2 Temmuz 2024 Salı

EMEKLİLERİ PROMASYONA MUHTAÇ ETTİLER

 Emekli; ülkesi, milleti, ailesi çocuğu çoluğu için ömrünü bitiren kimsedir.

Hayatını gençliğini çalışarak hem kazanmak hem de ülkesine faydalı olmak için geçirdi. Sonunda dinlenme rahat etme zamanı geldi işini gücünü bırakıp istirahata çekildi ama rahat edemedi. Neden mi? Nedeni belli hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı. Siyasi iktidarların yönetimde ki haksız hukuksuz ve beceriksiz davranışları. Çalışan ile emekli arasındaki ücret uçurumu. İnsanları adaletsizlik haksızlık birbirine düşman eder. İktidarda bulunanlar kargaşa ortamı oluşturmak olan haksız ve hukuksuz davranışlar sergilemekten kaçınması gerekirken malesef insanların emeğini hiçe sayarak toplumda büyük kırgınlıklar açtılar.

Bilhassa son zamlarla seyyannen verilen artışı emeklilerden esirgediler. Tabiri caiz ise siz artık işe yaramazsınız aldığınız yeter yediğiniz fazladır diyerek onaltı milyon emekliyi banka promosyanuna mahkum ettiler. Bu hangi insafa sığar, bunu hangi insan vicdanı kabul eder? Helal yoldan elde edilen kazançlarına niçin haram katarsınız? Niçin banka kapısını açarak, haramı helalı birbirine katıp kavgaya ve kargaşaya sebep olursunuz? Yazık çok yazık. Bu büyük emekli kitlesi bunu hak etmiyor. Bunun cevabını seçimlerin sonunda iktidardakilar görecekler. Bu bir zulümdür zulüm ise devam etmez. Herkes hak ettiğini bulacak inşallah.

İFFETLİ OLUN, İFFETLİ YAŞAYIN

 Duygularımı kontrol edemiyorum! İşte size günümüzün günaha teşvik eden ortamından bunalan bir gencin sıkıntısı. Bu gencin iç sesine beraberce kulak verelim:

“Ben bir üniversite öğrencisiyim. Bazen kendime hâkim olamayıp kötü şeyler yapmaktan korkuyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim?” 

Bu ifadeler aslında sadece bu gence ait değil. Bu genç, kendisi gibi pek çok gencin duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş. 

Öncelikle şunu belirtelim ki, tüm insanların kendi çaplarına, istidat, akıl, kabiliyet, ya da zaaf, istek ve arzularına göre, eğilimleri vardır. Kimileri zengin olmak, kimisi de şöhret olmak ister. 

Her kişinin hissini dışavurumu da değişik şiddet ve şekillerde olur. Önemli olan bu duygularını her gencin, en basit bir oyunun kurallarına uyulduğu gibi, bunun da normal insan normlarında yaşanmasıdır. 

Nasıl araba tutkunu bir insanın; bu hevesini karşılamak için tüm trafik kurallarını hiçe sayıp, sonra da kaza yaparak kendisi ve toplum için tehlikeye yol açması büyük bir yanlışsa, gençler de cazibedar fitnelere karşı meşru dairede kalmak zorundadır. Meşru dairede kalabilenler belki de ifrat ve tefritten kurtulup vasatı yakalamakla meleklerin gıpta ettiği makamlara yükselirler de farkında bile olmazlar. 

İffetli olun, iffetli yaşayın.

İffet, çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama demektir. 

Aynı zamanda mâna büyüklerimiz meşru dairedeki zevk ve lezzetlere karşı istekli davranmanın yanı sıra, gayr-ı meşru arzu ve isteklere iradi olarak kapalı kalma tavrını da “iffet” kelimesiyle ifade etmişlerdir. Bu bakış açısıyla iffet, genel manasıyla, iradenin gücünü kullanarak cismani ve şehevi arzuları kontrol altına almak ve sadece dünyevi zevk için yaşayan bir hayattan uzak durmak demektir.  


KAZANMAK VEYA KAYBETMEK DAVASI

Her Müslümanın “iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor.” (Asa-yı Musa)

Geçen senelerde koronavirüs ile imtihan olduk, bayramlarımız buruk geçti. Çeşitli afatlar; deprem, sel, yangın ve fırtınalar ile imtihan oluyoruz. Bu günlerde ise, Filistin ve dünyanın değişik yerlerindeki savaşlar yaşanıyor.

