26 Ağustos 2026 Çarşamba

HATASIZ KUL OLUR MU ?

 Hem vazifemiz; “Müsbet hareket etmektir ki; yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin; onlarla meşgul olmasın.”

Yine vazifemiz imândan sonra ittihad-ı İslâm ise; Ehl-i sünnet ve’l-cemaat olduktan ve açıkça bir dalalet olmadıktan sonra hariçte değildir.

“Hattâ hadîs-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’an ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslekdaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza’ etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar”3

Durum bu minvalde ve başka bir dinin müntesipleri ile ittifak hadîs-i sahihle emrediliyorken, din kardeşimize kin ve adavetle nefret dili kullanmak niye?

Cemaatlerin gayesi Hakk’a ulaşmaktır. Allah’a ulaşan yollar ise muhtelif. Bütün yolların hepsi Kur’an’dan, Rasulullah’tan (asm) sahabeden, evliyaullahtan iz sürerek gelmişler.

Kimi bir dergâha bir post serer, zikirle cuş u huruş olur, kimi kelâm ilmiyle işin arka rengine vâkıf olmak ister, kimi fıkıh, hadîs usûlüyle dinini öğrenmek ister, kimi medreselerde hakikatın peşine düşer, kimi de Fetih suresinin son ayetlerinde sahabeler gibi dünyaya açılarak çam kozalağının tohumlarını öteye saçması gibi her bir kıt’ada neşvünema bulurlar.

7. Lema’da Fetih suresinin son ayetlerinde “mağfiret” kelimesi işaret ediyor ki: İstikbalde sahabeler içinde fitneler vasıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret, kusurun vukuuna delalet eder.”4 dediği gibi insan hatadan âlî değildir. Elbette bir iş yapılırken elin çamura batması gibi, hizmet edenlerin de hatalara düşmesi insanîdir. Nasıl ki Cenab-ı Hak rûz-i mahşerde sevapların günahlara rüçhaniyetine bakar, aynen öyle de yanlışların, hizmetin neticesiyle tolere edilmesi gerekir. Kaldıki cemaat dediğimiz yapı fertlerden müteşekkildir. İçinde insan olan her yerde eksik vardır hata da. Kasıtla cemaat içine girmiş ya da hazımsız insanlar bahsimizden hariçtir. Hatasız kul olmaz, kulsuz hata da..

Elhasıl; yollar farklı da olsa kardeşiz..

Dipnotlar:

1.Mektubat 2.3.4.Lemalar

İNSANI MUTLU EDEN BAKIŞ ŞEKLİ

 ‘’Güzel gören güzel düşünür…”

Güzel görmek, güzel düşünmek, düşündüklerinle lezzet almak… Şu hayat tarzımız içinde o kadar önemli ki… Çünkü, nereye bakarsak bakalım, karşımıza bizi bizden uzaklaştıracak vahşetengiz hadiseler çıkmakta. Kafanı nereye çevirirsen çevir, evde, sokakta, çarşıda pazarda, senin hayatını sabote etmek için var güçleriyle çalışan bir sürü obje karşında durmaktadır.

Eğer biz, bu düsturu hayatımızda uygulayamazsak, hayatımızın her anı karanlık geçer.

Baktıklarımızdan lezzet alamadığımız an hayatımız “negatiflik” dediğimiz bir olaya bürünür ki, bu hâl sürekli buhranlar girdabında yuvarlanmamıza sebep olur.

Böyle bir duruma düşmek, kişinin bilerek veya bilmeyerek, kendi sağlığına verdiği zararları da beraberinde getirir.

Bakış açımızı, “pozitif” olarak ayarlamadığımız, yani her hadiseye “güzel / olumlu” tarafından bakmadığımız sürece, şu hallerin kıskacından kendimizi kurtaramayız.

Bunları; herkesin çok yakından bildiği, açık olanlarından sıralamaya başlarsak:

Öfkelenmek

Tedirginlik hâli

Evhamlılık hâli

Aşırı derecedeki kontrolsüz hırs

Haset ve kıskançlık hali

Düşünce gücünün bilinçsiz kullanımı

Seslendirme etkisinin aleyhe kullanımı (olumsuzluk taşıyan konuşma şekli )

Zararlı yayınların okunması veya izlenmesi (İnsanın dimağı, aynen midesi gibidir. İnsanın midesini çok karışık ve temizliğini kontrol etmediği yiyeceklerle doldurması durumunda nasıl ki fizikî bedenin sağlığı bozuluyorsa, aynı sakınca dimağın değersiz ve zararlı fikir ve yayınlarla doldurulması halinde kişinin düşünce bedeni için de söz konusudur.)

