18 Mayıs 2023 Perşembe

HÜRRİYET VE İSTİBDAT

 Evet, şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya lâyık iken ve halbuki o tokada müstahak olmayan gayet mühim bir zatın yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilane şu sözün:

   Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imha-yı hürriyet 

   Çalış, idraki kaldır, muktedirsen âdemiyetten.


sözünün yerine, bu asrın yüzüne çarpmak için ben de derim:

   Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imha-yı hakikat 

   Çalış, kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten.


veyahut:

   Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imha-yı fazilet 

   Çalış, vicdanı kaldır, muktedirsen âdemiyetten.


   Evet imanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi sebeb-i istibdat da olamaz.

Tahakküm ve tagallüb etmek, faziletsizliktir.

Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır.

lillahi'l-hamd bu meşrep üstünde hayatımız gitmiş ve gidiyor.

Ben kendimde fazilet var diye fahir suretinde dava etmiyorum.

Fakat nimet-i İlahiyeyi tahdis suretinde, şükretmek niyetiyle diyorum ki:

   Cenab-ı Hak fazl u keremiyle, ulûm-u imaniye ve Kur'aniyeye çalışmak ve fehmetmek faziletini ihsan etmiştir.

Bu ihsan-ı İlahîyi bütün hayatımda lillahi'l-hamd tevfik-i İlahî ile şu millet-i İslâmiyenin menfaatine, saadetine sarf ederek; hiçbir vakit vasıta-i tahakküm ve tagallüb olmadığı gibi, ekser ehl-i gafletçe matlub olan teveccüh-ü nâs ve hüsn-ü kabul-ü halk dahi mühim bir sırra binaen benim menfurumdur; onlardan kaçıyorum.

Yirmi sene eski hayatımı zayi ettiği için onları kendime muzır görüyorum.

Fakat Risale-i Nur'u beğenmelerine bir emare biliyorum, onları küstürmüyorum.

Lemalar

MUAFFAKİYETİN ŞARTI

 Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz.

Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.

Madem kanun-u fıtrata tatbik-i harekete mecburiyet var; elbette fıtrat-ı beşeriyeyi değiştirmek ve nev-i beşerin hilkatindeki hikmet-i esasiyeyi kaldırmakla, mutlak müsavat kanunu tatbik edilebilir.

   Evet ben, neseben ve hayatça avam tabakasındanım.

Ve meşreben ve fikren "müsavat-ı hukuk" mesleğini kabul edenlerdenim.

Ve şefkaten ve İslâmiyet'ten gelen sırr-ı adalet ile burjuva denilen tabaka-i havassın istibdat ve tahakkümlerine karşı eskiden beri muhalefetle çalışanlardanım.

Onun için bütün kuvvetimle adalet-i tamme lehinde, zulüm ve tagallübün ve tahakküm ve istibdadın aleyhindeyim.

   Fakat nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıttır.

Çünkü Fâtır-ı Hakîm, kemal-i kudret ve hikmetini göstermek için az bir şeyden çok mahsulat aldırır ve bir sahifede çok kitapları yazdırır ve bir şey ile çok vazifeleri yaptırdığı gibi beşer nev'i ile de binler nev'in vazifelerini gördürür.

   İşte o sırr-ı azîmdendir ki Cenab-ı Hak, insan nevini binler nevileri sümbül verecek ve hayvanatın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır.

Sair hayvanat gibi kuvalarına, latîfelerine, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki arzın halifesi ve kâinatın neticesi ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir.    İşte nev-i insanın tenevvüünün en mühim mâyesi ve zembereği, müsabaka ile hakiki imanlı fazilettir.

Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir.

Lemalar

17 Mayıs 2023 Çarşamba

BEDİÜZZAMAN VE EDABİYAT

    Büyük şairimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdeba meclisinde "Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bedîüzzaman'ın bir talebesi olabilirler." demiştir.

   Edib ve şairler, zeval ve firaktan ağlamışlar, ölümden vaveylâ etmişlerdir.

Güz mevsimini hüzünle tasvir etmişlerdir.