Bu dünya imtihan yeri, imtihan olan ise biz insanlardır. Her müslümanın önüne bir imtihan zemini hazırlanmış: kaybetmek yada kazanmak. 

Hastalık ve sağlık, makam ve mevki hırsı, mal mülk sevgisi aşırıya kaçtığında bizlerin ayağımızın kaymasına sebep olabilmektedir. Her nefis sahibini aldatmalar ile şeytana yardımcı olmaktadır. Koronavirüs belası bizleri çekidüzene sokması gerekirken, maalesef ibret almadık. Tıpkı geçmiş kavimlerin, başlarına gelen bela ve musibetlere aldırış etmeyip, helak oldukları gibi. Allah muhafaza bizlere de, daha büyük bela ve musibetler gelebilir. Vakit varken ikazlara kulak verelim. 

Dünyanın cazip zevk ve sefasına aldanıp, hem dünya hem de ahiret hayatımızı, yok etmeyelim. 

Dünya sevgisi mal mülk hırsı bizim basiretimizi köreltmesin. Dost ve arkadaşlarımızı akraba ve yakınlarımızı unutup, bizleri sılayı rahmi keser duruma düşürmesin. Allah’a kullukta örnek olan sahabeler bize rehber olmalıdır. 

Mescitlerimiz, camilerimiz cemaatsiz kalmasın, bizler ibadet ve sevaptan mahrum olmayalım. 

Mescit kuşu iken, mal mülk sevdası, evladı iyal kaygısı ile imtihanı kaybeden sahabe Salebe’nin durumuna düşüp Allah Rasulünün (asm) “Salebe’ye yazık oldu” dediği vaziyete düşmeyelim. İman ile ahirete göçmeye, imtihanı başarıyla kazanıp, Cennete ve rızay-ı ilahiyeye mazhar olmaya çalışalım. 

Allah bizleri bela ve musibetlerden korusun

"ANAYASA"ŞAHSIN DEĞİL MİLLETİN OLMALI

Anayasalar, ülke yönetiminde yöneticiler için bir pusuladır.

Yasalar buna uygun olarak çıkarılır, yöneticiler de Anayasaya uygun kanunlara göre hareket ederler. Yani çıkarlan kanunlar  anayasaya aykırı olamaz. Buna göre hiç kimse de anayasaya aykırı hareket edemez. Son günlerde Anayasa tartışmalar gündemde. İhtilalcilerin yaptığı 12 Eylül anayasası değiştirildiği halde beğenilmemektedir. Elbette ki ihtilâl dönemi Anayasaları sivillerin yapacağı anayasadan farklıdır. Çünkü olaganüstü şartlarda yapılmaktadır.

O zaman akla şu soru takılıyor: Neden sivil iktidarlar ve muhalefet biraraya gelerek müşterek bir anlayışla milletin büyük çoğunluğunun kabul edeceği bir anayasa yapamazlar? Fırsat elde iken neden bu konuda bir çalışma yapmazlar? İlla ki, anayasa yapmak için olağanüstü bir durumun mu olması gerekir? İktidarı da muhalefeti de, ihtilal ürünü anayasalardan çok çekti. 

Yalnız her şeyde olduğu gibi ‘ben yaptım oldu’ değil, eşit şartlarda, istişare ile herkesin tasvip edeceği, parlementer sisteme uygun demokratik bir anayasa yapın. İktidarı da muhalefeti de kişiye göre anayasa değil de ülkeye faydalı bir anayasa yapsınlar. Böylece hem millet rahatlar hem de ülke güzel bir Anayasaya kavuşur. Seçilmiş milletvekilleri de milletin emrinde ve hizmetinde olduğunu göstermiş olurlar. İşte birlik olunacaksa bunda birlik olun. Senin benim istediğim değil, sana göre bana göre de değil, bize göre bir Anayasa yapın. 

Herkes şunu unutmasın ve bilsin ki, aldatmayla ile iş yapanlar, bir gün kendileri de aldanırlar. Anayasa da, anayasa olmaktan çıkar “Banayasa” yani şahsa mahsus yasa olur. Bunu da hiç kimse, ne beğenir, ne de kabullenir. Yeni yapılacak Anayasa ise milletin tasvibinden geçerse ülke huzura kavuşur.

İKTİSAD ET BEREKET BUL

İnsanın ve bilhassa Müslümanın ölçüsü İslam dininin temel esası olan Kur’an ve peygamberimizin hadisleri ile sünneti seniyyesidir.

