mı?

 Problem varsa çözümü de olmalıdır.Bunlar aklıma gelen basit tedbirlerdir.

 Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Güçlü devlet halkının huzurunu, baskı ve kuvvet kullanmadan alacağı tedbirlerle sağlayan devlettir.

GÖREVLERİMİZİ İHMAL ETMEYELİM

 Çocuklarımıza İyi İnsan Olmayı Öğretmek Öğretmenlerin Görevi Olmamalı.

Emekli öğretmenim, 

ancak bir ebeveyn olarak konuşuyorum; öğretmenlerimizden bizim yapmamız gereken şeyleri yapmalarını istiyoruz. Öğretmenler öğrencilerin gelişimlerine yardım etmekten mutluluk duyarlar, ancak çocuklarımıza iyi birer vatandaş olmayı öğretmek onların görevi değil. Biz çocuklarımıza iyi insanlar olmayı öğretirken öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.  

Öğretmenler çocuklarıma “lütfen” ya da “teşekkür ederim” demeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, benim zaten terbiye verdiğim çocuğumun davranışlarından yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarıma zorbalık yapmamayı öğretmek zorunda kalmamalı. Zorbalık yapmamayı ve diğer çocuklara sataşmamayı kendi çocuğuma öğretmek benim işim. Çocuklarımı nazik ve düşünceli insanlar olarak yetiştirmeliyim ve öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarıma otoriteye saygı göstermeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, bunu onlara zaten öğretmiş olan eşim ve benden yararlanan insanlar olmalı. Öğretmeni oğlumdan bir şey yapmasını istediğinde “tabii, öğretmenim” demesi ya da en azından saygılı bir şekilde “neden” diye sorması gerektiğini ona zaten öğretmiş olmalıyım.

Öğretmenler kızıma sosyal medyanın tehlikelerini öğretmek zorunda kalmamalı. Çocuğuma henüz 12 yaşındayken akıllı telefon alma ve ondan, telefonla beraber gelen sorumluluğu anlamasını bekleme “aptallığını” gösteren onlar değil çünkü. Ben kızıma Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer sosyal medya sitelerinin zorbalar ve sapıklarla dolup taştığını çoktan öğretmiş olmalıyım ve kızımın öğretmenleri bu durumdan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler oğluma hijyen kurallarını öğretmek zorunda kalmamalı. Ona düzenli duş almayı, temiz olmayı ve kıyafetlerini yıkamayı öğretmesi gereken kişi benim. Öğretmenler benim bu davranışımdan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarıma dünyadaki tek insanın kendileri olmadığını; koca evrenin onların etrafında dönmediğini; kelimelerinin ve davranışlarının önemli olduğunu; kibarlığın kabalıktan daha çok işe yaradığını; bazen susmak gerektiğini; okuldayken telefonu dolapta kilitli tutmanın onlara “acı” vermeyeceğini; elektriği, suyu, bilgisayarları, yemeği ve çocuklarımın başarısını isteyen ilgili öğretmenleri olan bir okula gittikleri için ne kadar şanslı olduklarını öğretmek zorunda kalmamalı.  

Çocuğunuzun okuma yazmayı neden öğrenemediğini merak ettiğinizde, yukarıda sıralanan her şeyi öğretmek zorunda kalmanın öğretmenlerimizin okuma yazma öğretme kabiliyetlerine ciddi şekilde engel olduğunu lütfen unutmayın.  

Yukarıda saydığım şeyleri öğretmek öğretmenlerden beklenmemeli. Bunları çocuklarımıza biz öğretmeliyiz ve öğretmenler de bundan yararlanmalı. Ebeveynler olarak okulda hayat dersleri değil, okulla ilgili şeyler öğrenmeye hazır olan çocuklarımız için daha iyi bir iş çıkarmalıyız.  

Yine de bir ebeveyn olarak, ailevi görevlerimde bazen başarısız olduğumun farkındayım. Ancak böyle durumlarda, çocuğuma “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi, sosyal medyanın zararlarını, kişisel hijyenine dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan; çocuklara iyi birer insan olmayı öğreten, kendini işine adamış öğretmenlerin varolduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.


