11 Aralık 2023 Pazartesi

ZULÜM VE ADALET

    Ey israflı, iktisadsız.. ey zulümlü, adaletsiz.. ey kirli, nezafetsiz bedbaht insan!

Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisad ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, manen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun.

Neye dayanıyorsun ki; umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?

   Evet İsm-i Hakîm'in cilve-i a'zamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisad ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor; iktisadı emrediyor.

Ve İsm-i Adl'in cilve-i a'zamından gelen kâinattaki adalet-i tamme, umum eşyanın muvazenelerini idare ediyor ve beşere de adaleti emrediyor.

Sure-i Rahman'da وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَ٭ اَلَّا تَطْغَوْا فِى الْم۪يزَانِ ٭ وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ

âyetindeki dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden dört defa "mizan" zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde pek büyük ehemmiyetini gösteriyor.

Evet hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur.

Ve İsm-i Kuddüs'ün cilve-i a'zamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor.

Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor.

   İşte hakaik-i Kur'aniyeden ve desatir-i İslâmiyeden olan "adalet, iktisad, nezafet" hayat-ı beşeriyede ne derece esaslı birer düstur olduğunu anla.

Lemalar - 309

VECİZELER

 Bismillahirrahmanirrahim

Risale-i Nur'dan vecizeler...

• Hevesat-ı nefsaniyeyle erkeklerin karılaşması, karıların hayasızlıkla erkekleşmesine sebeptir.

• Merak, ilmin hocasıdır.

• İhtiyaç, medeniyetin üstadıdır.

• Sıkıntı, sefahetin muallimidir.

• Acz, muhalefetin menşeidir.

• Zaaf, gururun madenidir.

• Sığar-ı nefs, tekebbürün menbaıdır.

• Tenasüp, tesanüdün esasıdır.

• Temasül, tezadın sebebidir.

• Müsavatsız adalet, adalet değildir.

• Gayr-ı meşru muhabbetin âkıbeti, mükâfatı, mahbubun gaddârâne adâvetidir. * (Sunuhat sh. 74)

* Avrupa'ya muhabbetimiz gibi.

Bediüzzaman Said Nursi

Kaynak: Merak, ilmin hocasıdır

NEFSİ EMMARE

    Nefs-i emmare tahrib ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir, fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir.

Evet, bir haneyi bir günde harab eder, yüz günde yapamaz.

Lâkin eğer enaniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfik-i İlahiyeden istese, şer ve tahribden ve nefse itimaddan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa; o vakit

يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ

sırrına mazhar olur.

Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılab eder.

Ahsen-i takvim kıymetini alır, a'lâ-yı illiyyîne çıkar.

   İşte ey gafil insan!

Bak Cenab-ı Hakk'ın fazlına ve keremine!

Seyyieyi bir iken bin yazmak, haseneyi bir yazmak veya hiç yazmamak adalet olduğu halde; bir seyyieyi bir yazar, bir haseneyi on, bazen yetmiş, bazen yediyüz, bazen yedi bin yazar.

Hem şu nükteden anla ki; o müdhiş Cehennem'e girmek ceza-yı ameldir, ayn-ı adildir.

Fakat Cennet'e girmek, mahz-ı fazıldır.

Sözler - 320

10 Aralık 2023 Pazar

"ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM " VE -SAKAR-

 Sakar nedir ?

Kırmızı ateş manasındaki Sakar “Şiddetli bir ısı ile yakıp kavurmak” anlamındaki sakr kökünden gelir.