Bioritmin korunmaması (günlük hayatta düzensiz saatlerde yemek yenilmesi, uyku, vb.)

Hareketsizlik.

“Keşke” girdapları.

Çok miktarda, karışık ve düzensiz yeme alışkanlığı.

Doktor kontrolünde olmadan ilâç içme alışkanlığı.

Vücudu soğuk algınlığından korumama hâli.

Aşırı korkular,

Aşırı üzüntüler,

Ani sevinçler,

Aşırı yorgunluklar,

Dile getirilmeyen, gizli tutulan isyanlar, küskünlük ve içerlemeler,

Aşırı derecedeki sorumluluk duygusu,

Aşağılık kompleksi,

Vicdan azabı, suçluluk duygusu,

Başarısız olma korkusu,

Devam eden, çözüme kavuşturulamayan şüpheler

Sigara tiryakiliği

Alkollü içkiler alma alışkanlığı

Diğer madde bağımlılığı..

Daha buna benzer bir çok olayın, sırf bakış açımızı “güzel görme” olarak ayarlamamamız sebebiyle hayatımızı zindana çevirecek sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkması mümkündür. Hayatımızın düzenli gitmesini istiyorsak lütfen bakışımızı “pozitif düşüncelere” yoğunlaştırıp, değerlendirmelerimizi ona göre yapmalıyız…

 

Orhan Alagöz

24 Ağustos 2026 Pazartesi

BEDİÜZZAMAN VE SİYASET

 Üstad dört tarz siyaset tanımlıyor:

Dini siyasete alet eden zihniyet.

Irk ve millet üzerinden yapılan siyaset.

Menfi laiklikliği siyasetine alet edenler.

Dördüncüsü ise siyaseti millete hizmet vasıtası kılanlar.

Gelinen bu noktada;

Bu dört siyasi akımın da neticesi ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle;

Bu gün için sağlıklı bir tespit yapılabilir.

Önce menfi laikliği siyasete alet edenlerden başlayalım.

Bu zihniyet cumhuriyetin kuruluşundan 1950 yılına kadar iktidarda kalmış.

Sonuç ise tam bir fiyasko.

Öyle ki millet yiyecek ekmeğe muhtaç hale gelmiş.

“Geldi İsmet kesildi kısmet” sözü o zamanlar bir darb-ı mesel olmuş.

Gelelim ırk üzerinden siyaset yapanlara.

Bunların da hiçbir zaman millete bir faydası dokunmamış.

En önemli vazifeleri Demokratları bölüp parçalamak olmuş.

Hatta;

Bunlardan bazıları da derin güçlerin elinde oyuncak olmuş.

1980 öncesindeki olaylar buna şahittir.

Dini siyasete alet edenlere gelince…

Çok fazla söze hacet yok.

İşte günümüzde bire bir yaşıyoruz.

Siyasette, ahlâkta, adalette, ekonomide, çürümüşlükte dipleri yaşıyoruz.

Gün geçmiyor ki bir yerlerden bir skandal patlak vermesin.

Tam bir çöküş hali.

Şu kadar zaman tecrübe ederek gördük ki:

Demokratların en kötü hali bile bunların en iyi halinden daha fazla hizmet etmiş millete.

Gerçekten de öyle değil mi?

Şöyle bir dönüp bakın yakın tarihe…

En çok hizmet edenlerin Demokratlar olduğunu görürsünüz.

Bu nedenle;

Gelinen bu noktada Demokrat kesime fiilen, kalben, zikren ve fikren destek vermek gerekiyor.

Bu;

Üstadın siyasi prensiplere olan bir sadakat göstergesidir aynı zamanda.

Zira;

Üstad ısrarla bu siyasi kitlenin desteklenmesini istiyor.

Hatta;

Nurcular Demokratlara bir nokta-i istinattır” diye de o veciz ifadesini zikrediyor.