Hattâ dünyaca meşhur Arap edibleri "Eğer firak olmasa idi, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulup gelemezdi." Manasında لَوْلَا مُفَارَقَةُ الْاَحْبَابِ مَا وَجَدَتْ لَهَا الْمَنَايَا اِلٰى اَرْوَاحِنَا سُبُلًا

demişlerdir.

   Bedîüzzaman ise "Kâinattaki zeval, firak ve adem zahirîdir.

Hakikatte firak yok, visal var.

Zeval ve adem yok, teceddüd var.

Ve kâinatta her şey, bir nevi bekaya mazhardır.

Ölüm, bu âlem-i fâniden âlem-i bâkiye gitmektir.

Ölüm, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur'an için öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir.

Hem hakiki vatanlarına girmeye vasıtadır.

Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinana bir davettir.

Hem Rahman-ı Rahîm'in fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir.

Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir.

Hem ubudiyet ve imtihanın talim ve talimatından bir paydostur.

Azrail aleyhisselâm bugün gelse hoş geldin, safa geldin diye gülerek karşılayacağım." diyor.

Sözler

14 Mayıs 2023 Pazar

"ALLAH İLE ALDATMAK"

 Yaşar Nuri Öztürk'ün “ALLAH İLE ALDATMA” kitabını yazdığında o devirde bende dahil bir çoğumuz onu anlayamamıştı. Lakin yıllar sonra aslında ne kadar doğru dediğini zamana şahitlik yaparak emin olduk.

Bir kişi neden sadece fikrini dini termoloji ile gündeme getirir?

Siyasi bir kişi fikirlerini topluma kabullendirmek için neden bir imam gibi Ayet ve hadis ile bunu gündeme getirir?

Hak ve adalet ALLAH’ın emri değil mi?

20 yıl önce yokluk içinde yaşayıp, siyasi arenada ALLAH dedikten sonra nasıl bir lüks hayat yaşadıklarına şahitlik ediyoruz. Dün gecekonduda oturup “bir yüzük ile geldim, yarın bende zengin olursam bilin ki bende haram yemişim” diyenlerin sarayları nasıl mesken tuttuğuna hep birlikte şahit olmuyor muyuz?

Müslüman kimliğini ön plana çıkartıp, mikrofonu ellerine aldıklarında Nas, haram, helal, günah, cennet, cehennem, Allah, kitap diyen siyasiler milleti ALLAH diyerek aldattıklarına her gün şahit oluyoruz. Pes yahu pes..

Öyle ya Allah emretti mi, peygamber tavsiye etti mi bir de şeyh veya hoca bunu bize nas gibi iletti mi inançlı olan herkes aldatılmaya mahkûm oluyor.

Bunu bilen siyasilerde inşallah maşallah âmin diyerek bizleri peşlerinden sürüklüyor.

2016 yılından sonra AK Parti iktidarı elindeki tüm kredileri tükettiği için tek sarıldığı yer İSLAM oldu. Dolaysı ile kendilerine karşı çıkan herkesi de din ve İslam düşmanı ilan ederek safları sıkılaştırıp insanların başka bir yere gitmesini engelledirler.

Ak partinin istediği gibi Müslüman olmak sorunluluğu oluştu.

Ak parti lideri ve sayın Cumhurbaşkanı, bakan, milletvekilleri, il ve ilçe başkanları, belediye başkanları gibi düşünmeyen herkes; din düşmanı, kafir, hain ve terörist ilan edildi.

Onlar gibi Müslüman olacaksın, onlar gibi yaşayacak, onlar gibi düşüneceksin!

Aksi durumda islamdan, dinden çıkmış ilan edilirsin. Züppenin biri çıkıp “ak partiye oy vermeyen cehenneme gider!” bir başkası da “bize karşı gelen islama Müslümanlara karşı gelmiştir.” demedi mi? Daha denilenleri burada paylaşsam sayfalar yetmez inancımız sorgulanmaya başlanır. O yüzde Ateizm ve deistlik revaçta.

Yeni bir din icat edildi!

Liderlere sorgusuz sualsiz biat edildiği, Her denilene evet denen bir DİN!