Kur’an vasıtası ile Allah bize, “Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez” buyurmaktadır. Peygamberimiz ise, “Komşusu aç iken kendisi tok olan bizden değildir” buyurmaktadır. Bu ölçülere uyan müslüman zaten geçim sıkıntısı çekmez, iktisad eder onun için bereket bulur. 

Helal haram demeden kazanan ve har vurup harman savuran insan kazancında bereket, evinde huzur bulabilir mi? Atalarımız, “haramın harmanı olmaz” demişler.  

Bu günkü kargaşalık ve huzursuzluğun nedeni Bediüzzaman’ın tesbiti ile iki kelimedir. Birincisi “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölsün bana ne” ikincisi, “Sen çalış ben yiyeyim.” Bu iki kelimenin kökünü kazıyacak ise, zekatın verilmesi ve faizin yasaklanmasıdır. 

Maalesef bugün dünyada ve ülkemizde her ikisi de mevcuttur. Faiz sonuna kadar kullanılmakta, zekat ise Allah’ın emrince yerine getirilmemektedir. Ayrıca Allah’ın yasakladığı israf alıp başını gitmiş, Allah’ın emri olan iktisattan uzaklaşılmıştır. Başta yöneticilerimiz olmak üzere herkes ölçüsüz harcama ile israfta boğulmaktadır. 

Yöneticilerimiz ülke çapında tasarrufa yönelmeden ziyade israf içerisinde yüzmektedir. Millete de iktisat edip şükretmelerini telkin etmektedirler.  

Fakir fukara kazandıkları ile geçinememekte bu nedenle bankalardan kredi alarak borç bataklığında yüzmekte, kullandığı kredilerinin faizine yetişememektedir. Aşırı şekilde harcama ise sanki teşvik edilmektedir. Bankalar önüne gelene kredi kartı vermekte, kredi kartını alanlar ise, geri ödemesini düşünmeden harcama yapmaktadır. Ödeme günü geldiğinde ise, bir çok kişi ödemekte güçlük çekmekte ve iflasa ve icraya kadar giden neticeler ortay çıkmaktadır. 

Eskiden on kalem malzemeye ihtiyaç duyuyorduk şimdi yüz kalem belki de daha fazla şeye ihtiyaç duymaktayız. Hasılı ihtiyaçlar fazlalaşınca harcama artıyor gelir az harcama fazla ise her yıl açık veriliyor, gün geliyor borç yükünün altından kalkmak mümkün olmuyor. Kısacası iktisad eden bereket bulur ve geçim sıkıntısı çekmez.Yeter ki İslam’ın emirlerine uyalım.  

Zenginlerimiz, mallarının zekatını, alimlerimiz de zekasının zekatını verseler, yani ilmini bu milletin yolunda kullansalar biz de medeni kalkınmış dünya ülkelerinin arkalarından yetişiriz. Haydi hep birlikte çalışalım gerisi devleti yönetenlere kalmış bir iştir onu da yetkililer düşünsün vesselam...

TAKVA VE AMELİ SALİH

Kur’an-ı Kerim’de 95 yerde geçen “Salih Amel” kurtuluş olarak imanla birlikte geçiyor. İman ve salih amel insanların kurtuluş reçetesidir.

Asr Suresi’nde “Asra yemin olsun ki; insanlık hüsrandadır. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” denmektedir. Cenab-ı Hak bu hakikati kasemle bildirmiştir. Yarattığı insanın kurtuluşuna yolunu göstermiştir. İman etmek, salih amel işlemek ve birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmek vazifemizdir.

Âlimlerimiz salih ameli insan davranışları olarak tefsir etmişlerdir. Sadece namaz kılmak, oruç tutmak ve Kur’an okumak olarak değil, tüm davranışlarımızla İslam’ın ulvi hakikatlerini fiillerimizle yaşamalıyız. Selam vermek, muhtaca yardım etmek, hasta ziyareti, ilim tahsil etmek gibi velhasıl Hz. Peygamber Efendimizin sözlerini, fiillerini, davranışlarını örnek almak sünnetini işlemek, ibadette, istikamette, zikir ve dualarda Allah’ın rızasını esas almalıyız. Şaka ile bile olsa yalan söylememek, yani hayatın her yerinde kul hakkına riayet edip doğruluktan, haktan, adaletten ayrılmadan Rabbimizin emrettiği gibi salih Müslüman olarak yaşamalayız.

