7 Kasım 2023 Salı

FEDA ETTİM

 

Bütün benliğimle bütün emvâlimi karşılığında Cenneti dahi istememek suretiyle sana feda ediyorum Allah’ım!…

Bu bir ahiddir. Bu bir sözdür. Kulun Rabbine verdiği sözdür. Herkesin huzurunda şahit tutarak feda ediyorum!

Verdiğin bütün her şeyimi hakikî sahibine karşılığında rızanı almak sûretiyle satıyorum! Zaten hakikî sahip Sensin. Satmaya hakkım yok!

Emanet hakikî sahibine verilince satılmaz! Ama ben rızan için satıyorum işte… Benim olmayan malı satıyorum.. Allah’ım hakikî mal sahibi olan Sana! Sen emanet verdin. Bende rızan için geri veriyorum!…

Bütün sevdiklerimi feda ediyorum Allah’ım! Çünkü sevdiklerimin asıl sahibi de Sensin…Veren de Sensin, alan da Sensin. Senin rızan için vazgeçmek gerekiyorsa vazgeçiyorum Allah’ım! Yakup misâl ayrılığa razı oluyorum Allah’ım! Sen istemezsen vazgeçiyorum Allah’ım…

Sen razı değilsen istediğin her masivâyı terk etmeye hazırım! Bütün zerrelerimle haykırıyorum! Hazırım! Sen istemezsen olmasın Allah’ım. Sen razı değilsen en sevdiğimi de al götür benden Allah’ım… Feda ediyorum senin için bin kez daha feda etmeye hazırım…

Sahabe misâl ‘’Anam babam sana kurban olsun’’ sözünü bütün hayatımın her karesinde yaşamak istiyorum! Talep ediyorum. Fiilimle yapamasam dahi küllî niyetimle arz ediyorum Padişahım! Veremesem dahi vermeye niyet ettiğim benim olmayan bütün emvâlimi Sana veriyorum Allah’ım!

Ey Rabbim! Ben razıyım Sen’den. Sen de benden razı ol!

Ey Vedûd! Ben Seni sevdim. Sen de beni sev!

Ey Vekîl! İşimi sana havale ettim! Sende en güzeliyle cevap ver…

Not: Bu yazı bir duâ mahiyetindedir. Yoksa feda etmeyi gönül arzu etse de nefis-şeytan-ene üçgeninde kıvranan bir zavallıyım..

 

4 Kasım 2023 Cumartesi

DÜSTURUMUZ

 Onuncu Mes'ele 

  [Ziyaretçilere ait bazı dostlar tarafından ihtar ile, bir düstur izah edilmek istenilmiştir.

Onun için yazılmıştır.] 

   Malûm olsun ki: Bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır.

Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir.

O cihette iki kapı var: Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir.

O kapı dahi kapalıdır.

Çünki ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum.

Cenab-ı Hakk'a çok şükür, beni kendime beğendirmemiş.

İkinci cihet, sırf Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı olduğum cihetledir.

Bu kapıdan girenleri, alerre'si vel'ayn kabul ediyorum.

Onlar da üç tarzda olur: Ya dost olur, ya kardeş olur, ya talebe olur.

   Dostun hâssası ve şartı budur ki: 

   Kat'iyyen, Sözler'e ve envâr-ı Kur'aniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid'alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.

   Kardeşin hâssası ve şartı şudur ki: 

   Hakikî olarak Sözler'in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebairi işlememektir.

   Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: 

   Sözler'i kendi malı ve te'lifi gibi hissedip sahib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin.

   İşte şu üç tabaka benim üç şahsiyetimle alâkadardır.

Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münasebetdar olur.

Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur.

Talebe ise, Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebetdardır.

   Şu görüşmenin de üç meyvesi var: 

   Birincisi: 

   Dellâllık itibariyle mücevherat-ı Kur'aniyeyi benden veya Sözler'den ders almak.

Velev bir ders de olsa.

   İkincisi: 

   İbadet itibariyle uhrevî kazancıma hissedar olur.

   Üçüncüsü: 

   Beraber dergâh-ı İlahiyeye müteveccih olup rabt-ı kalb ederek, Kur'an-ı Hakîm'in hizmetinde el-ele verip, tevfik ve hidayet istemek.    Eğer talebe ise; her sabah mütemadiyen ismiyle, bazan hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar olur.

   Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle dua ve kazancımda hazır olup hissedar olur.

Sonra umum ihvanlar içinde dâhil olup, rahmet-i İlahiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde "ihvetî ve ihvanî" dediğim vakit onlar içinde bulunur.

Ben bilmezsem, rahmet-i İlahiye onları biliyor ve görüyor.

