25 Haziran 2023 Pazar

CÜLEYBİB VE ZİNA

-Gelin birlikte bir Empati yapalım.-

İsterseniz öncelikle gözlerimizi kapatıp hayal burağına binerek Allah Resulü’nün yaşadığı zamana, Asr-ı Saadet’e doğru yola koyulalım. İşte bakınız orada bir genç duruyor. Adı Cüleybib. Simasından, hal ve tavırlarından bir derdi olduğu anlaşılıyor.

Cüleybib, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) huzuruna çıkıyor ve “Ey Allah’ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!” diyor.

Sahabiler onu böyle bir ifadeden dolayı “Sus! Sus!” diye susturmaya çalışıyorlar.

Ama İki Cihan Güneşi, onu “Hele şöyle gel!” diye yanına çağırıyor.

Cüleybib, Efendimizin yanına gelip oturuyor. Peygamber Efendimiz onunla konuşmaya başlıyor:

“Söyle bakalım. Bir başkasının senin annenle zina etmesine razı olur musun?”

“Canım feda olsun, hayır, olmam.”

“Zaten hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki kızınla zina edilmesini ister misin?”

“Uğrunda öleyim ya Resulallah! Hayır, istemem.”

“Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?”

“Yoluna feda olayım, hayır, istemem.”

“Hiçbir kimse, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?”

“Canım feda olsun, hayır, kesinlikle.”

“Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?”

“Uğrunda öleyim, hayır buna da razı olmam.”

“Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz.”

Evet, bu konuşma ile akıl mantık planında Allah Resulü, Cüleybib’in aklını ikna eder ve onu doyurur. Ardından da elini bu gencin göğsüne koyar ve şöyle dua eder:

“Allah’ım! Onun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza buyur.”

Cüleybib, bu duadan sonra iffet abidesi haline gelmiştir. Gelmiştir, ama daha önceki hayatı bilindiği için kimse ona kız vermemektedir. Allah Resulü, aklını ikna ettiği bu sahabinin daha sonra derdine de derman olur. Bir kız babasına elçi göndererek kızını ister ve o kızla Cüleybib’i evlendirir.

Daha sonraları vuku bulan bir muharebede Cüleybib şehit düşer. Muharebe sonunda Allah Resulü etrafındakilere sorar:

“Hiç eksiğiniz var mı?”

Sahabe-i Kiram, “Yok ya Resulallah, hepimiz tamamız!” derler.

Ama Allah Resulü, “Benim bir eksiğim var” der ve Cüleybib’in başucuna gelir. Başını dizine koyar ve şöyle buyurur:

“Cüleybib benden, ben de Cüleybib’denim.”

Ve Cüleybib bu payeye kavuşarak ötelere uçar. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/256-257)

Bu hadisenin bize verdiği mesaj nedir? Kendin için istemediğin bir şeyi başkası için de yapma! Zina yapmak isteyen insan bu düşünceyi hatırından hiç çıkarmamalı. Empati yapmalı.

Çünkü Efendimizin ifadesiyle zina yaptığı insan mutlaka birisinin ya ablası veya abisi, amcası veya yengesi, teyzesi veya dayısı olacaktır. O yüzden insan, bir başkasının kendi eş, çocuk ve akrabalarına aynı gözlerle bakmasından duyacağı rahatsızlığı devamlı surette hatırında tutmalıdır.


22 Haziran 2023 Perşembe

NASIL OLUR DA SANA,SECDE ETMEZ BİR İNSAN...!

 Kaç trilyon hücreden, yaratırsın bedeni,

Her bedene yüklersin, bir varoluş nedeni.

Evrendeki her zerre, tesbih ederken seni,

Baş eğerken emrine, bu kâinat , bu mîzan;

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne,

Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne.

Cennetleri vâdettin, hem de Kur’ân üstüne.

Haykırırken tabutlar, musallada an be an;

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Mûcizeler verirsin; kulak duyar, göz görür,

Kalp atar, dil konuşur, el tutar, ayak yürür.

Mal, mülk, evlât verirsin; hepsi de yüz güldürür,

Sağnak sağnak yağarken, bunca rahmet ve ihsan;

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Fırtınalı denizden, kurtarırsın kulunu,

Bir şans daha verirsin, ve açarsın yolunu,

Lâkin; Sana eş koşar, cübbesini, çulunu,

Bu büyük nankörlüğü, reddederken o vicdan,

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

İçki, zina ve kumar, birer şeytan oltası,

Dünyaya hükmediyor, cehâletin sultası,

Din, cahilin elinde, oldu zulüm baltası,

Peygamber ahlâkını, emrederken o Kur’ân,

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Şeytan ki; unutturur, o mahşer dehşetini,

Gıybet ile yedirir, ölmüş kardeş etini.