Bazı kardeşlerin;

“Demokratlar mı kaldı, yüzde bir bile oy alamıyorlar” dediğini duyar gibiyiz.

Doğrudur…

Bu gün için durum böyle.

Ancak;

Biz neticeden sorumlu değiliz.

Bizim görevimiz fiilen ve kavlen samimi destek.

Gerisi Kudret-i İlahinin görevi.

Allah’tan ümit kesilmez.

Bazen yaz içinde kışı, kış içinde yazı göstermek Hikmet-i ilahinin adetlerindendir.

Bize düşen samimi gayret, neticeyi halk edecek Allah'tır.

Alıntı

23 Ağustos 2026 Pazar

ADALET ARIYORUZ

 Adalet bir toplumun hayat damarlarından birisidir.

Adalet, demokrat bir ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Adalet, hürriyetçi anlayışın temel taşlarından biridir. Bugünlerde bazı kanallarda ve basın organlarında yazılıp çizilenlere bakarsak konuların ağırlıklı olanı adalet ve mahkeme kararlarıdır. Elbette mahkeme kararlarını tartışacak değiliz. Ehemmiyetine binaen adaletin herkese lâzım olacağı ve her ortamda var olması gereken bir hukuk kuralıdır. Bunun için tarihin perspektifinden geçmişe bakma ihtiyacı duyuluyor. Bu vesileyle akla gelen bir tarihi hadiseyi nakletmek istiyorum.

Günlerden bir gün Diyojen (Diogenes), M.Ö. 412/ M.Ö. 323 yılları arasında yaşayan, kendine yetme ve sadelik ilkelerine dayanan kinik hayat biçiminin öncülerinden Sinop’lu çileci düşünürdür.) sepetinde güneşlenirken, onun namını çok uzak diyarlardan duyan, tarihin en başarılı savaşçılarından biri Büyük İskender yanına gelmiş. Fakat sepetteki Diyojen’den hiçbir kıpırdama yokmuş; aksine Diyojen yerine daha çok yerleşip güneşi içinde hissetmeye çalışıyormuş. Makedonya’dan Hindistan’a kadar büyük bir İmparatorluk kuran Büyük İskender, bu duruma çok bozulmuş. Diyojen’in başına gelip dikilmiş ve Diyojen’e, “Dile benden ne dilersen?” demiş.

Işıktan zor araladığı gözleriyle İskender’e şöyle bir bakan Diyojen, “Gölge etme başka ihsan istemem” diyerek imparatoru red etmiş. İskender, çok kızmakla birlikte ona bu davranışının sebebini sormuş.

Diyojen, “Ben nefsimi kendime esir ettim, onun bütün isteklerini çiğnedim. Ama sen ise servetin, saltanatın yani nefsinin istekleri ardında koşuyorsun. Sen nefsinin kölesisin, bana ne yardımın olabilir ki?” diyerek Büyük İskender’i şaşırtmış.

Günler bu tür olaylarla geçip giderken bir gün, dar bir sokakta Diyojen’in karşısına zengin, kibirli başka bir adam çıkmış. Sokakta ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değilmiş. Gururlu ve kibirli zengin, hor gördüğü Diyojen’e tiksinerek bakarak, “Ben bir serseriye yol vermem” demiş.

Diyojen ise kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı vermiş: “Ben veririm!”

Diyojen bu tür hikâyeleri ve savunduğu felsefesiyle herkesin içinde mutlu olmak için gerekli her şeyin barındığını anlatmaya çalışmış. Gerçek mutluluğun paraya, itibara ve maddesel her şeye bağımlılıkla asla mümkün olmadığını, çünkü dünyadaki en önemli şeyin hür olmak olduğunu hiç dilinden düşürmemiş. Bu nedenle bir sebeple gittiği Atina sokaklarında elinde fenerle, “Adam arıyorum adam!” diye dolanmış durmuş.Kim bilir birileri çıkarda birgün "adalet arıyorum adelet" derde, insanların aklına mülkün temelinin adalet olduğu gelir.

SİYASİ FIRTINA YAKLAŞIYOR

 Sıra kimde ?

