24 Mart 2026 Salı

BELÂ VERENİ BULDUNSA

Üstad Bediüzzaman ömrü boyunca belâlarla boğuştu.

O, çocukluğunu bile sıradan bir çocuk gibi yaşamadı. Bütün hayatı mücadele ve mücahede ile, savaş ve esaret meydanlarında, sürgünlerde, hapislerde ve mahkemelerde geçti.

Defalarca zehirlendi, kaç defa idamdan döndü. Ülke ve millet üzerinde dolaşan belâları bile, paratöner gibi kendi üzerine çekti. Ülkeyi ve dünyayı saran belâları görerek, Rabb-ı Rahimine yönelip durmadan tazarru ve niyazda bulundu.. “Bana ıztırap veren, İslâmın maruz kaldığı tehlikelerdir“ dedi.

Ve yine dedi ki:

“Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl.
Zira feryat belâ-ender, hatâ-ender belâdır, bil.”

Ve şöylece sordu:

“Cihan dolusu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan?”

Sonra ilâve etti:

“Gel, tevekkül kıl.”

Ve yine dedi ki:

“Belâ vereni buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil.

Bırak feryadı, şükür kıl manend-i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.”

(Eğer musîbeti vereni bulduysan, bu da lütfun içinde lütuf, keyfin içinde keyiftir elbette, bil. Bırak feryadı ve bübüller gibi şükret. Gül mül her zaman keyfinden güler.)

(Burada “belabil“ bülbüller anlamında olup, musîbet anlamındaki “belâ” ile ses benzerliği var. Ve yine bülbülün onsuz yapamayacağı gül çiçeğinin de “gülmek” fiiliyle ses benzerliği var.)

Ve yine dedi ki:

“Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder.”

Ve yine dedi ki:

“O’nu (Allah’ı) tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”

Sonra şöylece sordu:

“Cenâb-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden, neyi kazanır?

Ve ilâve etti: “O’nu bulan her şeyi bulur, O’nu bulmayan hiçbir şeyi bulmaz, bulsa da başına belâ bulur.”

Büyükler ne güzel söylemiş:

“Kula belâ gelmez Hak yazmadıkça..

Hak belâ vermez kul azmadıkça..”

Allah dostlarından biri başına her ne gelirse, ayağına diken batsa, gözüne toz kaçsa, “Allah’tan“ bilip şükredermiş..

Bir gün düşünceli bir şekilde yürürken, muzip ve kendini bilmezin biri sessizce ona yanaşıp ensesine bir tokat vurmuş. Bu velî zat dönüp ona sert bir bakış atınca, edepsiz adam muzipçe sırıtmış:

“Hani ya, her şey Hak’tandır diyordun, bir de bana kızarak bakıyorsun.”

Allah dostu cevap vermiş:

***“Rabbimin bunu, hangi densizin eliyle yaptırdığına baktım.”

Küçüklüğümde gördüğüm bir gazetede Üstadın muhteşem resminin altında büyük puntolarla yazılan şu ifade hâfızamdan hâla silinmedi:

“Dinsizlerin planlarını alt üst eden adam.”

Yani, öyle anlaşılıyor ki; başına gelen belâların kimden olduğunu bilen, bildiği için de belanın yüzüne gülen Said Nursî Hazretleri de birilerinin başını çok ağrıtmış, uykularını kaçırmıştır. En başta da, kendisiyle uğraşan en baştakilerin!

23 Mart 2026 Pazartesi

ÖLÜM DEĞİŞMEZ

 Her şey değişir,ölüm değişmez

Bütün canlılar, yaşadıkları hayat süresince herşeyin değiştiğini görürler, değişmeyen tek  şeyin ölüm hadisesi olduğunu bilirler.Ecel birdir tegayyür etmez,yani değişmez.Şurası bir gerçektir ki, eceli gelen ölür.

Bu bildikleri ölüm olayı karşısında çaresizlik içerisinde sabır ile sükunet bulurlar.

Evet ölüm dünya hayatının sonu, ahiret hayatının başlangıcıdır.Onun için ölüm, yokluk değil, hiçlik değil yeni bir hayatın başlangıcı dünya hayatının sonu bir terhis ve bir tebdili mekandır.