Siyasi Parti liderinin mehdi, milletvekillerinin sahabe, il ilçe başkanlarının tabiin olduğu bir DİN!

Partili olunca Müslüman, partiyi terk edince kafir ya da hain, terörist ve vebali ilan edilen bir anlayış!

Sayın Cumhurbaşkanı’nın 20 yıllık dostu Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun üç yıldır randevu talebi var, ancak cumhurbaşkanı randevuya cevap vermiyor. Partiler arası bayramlaşma için randevular talep edildi 2,5 yıldır 4 bayramdır randevu verilmiyor ve bayramlaşma yapılmıyor.

Nedir bu? Nefret, şiddet, öfke!

Bayramlaşma teklifini bile reddeden kin!

Kindar bir topluluk ve kindar bir nesil yetiştiriliyor.

Nefret tohumları atılıyor, nerede bizi biz yapan değerlerimiz?

Müslüman olan sayın cumhurbaşkanı, 20 yıllık dostunun dolandırıcı olduğunu iddia etti…

Yetmedi başbakanlık yapmış birinin mütevelli heyette yer aldığı ŞEHİR ÜNÜVERSİTESİNE iktidar el koydu, kapattı. Hemen akabinde BİLİM SANAT VAKFINA kayyum atandı. Parti kurucusu olan bizlere de daha neler yapıldı neler!

Peki neden?

Neden bu kin? bu hiddet bu celal?

Dün ordayken iyiydik yanlışları ret edince kötü olduk!

Bu ülkeyi vatanı insanlarımızı bir tek kişimi sevebilir!

Bir tek kişiden başka kimse vatanı, insanları sevemez mi?

Bir tek kişi ne derse o mu olacak!

İsrail’e ABD, AB, Rusya, Çin, Suudi Arabistan, Mısır’a gelince af edici ol, devlet menfaatleri de küs olma, sabah barış, akşam küs tekrar barış!

Kendi insanına; muhalefete, kebapçılara, halka, esnafına, yazar çizer düşünüre, doktora, öğretmene, memura işçiye, gelince küs kırıl! Ötekileştir, hapse at, hain terörist de bayramlaşmayı bile ret et! Alın size Dindar kindarlık.

Farklı düşünüp farklı yaşayıp aynı ülkenin vatandaşı olamaz mıyız?

Farklı düşünüp farklı yaşayıp aynı Allaha inanamaz mıyız?

Doğru TEK değil mi?

Tek olan Allah değil mi?

Tek olan hak, hukuk, adalet değil mi?

Tek olan sadece KURAN-I KERİM değil mi?

Peygamberleri kendilerine örnek aldıklarını iddia edenler; şeytanların bile aklına gelmeyen haksızlıkları, zulümleri yapmaktadırlar.

İslamdan bahsedenler ise nemalandıkları için tüm bunlara sessiz kalmayı tercih ettiler.

Oysaki bu yaşananlara en çok ses çıkarması gerekenler Müslümanlar ve onları temsil ettiğini iddia eden hocalar olmalıydı.

İktidar ile yeni oluşan toplumda DİNDAR KİNDARLAR nasıl olunur öğrendik artık.

Allah Müslüman geçinenlerin KİNDAR davranışlarından bizleri korusun.

Çok acımasız olurlar çok…

Kindarlık tuttular mı?

Önce hain terörist dinsiz ilan edilirsiniz.

Sonra memursanız sorgusuz sualsiz mahkeme kararı olmadan işten atılırsınız.

Size iş veren selam veren herkesi işbirlikçi olarak ilan ederler sorguya alırlar.

Çocuklarınızın dahi yaşamlarına müdahale ederler her yerde mobing ile karşılaşırsınız.

Sizi yavaş yavaş, süründürerek itibar suikastları yaparak diri diri öldürürler.

Size bir parça ekmek vermezler bir kaşık suda da boğarlar.

Onların kurdukları mahkemeler bile sizi haklı görse bile, mahkeme kararını tanımazlar bir kere fişiniz çekilmiştir artık geçmiş olsun.

