12 Haziran 2022 Pazar

DERS ALABİLİYORMUYUZ ?

 HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR: Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş: Eğer otuz beşinde ölmezsen!..

ÖLÜM NEDİR: Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e: “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüz’ün cevabı şu olmuş: Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim?

HER KOYUN: Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dana Hazretlerine: Sen kendi işine bak. Her koyun kendi bacağından asılır. Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül. Halife, kendisini sıkıştırdığında: Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder demiş.

İNSANIN MAHARETİ: Bir sohbet sırasında, Arif Nihat Asya’ya: Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler. Arif Nihat Asya, şöyle cevap verir: Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!

HAKLI TENKİT: Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan Sokrat’a: Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın. O sözleri başbaşa kaldığın zaman söyleyemez miydin? diye çıkışmış. Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş: Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı bekleyemez miydin?

İbretlerden nasiplenmek dilek ve temennilerimle.

ARI MUCİZESİ 3

 Petekler daire, beşgen, kare değil de neden altıgen şeklinde inşa edilir? Altıgenin dışındaki şekillerde; kullanılmayan bölgelerin çıkması, daha az bal depolama ve fazla miktarda bal mumu harcama gibi dezavantajları vardır. Altıgen hücre, en çok miktarda bal

 depolarken, inşası için en az bal mumu gerektiren şekildir. Yani arı, olabilecek en uygun şekli kullanmaktadır. Arıların altı köşeli hücreleri kullanışlı bir tasarımdır. Hücreler birbirine uygun ve duvarları ortaktır. Bu, en az bal mumuyla en fazla depolama yerini sağlar. Aynı zamanda bu hücreler çok dayanıklıdır. Kendi ağırlıklarının birkaç katını taşıyabilir.

Makale boyunca bir bölümünü nazara verdiğimiz ilmi hakikatler ışığında arıların bu faaliyetleri nasıl gerçekleştirdiği hususunda yolun ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz: İlham ya da içgüdü.

 İçgüdüyle açıklanamayacağı ile ilgili evrim kuramcısı Charles Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabındaki itirafına kulak verelim:

“İçgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir veya değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı, -büyük matematikçilerin buluşlarından çok önceden- petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?”

Elbette içgüdü değil Rabbimizin ilhamı diyeceğiz Darwin ve avaneleri! O halde bizim vazifemiz; bir yaratılış mucizesi olan bal arılarını hayret ve muhabbetle tefekkür etmenin keyfini, huzurunu yaşamak olmalıdır. Ne dersiniz?

ARI MUCİZESİ 2

 Arılar salgı bezlerinden çıkarttıkları bal mumu adı verilen maddeden petekleri inşa ederler. Bal mumunun salgılanması için en önemli unsur sıcaklıktır. Bu yüzden işçi arılar peteği inşa etmeye başladıklarında ilk olarak birbirlerine zincir halinde kenetlenir ve bal mumu için gerekli olan 35°C sıcaklığı sağlamış olurlar. Bal mumu üretimi oldukça fazla enerji gerektiren bir işlemdir. Bu nedenle arılar 1 kg. Bal mumu yapmak için yaklaşık olarak 22 kg. bal tüketirler. Bal mumunu çok akılcı bir şekilde kullanarak en az bal mumu ile en fazla petek inşa ederler. Örneğin arıların 22.5×37 cm. ebatlarında bir petek için sadece 40 gr. Bal mumu harcadıkları saptanmıştır. Boş ağırlığı 40 gr. olan bu petek 7000 hücreden oluşmakta ve yaklaşık 2 kg. bal depolayabilmektedir. Bal mumu üretimi ve fonksiyonu Rabbimizin Hâkim isminin berrak bir şekilde okutur.

Petek hücrelerin zemini düz değildir. Karşılıklı hücrelerdeki çukurlar yer kazanmak amacıyla birbirlerinin içine doğru sokulmuştur. Petek hücrelerinin bu iç içe geçmiş yapısı, peteğe maksimum dayanıklılık sağlar. Yan duvarlar, hücrelerin ara duvara nazaran aşağıya doğru hafifçe 13 derecelik eğimli durabilmelerini sağlayacak bir yapıya sahiptir. İşte bu eğim, dolu hücrelerden balın akmamasını sağlar.