Herşey değişir, insan doğar,büyür yaşar ve nihayet yaşlanır ve ölür.Yani nasıl doğum ile yeni bir hayata göz açarsa,ölüm ilede başka bir alemin kapısını çalar ve kabir denilen kapıdan ahıret alemine yeni bir hayata başlar.Ruhlar aleminden anne karnına,anne karnından doğum ile bu dünyaya,bu dünyadanda ölüm hadisesi ile ahıret alemine göç eder. Demek ki ölüm idam değil,yokluk ve hiçlik değil yeni bir aleme geçiş hadisesidir.

Ölüm canlılar için vukubulan bir olaydır.Cansız varlıklar için ölüm söz konusu olmaz. Zaten onlar cansızlık ile değişmez hakikati isbat etmektedirler.Herşey değişir bilinen görülen yaşanan her olay gibi. Ölüm olayı ise ne vakit başımıza gelecek bilinmez onun için değişmez. Zamanı gelince tüm canlılar ölümü tadar ve dünya hayatından yeni bir alemin  kapısından ahıret hayatını yaşamak, Allah'ın emri doğrultusunda mükafat ve mücazat görmek üzere, ücretini almak için davet olunur.Zindanı dünyadan bostanı cinana Rabbi rahiminin izni ile kavuşur.İmtihan bitmiş ibadet külfeti sona ermiş istirahat için bir başka aleme göç edilmiştir. İnsan aynı zamanda bir yolcudur.Yolculuk için çıkan bir yolcunun dinlenmesi gibi  eğer dünya hayatında ahıret hayatına lazım olacak erzakı temin etmiş  ise ölüm ile rahata kavuşarak zahmetten rahmeti ilahiyeye cennet denen o yüce mevkiye kavuşmuştur.Ölüm bu mükafata kavuşmaya vesile olmuştur.Bu şekilde vukubulan ölümden ürküp kabirden korkmaya gerek var mı? Allah her canlının ve bilhassa insan denen bu aciz varlıkların ölüm anında yâr ve yardımcısı olsun,imanı kâmil ile son nefesimizde çene kapamayı nasip eylesin.Amin.

Rafet Özcan


21 Mart 2026 Cumartesi

SİYASET

 Hizmet-i Kur'an, beni hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriyeyi düşünmekten men'ediyor. Şöyle ki: Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'anın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufunetli bir çamur içinde kafile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı, selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı, mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri o ufunetli, pis, çamurlu bataklık içinde karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.. düşerek kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufunetli, pis olduğunu hisseder.. fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar.

   İşte bunlara karşı iki çare var:

   Birisi: 

   Topuz ile o sarhoş yirmisini ayıltmaktır.

   İkincisi: 

   Bir nur göstermekle mütehayyirlere selâmet yolunu irae etmektir.    Ben bakıyorum ki; yirmiye karşı seksen adam, elinde topuz tutuyor. Halbuki o bîçare ve mütehayyir olan seksene karşı hakkıyla nur gösterilmiyor. Gösterilse de; bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için emniyetsiz oluyor. Mütehayyir adam "Acaba nurla beni celbedip, topuzla dövmek mi istiyor?" diye telaş eder. Hem de bazan ârızalarla topuz kırıldığı vakit, nur dahi uçar veya söner.

   İşte o bataklık ise, gafletkârane ve dalalet-pîşe olan sefihane hayat-ı içtimaiye-i beşeriyedir. O sarhoşlar, dalaletle telezzüz eden mütemerridlerdir. O mütehayyir olanlar, dalaletten nefret edenlerdir, fakat çıkamıyorlar; kurtulmak istiyorlar, yol bulamıyorlar.. mütehayyir insanlardır. O topuzlar ise, siyaset cereyanlarıdır. O nurlar ise, hakaik-i Kur'aniyedir. Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adavet edilmez. Sırf şeytan-ı racîmden başka ondan nefret eden olmaz. İşte ben de nur-u Kur'anı elde tutmak için "Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase" deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elim ile nura sarıldım. Gördüm ki: Siyaset cereyanlarında hem muvafıkta, hem muhalifte o nurların âşıkları var. Bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerin çok fevkinde ve onların garazkârane telakkiyatlarından müberra ve safi olan bir makamda verilen ders-i Kur'an ve gösterilen envâr-ı Kur'aniyeden hiçbir taraf ve hiçbir kısım çekinmemek ve ittiham etmemek gerektir. Meğer dinsizliği ve zındıkayı siyaset zannedip ona tarafgirlik eden insan suretinde şeytanlar ola veya beşer kıyafetinde hayvanlar ola...