Diplomana kariyerine, ne kadar faydalı olduğuna bakmadan, Çek git derler buralardan sana ihtiyacımız yok der yeni gelen geçici sığınmacılar ile senin boşluğunu onlara vatandaşlık vererek doldurmaya çalışırlar.

Kindar bir Müslüman bir kere KİN tuttu mu vay senin haline...

Elinde ne var ne yok hepsine el koyar, dedenden babandan kalan şirketine kayyum atar sonra kendi yandaşlarına pas ederler.

Müslüman, kindar olunca çok tehlikeli olur.

Oysaki bu tutum ve davranış biçimi kuranı ve peygamberi terk ettiklerinin bariz bir kanıtıdır. Gerçek bir Müslüman asla öyle davranmaz.

Gerçekte Müslüman, adil olur, hakkın savunucusu olur, doğruları savunur, barış içinde yaşar, kin tutmaz, kavga etmez, iftira atmaz, mütevazi, olumlu, uyumlu, ılımlı olur ve en önemlisi sevgiyi yaygınlaştırır. Zulme ve haksızlığa maruz kalanın yanında olur, zulmedenlere ELİF, mazlumlara ise VAV olur. Kimseyi Kırmaz dökmez, kimsenin göz yaşının akmasına müsaade etmez, affedici ve yapıcı olur, kimseyi kimliği ile değerlendirmez, dünyaya mala mülke makam önem vermez yetim hakkı yemez.

Ümit var olun, asla inancınızdan, değerlerinizden, bunlar vazgeçti diye vazgeçmeyin.

Benim tanıdığım Allah kendi adını kullanarak aldatanlara hem bu dünyada hem ahirette hesap soracaktır.

Karanlık günlerden aydınlık GELECEK günlere.

Cuma İÇTEN

13 Mayıs 2023 Cumartesi

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

 Risale-i Nur Külliyatındaki Kitaplara Mücmel Bir Bakış

Bu yazımızda Risale-i Nur Külliyatındaki kitapların içeriği ve telif tarihleri hakkında kısa ve özet bilgiler vermeye çalışacağız.

SÖZLER

33 adet risaleden oluşmaktadır, 1926-1930 yılları arasında telif edilmiştir.Allah, kâinat ve insan münasebetlerinin, çağımız anlayışına hitap eden bir üslupla ve Kur'an'ın dürbünüyle anlatıldığı, "insan neden ibadete muhtaçtır; kader nedir, insan kaderinin mahkûmu mudur; kâinat niçin yaratıldı; Kur'an neden mucizedir?" gibi bütün akılları hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin halledemediği suallerin cevabını ve insanın imansız yaşayamayacağı gerçeğini ortaya koyan bu eser, Risale-i Nur Külliyatı'nın en mühim eserlerindendir.

MEKTUBAT 

Yirmi Beşinci Mektup gibi telif edilmeyenlerle birlikte, Yirmi Yedinci Mektup olan Lahikalar, Otuzuncu Mektup olan İşaratü'l-İ'caz, Otuz Birinci Mektup olan Lem'alar, çıkarıldığında- 29 adet risale vardır. Fakat Yirmi Sekizinci Mektup'un içinde 8 risale, Yirmi Dokuzuncu Mektup'un içinde de 9 risale mevcuttur. Arkasındaki Hakikat çekirdekleri de sayılırsa Mektubat, 45 adet risaleyi içine almıştır. Mektubat 1929-1934 tarihleri arasında telif edilmiştir.Bu eserde günümüz insanına yol gösteren mektuplar bulunmaktadır. Kâinattaki sürekli faaliyetin sırrı, Tek Allah'a inanç (Tevhid), Peygamber (a.s.m.) mucizeleri, İslam’da reform, milliyetçilik, oruç gibi konularda zihinleri kurcalayan suallere verilen cevaplar ile Risale-i Nur Külliyatı'nın en mühim eserlerindendir.