Cehenneme yol eder, bu dünya servetini;

Davul zurna çalarak, gelirken bunca hüsran;

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Çok şükür ! Rahmetinin, farkındayım nicedir,

Sensiz geçen saniye, sabahsız bir gecedir.

Bilirim.. Senin affın, azâbından yücedir;

Yetmiyor kudretine, hiçbir söz, hiçbir lisan;

Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Alıntı

14 Haziran 2023 Çarşamba

DUA BİR İBADETTİR

İnsanın asıl fıtriyesi, imandan sonra duadır.

Dua ise esas-ı ubudiyettir.

Nasıl bir çocuk, eli yetişmediği bir meramını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar ya ister.

Yani ya fiilî ya kavlî lisan-ı acziyle bir dua eder, maksuduna muvaffak olur.

Öyle de insan bütün zîhayat âlemi içinde nazik, nâzenin, nazdar bir çocuk hükmündedir.

Rahmanu'r-Rahîm'in dergâhında ya zaaf ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla dua etmek gerektir.

Tâ ki makasıdı ona musahhar olsun veya teshirin şükrünü eda etsin.

Yoksa bir sinekten vaveylâ eden ahmak ve haylaz bir çocuk gibi, ben kuvvetimle bu -kabil-i teshir olmayan ve bin derece ondan kuvvetli olan- acib şeyleri teshir ediyorum ve fikir ve tedbirimle kendime itaat ettiriyorum, deyip küfran-ı nimete sapmak, insaniyetin fıtrat-ı asliyesine zıt olduğu gibi, şiddetli bir azaba kendini müstahak eder.

Sözler

İNSANIN ASIL VAZİFESİ

    İnsan ise dünyaya gelişinde her şeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına cahil, hattâ yirmi senede tamamen şerait-i hayatı öğrenemiyor.

Belki âhir-i ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç, hem gayet âciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderilip bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor.

On beş senede ancak zarar ve menfaati fark eder.

Hayat-ı beşeriyenin muavenetiyle ancak menfaatlerini celb ve zararlardan sakınabilir.

   Demek ki insanın vazife-i fıtriyesi; taallümle tekemmüldür, dua ile ubudiyettir.

Yani "Kimin merhametiyle böyle hakîmane idare olunuyorum?

Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum?

Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nâzeninane besleniyorum ve idare ediliyorum?" bilmektir.

Ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcatına dair Kàdıyü'l-Hâcat'a lisan-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve dua etmektir.

Yani aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı a'lâ-yı ubudiyete uçmaktır.

   Demek insan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.

Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır.

Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu, marifetullahtır ve onun üssü'l-esası da iman-ı billahtır.

   Hem insan, nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyata maruz ve hadsiz a'danın hücumuna müptela ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcata giriftar ve nihayetsiz metalibe muhtaç olduğundan vazife-i asliye-i fıtriyesi, imandan sonra duadır.

Dua ise esas-ı ubudiyettir.

Sözler

İMAN İNSANI İNSAN EDER

 DÖRDÜNCÜ NOKTA 

   İman, insanı insan eder.

Belki insanı sultan eder.

Öyle ise insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır.

Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.

   Şu meselenin binler delillerinden yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o meseleye vâzıh bir delildir ve bir bürhan-ı kàtı'dır.

Evet insaniyet, iman ile insaniyet olduğunu insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir.

Çünkü hayvan dünyaya geldiği vakit âdeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir.

Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda, bütün şerait-i hayatiyesini ve kâinatla olan münasebetini ve kavanin-i hayatını öğrenir, meleke sahibi olur.

İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder, yani ona ilham olunur.

   Demek hayvanın vazife-i asliyesi taallümle tekemmül etmek değildir ve marifet kesbetmekle terakki etmek değildir ve aczini göstermekle meded istemek, dua etmek değildir.

Belki vazifesi istidadına göre taammüldür, amel etmektir, ubudiyet-i fiiliyedir.