   Elhamdülillah, siyasetten tecerrüd sebebiyle, Kur'anın elmas gibi hakikatlarını propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine indirmedim. Belki gittikçe o elmaslar kıymetlerini her taifenin nazarında parlak bir tarzda ziyadeleştiriyor.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

  Said Nursî 

Mektubat - 48

SİYASETLE İLGİLENMEMEK

  Üçüncü Sualiniz: 

   Dünyanın siyasetine karşı ne için bu kadar lâkaydsın? Bu kadar safahat-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun? Bu safahatı hoş mu görüyorsun? Veyahut korkuyor musun ki, sükût ediyorsun?

   Elcevab: 

   Kur'an-ı Hakîm'in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men'etti. Hattâ düşünmesini de bana unutturdu. Yoksa bütün sergüzeşt-i hayatım şahiddir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men'edememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyakâr bir şöhret-i kâzibeden ibaret olan şan ve şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet... Kaldı ecelim. O, Hâlık-ı Zülcelal'in elindedir. Kimin haddi var ki, vakti gelmeden ona ilişsin. Zâten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. 

Mektubat - 48

18 Mart 2026 Çarşamba

NAMAZ KALBİN GIDASI

  İKİNCİ İKAZ: 

   Ey şikem-perver nefsim! Acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; Çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise: Hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latîfe-i Rabbaniyemin hava-yı nesîmini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir. Evet nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtela ve nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pür-sevda bir kalbin kut ve kuvveti; herşeye kàdir bir Rahîm-i Kerim'in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir. Evet şu fâni dünyada kemal-i sür'atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise; herşeye bedel bir Mabud-u Bâki'nin, bir Mahbub-u Sermedî'nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir. Evet fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latîfe-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

Sözler - 270

17 Mart 2026 Salı

TÖVBE EDİP YALVARALIM

 Bir Müslüman şartlarını yerine getirerek tövbe ve istiğfar ederse her bastığı yer, yürüdüğü sokak, cadde ve her oturduğu yer onunla övünür.

Duâlarımızın kabul olması için;

Can-ı gönülden bir tövbe edersek, duâlarımızın kabul olmasına sebep olur.

Duâ ruhun gıdası, kalbin nuru, ibadetlerin özüdür. Duâ, ıztırapların, maddî ve manevî dertlerin şifa kaynağıdır. Duâ, hayırlar celp eder, belâ ve zararı defeder.

Duânın kabul olunmasının temeli edeptir ki, o da tövbe etmek, bütün varlığıyla Cenâb-ı Allah’ın ibadetine yönelmektir.

Cenâb-ı Allah pek çok âyette “Bana duâ edin, size icabet edeyim”der. Bu emre uyarak, her namazımızda, her bir boş anımızda duâ etsek çok mudur?

O halde gelin hep birlikte ellerimizi semaya açıp duâ edelim.

Ey Allah’ım! Kıldığımız namazlarımızı, yaptığımız ibadetlerimizi kusurları ile beraber kabul eyle! Sonumuzu hayreyle. Son nefesimizde Kelime-i Şahadet söylememizi nasip eyle. Bizi, anamızı-babamızı , ölmüş ve hayatta olan bütün Mü’minleri ve Mü‘mineleri hesap gününde af ve mağfiret eyle!

Ey Allah’ım! Ümmeti Muhammedî (asm), şeytan şerrinden ve düşman şerrinden ve nefs-i emmârenin şerrinden muhafaza eyle! Evlerimize iyilikler, bize helâl ve hayırlı rızıklar ihsan eyle!

Ey Allah’ım! Ehl-i İslâm’a selâmet ihsan eyle! İslâm düşmanlarını kahr-u perişan eyle! Kâfirlerle cihad etmekte olan Müslümanlara İlâhî yardımınla yardım eyle!

Ey Allah’ım! Müslümanları, memleketimizi ve bütün İslâm ülkelerini yoksulluktan ve pahalılıktan, kanser ve diğer bulaşıcı hastalıklardan, her türlü musîbetlerden muhafaza eyle!