Dört âyette “Cehennem” kelimesi yerine kullanılmıştır. Bunlardan Müddessir Sûresi’nin 28 ve 29. âyetlerinde “yaktığı şeyi tüketircesine tahrip etmekle birlikte sönmeyip yakmaya devam eden ve insanın derisini kavuran” şeklinde nitelendirilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’in “vildanun muhalledun” (Cennet çocukları) âyetine en fazla mazhar olan zamanlardan birisi de ahirzamandır şüphesiz. İçerisinde zerre miktar kötülük bulunmayan-bulunamayan çocuklar.. Cennet çocukları. Ama insan büyüdükçe, yani çocukluğunu sözde “büyüklüğe” tebdil edince Cennete lâyık olan insaniyetini de Cehenneme ehil hale getiriyor maalesef. Kendisini “Şüphesiz insan çok zalimdir, çok cahildir” âyetine lâyık hale getiriyor. Halbuki bir âyette de insan “Ahseni takvim” olarak vasıflandırılmıştır. Nedendir bilinmez, o kendisini “esfel-i sâfilin”e yuvarlamaktan haz duyuyor sanki…

İnsan, ateş misali… Isıt, nurlandır ve faydalı ol diye yaratılmış. Ama o yakmayı, etrafı duman ve kül etmeyi marifet biliyor. Feyasubhanallah!

Hiç o nazarla baktınız mı bilemiyorum, ama ben ne zaman vefat etmiş bir çocuk görsem hiç ürkmem. Halbu ki insanda fıtrî olarak ölüden ürkmek vardır. Yani ne bileyim soğuk gelir ölü. Hatta bu durum Hadis-i Şerif ile de sabittir “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz”. Ama çocuklarınki öyle değil. Öylesine masum ve temizler ki… Ölüm gibi soğuk bir hal bile onlardaki sıcacık şirinliği almıyor o bedenlerden. Çünkü Cennetle müjdelenmişlerin her hali sıcak, her hali lâtiftir. Ama çocukların vefatı da hadisten hissesini çokca alıyor. Zira, lezzetleri acılaştıran ölümün en acı hali her halde çocukların vefatıdır… Rabbim evlâtlarımıza uzun ömürler ihsan eylesin ve hiçbirimize evlât acısını tattırmasın. Çünkü o acı tat ancak ve ancak ahirette tekrar kavuşunca gider gönül damağından. Hep ekşi ve kekremsi ve tatsız haliyle duruverir valideynin yüreklerinde.

Günümüzde yaşanan elim hadiseler Filistin ’deki yavruları hunharca ve gaddarca öldüren İsrail zalimlerini ve ta Adem’den (as) Kıyamete kadarki süre zarfında masumları ve çocukları katleden canileri, bahusus ahirzamanın zalimlerini bekleyen birşey var. Öfkesinden kudurmuş birşey… Bir emr-i İlâhiyi bekleyen birşey… ”Yaktığı şeyi tüketircesine tahrip etmekle birlikte sönmeyip yakmaya devam eden ve insanın derisini kavuran” birşey.. Ve bundan haz alan birşey.

Heyhat! Ey zalimler SAKAR sizi bekler! Son söz: “Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Sakar!”

Alıntı

İNSAN NEDİR ?

 Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;

· İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi,

· Ve hakikat-ı Muhammediye aleyhissalâtü vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi,

· Ve kâinat Kur’ân’ının âyet-i kübrası,

· Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü’l-kürsîsi,

· Ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri,

· Ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru,

· Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat ve sarfiyatına ve zer’ ve ekilmesine nezarete memur,

· Ve yüzer fenler ve binler san’atlarla teçhiz edilmiş en gürültülü ve mes’uliyetli nâzırı,

· Ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı,

· Ve cüz’î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı,

· Ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan,

· Ve önüne iki acip yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde en bahtiyarı,

· Çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî,

· Ve Kâinat Sultanının İsm-i Âzamına mazhar ve bütün esmâsına en câmi’ bir âyinesi, ve hitabât-ı Sübhâniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hassı,

· Ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı,

· Ve hadsiz fakrıyla ve acziyle beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve nihayetsiz düşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir biçare zîhayatı,

· Ve istidatça en zengini,

· Ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde,

· Ve bekàya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak ve devamı ve saadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran ve bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekàya karşı arzusunu tatmin etmeyen,

· Ve ona ihsanlar eden Zâtı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu’cize-i kudret-i Samedâniye ve bir acûbe-i hilkat,

· Ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi şehadet eden, böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan,

· Ve en küçük zîhayatın en cüz’î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelâlin Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatı alâkadar edecek ef’âlleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve herşeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın hükmüyle, insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücâzâtını çekecek ve Hafîz ismiyle cüz’î-küllî kayd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek ve dâr-ı bekàda saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak ve bu âlemde çok tâifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.