Sözler

11 Haziran 2023 Pazar

KUR'AN ALLAH KELAMI OLDUĞUNDAN HER ASRA HİTAP EDER

 Evet Kur'an, bu kâinat Hâlık-ı Zülcelalinin kelâmı olarak rububiyetinin mertebe-i a'zamından çıkarak, umum mertebeler üstüne gelerek, o mertebelere çıkanları irşad ederek, yetmişbin perdelerden geçerek, o perdelere bakıp tenvir ederek, fehm ve zekâca muhtelif binler tabaka muhatablara feyzini dağıtıp ve nurunu neşrederek kabiliyetçe ayrı ayrı asırlar, karnlar üzerinde yaşamış ve bu kadar mebzuliyetle manalarını ortaya saçmış olduğu halde kemal-i şebabetinden, gençliğinden zerre kadar zayi' etmeyerek gayet taravette, nihayet letafette kalarak gayet suhuletli bir tarzda, sehl-i mümteni' bir surette, her âmiye anlayışlı ders verdiği gibi; aynı derste, aynı sözlerle fehimleri muhtelif ve dereceleri mütebayin pek çok tabakalara dahi ders verip ikna' eden, işba' eden bir kitab-ı mu'ciznümanın hangi tarafına dikkat edilse, elbette bir lem'a-i i'caz görülebilir.

   Elhasıl: Nasıl "Elhamdülillah" gibi bir lafz-ı Kur'anî okunduğu zaman dağın kulağı olan mağarasını doldurduğu gibi; aynı lafz, sineğin küçücük kulakçığına da tamamen yerleşir.

Aynen öyle de: Kur'anın manaları, dağ gibi akılları işba' ettiği gibi, sinek gibi küçücük basit akılları dahi aynı sözlerle talim eder, tatmin eder.

Zira Kur'an, bütün ins ve cinnin bütün tabakalarını imana davet eder.

Hem umumuna imanın ulûmunu talim eder, isbat eder.

Öyle ise, avamın en ümmisi havassın en ehassına omuz omuza, diz dize verip beraber ders-i Kur'anîyi dinleyip istifade edecekler.

Demek Kur'an-ı Kerim, öyle bir maide-i Semaviyedir ki; binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukûl ve kulûb ve ervah, o sofradan gıdalarını buluyorlar, müştehiyatını alıyorlar.

Arzuları yerine gelir.

Hattâ pekçok kapıları kapalı kalıp, istikbalde geleceklere bırakılmıştır.

Sözler - 390

9 Haziran 2023 Cuma

ZULÜM DEVAM ETMEZ

 “Küfür devam eder; zulüm devam etmez” hakikatinden, kıyamete kadar küfrün devam edecek olmasını anlıyoruz. “Zulüm devam etmez” fakat zahiren zulüm devam ediyor gibi görünüyor. Hemen her ülkede müstebitlerin, zalimlerin keyfî dayatmalarının altında ezilen mazlumların feryatlarını duyuyoruz.

Bediüzzaman’ın dediği gibi: “Şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve zalimâne tahakkümü mahvetsin.” Yine Üstad: “İstibdad ne şekilde olursa olsun, meşrutiyet libası giysin ve ismini taksın; rast gelsem sille vuracağım!” diyerek zulümlerin ne derece tehlikeli bir şey olduğuna dikkatleri çeker. Dünyada haksızlıkların, zulümlerin yaşandığı ülkelerin başlarında bazı İslâm ülkelerinin olması içler acısı bir durumdur.

Biliyoruz ki ilânihaye zulüm devam etmez. Ancak toplumun yaptığı bazı yanlışlardan dolayı zulüm dönemlerinin ömrü uzayabilir.

Ekserî insanların Gayretullaha dokunacak hataları ve kusurları, zalimlerin işledikleri zulümlerin devamına sebep olduğu gibi; ekserî insanların haksızlıkların def’ine vesile olacak doğru tavırlarda bulunmaları da zulümlerin sona ermesine sebep olur.

Toplumda ekserî insanların haklarına sahip olma yolunda gayret göstermeleri zalimlere engel olacağı gibi; haklarını bilmeyen insanların çokça bulunduğu toplumlarda zulümlerin devamına fetva vermiş olurlar.

Üstad Bediüzzaman’ın “safderun” olarak vasıflandırdığı; tahkik ehli olmayan, insanların haksızlıklara seyirci kalmaları zulümlerin devam etmesine önemli bir sebeptir.

Toplumlarda “gelene ağam, gidene paşam” demeyi meslek edinenlerin varlığı da müstebitlerin işlerini kolaylaştıran ve zulümlerin müddetlerini uzatan önemli sebeplerdendir.

“Zulme rıza zulümdür” kaidesini kulak ardı ederek zalimlerin yaptıkları haksızlıklara seyirci kalmak da zulmü devam ettirenlere kuvvet anlamına gelir.

Nazarlara vermeye çalıştığımız sebeplerden dolayı zulümlerin süresi uzasa da zulümler ilânihaye, sonsuza kadar devam etmez.