29 Eylül 2021 Çarşamba

"ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR"

 YETER ARTIK... !

Ülke yönetiminde bulunan günümüz siyasileri malesef insanlarımıza doğruyu söyleyip itimat telkin etmiyorlar.Her geçen gün aldatıp yalan yanlış beyanlar ile iktidarda kalmanın hesabını yapıyorlar.

Devlet yönetimi ciddiyet ister.Ülke meseleleri gün geçtikçe çoğalıp içinden çıkılmaz hal alırken hala iltidardakiler boş sözler ve vaadler peşinde, hala muhalefet ile kavga eder durumda.Milleti germenin ne faydası olacak ki?

Ülke yanıyor bunlar yangına körükle koşuyorlar.Millet can derdinde bunlar milletle dalga geçer gibi çay fırlatıp oy peşindeler.Yazık çok yazık bu millet sel ile yangın ile ve pahalılık ve yoksulluk ile boğuşurken sizler iktidarda kalma ve oy almak için sorumsuzca millet ile dalga geçme peşindesiniz.Yangını söndürmeye giden insanların maneviyatını morelini yok etme peşindesiniz.Yangın söndürme ile görevli tercübeli personeli dişarda bırakıp uçakları atıl hale getirip gösteriş için komşu ülkelere yardım peşindesiniz.Milletine hor bakan yöneticilerimiz mültecileri vatandaşlıkla taltif ederek oy alma düşüncesinde.Yazık hemde çok yazık.Yeter artık bu milleti aldatmaktan vaz geçin bu millet aldatılmanın hesabını birgün sizden sorar elbette.Yeter milletin sırtından inin artık.Boğazına kadar borç içinde kıvranan bu insanları banka kredileri ile daha boçlandırmayın.Ülke zaten sizin yanlış politikalarınız yüzünden borç bataklığında.İtibardan tasarruf olmaz diyerek taraf etrafınız ve yandaşlarınıza ülkeyi yağmallttırdınız.Bizi,çocuklarımızı ve torunlarımızı kısacası geleceğimizi ipotek altına aldırdınız.

Sizden tek bir isteğim var daha çok batmadan ülkeyi batırmadan hemen seçime giderek millete bir nefes aldırın.

Şimdi de Üniversite puanlarındaki barajı düşürerek işsizliği, ileride üniversite bitirip işsiz olacakların hesabını yapmadan herkesi yüksek okul mezunu yaptık diyerek dünyayı aldatmaya çalışmayın.Herkes yüksek tahsil yapsa ne olur iş bulamadıktan sonra.Her yer yüksek okul olsa ne olur eğitim olmadıktan sonra.300 binin üzerinde öğrencinin yüksek okul sınavlarında bir tane dahi fen sorusu yapamanası mili eğitim mensuplarını ve ülkeyi ondokuz senedir yönetenleri düşündürmüyorsa pes doğrusu.Milleti oyalamayı bırakın iktidara geldiğinizde liseleri dört yıla çıkararak gençleri orada oyalayıp işsizliği bir yıl ertelediniz şimdi de yüksek okulbaraj puanını düşürerek oyalayıp hayalleriyle oynamayın bu gençlerin.Allah niyetinize göre verir  siz bu kötü niyetlerinizin altında çok ama çok fena bir şekilde kalırsınız.Bizden söylemesi gerisini siz bilirsiniz.Allah bu milletin yardımcısı olsun bizleri ve ülkemizi görünür görünmez belalardan korusun. Amin

Rafet Özcan

ÜLKEDEKİ MANEVİ ÇÖKÜNTÜ

 Ülkedeki son on yıl içindeki ahlaki ve manevi değişiklikler şöyle: 

Oruç tutan gençlerin oranı % 74’den % 58’e düşmüş. Beş vakit namazını kılanların oranı % 27’den % 24’e gerilemiş. Kendilerini “ateist” olarak görenlerin oranı %1’den % 4’e çıkmış. Başını örten hanımların oranı % 58’den % 50’ye gerilemiş. Kendilerini muhafazakâr olarak gören gençlerin oranı % 45’ten % 43’e gerilemiş. Kendilerini dindar muhafazakâr görenlerin oranı % 25’ten % 15’e düşmüş.

Kendilerini tam dindar olarak millete taktim eden ve dine hizmet edeceğiz diye yola çıkan mevcut iktidar döneminde dindar olarak bilinen kesimin halini gösteren tablo böyle. Bu acı gidişata rağmen iktidardan dine hizmet beklentilerinde olanlar varsa ne demeli...           

25 Eylül 2021 Cumartesi

İHTİLALAT-I BEŞERİYE

 İhtilaller, ayaklanmalar ve isyanlar.