İSLAM VE DEMOKRASİ

 Bediüzzaman Hazretleri Münâzarât isimli eserinde “Meşrûtiyet ‘Ve işlerde onlarla istişare et.’ (Âl-i İmran Sûresi: 159.), ‘Onların aralarındaki işleri istişare iledir.’ (Şûrâ Sûresi: 38.) âyet-i kerîmelerinin tecellisidir ve meşveret-i şer’iyedir. O vücud-u nuranînin kuvvete bedel, hayatı haktır, kalbi marifettir, lisanı muhabbettir, aklı kanundur, şahıs değildir. Evet, Meşrûtiyet hâkimiyet-i millettir; siz dahi hâkim oldunuz. Umum akvamın sebeb-i saadetidir; siz de saadete gideceksiniz. Bütün eşvak ve hissiyat-ı âliyeyi uyandırır. Uyku bes! Siz de uyanınız. İnsanı hayvanlıktan kurtarır; siz de tam insan olunuz” diyerek Kur’ân-ı Kerim’in iki ayetini kaynak göstermektedir.

Şimdi ‘Demokrasi bütün haramların serbest olduğu bir idare şeklidir’; ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmemektir’ ve benzeri hükümleri büyük bir pervasızlıkla söyleyenler kimdir? Dinî kimliği ve yetkisi nedir?

Mesela “ABD merkezli Pew Araştırma Merkezine göre, Fransa’da 5.72 milyon Müslüman yaşıyor. 2016 yılına göre bu rakam nüfusun yüzde 8.8’i anlamına geliyor. Avrupa’da ikinci sırada 4.95 milyon ile nüfusun yüzde 6.1’ini Müslümanların oluşturduğu Almanya var. Üçüncü sıradaki İngiltere’de 4.13 milyon ve dördüncü sıradaki İtalya’da 2.87 milyon Müslüman yaşıyor. Buna göre İngiltere nüfusunun yüzde 6.3’ü ve İtalya’nın yüzde 4.8’i İslâmiyet inancına sahip” (tr.euronews.com, 17 Ocak 2020) Bu ülkelere giden veya orada yerleşip yaşayan Müslümanlar inançlarını rahatça yaşayamıyorlar mı?

“İslâm devleti” milletin her ferdinin başına dikilip zorla dini yaşatmaya mı çalışacak? Cenab-ı Allah peygamberlere bile sadece dini tebliğ yetkisi verip insanları hür iradeleriyle imtihan ederken birileri bu zorla dini yaşatma yetkisini kimden aldıklarını sanıyor?

Hüseyin ÇETİNSOY

DEMOKRASİ ÜZERİNE

 Önce, Bediüzzaman Hazretlerinin kimliğini hatırlayalım, dinî meselelerde ‘yetkisi’ nedir?

Çok kısa bir tanımlamayla son devrin en büyük din âlimidir. 14 yaşında icazet alıp müderris olabilecek bir zekâya ve ilme sahiptir. Bu yüzden kendisine ‘Zamanın harikası ve asrın mükemmel insanı’ manasında ‘Bediüzzaman’ denilmiştir. Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye isimli 25 Şubat 1918 tarihinde resmen kurulan ‘İslam Akademisi’nin üyesi idi. Faaliyetleri süresince toplam 28 üyesi olan kuruma resmen tayin edilen üyeler arasında Bediüzzaman ile birlikte Mehmed Akif, İzmirli İsmail Hakkı, Elmalılı Muhammed Hamdi, Mustafa Sabri, Saadeddin Paşa gibi büyük âlimler de bulunuyordu. Savunmuş olduğu İslâm davası uğruna 30 sene zulüm ve işkencelere maruz kalarak memleket hapishanelerinde zindandan zindana dolaştırılan Bediüzzaman Hazretleri asrın ihtiyacına deva olarak; Kur’an-ı Kerim’i tefsir ettiği ve ‘imanların kurtarılmasına’ vesile olan Risale-i Nur eserleriyle ‘müceddid’ (dini tecdid eden, yenileyen, yeniden güçlendiren) olduğunu ispatlamıştır.