İktidar olduğu 2003 yılından bu yana bir türlü muktedir olamayan AK Parti iktidarı her geçen gün oy kaybederek kendisini bekleyen acı akibete hızla yaklaşmaktadır.Nerden biliyorsunuz bunları diyenlere ise, geçmişi bir hatırlamaları yeter sanırım.Bir çok vaadler sıralayarak halkın  yüzde 34 desteği ile yüzde 65 oy elde etmiş gibi milletvekili çıkaran AKP güçlü bir muhalefetin  olmadığı Demokratların hile ile baraj altında bırakıldığı  bir zeminde istediği gibi at oynatarak  üç y ile yani (yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla) mücadele edeceğini söyleyip hep tersini yapmıştır. Aldatma ile iş yapmayı adet haline getiren iktidar mensupları, inşallah sonun başlangıcının farkına varırlar.

Önce cemaatlarla iş birliği yaparak onların desteğini almak için her türlü devlet imkanını onların önlerine serdiler.Daha sonra Ergenakon ,Balyoz operasyonları ile ordoyu yıprattılar ve ordunun hiyararşik yapısını bozdular. Güçler ayrılığını güçler birliği haline getirmek için anayasa refarandumu yaparak  12 eylül anayasasının değiştirilmesi ve 12 eylülü yapanları yargılama vadinde bulundular  ama yapmadılar.Her şeyde olduğu gibi malesef bu da boş çıktı.Sonra desteğini aldığı cemaatlerle arası açıldı.Karşılıklı atışmalar ve operasyonlarla İhtilale zemin hazırlandı.  15 Temmuz 2016 kanlı darbe teşebbüsü ile ipler tamamen koptu ve herşey jurnelcilerin ve karanlık mahfillerin eline geçti.Parelel devlet yapısını ortadan kaldırmak amacı ile girişilen öç alma süreci Perinçek ve diğer karanlık odakların isteği doğrultusunda bir devlet yapılanmasına dönüştü.Cumhur ittifakı ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile tek adam diktasının önü açıldı.İntikam duygusu ile muhalefet zayıflatılırken kendilerinin iktidarda kalmaları için yeni düşman arayışlarına girişilerek ya bizdensiniz ya terörist vatan hainisiniz diyerek milletin ekser çoğunluğu öteleştirildi.İttafaklar oluşturulup iktidar nimetlerinden kendileri ile birlikte olanların istifadesi için kanunsuz işlere göz yumuldu ülke hazinesi boşaltılarak enflasyon azdıkça azdırıldı.Millet fakir hale gelmesine rağmen banka kredileri teşviki ile borç bataklığına sokuldu.Son zamanlarda terörsüz Türkiye diyerek PKK' nın sözde kendisini lağvettiği ilan edildi.Kullanılacak ne din kaldı ne terör örgütü. Sıra Süleymancılar adı ile bilinen cemaate gelmişti.Bunların sırayla yapılacağını İktidar ortağı Perinçek başta demişti cemaatların kökü kazınacak. Anlaşma gereği yeni bir düşman cephe oluşturulacak o da kendilerini desteklemeyen Cemaatler. Şimdi sıra da   Süleymancılar,Furkan Vakfı var sonra kim gelir belli değil. Zaten Yeni Asya cemaati içten çökertilmeye çalışılıyor diğer gruplarda sırada olabilir.Sırası  gelen hesap verecek. Çünkü bunlar mahalli seçimlerde muhalefete oy vermişlerdi. Şimdi hesap sorulması lazım.Başka çare kalmadı. İnşallah sıra bir gün iktidar ortaklarının aralarının bozulmasına da gelecektir. Bakalım o zaman ne yapacaklar ?Kim kimden hesap soracak merak ediyorum doğrusu son olsyları gözlemlerken  ülkenin ve milletin zarar görmesinden korkuyorum.İnşallah aklı selim galip gelirde, aklımıza gelen başımıza gelmez.

Allah sonumuzu hayreylesin bu gidiş pek hayra alamet görünmüyor.

Rafet Özcan

RAFET İSMİ VE ANLAMI


Rafet ismi, Arapça kökenli ve genellikle erkek çocuklarına verilen, oldukça olumlu ve insani değerleri temsil eden bir isimdir.

Temel anlamları şunlardır:

  • Acıma, merhamet, esirgeme: Başkalarının sıkıntılarına karşı duyulan şefkat ve yardım etme isteği.
  • Şefkat, rikkat: Yumuşak kalplilik, incelik ve sevecenlik.