İman ve Kur’an üzerimize düşen vazifeleri ihlâs, sıdk, sebat ve sadakatli ölçüleri ile yerine getirmeliyiz. Kur’an hakikatlerini okuyup anlamalıyız, aldığımız tahkiki imanla anladıklarımızı fiilen yaşamalı ve örnek bir insan olarak bildiklerimizi muhtaç insanlara tebliğ etmeliyiz.

Bediüzzaman Hazretleri, “Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kâfi değil midir ki; hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.” diyerek ölçüleri gösteriyor.

Üstad Hazretleri Hutbe-i Şamiye’de, “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler, belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler” der.

En önemli hakikatin takva ve amel-i salih olduğunu unutmayalım…

TASARRUF TEDBİRLERİNE UYALIM

 Devletleri ekonomik krizlere sürükleyen ve toplumu borç bataklığında perişan eden faiz ve aşırı israftır.

Devleti idare edenler ekonomik tedbirlerle israf ve faizle mücadele seferberliği ilan ederken, devletin kurumlarının aşırı harcamalara son vermeye bir türlü yanaşmaması nasıl izah edilebilir?Neden israfta ısrar ediyorlar? Bu durum milleti devletine güvenemez hale getirmiştir. Denetim eksikliğinden mi? yoksa zihniyet değişikliğinden mi bu şekilde harcama yapılıyor? Bunu anlamak mümkün değil.

Bir zamanlar ülkeyi “Darulharp” olarak gören ve her türlü haram kazancın mübah olduğunu söyleyerek, meseleyi devlete vergi verilmez diyecek kadar ileri götürenler, devletin gelir kaynağını kurutmuşlardır. Vergi vermeden kaçınmak ülkeyi borç bataklığına sürüklemeye başka bir işe yaramaz.

Bu zihniyete hakim kadroların bugün iktidarda oldukları ve devlet kademelerine yerleştirildiklerini unutmamamız gerekmektedir.

Zam üstüne zam yaparak milleti geçinemez duruma getirmek sonra da maaş ve yardımlarla kendilerine taraftar ve siyasi destek sağlamak ülkeye yapılacak en büyük fenalıktır.

Şunu akıldan çıkarmamak gelir ki, gün gelir kaynak biter, aç insanlar tok olanları rahatsız eder duruma gelir. Ülke kargaşa ortamına sürüklenir ve kaosa dönüşür. O zaman Allah korusun ülke ve millet büyük zarar görür. 

Bunun için, geç kalmadan tasarruf tedbirlerine uyup, savurganlığa son verelim. Ülke gemisini batırmak isteyen kötü niyetlilere fırsat vermeylim.

 ***

DEMOKRATLAR UYANIN

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlar önünü göremez oldu. Sağı mayın solu mayın, arkası tuzak önü tuzak. Basiret bağlanmış, kalp gözü körelmiş herşeyi maddede aramanın sonucu akıl göze inmiş, maddi göz ise maneviyatta kör olduğu için iki adım öteyi göremez duruma gelmiştir.

Toplum fertlerden meydana geldiğine göre fertlerin körelmesi toplumun yanlış karar vermesine sebep olmuştur. İşte siyaset mühendislerinin istediği de zaten budur. Önceden planlanan ortam kendiliğinden oluşmuş tuzak üstüne tuzak kuranlar avlanmaya, millet ise bu gizli tuzaklara düşmeye devam etmektedir. Yalan ve menfeat üzere kurulmuş olan siyaset ve aldatma ile iş yapan siyasetçinin işi gayet kolaylaşmıştır.

Yıllarca mücadeleler sonucu elde edilen hürriyetler, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, adalet sisteminin ve kanunların keyfileştirilmesi ile işlemez hale gelmiş.

Tüm bu işler yapılırken de malesef bu ülkenin esasını oluşturan büyük çoğunluk demokratlar yanıltılmıştır. Halâ da kurulan tuzaklara düşürülmeye devam edilmektedir. Siyaset Demokrat merkezde, DP’de toplanmalı, demokratlar artık uyanmalı.

Bu sefer bu oyunu bozma sırası artık demokratlara düşer. “Yeter söz milletin” deyip, demokrat yolumuzda kenetlenerek devam edelim. Allah demokratlara uyanma ve özüne dönmeyi nasip etsin.