5 Ağustos 2022 Cuma

MUTLU BİR AİLEYE DÖRT MEKTUP

 MUTLU BİR AİLEYE DÖRT MEKTUP

A. Sevgili Gelin Hanıma Mektup

1. Beyine hoşlanacağı isim ve sıfatlarla hitap et.

2. Onun sevdiği yemekleri güzel yap ki evini özlesin.

3. Beyin evden çıkarken onu uğurla; akşam döndüğünde güler yüzle karşıla.

4. En çok güzel görünmen gereken kişinin beyin olduğunu bil.

5. İffetini ve hayanı muhafaza et. En güzel elbisenin takva elbisesi olduğunu unutma; her işimizi murakabe eden Allah (c.c)'ı düşün.

6. Sevgini beyinle ve çocuklarınla paylaş. Evinin direği ol. Beyin evde olmadığı zaman gözü arkada kalmasın.

7. Beyine her fırsatta teşekkür etmeyi unutma. Gücü yetmeyeceği külfetin altına sokma, başkalarına da şikayet etme.

8. Beyinin işlerini, makam ve mevkisini bil. Sevincini ve üzüntüsünü paylaş.

9. Beyinin izni olmadan ve onun müsaade etmeyeceği yerlere gitme.

10. Tutumlu ol. Müsrif olma. Zor zamanlarda isyan etme.

11. Temiz ve tertipli ol. Beyinin elbiseleri de temiz ve ütülü olsun.

12. Beyinin akrabalarına ve onun sevdiklerine yedirip içirmekten kaçınma. Onlara güzel davran.

13. Kaynananı tecrübeli bir anne olarak sev ve say ki beyin üzülmesin.

14. Annenin evine gereksiz ve aşırı gitme ki evdeki işlerin aksamasın.

15. Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki millette sizi hayırla yad etsin.


B. Sevgili Damat Beye Mektup

1. Evinden çıkarken hanımına "Allah'a ısmarladık!.." diyerek çık. Onun gönlünü hoş tut.

2. Pencerelerden yolunu gözletme, vakitlice evine gel.

3. Dışarıda yediğinden içtiğinden evine de getir.

4. Hanımının kusurlarını başkalarına anlatma, güzelliklerini an.

5. Evini harçlıksız bırakma, onları kimseye muhtaç etme.

6. İş hayatının sıkıntılarını eve yansıtma. Evde sevinç olsun.

7. Düğüne ya da gezmeye gittiğinde, mümkünse hanımını da götür.

8. Evine geldiğinde selamla ve güleryüzle gir ki, ev halkı da senin geldiğine sevinsin.

9. Evini Kur'an'sız, kitapsız, namazsız bırakma. Sabah namazına kalktığında ev halkını da kaldır ki, rahmet ve bereket gün boyu sizinle olsun.

10. Gayretli ol, kıskanç ol. Ancak tecessüs etme. Suizan ile hareket etme. Ayıp ve kusur araştırmakla meşgul olma.

11. İnsaflı ol. Hanımının gücünün yetmeyeceği işleri ondan bekleme. Gerekirse ona yardım et.

12. Kararlarında hanımınla da istişare etmeyi unutma.

13. Beklenmedik anlarda sürpriz hediyelerle gönül almasını bil.

14. Dünya evine girmek dünyaya dalmak olmamalı, ahiretini unutma. Din vatan ve insanlık için çalışmayı terk etme.

15. Şunu bil ki, az olan helal kazanç çok olan haram kazançtan hayırlıdır. Haram lokma yeme, hanımına ve çocuklarına da yedirme.


C. Değerli Kayınvalideye (Gelin Hanımın Annesine) Mektup

1. Kızını savunma, o şikayete geldiği zaman ona yüz verme. Damadının iyiliklerini başkalarına da anlat.

2. Kızının evine çok gitme ki saygınlığın artsın. Ancak torunların olduğunda yardımını da esirgeme.

3. Kızında ve torunlarında, damadının anne ve babasının hakları olduğunu unutma.

4. Hısımlarını akbalarını bil. Onların hatırını üstün tut.

5. Damadını oğlun bil. Onu da zaman zaman ara, gönlünü hoş tut.


D. Değerli Kayınvalideye (Damat Beyin Annesine) Mektup

1. Gelinini kızın gibi bil. El kızı gelip oğlumu aldı deme.

2. Gelinine annelik yap, kusur bulmak için çalışma. Çokta nasihat etme; kendini sevdir gerisi gelir.

3. Başkalarının, gelinin hakkındaki dedikodularına hemen inanma.

4. Yapabileceğin basit işleri kendin yap, gelininden bekleme. Kendi zamanınla kıyaslama.

5. Gelininden gizli oğlunla konuşma ki, gelinin senden endişe etmesin. Sana güvensin.

Özetle söylemek gerekirse:

“Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 7)

Selam ve dua ile...