   Eğer dost ise ve feraizi kılar ve kebairi terkederse, umumiyet-i ihvan itibariyle duamda dâhildir.

Bu üç tabaka dahi, beni manevî dua ve kazançlarında dâhil etmek şarttır.

Mektubat - 344

3 Kasım 2023 Cuma

EY ZEVKE MÜBTELA İNSAN

    Ey zevk ve lezzete mübtela insan!

Ben yetmişbeş yaşımda binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki: Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.

Yoksa dünyevî bir lezzette çok elemler var.

Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi hayatın lezzetini kaçırır.

   Ey hapis musibetine düşen bîçareler!. Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı; çalışınız, âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın, hapisten istifade ediniz.

Nasıl bazen ağır şerait altında düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibadet hükmüne geçebilir.

Öyle de, sizin bu ağır şerait altında herbir saat ibadet zahmeti; çok saatler olup, o zahmetleri rahmetlere çevirir.

Sözler - 150

1 Kasım 2023 Çarşamba

İNTERNET VE SOSYAL MEDYA


02 Kasım 2023, Perşembe
Haberleşme ve konuşma insanlar has bir durumdur. İletişim kurmak için insanlar her devrin imkanları ölçüsünde vasıtalar kullanmıştır.

Günümüzde ise bu, sosyal medya dediğimiz haberleşme ve mesajlaşma ile görüntülü ve canlı olarak yürütülmektedir. Allah’ın en büyük nimetlerinden olan hava zerrecikleri telefon vasıtası ile ses görüntü ve yazıları uzak mesafelere naklederek mesafeyi kısaltmıştır. 

Her nimet ile birlikte külfeti de yanında gelmektedir. Büyük bir nimet olan cep telefonu ve sosyal medya her alet gibi kullanma şekli ve durumuna göre hayra ve şerre günaha ve sevaba vesile olur. Tıpkı bir bıçağın doktorun elinde hayat kurtarıp caninin elinde hayatları yok ettiği gibi. Günümüz en tehlikeli aletlerinden biri olan cep telefonu yerinde kullanamazsak aile ocaklarını yıkıp hayatların yok olmasına sebep olur. Sosyal medya denilen iletişim vasıtalarını yazışmalarımız ve konuşmalarımız ile resim çekip göndererek insanların mahremlerine ulaşıp onların saadetlerini huzurlarını kaçırmak suretiyle günah kazanmak manen iflas etmemize sebep olur. Güzel bir nimet olan telefon nikmet haline dönüşüverir kesici öldürücü bir alet halini alır. Bu alet hayra vasıta olduğu gibi şerre de vasıta oluverir. 

Çevremizde ve bütün ülke de hatta dünyada elinde telefon ile ocak söndüren aile birliğini yok edenlerin haddi hesabı yok. Gelin hep birlikte düşünelim ben bugün günah mı işledim yoksa sevap mı ben bugün nefsim için mi çalıştım yoksa Allah rızası için mi çalıştım? Nefis ve şeytanın kol gezdiği bu zamanda insan günde ne kadar tövbe etse azdır. Zira günahlar üzerimize sosyal medya vasıtası ile sel gibi gelmektedir. Dünya hayatını sonlandırsa yine ucuz atlatırsın fakat ahiret hayatını imanı zedeleyen günahlara karşı aileleri yıkan boşanma ve ailelerinin dağılmasına sebep olan günah ve çirkinliklere karşı nasıl ayakta duracağız? Allah bugünün şerlerinden ve bu güzel aletleri kötüye kullananlardan bizleri ve tüm insanlığı korusun. Allah hepimizin yâr ve yardımcısı olsun.

DUA VE YALVARMA

 Münacat 

   Yâ İlahî ve yâ Rabbî!

Ben, imanın gözüyle ve Kur'anın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dersiyle ve İsm-i Hakîm'in göstermesiyle görüyorum ki: Semavatta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki; böyle intizamıyla senin mevcudiyetine işaret ve delalet etmesin.

Ve hiçbir ecram-ı semaviye yoktur ki; sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, senin rububiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın.

Ve hiçbir yıldız yoktur ki; mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümaselet ve müşabehet sikkesiyle senin haşmet-i uluhiyetine ve vahdaniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.

Ve oniki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki; hikmetli hareketiyle ve itaatli musahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı uluhiyetine işaret etmesin!..

   Evet gökler sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla derece-i bedahette, -ey zemin ve gökleri yaratan yaratıcı!- senin vücub-u vücuduna öyle zahir şehadet.. -ve ey zerratı, muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyare yıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren!- senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nuranî bürhanlar ve parlak deliller o şehadeti tasdik ederler.

