4 Ekim 2024 Cuma

HÜVE NÜKTESİ

    Evet meselâ bir nokta beyaz kâğıtta, iki-üç nokta konulsa karıştığı ve bir adam, muhtelif çok vazifeleri beraber yapmasıyla şaşıracağı ve bir küçük zîhayata, çok yükler yüklenmesiyle altında ezildiği ve bir lisan ve bir kulak, aynı anda müteaddid kelimelerin beraber çıkması ve girmesi intizamını bozup karışacağı halde; aynelyakîn gördüm ki:

هُوَ nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda herbir parçası hattâ herbir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını; hem ayrı ayrı pek çok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını ve o parçaya ve zerreye pek çok ağır yükler yüklendiği halde hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak intizam ile taşıdığını; hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, manada o küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp, hiç karışmayarak bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktığı ve o her zerre ve her parçacık, bu acib vazifeleri görmekle beraber kemal-i serbestiyet ile cezbedarane hal dili ile ve mezkûr hakikatın şehadeti ve lisanıyla لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ve قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ deyip gezer ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve gök gürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor ve bir iş diğer bir işe mani olmuyor...

Sözler - 161

3 Ekim 2024 Perşembe

İNSANIN HADSİZ DÜŞMANLARI

    "İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nevi lezzetler ile mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî, manevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zahirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen bir bîçare mahluk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelal'e intisab edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinad ve bütün hâcatına medar bir nokta-i istimdad bularak, herkes mensub olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi; o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisab etse ve ubudiyetle hizmetine girse ve ecelin i'dam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirane iftihar edebilir, kıyas ediniz."

   O mektebli gençlere dediğim gibi musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim: Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır.

Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.

Hattâ bir bahtiyar mazlum i'dam olunurken bedbaht zalimlere demiş: "Ben i'dam olmuyorum.

Belki terhis ile saadete gidiyorum.

Fakat ben de sizi i'dam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum." لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.

Sözler - 159

İHLAS NEDİR,İHLASI KAZANMANIN YOLLARI NELERDİR ?

 İhlas, kişinin yalnızca Allah'ın rızasını gözeterek bir işi yapması, başka herhangi bir çıkar veya gösterişe yer vermemesi anlamına gelir. İhlasta amaç, bir ibadetin veya davranışın sırf Allah için yapılmasıdır; dünya menfaati, şöhret veya takdir gibi dünyevi beklentiler ihlasa ters düşer. İslam'da ihlas, ibadetlerin kabul olmasında önemli bir şart olarak görülür.

İhlası Kazanmanın Yolları

1. Niyetin Temizliği: İhlası kazanmanın ilk adımı niyeti düzeltmektir. Yani, her işte Allah'ın rızasını gözetmek gerekir. Bir ibadeti yaparken ya da bir iyilikte bulunurken, niyetin sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak olmasına dikkat edilmelidir. Niyetin saf olması, insanı gösterişten ve riyakârlıktan korur.

2. Dünyadan Geçici Olarak Uzaklaşmak: Dünya nimetlerine ve menfaatlerine aşırı bağlılık ihlası zedeler. Bu yüzden, bir Müslüman, dünya sevgisini ve nefsani arzularını sınırlandırarak, ibadetlerinde ve günlük hayatında sadece Allah’a yönelmeye çalışmalıdır.

3. Kendini Küçük Görmek (Tevazu): Kendini başkalarından üstün görmemek, kibir ve gurura kapılmamak ihlasın gereğidir. İhlaslı bir insan, yaptığı ibadetleri ya da iyilikleri büyük görmez; aksine, onları daha da iyi yapma çabası içinde olur.

4. Şükretmek ve Tevekkül Etmek: İhlası kazanmak için sürekli Allah’a şükretmek ve tevekkül etmek gerekir. İnsanın başına gelen her olayda, Allah’a güvenmesi ve sonuç ne olursa olsun sadece O’ndan yardım dilemesi ihlası artırır.

5. Gösterişten Kaçınmak (Riyadan Uzak Durmak): İhlasın en büyük düşmanı riyadır. Riyakâr kimseler, başkalarının takdirini kazanmak için ibadet eder veya iyi işler yapar. Bu nedenle, kişi ibadetlerini başkalarına göstermeden, Allah ile baş başa kaldığında da aynı titizlikle yapmalıdır.

6. Sürekli Muhasebe Yapmak: İhlas sahibi olabilmek için kişi kendi davranışlarını sürekli gözden geçirmeli ve niyetlerini sorgulamalıdır. İbadet ve amellerini neden yaptığını düşünüp, bunların Allah rızası için olup olmadığını kontrol etmek gerekir.

İhlası kazanan kişi, hem dünyada hem de ahirette huzur bulur, çünkü yaptığı her işte Allah’a yönelmiş ve samimi bir kalple ibadet etmiştir.


MÜSBET HAREKET NEDİR ?