Arıların petek hücrelerini inşa ederken petek hücrelerinin iç açılarını, hücrelerin yere yaptıkları açıyı ve hücre tabanlarındaki eşkenar dörtgenlerin açılarını yani 3 ayrı açıyı dikkate almaları gerekmektedir.

Yapılan araştırmalar kusursuz bir petek inşası için hücre tabanlarındaki eşkenar dörtgenlerin açılarının 109 derece 28 dakika ve 70 derece 32 dakikalık olduğu tespit edilmiştir. Arıların bu iki açıdan başka açı kullanmaması inanılmaz bir durumdur. Ancak matematik dehalarının çözebileceği bir hesap olduğu aşikârdır.


ARI MUCİZESİ 1

 Dünyadaki en gelişmiş bir şehrin intizamının pek çok hususiyet açısından peteklerden fersah fersah geride olduğunu hiç düşündük mü? Herhangi bir mühendislik eğitimi almamalarına rağmen peteklerin bu kadar nizamlı olması nasıl anlaşılmalıdır? Altıgen şeklinde inşa edilmesinin amacı nedir? Petek inşası basit bir matematik mi yoksa karmaşık bir denklemin çözümü olarak mı yorumlanmalıdır? Petek örülmesindeki amaç nedir? gibi uzayan soruların cevaplarını bu yazımızda bulmaya çalışacağız.

Petek örme işine arılar tek bir noktadan değil farklı yerlerden başlarlar ve buna rağmen aynı büyüklükte ve iç açıları 120 derece olacak şekilde altıgen hücreler üretebilirler. Eğer tek yerden başlasalardı çok daha az arı çalışacak ve yapılma süresi uzayacaktı. Farklı yerden başlamaları daha çok arının çalışmasıyla ve dolayısıyla kısa sürede peteklerin inşa edilmesiyle neticelenir. Birleşme yerlerinde ve açılarında herhangi bir kaymanın olmaması da cay-i dikkattir. Karanlık bir ortamda, sağır arıların farklı yerlerden intizamlı ve standart büyüklükte petek inşa etmeleri ilhamla hareket ettiklerinin ispatıdır.

Arılar her zaman petek örmez. İhtiyaç duyulduğu zamanda, barınmak, yiyecek depolamak ve larvaları büyütmek için de petek örülür. Bir arı peteğinde, en üstten başlamak üzere orta bölüme kadar bal bulunur. Ara bölümde polenler, en altta da larva odaları yer alır. Bal depoları kovanın yan taraflarında da devam eder. Ancak işçi arılar larva odaları ile bal odaları arasına mutlaka birkaç sıra polen depo ederler. Bu şekilde bal, larvalar ve polen birbirine karışmamış olur. Bu durum peteklerin her yönden düzenli ve planlı bir yapısının olduğunu gösterir.

Bal, polen ve larvalar için inşa edilen petek gözlerin genişliği 5.2-5.4 mm. arasındadır. Sadece erkek arılar için hazırlanan hücreler 6.2-6.4 mm. civarındadır. Arılar petek hücrelerinin genişliğini ve kalınlığını hassas algılayıcı tüyleri sayesinde ölçerler. Arıların duyum tüyleri özellikle çene ve antenlerde yoğun olarak bulunur. Bal arısının tek bir anteninde 8500’e yakın algılayıcı tüy ve 500.000 algılayıcı hücre tespit edilmiştir. Bütün arıların balmumundan ürettikleri petek duvarlarının kalınlığı tam olarak 0.07 mm.dir. Bu rakamlar arıların milimetrik hassasiyetle çalıştıklarını anlatır.

SÜNNET-İ SENİYYE

  BİRİNCİ NÜKTE: 

   Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmetine karşı kemal-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.

Evet rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes hattâ enbiya dahi "nefsî, nefsî" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmetî, ümmetî" diye re'fet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman ehl-i keşfin tasdikiyle vâlidesi onun münacatından "ümmetî, ümmetî"  işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekârim-i ahlâk, kemal-i şefkat ve re'fetini gösterdiği gibi; ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.

İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyesine müraat etmemek, ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.

Lemalar - 19

11 Haziran 2022 Cumartesi

SEVGİ DEYİP GEÇME


Bedenini dinle..

Miden ağrıyorsa; Yaşamında olan herşeyin senin en yüksek hayrına olduğunu bil ve sevgiyle hazmet.