LEM'ALAR

 Telif edilmeyen Beşinci ve Altıncı Lem'alar, Otuz Birinci Lem'a olan Şualar, Lemeat olan Otuz İkinci Lem'a Mektubat'ta olduğundan ve Otuz Üçüncü Lem'a olan Mesnevi-i Nuriye çıkarıldığında- 28 adet risale içermektedir. Lem'alar, 1932-1936 tarihleri arasında telif edilmiştir.Gençlere, öğrencilere, hasta ve yaşlılara, ilim adamlarına, hanımlara daha doğru bir deyişle hepimize gerekli olan hayat ve iman prensiplerinin yer aldığı bu eserde Allah'ın varlığının kesin ispatı, Peygamberimizin (a.s.m.) bizzat yaşayarak gösterdiği saadet yolu, aile hayatının huzur prensipleri, iman kardeşliğini pekiştiren esaslar, günahın psikolojik tahlili ve günahtan kurtuluş yolları gibi konular ele alınmaktadır.

ŞUALAR

 15 adet risaleden oluşmaktadır, 1936-1949 tarihleri arasında telif edilmiştir.Kâinattan yaratıcısını soran bir seyyahın gözlemleri, bütün varlıkların dilinden tevhid delilleri; insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; ahir zamanda gelecek olan Deccal ve Süfyan gibi müthiş şahsiyetlerin mahiyetlerinin izahı ve bu konuda Hadis-i Şeriflerin açıklaması gibi çeşitli konuların yer aldığı mühim bir eserdir.

MESNEVİ-İ NURİYE

12 adet risaleden oluşmaktadır. 1920-1924 yılları arasında Arapça olarak yazılmıştır.Bildiğimiz kadarıyla içerdiği risalelerin telif tarihleri şöyledir:Katre (1922)Zeylü'l-Katre (1922)Habbe (1922/1922)Zeylü'l-Habbe (1922)Zerre (1922)Şemme (1922)Zeyl (1922)Zühre (1923)Zühre'nin Zeyli (1923)Hubab (1923)Zeylü’l-Hubab (1923)Risale-i Nur Külliyatının bir çekirdeği, insana Rabbini tanıtan yolların, nefisle mücadelesinde takip edeceği esasların, iman hakikatlerinin açıklamalarının yer aldığı, Risale-i Nur Külliyatı'nın fihristesi ve bir nevî fideliği addedilen bu eser Bediüzzaman'ın ilk eserlerindendir.

İŞARATÜ’L-İ’CAZ 

Tam adı İşârâtü'l-İ'câz fî Mazanni'l-Îcâz olan eser Arapça olarak (1914-1915) yılları arasında telif edilmiştir. Bakara suresi 33. Ayete kadar ayetlerin klasik anlamda tefsiri yapılmıştır.İlk defa 1918 yılında basılmıştır.Merhum Mehmet Akif’in İşaratü’l i’caz tefsiri hakkındaki sözleri, Emirdağ Lahikası’nda şöyle geçmektedir: “En büyük âlim odur ki, bu tefsîri anlasın. Değil ki emsâlini (benzerini) yapabilsin.”

BARLA LÂHİKASI 

1926-1935 yılları arasında telif edilmiştir.Risale-i Nur'un Barla'da neşre başladığı dönemde ilk talebelerinin samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifadelerini dile getirdikleri mektuplar ve Bediüzzaman'ın bunlara verdiği cevapları içine alan bu eser Risale-I Nur yoluyla yapılan iman ve Kur'an hizmetinin meslek ve metodunu belirlemektedir.

KASTAMONU LÂHİKASI

 1936-1943 yılları arasında telif edilmiştir.Nur müellifinin, Kastamonu'da talebeleri ile Nur'un inkişafı, mahiyeti, iman hizmeti, talebelerin hizmet tarzları ve din düşmanları ile mücadele şekillerini konu edinen karşılıklı mektuplardan oluşan bu eser bilhassa yazıldığı zaman itibariyle bir devrin iman ve Kur'an hizmetinin özeti ve içtimâî bir dersidir.