 "Müsbet hareket," genellikle pozitif veya yapıcı hareket anlamına gelir ve Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur külliyatında sıkça geçen bir kavramdır. Müsbet hareket, her durumda sabırlı, olumlu ve barışçıl bir tutum sergilemeyi, olumsuz şartlar karşısında bile yıkıcı değil, yapıcı bir yaklaşım sergilemeyi ifade eder.

Bu kavram, kişinin hem bireysel hayatında hem de toplumsal olaylar karşısında negatif tepkiler yerine çözüm odaklı, barışçıl ve sabırlı bir tavır almasını öğütler. Müsbet hareket anlayışında, insanın hem kendi nefsine karşı hem de topluma karşı görevleri vardır. Bu görevler doğrultusunda, adalet, sabır, şükür ve iyilik yaymak esastır.

Bu düşünce özellikle, baskı ve zulüm karşısında şiddete başvurmadan, barışçıl yollarla hak aramanın ve olumlu değişimler gerçekleştirmenin önemini vurgular.

Müsbet hareket, yapıcı ve olumlu tavırları içeren bir kavramdır ve günlük hayatımızda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde uygulanabilir. İşte müsbet hareketin örnekleriyle açıklamaları:

1. Sabır ve Hoşgörü: Zorluklar karşısında sakin kalmak ve sabırlı davranmak, müsbet hareketin önemli bir örneğidir. Örneğin, iş yerinde baskı altında olan bir çalışan, öfkeyle tepki vermek yerine, sorunları barışçıl yollarla çözmeyi tercih ettiğinde müsbet hareket sergiler. Bu, çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirilmesini sağlar ve çatışma yerine işbirliğine yönelir.

2. Eleştiriyi Yapıcı Şekilde Yapmak: 

Bir kişinin yanlışını veya eksikliğini gördüğünüzde, onu aşağılayarak değil, nazikçe ve yapıcı öneriler sunarak uyarmak müsbet bir harekettir. Eleştiri yaparken olumlu bir dil kullanmak, karşı tarafın da gelişmesine katkı sağlar.

3. Barışçıl Protesto ve Hak Arama: 

Haksızlığa uğramış bir toplumda, şiddete başvurmadan hak aramak müsbet hareketin önemli bir örneğidir. Gandhi’nin Hindistan’ın bağımsızlığı için yürüttüğü barışçıl direniş, Bediüzzaman’ın talebelerine her zaman sabırla hareket etmeyi tavsiye etmesi gibi, adaletin sağlanması için şiddet yerine barışçıl yöntemleri kullanmak müsbet hareketin temelidir.

4. Çevreye Duyarlılık: Müsbet hareket sadece insan ilişkilerinde değil, doğaya ve çevreye karşı da olumlu bir yaklaşımı içerir. Çevreyi kirletmemek, geri dönüşümü teşvik etmek ve doğaya saygı göstermek, uzun vadeli olumlu sonuçlar doğuracak hareketlerdir.

5. Topluma Hizmet ve Yardımlaşma: 

Sosyal yardımlaşma projelerine katılmak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek ve toplumun refahını artıracak faaliyetlerde bulunmak da müsbet hareket örnekleridir. Bir mahallede gönüllü olarak çalışmak, dezavantajlı gruplara destek olmak gibi hareketler, bireylerin topluma katkı sağlayan yapıcı bir rol üstlenmelerini sağlar.

Bu örneklerde görüldüğü gibi, müsbet hareketin temelinde barış, hoşgörü ve yapıcı yaklaşım yatmaktadır. Amaç, yıkıcı eylemlerden uzak durarak her durumda olumlu bir yol izlemektir.


2 Ekim 2024 Çarşamba

İNSAN OLMANIN YOLU,

 "LÂ İLAHE İLLALLAH"DAN GEÇER !

"Dünya hayatı ve cismanî yaşayış ve hayvanî hayat" terimleri, daha çok İslami ve tasavvufi literatürde kullanılan kavramlardır ve insanın maddi yönüne, bu dünyadaki yaşamına işaret eder.


-Dünya hayatı: İnsanların bu dünyada yaşadığı geçici, maddi yaşamı ifade eder. Ahirete nazaran geçici, fanî bir hayat olarak değerlendirilir. Dünya hayatı, insanların sınandığı bir süreç olarak görülür.


-Cismanî yaşayış: "Cismanî" bedensel, maddi anlamına gelir. Cismanî yaşayış, insanın bedenine ve fiziksel ihtiyaçlarına yönelik hayatını ifade eder. Yani, insanın maddi varlığına bağlı olan yaşam tarzı, yeme, içme, barınma gibi bedensel ihtiyaçlara odaklanan yaşam şeklidir.


- Hayvanî hayat: İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarına dayanan ve hayvanlarla ortak olan yaşamsal yönü ifade eder. Yani yeme, içme, barınma, üreme gibi temel biyolojik faaliyetler. Bu terim, insanın sadece fizyolojik yönüne, ruhsal ve manevi yönünden bağımsız olarak bakıldığında kullanılan bir ifadedir.