Sorularla İslamiyet

3 Ağustos 2022 Çarşamba

BİR ALLAH VAR

La ilahe illallah  kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, “Bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek –hâşâ– hadsiz şerikleri hükmünde esbabı mercî tanımak ve her şeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikati onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî Cehennemin dünyevî tâzibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler. 

  Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır. 

  Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâl’i inkâr edemez… Etse, bütün kâinat onu tekzip edeceği için susar, lakayt kalır. 

  Fakat Ona iman etmek; Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın ders verdiği gibi, o Hâlık’ı sıfatlarıyla, isimleriyle, umum kâinatın şehadetine istinaden, kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. 

  İman, yalnız icmâlî ve taklidî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki âyinede görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi, imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, binbir esma-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, “Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilî ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir” diye ehl-i hakikat ittifak etmişler. 

  Evet, iman-ı taklidî, çabuk, şüphelere mağlup olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikîde

pek çok merâtib var. O merâtiblerden ilme’l-yakîn mertebesi, çok bürhanlarının kuvvetleriyle, binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidî iman bir şüpheye karşı bazen mağlup olur. 

  Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de ayne’l-yakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esma-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek derecesine gelir. Hem bir mertebesi de hakka’l-yakîndir Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse, bir halt edemez. 

  

  

2 Ağustos 2022 Salı

ELİMİZDE BİR ÖLÇÜ OLMALI

 Anlatılan bir rivayete göre,Şeytan nefislere demiş ki;"Ben deme ben olursun".

Ne demek istemiş anladığım kadarıyla izaha çalışayım.

Allah'ın emrine ben diyerek karşı gelen gurur timsali şeytan, Allah'ın rahmetinden kovularak  af ve mağfiretten mahrum kalmıştır.Rahmetten mahrum kalan şeytan, Allah'tan kıyamet gününe kadar müddet istemiştir.Şeytan insanların nefislerini kullanarak onları yoldan çıkaracağını belirtmiştir ve nefisleri kullanarak tahribatına devam etmektedir. 

Çok zayıf iken tahrip cihetinde güç kazanmıştır.Allah'ta şeytanın isteği doğrultusunda kıyamete kadar ona mühlet vermiştir.

İnsanlar ise kendi akıl ve cüzi iradeleri ve Peygamberler vasıtasıyla doğru yolu bulup Allah'ın emirleri doğrultusunda hareket ederek af ve mağfirete rahmet ve şefkate layık hale gelmiştir.

Hz.Adem isyan yerine emre iteat ederek  tövbe edip af dilemiş, Allah'ta onun samimi tövbesini yalvarmasını kabul ederek rahmetine mazhar etmiştir.

Hz Adem hiç bir zaman ben dememiş, biz deyip Allah'a avuç açıp yalvarmış günlerce göz yaşı dökmüş. Allah'ım Havva ile biz hata yaptık tövbe ediyoruz, bizi bağışla diyerek ağlamışlar ağlamışlar. Göz yaşları sel olmuş akıp gitmiş.Öyle yalvarmışlar öyle tövbe etmişler ki ayrı ayrı yerlerde oldukları halde birbirlerine kavuşmuş, "Ben değil biz olmuşlar."

  Bizler,sizler de hatadan sonra, ben sen yerine biz siz demeyi unutmayalım .Benlikten senlikten uzak biz ve siz olalım.

Allah'ın rahmeti ve bereketi tüm tevbe edip nedamet duyanların üzerine olsun.Allah hepimize sağlıkla ve selametle kalmayı  nasip eylesin.Amin