Şöyle ki:

   "İşaratü'l-İ'caz"da isbat edildiği gibi; bütün ihtilalat-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin menbaı dahi bir kelimedir.    Birinci kelime: "Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne."

   İkinci kelime: "Sen çalış, ben yiyeyim."

   Evet hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriyle rahatla yaşarlar.

O muvazenenin esası ise: Havas tabakasında merhamet ve şefkat, aşağısında hürmet ve itaattir.

Şimdi birinci kelime, havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevketmiştir.

İkinci kelime, avamı kine, hasede, mübarezeye sevkedip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selbettiği gibi; şu asırda sa'y, sermaye ile mübareze neticesi herkesçe malûm olan Avrupa hâdisat-ı azîmesi meydana geldi.

İşte medeniyet, bütün cem'iyat-ı hayriye ile ve ahlâkî mektebleriyle ve şedid inzibat ve nizamatıyla, beşerin o iki tabakasını musalaha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müdhiş yarasını tedavi edememiştir.

Kur'an, birinci kelimeyi esasından "vücub-u zekat" ile kal'eder, tedavi eder.

İkinci kelimenin esasını "hurmet-i riba" ile kal'edip tedavi eder.

Evet, âyet-i Kur'aniye âlem kapısında durup ribaya yasaktır der.

"Kavga kapısını kapamak için banka kapısını kapayınız" diyerek insanlara ferman eder.

Şakirdlerine "Girmeyiniz" emreder.

Sözler - 408

Atalarımızın söylediği bir söz vardı;

"Biri yer biri bakar,kıyamet ondan kopar." Bugün ise, biri yer bini bakar kıyamet bundan kopar, demek daha doğru olur kanatındayım.

Dünyada ve ülkemizde zengin ile fakir arasındaki mesafe yani uçurum çok fazla,biri dizde biri topukta yani zengin aşırı zengin fakir ise aşırı fakir.Orta sınıf denen fakir ile zengin arasındaki kısım ortadan kalkmış vaziyette.Zengin bolluk içerisinde yüzmekte fakir ise yoksulluk içerisinde geçiçim sıkıntısı ve banka faizlerini ödemekle meşgul olmaktadır.Bu durum sonucunda fakirden zengine kin ve düşmanlık,zenginden fakire zulüm ve tahakküm inmektedir.

Zekatın verilmemesi ve faizin sonuna kadar toplumu sarması sonucu insanlar arası münasebetler düşmanlık halşni almıştır.Birinin yeyip bininin baktığı bir toplumda huzur değil kargaşalıklar baş gösterir.Banka kapısının kapanmadığı yerde kavga kapısının kapanması mümkün değildir.

Ülkemizde kargaşalıkların önlenmesi için Kur'anın emrine uyup faizden uzak durup zekatı toplumda yaygın hale getirmek gerekir.

SEVGİ DEYİP GEÇMEYELİM !

 Bir işte, bir meslekte, ya da hayatın her hangi bir anında, başarılı olmak istiyorsak, sevgiyi esas almamız lazımdır.Zira biliyoruz ki, sevgi ve sevginin bir ifadesi olan güler yüz, tatlı dil insanların gönül kapısını açar ve o gönüle girmenizi kolaylaştırır.

Kainat dediğimiz şu büyük alem, içinde yaşayan bütün mahlukat, sevgi neticesinde yaratılmış,  hayatları sevgi ve muhabbet ile devam etmektedir.

Sevgi ile, ham meyve olgunlaşır.Yeni doğan bir bebek etrafı tanır ve etrafa gülücükler saçmaya başlar.Sen gülersen güler, sen konuşursan dinler anlamaya çalışır.

Sevgi öyle tükenmez bir hazinedir ki, hiç eksilmez. Verdikçe, dağıttıkça artar. Hatta kabına sığmaz etrafına taşar.

Atalarımız "güler yüz, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" demişlerdir.

Öyle ise bizler, işimizde hayatımızda, yaşantımızda sevgi ,güleryüz ve tatlı dili, esas maksat yapmalıyız.

Bizler, her birimiz muhabbet fedaisi olmalıyız.Evimizde işimizde, sokakta ve her yerde, sevgi tahumları ekmeliyiz.Bir gün ekilen bu sevgi tohumları, güzel çiçeklere ve tatlı meyvelere dönüşecektir inşallah.

Evimizin huzuru, çevremizin huzuru, hatta ülkemizin huzuru, sevgi bağlarının güçlenmesi ile sağlanacaktır.

Öyle ise gelin geç kalmadan, sevgi bağlarını güçlendirelim.

Ülke insanlarını birbirine bağlayan en güçlü bağ sevgidir.Sevelim ki, Allah'ta bizi sevsin. Okşayalım yardımcı olalım ki,Allah'ta bizim yardımcımız olsun.