Bu üç terim birlikte kullanıldığında, insanın dünya üzerindeki maddi ve bedensel varlığını, bu varlıkla ilgili ihtiyaçlarını ve sınırlarını anlatan bir perspektifi işaret eder. Tasavvufi ve dini öğretilerde ise bu tür bir yaşamın ötesine geçerek ruhsal ve manevi boyutlara odaklanılması gerektiği vurgulanır.              


Bediüzzaman Hazretleri  Lemalarda, "Madem dünya hayatı ve cismanî yaşayış ve hayvanî hayat böyledir; hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir.

Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.

İşte o âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden "LÂ İLAHE İLLALLAH" kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir." Diyerek insan olmanın yollarını göstermektedir.

1 Ekim 2024 Salı

İNSANIN ŞİKAYETE HAKKI VAR MI?

 İNSANIN ŞİKAYETE HAKKI VAR MI ?  

İnsanın sahip olduğu nimetlerden şikâyet etme hakkı İslami ve ahlaki açıdan tartışmalı bir konudur. İslam'a göre, her nimet Allah'ın bir lütfu olarak görülür ve insana düşen şükretmektir. Şikayet etmek ise, bazen Allah’ın verdiği nimetlerin kadrini bilmemek anlamına gelebilir.
Nimetlerden şikayet etmenin yanlış olduğuna dair birkaç önemli nokta:

1. Şükretme Yükümlülüğü: Kur'an-ı Kerim'de sık sık şükretmenin önemi vurgulanır. Allah, kullarına verdiği nimetlere karşı şükür istemektedir: "Eğer şükrederseniz size (nimetlerimi) artırırım; eğer nankörlük ederseniz, bilin ki azabım pek çetindir" (İbrahim Suresi, 7). Şikayet etmek ise bu şükrün zıddıdır ve nankörlüğe kapı aralayabilir.
2. Nimetlerin Farkında Olmak: İnsan, her zaman sahip olduğu nimetlerin değerini tam olarak fark edemeyebilir. Ancak her nimet, Allah’ın bir lütfu olarak görülmelidir. Şikâyet etmek, nimetin kıymetini bilmemek anlamına gelir.
3. Nimetlerin İmtihan Olması: Bazen insanlar, ellerindeki nimetleri ya da yaşamlarındaki zorlukları birer imtihan olarak göremeyebilirler. Zenginlik, sağlık, aile gibi nimetler insan için birer sınav olabilir ve bunlar karşısında sabırlı ve şükredici olmak gerekir. Şikayet etmek ise, bu imtihanın gereklerine aykırı bir tavırdır.
4. Hikmetli Plan: İnsan her zaman hayatında olan şeylerin nedenini veya hikmetini kavrayamayabilir. Allah’ın insanlara verdiği nimetler, eksiklikler veya zorluklar, ilahi bir plana dayanır. Şikâyet etmek, bu ilahi hikmete karşı çıkmak anlamına gelebilir.
Ancak bazı durumlarda, haksızlık, adaletsizlik gibi meselelerde insanın hakkını savunması ya da adil olmayan koşullara itiraz etmesi ayrı bir konudur. Bu tür durumlarda şikayet değil, hakkını aramak söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, kişinin kendisine bahşedilen nimetlerden şikâyet etmesi İslam’da hoş karşılanmaz. Bunun yerine, şükretmek ve eldeki nimetlerin kıymetini bilmek teşvik edilir.
Rafet Özcan

EY ŞİKAYET EDEN İNSAN !

 Ey insan-ı müşteki!

Sen madum kalmadın, vücud nimetini giydin, hayatı tattın, camid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalalette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün ve hâkeza...

   Ey nankör!

Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücud mertebelerine mukabil şükretmeyerek; imkânat ve ademiyat nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden bâtıl bir hırsla Cenab-ı Hak'tan şekva ediyorsun ve küfran-ı nimet ediyorsun?

Acaba bir adam; minare başına çıkmak gibi âlî derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şükretmesin ve desin: "Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım" diye şekva ederek ağlayıp sızlasın.

Ne kadar haksızlık eder ve ne kadar küfran-ı nimete düşer, ne kadar büyük divanelik eder, divaneler dahi anlar.

   Ey kanaatsız hırslı ve iktisadsız israflı ve haksız şekvalı gafil insan!

Kat'iyyen bil ki: Kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasaretli bir küfrandır. Ve iktisad, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır.

İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır.

Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış.

Tahammül etmezsen "Yâ Sabûr" de ve sabır iste; hakkına razı ol, teşekki etme.

Kimden kime şekva ettiğini bil, sus.

Her halde şekva etmek istersen; nefsini Cenab-ı Hakk'a şekva et, çünki kusur ondadır.

Mektubat - 285