Meyve Risalesi, Yedinci Mesele

9 Aralık 2023 Cumartesi

HER YERDE VE HERŞEYDE İSRAF

 Modern dünya insanının hayatının bir parçası haline gelmiş ve onunla hemhal olup ünsiyet ettiği israfçılığının tüm misalleri, kısa bir yazı hacmi içerisine sığmayacak kadar çoktur. Herkes kendisini bu mevzuda ciddî bir murakabeye tâbi tutarak,  israfçılık yaptığı mevzuları kendisi tesbit edebilir ve etmelidir.

Mesela: Yiyecek ve içecekten sonra temel ihtiyaçlarından biri olan giyecekler mevzuunda israfçılıkla hareket edip etmediğini de, insan kendi kendine sormalıdır. Allah (c.c.), verdiği nimetini kulunun üzerinde görmek ister; bu sebeble, Allah’ın (c.c.) nimetlerine çok mazhar olmuş bir kişinin insanlar arasında dilenci kılığında, hırpanî ve pejmürde kılık-kıyafetler içinde gezmesi, Müslümanların arasında da hoş görülemez. Fakat bunun yanında, maddî gelirini ve imkânlarını sarf etmek mevzuunda doğru bir sarf sırasına uyum göstermeden, üzerinde yabancı markalar bulunan giyim eşyalarına sadece o markaları için, emsallerinin 5-10 misline varan ücretler ödeyerek gösteriş yapmak da, açıkça israftır. Hem de o yabancı markalardaki isimlerin sahiplerinden bazılarının cinsî sapık bile oldukları o sektörün içinde bulunanlar tarafından söylenmektedir. O marka giyeceklere müşteri olacaklar, giyecek markasındaki gerçek şahıs isimleri sahiplerinin ahlakî kişiliklerini de biliyorlarsa, onu da göz önüne alarak o markalı giyeceklere özenti hislerini kontrol etmelidirler ve o markalı giyeceklerle gösteriş yapmaktan kaçınmalıdırlar. Buna dikkat ve riayet edilmediği takdirde, o yabancı markalı giyim eşyalarını gösteriş için çok yüksek ücretle satın almakta israfçılık ve saçıp savurma yapılmış olmanın  yanında, belki ayrıca bir manevî mesuliyet daha yüklenilmesi tehlikesi de vardır.

İslâm dininde israf, yukarıda verilen âyet mealinden de anlaşılacağı gibi kesin yasaktır ve haramdır. Allah (c.c.),  A’raf Sûresi 7/31. âyetinden başka En’âm sûresinin 6/141. âyeti ve İsrâ Sûresi 17/26-27. âyetlerinde israf etmekten ve israfçılıkta ileri giderek saçıp savurmaktan kesin olarak yasaklamakta ve böylelerinin “şeytanın kardeşleri” olduğunu, şeytanın ise Rabbine karşı çok nankör olduğunu, Furkân Sûresi 25/67. âyetinde de, mü’minlerin vasıflarından birinin  onların infak etmekte israf da cimrilik de yapmayacağı olduğunu bildirmektedir.

Yalnız, yukarıda bazı misallerini verdiğimiz, yemek-içmek ve giyinmek mevzularında değil; her mevzudaki israftan hem kendimiz sakınmalı ve hem de tesir sahamızdakilere israftan sakınmayı tavsiye etmeğe ve onlarda israftan kaçınmak ahlâkını yerleştirmeye çalışmalıyız. Çünkü israfçılık, geniş manâsıyla düşünülecek olursa, beşeriyetin en dehşetli hastalığıdır.