Bu nedenle Rafet ismi genellikle merhametli, şefkatli, acıyan, koruyan ve yardımsever bir kişiliği temsil eder. İsim, insaniyet, vicdan ve iyilikseverliği çağrıştırır.

Rafet İsmi Kur'an'da Geçer mi?

Evet, Rafet kelimesi Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir. "Ra'fet" kökünden türeyen kelimeler, Allah'ın ve peygamberlerin kullarına/ümmetine karşı duydukları şefkat ve merhameti ifade etmek için kullanılmıştır. Örneğin, Nur Suresi'nin 2. ayetinde geçer: "Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz sopa vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı Allah'ın dininde acıyıp esirgeme (ra'fet) duygusu sizi tutmasın..." (24:2)

Dolayısıyla ismin Kur'anî bir temeli vardır ve oldukça güzel bir anlam taşır.

Rafet İsmi Caiz Midir?

Evet, Rafet ismi caizdir. İslam'da isimlerin caizliği, taşıdıkları anlamlara göre belirlenir. Kötü, olumsuz, şirk veya İslam'ın temel prensiplerine aykırı bir anlam taşımayan isimler kullanılabilir. "Merhamet", "şefkat", "esirgeme" gibi son derece olumlu, güzel ve Kur'an'da da geçen anlamlar taşıyan Rafet isminin kullanılmasında dini açıdan hiçbir sakınca bulunmamaktadır.

Rafet İsminin Kökeni

Rafet ismi, Arapça kökenli bir isimdir.

Harf Analizi

İsimlerin harf analizleri bilimsel bir dayanağı olmasa da, isimlere atfedilen sembolik anlamları yansıtabilir:

  • R: Karar verme yeteneği yüksek, liderlik vasıfları olan.
  • A: Enerjik, atılgan, lider ruhlu, maceraperest.
  • F: Uysal, güvenilir, sanatsal yönü güçlü.
  • E: Enerjik, heyecanlı, özgür ruhlu.
  • T: Duygusallık, sır saklama yeteneği, sezgisellik
  • Alıntı

21 Ağustos 2026 Cuma

İNSAN; ÇOK ZALİM,CAHİL VE NANKÖRDÜR

 Elbette zalim, cahil ve nankör olmayan insan vardır.

Hatta Kur’ân’ın ve tüm hikmet kitaplarının amacı, insanı o kötü vasıflardan arındırıp güzel ahlâka yönlendirmektir.

Bu üç vasıf, insanlığın genel bir zayıflığına işaret eder; ama her insan bunları taşımak zorunda değildir. Aksine:

1. Zalim olmayan insan vardır

Zalim, hakkı çiğneyen kişidir.
Buna karşılık:

Adil olan,

Merhametli olan,

Kimsenin hakkına girmeyen,

Gönül kırmamak için özen gösteren,

nice insanlar vardır.
Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Müminler zulmetmez, zulme rıza göstermez” buyurur.

2. Cahil olmayan insan vardır

Cehalet insanın düşebileceği bir haldir; ama:

İlmiyle amel eden,

Doğruyu yanlışı ayırt eden,

Bilgiyi davranışa dönüştüren,

Ahlâkı ile çevresine ışık olan

nice “âlim, arif, basiret sahibi” insanlar vardır.
Cehaletten kurtulmak mümkündür; hatta insanı yücelten şey zaten öğrenme ve bilme çabasıdır.

3. Nankör olmayan insan vardır

Nankörlük, nimeti unutmak ve kıymet bilmemektir.
Ama:

Şükreden,

Kendisine yapılan iyilikleri hatırlayan,

İnsanları takdir eden,

Elindeki nimeti paylaşan

nice “şakir”, yani şükreden kullar vardır.

Kur’ân da “Kullarımdan şükredenler azdır” der; az ama vardır.

Sonuç

İnsanın fıtratı iki kutupludur:
Hem kötülüğe meyil vardır, hem iyiliğe.

Ama zalim olmayan, cahil olmayan, nankör olmayan insanlar daima olmuştur ve vardır:

Peygamberler,

Veliler,

Adaletli yöneticiler,

İlim ve irfan ehli,

Gönlü güzel, kalbi temiz insanlar…

Aslında insanın asıl değeri, bu zaaflara rağmen doğruda sebat etmesindedir.