EMİRDAĞ LÂHİKASI

 Emirdağ Lahikası-I (1944-1947), Emirdağ Lahikası-II (1949-1960) yılları arasında telif edilmiştir.Nur müellifinin, Emirdağ'da ikameti esnasında Isparta, Kastamonu, İstanbul, Ankara ve üniversite talebeleri ile Anadolu' daki talebelerine hizmetleri ve onların suallerine cevaben yazdığı mektuplar iman ve Kur'an hizmetinin günümüzdeki içtimâî vechesini ortaya koymaktadır.

SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBİ

 Kur'an-ı Kerim'in 33 âyetinin, Hazret-i Ali'nin (r.a.) ve Abdulkadir Geylani'nin Risale-i Nur'a gaybî işaretlerinin izahının yer aldığı bu eser Risale-i Nur Külliyatının mânâ alemindeki yerini ve ehemmiyetini ortaya koyan önemli bir eserdir.

TARİHÇE-İ HAYAT 

Tarihçe-i Hayat, Said Nursî'nin öğrencileri ve sevenleri tarafından hayatına dair bilgilerin derlenerek, 1958'de Said Nursî'nin gözetiminden geçmiş ve düzenlediği şekilde yazılmış biyografik ve dini bir eserdir. Ayrıca kitapta Said Nursî'nin öğrencileriyle olan mektuplaşmalarına da yer verilmiştir. Ayrıca eserin içine "Ayetü'l Kübra" ve "Münacat" gibi İslâmî konular da ilave edilmiştir. Risale-i Nur'dan önceki hayatı yeğeni Abdurrahman'ın yazarak 1919'da İstanbul'da bastırdığı küçük tarihçe-i hayatından alınmıştır.1946'da teksir makinesi alındıktan sonra, diğer mecmualardan alınan risalelerle derlenen mecmualar:Asa-yı Musa, Zülfikar, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Tılsımlar ve Siracun 

12 Mayıs 2023 Cuma

YENİ ASYA DEMOKRATLAR VE MİLLET İTTİFAKI

 Yeni Asya’nın siyasi duruşu

Yeni Asya’nın siyasi görüşü net ve açıktır:

Demokratlara destek vermek.

Bu destek yıllardır devam etmekte.

“Nicelik ve nitelik” durumuna bakmadan…

Bu nedenle…

Yeni Asya Millet İttifakına destek vermiyor.

Ya?

İçinde Demokratların olduğu Millet İttifakına destek veriyor.

Alınan meşveret kararı böyle.

Altılı masa içinde Demokratlar olmasa bizim orada işimiz ne?

Bizim duruşumuz belli.

Altılı masa içinde Demokrat köşesinde durmak.

Hatta Demokrat köşesinden de bir adım geride durmak.

Çünkü siyasi zemin çok kaygan ve belirsiz.

Onun için…

Daha ileriye gitmeye hiç gerek yok.

Millet İttifakı esas değil

Siyasette yeni paradigmalar oluştu.

Ve ittifaklar zuhur etti.

Millet İttifakı da bunlardan birisi.

Ancak…

Bu ittifaklar kalıcı değil, geçici bir durum.

14 Mayıs sonrası farklı oluşumlar meydana gelebilir.

Aceleye gerek yok.

Bizim amacımız AKP denilen ve Demokratların kesicisi olan siyasi akımın bertaraf edilmesi.

Sonrasında Demokratların yenden toplanması.

Bu nedenle Millet İttifakını merkeze almanın bir anlamı yok.

Hele ki…

Millet İttifakını Demokratlar yerine ikame etmeye çalışmak beyhude bir çabadır.

Millet İttifakının 14 Mayıs CB adayı

Gelelim şu Millet İttifakı CB adayına.

En çok kafaları karıştıran mesele bu.

Çünkü…

Halkçılar cephesinden bir aday çıktı ortaya.

Öncelikle…

Millet İttifakı doğru bir aday çıkarmadı.

Bu gerçeği teslim edelim.

Zira çok kolay kazanılabilecek bir seçim zora sokuldu.

Bakınız anketlere…

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu başa baş gidiyor.

Halbuki İstanbul ve Ankara belediye seçimlerindeki taktik uygulansa idi.

Yani;

Muhafazakar cepheden bir aday olsa idi…

Bu seçim çok kolay alınırdı.