Şunu unutmayalım, Allah'ın merhametini kazanmak için, birbirimizi ve tüm mahlukatı sevmek ve korumak durumundayız.

Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Rafet Özcan


21 Eylül 2021 Salı

KÂİNAT SARAYININ AMELESİ VE MEYVESİ 4

  Dördüncü kısım: 

   İnsandır.

Şu kâinat sarayında bir nevi hademe olan insanlar, hem melaikeye benzer, hem hayvanata benzer.

Melaikeye, ubudiyet-i külliyede, nezaretin şümulünde marifetin ihatasında, rububiyetin dellâllığında meleklere benzer.

Belki insan daha câmi'dir.

Fakat insanın şerire ve iştihalı bir nefsi bulunduğundan, melaikenin hilafına olarak pek mühim terakkiyat ve tedenniyata mazhardır.

Hem insan, amelinde nefsi için bir haz ve zâtı için bir hisse aradığı için hayvana benzer.

Öyle ise, insanın iki maaşı var: Biri; cüz'îdir, hayvanîdir, muacceldir.

İkincisi; melekîdir, küllîdir, müecceldir.

Şimdi, insanın vazifesiyle maaşı ve terakkiyat ve tedenniyatı, geçen yirmiüç aded Sözlerde kısmen geçmiştir.

Hususan Onbirinci ve Yirmiüçüncü'de daha ziyade beyan edilmiş.

Onun için şurada ihtisar ederek kapıyı kapıyoruz.

Erhamürrâhimîn'den rahmet kapılarını bize açmasını ve şu Sözün tekmiline tevfikini refik eylemesini niyaz ile, kusurumuzun ve hatamızın afvını taleb ile hatmediyoruz.

Sözler - 357

KAİNAT SARAYININ AMELELERİ 3

  Üçüncü kısım ameleleri: 

   Nebatat ve cemadattır.

Onların cüz'-i ihtiyarîleri olmadığı için, maaşları yoktur.

Amelleri hâlisen livechillahtır ve Cenab-ı Hakk'ın iradesiyle ve ismiyle ve hesabıyla ve havl ve kuvvetiyledir.

Fakat nebatatın gidişatlarından hissolunuyor ki, onların vezaif-i telkîh ve tevlidde ve meyvelerin terbiyesinde bir çeşit telezzüzatları var.

Fakat hiç teellümata mazhar değiller.

Hayvan muhtar olduğu için, lezzet ile beraber elemi de var.

Cemadat ve nebatatın amellerinde ihtiyar gelmediği için, eserleri de ihtiyar sahibi olan hayvanların amellerinden daha mükemmel oluyor.

İhtiyar sahibi olanların içinde, arı emsali gibi vahy ve ilham ile tenevvür edenlerin amelleri, cüz'-i ihtiyarîsine itimad edenlerin amellerinden daha mükemmeldir.

   Yeryüzünün tarlasında nebatatın herbir taifesi, lisan-ı hal ve istidad diliyle Fâtır-ı Hakîm'den sual ediyorlar, dua ediyorlar ki: "Yâ Rabbena!

Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün herbir tarafında taifemizin bayrağını dikmekle saltanat-ı rububiyetini lisanımızla ilân edelim ve rûy-i arz mescidinin herbir köşesinde sana ibadet etmek için bize tevfik ver ve meşhergâh-ı arzın herbir tarafında senin esma-i hüsnanın nakışlarını, senin bedî' ve antika san'atlarını kendi lisanımızla teşhir etmek için bize bir revaç ve seyahata iktidar ver." derler.

Fâtır-ı Hakîm onların manevî dualarını kabul edip ki, bir taifenin tohumlarına kıldan kanatçıklar verir; her tarafa uçup gidiyorlar.

Taifeleri namına esma-i İlahiyeyi okutturuyorlar (Ekser dikenli nebatat ve bir kısım sarı çiçeklerin tohumları gibi).

Ve bir kısmına da, insana lâzım veya hoşuna gidecek güzel et veriyor.

İnsanı ona hizmetkâr edip her tarafa ekiyor.

Bazı taifelerine de, hazmolmayacak sert bir kemik üstünde hayvanlar yutacak bir et veriyor ki, hayvanlar onu çok taraflara dağıtıyorlar.

Bazılara da, çengelcikleri verip her temas edene yapışıyor.

Başka yerlere giderek taifesinin bayrağını dikerler, Sâni'-i Zülcelal'in antika san'atını teşhir ediyorlar.

Ve bir kısmına da, acı düğelek denilen nebatat gibi saçmalı tüfek gibi bir kuvvet verir ki, vakti geldiği zaman onun meyvesi olan hıyarcık düşer, saçmalar gibi birkaç metre yerlere tohumcuklarını atar, zer'eder.