Ey Allah’ım! Evlerinde ve hastanelerde yatan hastalarımıza şifalar, dertli olanlarımıza devalar ihsan eyle! Borçlu olanlarımıza edalar nasip eyle! Ey Allah’ım! Şahs-ı manevimizi güçlendir. Şahs-ı manevimize karşı fitneleri fesatları sonuçsuz eyle!

Ey Allah’ım!

 Annelerimize, babalarımıza ve evlâtlarımıza ve akraba ve ahbaplarımıza ve bütün din kardeşlerimize hayırlı ömürler ve sıhhat ve âfiyetler ihsan eyle. Âmin! 

16 Mart 2026 Pazartesi

KADİR GECESİ

 Kadir Gecesi’nin Fazileti ve Önemi

“Kadr” kelimesi, “kudret, takdir, hüküm, şeref ve kıymet” gibi manalara gelir. Kur’an’ın nazil olmaya başlaması ile bütün dünyanın kaderi değişmiş, dünyanın makus talihi hak ve hakikat yoluna döndürülmüş, her şey yepyeni bir tanzime tabi tutulmuştur. Kur’an, nüzulü ile her türlü hikmetli iş açıklanmış, Peygamber Efendimiz (asm) ile insanlığa ulaştırılmıştır.

Hakkında müstakil bir sure indirilen Kadir Gecesi hakkında Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (Kadir Suresi, 97/1-5)

Bu gece çok bereketli ve çok mübarek bir gecedir. Duhan Suresi’nde bu husus şöyle beyan edilmiştir:

“Biz onu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.” (Duhân 44/3)

O gecenin bereketini daha iyi anlamak için şu hadis-i şerife dikkat etmek yeterlidir:

“Kadir gecesini, fazilet ve kudsiyetine inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiş günâhları bağışlanır.” (Müslim, Müsâfirîn, 175)

“Kadr” kelimesinde “tazyik” manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir. Bir hadiste, “O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır.” buyurularak buna işaret edilir. (Davudoğlu, Müslim Tercüme ve Şerhi, c. 6, s. 254)

Bu İlâhî ziyafeti, başta Cebrail (as) olmak üzere melekler inerek şenlendirirler. Uhrevî manzaralar sergilerler. Meleklerin sağanak halinde inmesi ile yeryüzü manevi bir tazyike maruz kalır. Dünya onlara dar gelmeye başlar. Mü’minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar bu durum devam eder. Bir huzur ve saadet dalgası estirir. Bütün mü’minler bu ziyafet sofrasına davetlidir.

Onun kadrini bilerek, feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.

Peygamber Efendimiz (asm) Kadir gecesini Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde aramamızı emir buyurmaktadır. (Buhârî, Leyletü’l-kadr 3)

Zirr b. Hubeyş diyor ki, Übey b. Kaba sordum: Kardeşin Abdullah b. Mesud: “Yıl boyunca ibadet eden Kadir gecesine isabet eder” diyor, dedim. Übey b. Kab dedi ki: “Allah İbn Mesuda rahmet eylesin. O, insanların Kadir gecesine güvenmemelerini istemiştir. Yoksa Kadir gecesinin, Ramazanda, Ramazanın da son on günü içerisinde yirmi yedinci gecesinde olduğunu biliyordu” dedi. “- Bunu neye dayanarak söylüyorsun, Ey Ebül-Münzir (Übey b. Kabın lakabı)?” dedim. Übey; “- Ben bunu Rasûlüllah (s.a.s)in bize haber vermiş olduğu alametle söylüyorum ki, o da, “o gün güneş şuasız olarak doğar” dedi. (Müslim, Sıyam, 220)

Abdullah b. Ömer’den (ra) gelen bir rivayette Hz. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426)

Evet, Allah’ın rahmeti Ramazan’ın tamamında ve özellikle Kadir Gecesi’nde sicim gibi yağmaktadır. Dünya ve ahiretin plan ve programını içinde barındıran Kur’an hürmetine Allah’ın rahmeti sel gibi coşmaktadır. Bir gecede seksen sene bir ömürde kazanılabilecek neticeleri kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur’an’ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat’i bir delildir.