Boynunu ağrıyorsa; olaylara farklı açılardan bakıp pozitif taraflarını görmeye çalış, Şimdiki bakış açın doğru olmayabilir inadı bırak.

Belin ağrıyorsa; paraya olan kötü bakış açını farkedip değiştir.

Ayak ve bacakların ağrıyorsa:

Sol taraf için ; geçmişle bağlarını kopartıp geçmişte yaşamaktan vazgeç.

Sağ taraf için ; gelecekten korkma, kendi geleceğin için ÖZ’e ve akış’a güvenin!!!

Başın ağrıyorsa; değersizlik duygunun farkına var, kendini önemse!

Geceleri uykunuzda dişlerinizi gıcırdatıyorsanız; biriktirdiğin öfkeleri serbest bırak!

Gözlerinde bozukluk ve ağrı varsa; görmen gereken neyi inatla görmek istemiyorsun farkına var ve görmeyi seç.

Kulaklarında ağrı varsa ve duyma bozukluğu yaşıyorsan, inatla kendini etrafın ve iç sesine kapatma, duymayı seç, o seslerden sana mesaj var unutma!

Sırtın ağrıyorsa; suçluluk duygusundan vazgeç!

Omuzların ağrıyorsa; başkalarının yüklerini, sorumluluklarını taşımaktan vazgeçmenin Zaman’ı gelmiş de geçiyor bile!

Boğazınız ağrıyorsa; kendini sevgiyle ifade etmeyi seç, çekingenlikten vazgeç.

Alerjin varsa; kendi gücünü reddetmeyi bıra. Kime alerjin olduğunu düşün! ve serbest bırak.

Diş ağrın varsa; kararsızlığı bırakma vaktin gelmiş demektir.

Bağırsaklarında problem varsa; ihtiyaç duymadığın şeyleri atmanın zamanı geldi de geçiyor…

Ve

En önemlisi

Kalbin ağrıyorsa; içerisi nefret, kin, hayalkırıklığı dolduğundandır. Onları ordan söküp at. Yalnızca SEV,

SEV çünkü

SEVGİNİN girdiği yere ŞİFA kendiliğinden gelir.

İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ

 İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.” ayetinin açıklaması yapılırken, ayet-i kerimede niçin "ben" değil de "biz" denildiğine dikkat çekilir ve böyle denilmekle üç ayrı cemaatin kastedildiği ders verilir. Bunlardan birisi bütün müminler, diğeri vücudumuzda vazife gören ve her biri kendine mahsus bir ibadetle meşgul olan bütün organlar, hücreler, duygular,.., üçüncüsü ise bütün bir varlık âlemi.

Demek oluyor ki insan, bütün varlık alemi namına “İyyake na’budü” diyebilecek bir kabiliyettedir. İşte tek başına da namaz kılsa, ferdiyetten kurtulup bu üç cemaatin ibadetlerini Rabbine takdim eden insan küllî bir ibadet yapmış demektir.

İnsanın bu kâinata meyve olması da böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bir ağacın bütün birimlerini şuurlu farz etseniz, en küllî tefekkürü meyve yapacaktır. Çünkü meyvenin içindeki çekirdek bütün ağaçtan süzüldüğü için o meyvede ağacın tümünün ibadetlerini temsil etme, tefekkür etme kabiliyeti bulunacaktır.

Bu küllî ubudiyeti en ileri derecede yapanlar, kâinat ağacının en mükemmel meyveleri olan peygamberler ve özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (asm.)'dir.

“Maksad-ı âlâ ve ubudiyet-i küllîye” manalarıyla şu kutsî hadis arasında yakın bir ilgi vardır: “Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım.”

***

Nur Küllîyat'ında insanın vazifesiyle ilgili birçok bahis mevcut. Bunların bir özeti olarak birkaç maddeyi takdim etmek isterim:

- Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlahi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.


- Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.

- Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.

- “İbadatın bütün enva’ına müstaid bir fıtratta” yaratıldığının şuurunda olup, bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.

- Kendisine verilen “kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirmek.” Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek.

- Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve küllî şükretmek.

- Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, fakrına bakarak Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.

- Ruhunu günahlardan, bedenini de her türlü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.

- Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.

İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, bir çok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerini temsil etme kabiliyetine sahip olduğu hâlde, sadece çevresindeki bir gurup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir.

Bir süre sonra kendisi de o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte âdeta toprağa gömülüp kaybolmaktalar.