En büyük israf, en büyük sermayede yapılacak israf olabilir. İnsana verilen en büyük sermaye ise, onun ömür müddetidir. Ömrünü zararlı veya faydasız şeylerde israf eden, en büyük sermayesini israf ile ahretteki ebedî saadetini kaybetmekle, telafisi mümkün olmayan en büyük iflas tehlikesiyle karşı karşıya olacağını bilmelidir.

Bu mevzuyla alâkalı âyetler, hadisler ve onlardan süzülmüş manâları ihtiva eden dinî eserler, insanın ahretteki iflas haline düşmemesi gerektiğine önemle dikkat çekmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi de, Kur’an ve hadisten süzülmüş manâlar halinde,  Risale-i Nur Külliyâtının çeşitli yerlerinde israfsızlık mevzuunun önemine vurgu yapmaktadır. Lem’alar adlı eserinde Ondokuzuncu Lem’a olan “İktisatRisalesi”, “İsm-i Azam Risalesi” olarak da bahsedilen Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi ve Üçüncü Nüktesi, Yirmidördüncü Mektub Birinci Makam son paragrafı bu mevzuda verilebilecek misallerden bazılarıdır. Şualar adlı eserinde ise, “Beşinci Şuanın İkinci Makamı ve Meseleleri” başlığı altında âhirzamana ait müteşâbih (teşbihle, benzetme yoluyla ifade edilmiş) hadislerden bahsederken, ilk olarak “Birinci Mesele”de, hadiste âhirzamanda gelecek İslâm deccali olan Süfyan’ın elinin  delinecek olmasında kastedilen manânın, sefahet ve lehviyât için gayet israf ile elinde mal durmaması ve israfâta akması  olabileceğini söylemekte  ve “Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli hırs ve tamâı uyandırarak, insanların o zaif  damarlarını tutup, kendine musahhar eder diye, bu hadis ihtar ediyor. ‘İsraf eden  ona esir olur, onun dâmına düşer’ diye haber verir” demektedir.

İsrafsızlığın önemini, lüzumunu iyi anlamağa çalışmak ve bu anlayışımızı hem kendi hayatımıza aksettirip hem de tesir sahamızdakilerle de paylaşarak, onları da israftan alıkoymağa çalışmak gayret ve faaliyetlerimiz içerisinde helal gıda arayışı içinde olmak da, dünya hayatımızda tüm şekilleriyle israftan sakınmağa çalışmamızın mühim hassasiyet ve uygulama alanlarından biridir ve dünya hayatımızın sonunda bizi bekleyen ebedî saadetimizin  kaybını önlemek için, dikkate alıp ona göre yaşamamamız gerekenler arasındadır.

Alıntı

VAZİFEDE LEZZET VAR

    Vazifede lezzet bulunduğuna en zahir bir delil, sen kendi a'zâ ve duygularının hizmetlerine bak.

Herbiri beka-i şahsî ve beka-i nev'î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var.

Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor.

Hattâ hizmeti terketmek, o uzvun bir nevi azabıdır.

   Hem en zahir bir delil dahi, horoz veya yavrulu tavuk gibi hayvanatın vazifelerinde gösterdikleri fedakârane ve merdane vaziyetleridir ki, horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip bulduğu rızka onları çağırır; yemez, onlara yedirir.

Ve bir şevk ve iftihar ve telezzüz ile o vazifeyi gördüğü, görünür.

Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır.

   Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hatırı için ruhunu feda eder, ite atılır.

Kendini aç bırakıp onları doyurur.

Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki; açlık acısına ve ölmek elemine tereccuh eder, ziyade gelir.

Hayvanî vâlideler yavrularını, küçük iken vazifeleri bulunduğundan lezzetle himayeye çalışır.

Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider.

Yavrusunu döver, elinden taneyi alır.

Lemalar - 123