Tıpkı Ekrem İmamoğu ve Mansur Yavaş örneğinde olduğu gibi.

Ama olmadı…

Dikkat ediniz bu seçimde bir başarı olursa yine İmamoğlu ve Yavaş sayesinde olacak.

İyi ki…

İyi parti lideri bu iki ismi sahaya sürmüş.

Yoksa iş çok daha zor olacaktı.

Peki CB adayı konusunda tavrımız ne olacak?

Öyle veya böyle CB adayı Kılıçdaroğlu.

Bu durumda nasıl davranacağız, nasıl bir yol izleyeceğiz?

Aslında mesele açık.

Kafa karıştırmaya gerek yok.

Biz Demokratları destekliyoruz.

Dolaysıyla…

Demokrat köşede duruyoruz.

Bu nedenle Demokratları içinde bulunduğu Millet İttifakını ve adayını destekliyoruz.

Daha öteye gitmeye gerek yok.

Çünkü bu ittifak bir ölçüde koalisyon.

Bu geçici bir durum ve seçim sonrası taşlar yeniden yerine oturacak.

Yani Demokratların siyasi tercihleri doğrultusunda hareket etmek…

Ve biraz da geride durarak meseleyi takip etmek…

Daha da ileriye gitmemek…


11 Mayıs 2023 Perşembe

14 MAYIS 2023 SEÇİMİ

 YA HÜRRİYET, YA İSTİBDAT! 

Bu seçim bir referandumdur. Ya hürriyet ya istibdat! Ya milletin kalbi Meclis olmalı ya Riyaset’i şahsiye seçimidir. Bu kapsamda Millet İttifakı’na verilecek oylar Risale-i Nur’larda Üstadın ortaya koyduğu;

*Vazifemiz Ahrarlara (hürriyetçilere, demokratlara) mânen ve maddeten yardımcı, müttefik, dost olmaktır;

*Bizim vazifemiz Ahrarlara (hürriyetçilere, demokratlara) mânen ve maddeten yardımcı,

*Müttefik, (Beyanat ve Tenvirler, s. 201, 202.)

*Dost ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinat” olmaktır. (Emirdağ Lâhikâsı, s. 140.)

*Şu müjdeyi de verir: “Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok dua ediyorum. İnşaallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar. (Emirdağ Lâhikâsı, s. 267.) fikirlerine destek vermek demektir.

Bu süreçte Üstadımızın şu sual ve cevabını da iyi özümseyerek oy vererek ya da oy vermeyerek hürriyet ve Meşrutiyet’i takdir etmeyenlere mi, edenlere mi destek vereceğiz kararımızı iyi vermeliyiz. Üstadın hürriyet ve Meşrutiyet dersi verdiği Münazarat’ta geçen bahis:

“Suâl: “Efkârı teşviş eden, hürriyet ve Meşrutiyeti takdir etmeyen kimlerdir?

Cevap: Cehalet ağanın, inat efendinin, garaz beyin, intikam paşanın, taklit hazretlerinin, mösyö gevezeliğin taht-ı riyasetlerinde, insan milletinden menba-ı saadetimiz olan meşvereti inciten bir cemiyettir. Benîbeşerde ona intisap eden, bir dirhem zararını bin lira milletin menfaatine feda etmeyen, hem de menfaatini ızrar-ı nâsta gören, hem de muvazenesiz, muhakemesiz mana veren, hem de meyl-i intikam ve garaz-ı şahsîsini feda etmediği halde mağrurâne millete ruhunu feda etmek davasında bulunan, hem de beylik veya tavaif-i mülûk mukaddemesi olan muhtariyet veya istibdad-ı mutlak manasında bir Cumhuriyet gibi gayr-i makul fikirlerde bulunan, hem de zulüm görmüş, kin bağlamış, hürriyet ve Meşrutiyetin birinci ihsanı olan af ve istirahat-ı umumiyeyi fikr-i intikamına yediremediğinden herkesin âsâbına dokundurmakla tâ heyecana gelip terbiye görmekle teşeffî isteyenlerdir.