30 Ağustos 2024 Cuma

ALLAH RAZI OLSUN YETER

  İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Ey nefis!

Eğer takva ve amel-i sâlih ile Hâlıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir.

Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir.

Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur.

Çünki onlar da senin gibi âciz kullardır.

Maahâzâ ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir.

Evet bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irza etmiş ise, o iş görülür.

Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur.

Maamafih yine sultanın izni lâzımdır.

İzni de rızasına mütevakkıftır.

Mesnevi-i Nuriye - 185

DER YA RABBİ, YA RABBİ !

Şakıyan şu bülbüller 

Der ya Rabbi ya Rabbi,

Bunca lâler güller

Der ya Rabbi,ya Rabbi.


Ağaçlar yaprak yaprak

Yeşil, mavi, kara ak,

Ne varsa büyük ufak

Der ya Rabbi,ya Rabbi


Çayır çimen ot yonca

Lâle sümbül gül gonca

Yerde gezen karınca

Der ya Rabbi,ya Rabbi.


Kalp gözünü açıp bak,

Bir an olsun yok durmak,

Şu sular ırmak,ırmak 

Der ya Rabbi,ya Rabbi.


Ne mazi var ne ati 

Her günün her saati,

Bağrı yanık Necati,

Der ya Rabbi,ya Rabbi.

CEHENNEM ODUNU

 İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdud, ömrünün günleri ma'dud ve her şeyin fânidir.

Öyle ise, şu kısa, fâni ömrünü fâni şeylere sarfetme ki, fâni olmasın.

Bâki şeylere sarfet ki, bâki kalsın.

   Evet yaşadığın ömürden dünyada göreceğin istifade ancak yüz sene olur.

Bu yüz sene ömrünü yüz tane hurma çekirdeği farzedelim.

Bu çekirdekler iska edilip muhafaza edilirse, ilâ-mâşâallah semere verecek yüz tane ağaç olur.

Aksi takdirde ateşe atıp yakmaktan başka bir istifadeyi temin etmez.

Kezalik senin o yüz senelik ömrün de, şeriat suyu ile iska ve âhirete sarfedilirse, âlem-i bekada ilelebed semerelerinden istifade edeceksin.

Binaenaleyh semeredar yüz tane hurma ağacını terk ve yüz tane çekirdeklerine kanaat ile aldanırsa, o adam, Hutame'ye (cehenneme) hatab olmaya lâyıktır.

Mesnevi-i Nuriye - 182

İKİ ALEMİN SAADETİ İMANDIR

 Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.

Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'an dersiyle temkin verir.

Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak." Aklı başlarına getirir.

Zalime der: "Şiddetli azab var, tokat yiyeceksin." Adalete başını eğdirir.

İhtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar.

Onları kazanmağa çalış." Ağlamasını gülmeye çevirir.

Bunlara kıyasen cüz'î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır.

Nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkiyyunların kulakları çınlasın!

İşte iman-ı âhiretin binler faidelerinden işaret ettiğimiz beş-altı numunelerine sairleri kıyas edilse kat'î anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti yalnız imandır.

Asa-yı Musa - 45

AHİRET İNANCI

 Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak, ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karabet ve muhabbet kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir.

Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.

Bu mana dahi hüccetlerle Risale-i Nur'da beyanına binaen kısa kesildi.

   Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir.

Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır.

Zahirî asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir.

Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar.

Asa-yı Musa - 44

EVİMİZ KÜÇÜK BİR CENNET

 Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir.

Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azablar çeker.

O cenneti, cehenneme döner.

Veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur.

(Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor.

Başını kuma sokar, tâ görünmesin.) Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zeval ve firak onu görmesin.

Divanece, muvakkat, ibtal-i his nev'inden bir çare bulur.

Çünki mesela: Vâlide ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere maruz gördükçe titrer.

Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belalardan kurtaramayan evlâdlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder.

Buna kıyasen, bu dağdağalı kararsız hayat-ı dünyeviyede o mes'ud zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karabet dahi, hakikî sadakatı ve samimî ihlası ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez.

Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut 

Asa-yı Musa - 44

29 Ağustos 2024 Perşembe

PEYGAMBER VE SELAVAT

  İ'lem Eyyühel-Aziz!

   Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman vesaire gibi, tecelli-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır.

Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler.

Çünki asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar.

Nuranîlerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir.

Binaenaleyh Cenab-ı Hak şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı.

Çünki o, timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu.

Hararetiyle hayat bulurdu.

Ziyasıyla şuurlu olurdu.

Renkleri ile de duygulu olurdu.

Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi.

Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) kendisine okunan bütün salavat-ı şerifeye bir anda vâkıf olur.

Mesnevi-i Nuriye - 124