Hem bu safi, temiz, güzel gökler; fevkalâde büyük ve fevkalâde sür'atli ecramıyla muntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametine zahir delalet.. ve hadsiz semavatı ihata eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alan rahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret.. ve bütün mahlukat-ı semaviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taalluk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin her işe şümulüne şübhesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delalet o kadar zahirdir ki; güya yıldızlar, şahid olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nuranî delilleridirler.

Hem semavat meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise; mutî' neferler, muntazam sefineler, hârika tayyareler, acaib lâmbalar gibi vaziyetiyle, senin saltanat-ı uluhiyetinin şaşaasını gösteriyorlar.

Ve o ordunun efradından bir yıldız olan Güneş'imizin seyyarelerinde ve zeminimizdeki vazifelerinin delalet ve ihtarıyla, Güneş'in sair arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler.

Lemalar - 358

İNSAN BİLMEDİĞİ ŞEYE DÜŞMAN

 Bir zaman bir dünya güzeli, bir âşıkını huzurundan çıkarıyor.

O adamdaki aşk, birden adavete dönüyor ve diyor ki: "Tuh!..

Ne kadar çirkindir" diyerek, kendine teselli vermek için cemalinden küsüyor, cemalini inkâr ediyor.

Evet insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adavetkârane kusurlarını arar, âdeta düşmanlık etmek ister.

   Madem bütün kâinatın şehadetiyle Mahbub-u Hakikî ve Cemil-i Mutlak, bütün güzel esma-i hüsnasıyla kendini insana sevdiriyor ve insanların kendini sevmelerini istiyor; elbette ve her halde, kendisinin hem mahbubu, hem habibi olan insana fıtrî bir adaveti verip derinden derine kendinden küstürmeyecek.. ve fıtraten en ziyade sevimli ve muhabbetli ve perestiş için yarattığı en müstesna mahluku olan insanın fıtratına bütün bütün zıd olarak bir gizli adaveti, insanın ruhuna vermeyecek.

Çünki insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir Cemal-i Mutlak'tan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını; ancak ona adavetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir.

İşte kâfirlerin ALLAH'ın düşmanı olması, bu noktadan ileri geliyor.

Öyle ise, herhalde o Cemal-i Ezelî, kendisinin âyine-i müştakı olan insan ile ebedü'l-âbâd yolunda seyahatında beraber bulunmak için, alâküllihal bir dâr-ı bekada bir hayat-ı bâkiyeye insanı mazhar edecek.

   Evet madem insan fıtraten bir Cemal-i Bâki'ye müştak ve muhib bir surette halkedilmiştir.. ve madem bâki bir cemal, zâil bir müştaka razı olamaz.. ve madem insan bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksuddan gelen hüzün ve elemden teselli bulmak için, o maksudun kusurunu bulmakla, belki gizli adavet etmekle kendini teskin eder.. ve madem bu kâinat, insan için halkedilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlahiye için yaratılmış.. ve madem bu kâinatın Hâlık'ı, esmasıyla sermedîdir.. ve madem esmalarının cilveleri daim ve bâki ve ebedî olacaktır; elbette ve herhalde insan, bir dâr-ı bekaya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır.

Lemalar - 355

İNSANIN ÜÇ MÜHİM VAZİFESİ

    İşte Zât-ı Hayy-ı Kayyum, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının ve kâinatı insana müsahhar ettiğinin ve kâinatın insan ile mazhar olduğu sırr-ı kayyumiyetle bir cihette kaim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir:

   Birincisi: 

   Kâinatta münteşir bütün enva'-ı nimeti insanla tanzim etmek ve insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi tanzim eder, nimetlerin iplerinin uçlarını insanın başına bağlar, rahmet hazinelerinin umum çeşitlerine insanı bir liste hükmüne getirir.    

İkinci Vazifesi: 

   Zât-ı Hayy-ı Kayyum'un hitabatına, insan câmiiyeti haysiyetiyle en mükemmel muhatab olmak ve hayretkârane san'atlarını takdir ve tahsin etmekle en yüksek sesli bir dellâl olmak ve şuurdarane teşekküratın bütün enva'ıyla, bütün enva'-ı nimetine ve çeşit çeşit hadsiz ihsanatına şükür ve hamd ü sena etmektir.

   Üçüncü Vazifesi: 

   Hayatı ile, üç cihetle Zât-ı Hayy-ı Kayyum'a ve şuunatına ve sıfât-ı muhitasına âyinedarlık etmektir.

Lemalar - 353