Fâtır-ı Zülcelal'in zikir ve tesbihini kesretli lisanlarla söylettirmeye çalışırlar ve hâkeza kıyas et...

   Fâtır-ı Hakîm ve Kàdir-i Alîm, kemal-i intizamla herşeyi güzel yaratmış, güzel teçhiz etmiş, güzel gayelere tevcih etmiş, güzel vazifelerle tavzif etmiş, güzel tesbihat yaptırıyor, güzel ibadet ettiriyor.

Ey insan!

İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü, abesiyeti, dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma.

Sözler - 356

KAİNAT SARAYININ AMELELERİ 2

 Ve bu saray-ı kâinatta ikinci kısım amele; hayvanattır.

Hayvanat dahi, iştiha sahibi bir nefs ve bir cüz'-i ihtiyarîleri olduğundan amelleri hâlisen livechillah olmuyor.

Bir derece nefislerine de bir hisse çıkarıyorlar.

Onun için Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelali Vel-İkram Kerim olduğundan onların nefislerine bir hisse vermek için amellerinin zımnında onlara bir maaş ihsan ediyor.

Meselâ: Meşhur bülbül kuşu

{(Haşiye): Bülbül şâirane konuştuğu için, şu bahsimiz de bir parça şâirane düşüyor.

Fakat hayal değil, hakikattır.}

gülün aşkıyla maruf o hayvancığı, Fâtır-ı Hakîm istihdam ediyor.

Beş gaye için onu istimal ediyor:

   Birincisi: 

   Hayvanat kabileleri namına, nebatat taifelerine karşı olan münasebat-ı şedideyi ilâna memurdur.

   İkincisi: 

   Rahman'ın rızka muhtaç misafirleri hükmünde olan hayvanat tarafından bir hatib-i Rabbanîdir ki, Rezzak-ı Kerim tarafından gönderilen hediyeleri alkışlamakla ve ilân-ı sürur etmekle muvazzaftır.

   Üçüncüsü: 

   Ebna-yı cinsine imdad için gönderilen nebatata karşı hüsn-ü istikbali herkesin başında izhar etmektir.

   Dördüncüsü: 

   Nev'-i hayvanatın nebatata derece-i aşka vâsıl olan şiddet-i ihtiyacını, nebatatın güzel yüzlerine karşı mübarek başları üstünde beyan etmektir.    Beşincisi: 

   Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelali Vel-cemali Vel-ikram'ın bârgâh-ı merhametine en latîf bir tesbihi, en latîf bir şevk içinde, gül gibi en latîf bir yüzde takdim etmektir.


   İşte şu beş gayeler gibi başka manalar da vardır.

Şu manalar ve şu gayeler, bülbülün Hak Sübhanehu ve Teâlâ'nın hesabına ettiği amelin gayesidir.

Bülbül kendi diliyle konuşur.

Biz şu manaları onun hazîn sözlerinden fehmediyoruz, melaike ve ruhaniyatın fehmettikleri gibi...

Kendisi kendi nağamatının manasını tamamen bilmese de, fehmimize zarar vermez.

"Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar" meşhurdur.

Hem bülbül, şu gayeleri tafsilatıyla bilmemesinden olmamasına delalet etmiyor.

Lâekal saat gibi sana evkatını bildirir, kendisi bilmiyor ne yapıyor.

Bilmemesi senin bildiğine zarar vermez.

Amma o bülbülün cüz'î maaşı ise, o tebessüm eden ve gülen güzel gül çiçeklerinin müşahedesiyle aldığı zevk ve onlarla muhavere ve konuşmak ve dertlerini dökmekle aldığı telezzüzdür.

Demek onun nağamat-ı hazînesi, hayvanî teellümattan gelen teşekkiyat değil, belki atâyâ-yı Rahmaniyeden gelen bir teşekkürattır.

Bülbüle; nahli, fahli, ankebut ve nemli, yani arı ve vasıta-i nesil erkek hayvan ve örümcek ve karınca ve hevam ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et.

Herbirinin amellerinin bülbül gibi çok gayeleri var.

Onlar için de birer maaş-ı cüz'î hükmünde birer zevk-i mahsus, hizmetlerinin içinde dercedilmiştir.

O zevk ile, san'at-ı Rabbaniyedeki mühim gayelere hizmet ediyorlar.

Nasılki, bir sefine-i Sultaniyede bir nefer dümencilik edip bir cüz'î maaş alır.

Öyle de, hizmet-i Sübhaniyede bulunan bu hayvanatın birer cüz'î maaşları vardır.

Sözler - 354