5 Kasım 2022 Cumartesi

AH BU İNSANLAR !

 "3 farklı mizaç tipi var"

Nevzat Tarhan, hiç kimsenin incinmez olmadığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

"En varlıklı insan da incinmez değildir. Otantik mutluluk kavramı var. Otantik mutluluk halis mutluluktur ve kişinin her şartta mutlu olmasını ifade eder. Kişi cezaevinde de sarayda da mutlu olabiliyor. Böyle mutluluğa sahip olabilmek de psikolojik sağlamlık gerektiriyor. Her şartta mutlu olabilmek. 3 mizaç tipi vardır.

1- Sünger tipi insanlar her stresi kendilerine çekerler, devamlı yakınmacıdırlar, ağlarlar, herkesin derdiyle dertlenirler ve hep hüzünlüdürler. Bu insanlar çevrelerindekileri hep negatif ve olumsuz etkilerler. İyi niyetli olsalar da hep hüzünlüdürler.

2-Teflon tipi denen kişiler de kendileri yanmaz ama yakarlar. Gamsız olurlar, yalnız kalırlar ve yalnızlığın acısını çekerler. Ufak bir krizde yalnız kaldıkları için daha çok yıpranırlar.  

3-Kauçuk tipler olarak tanımlanıyor. Böyle insanlar hayattaki zorluklar karşısında düşseler de tekrar kalkarlar. Düşer, kalkar ve yaşadığı travmaları geliştiren travma olarak görürler. Kişi bir travma, acı, hayal kırıklığı veya zorluk yaşıyor ve o yaşadığı zorluğu yeniyor. Yenerek çıktığı için bir şeyler öğreniyor. Biz buna dayanıklılık eğitimi diyoruz."

- "Kişi zora talip olup mücadele etmeli"

İnsanların zora talip olup mücadele etmesi ve stres az ise korkulmaması gerektiğine vurgu yapan Tarhan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Devamlı hüzünlü prensesler vardır. Sıkça depresyona giriyorlar ve hemen kırılırlar. İstedikleri olmadığı zaman hemen depresyona girerler. Hatta buna genç jargonunda 'emo' deniyor. Emosyonel yani hüzünlü anlamına geliyor. Stres aşısına ihtiyaç var. Stres olmalı ve stres az ise korkulmamalı. Kişi zora talip olup mücadele etmeli. İnanç sistemimizde Ramazan orucu vardır. Bir strestir o ama isteğe bağlı olduğu için o bir nevi dayanıklılık eğitimi olur. Açlığa karşı sadece midenin değil de birçok arzuların, isteklerin erteleme becerisi kazanılır.

Onun için önceden hazırlık yapanlar buna dayanabiliyor. Nasıl ki bir savaşta askerde eğitimli olmanın verdiği dayanıklılık insana zorluklarla mücadele gücü veriyorsa kişi psikolojik dayanıklılık eğitimi ile kendisini hayatın içindeki olaylara ve ekonomik krizlere hazırlamalı."

4 Kasım 2022 Cuma

GÜN GELİR YAPTIKLARINIZ AYAĞINIZA BAĞ, BAŞINIZA BELA OLUR.

 

Demokrasi, millet iradesinin hakim olduğu parlementer hükümet sistemidir.Yani muhalefeti olan meclisi işler halde bulunan bir yönetim şeklidir.Devletin şekli Cumhuriyet ise, Cumhurbaşkanı olur, yok krallık ise kralı bulunur.Hükümet onayı Başbakan adayına verilir. Cumhurbaşkanı veya kral kurulan hükümeti uygun bulursa onaylar. Başbakan olan kişi bakanları ile hükümet olarak ülkesini yönetmeye başlar. Bu şekilde  ülkeler kanunlar çerçevesinde yönetilir.
Muhalefeti dışlayarak tek başımıza kendi  çıkarlarımız için çıkardığımız kanunlar iktidarı kaybettiğimiz gün iktidar olan, bugünün muhalefeti iktidar olunca bu çıkardığımız kanunlarla bizi mahkum ettirebilir.Kendi çıkardığımız kanunlar ayağımıza bağ olabilir.Güngelir bugün haksızlık yaparak hesap sorduklarımıza kanun önünde hesap verir duruma düşebiliriz. Bugünün iktidarının her yanlışına okey deyip ses çıkarmayan halkında sorumlu olduğu hususlar vardır.İktidar değişikliğinde yeni iktidar olanlardan hemen herşeyi değiştireceğini beklemek biraz saflık  ve insafsızlık olur . Yeni iktidarın yaptıkları yanlışlara ses çıkarabilmemiz için geçmiş iktidarın her yapılan yanlış işine sessiz kalmamamız gerekirdi. Yoksa yeni hükümetin yanlışlarına dur deme, Vergi ve algılarına ses çıkarma hakkımız olmaz olamaz.
Bu arada aklıma merhum Nasrettin hocanın bir hatırası geldi;Hoca eşeğine binmiş gidiyor eşek başlamış yerdeki rastgeldiği şeyleri koklamaya, hoca eşekten inmiş kokladığını alıp torbaya koymuş. akşam eve varınca torbayı eşeğin başına geçirmiş.Torbadakileri beğenmeyen eşek kafa sallamaya başlayınca, hoca, behey köftehor niçin kafa sallarsın sen beğendin ben koydum der.
Yarın hükümet değişikliğinde yeni hükümeti eleştirip ses çıkarabilmemiz için,  bugünden haksızlıklara yeter dememiz gerekmez mi ?Eğer ses çıkarmaz tepki göstermezsek, birileri bize sen istedin biz yaptık  şimdi niçin  itiraz edersin der,bizimde  söz söyleme hakkımız olmaz.
Tıpkı geçmişte yapılan yanlışlıkları onaylayıp, referandumları tasdik ederek sonra pişman olduğumuz gibi. Pişman olmamak için şimdiden yeter demesini bilelim, bu milletin sabrını zorlayanlara dur demesini bilelim.Zira iş işden geçtikten sonra  pişmanlık fayda vermez.
Bizden söylemesi gerisi size kalmış.

ZEKAT MALI ARTIRIR,SADAKA BELALARI DEFEDER

 

Cenab-ı Allah (cc) bu dar-ı dünyada geçim cihetiyle kimi zenginlikle; kimi fakirlikle imtihana tabi tutmuştur. Zenginler muhtaç ve fakir insanlara şefkat elini uzatmakla mükellef kılınmıştır. İnsanoğlu, bütün varlıklara karşı duyarlı ve şefkatli olmalıdır. Şefkati olmayanın Allah’ın rızasını kazanması da mümkün değildir.

Ben fakir bulamıyorum bir sadâka vereyim, herkesi kendi gibi zengin görüp yardım etmekten imtina edenler. Bahane aranmazsa herkes kendinden bir cihetle daha fakiri bulabilir.

Nice servet sahipleri gördük, fakir ve muhtaçlara zekât ve sadâka vermekten çekinip sahabe Sâlebe durumuna düştüler. Ölüm için kimsenin elinde senet yoktur. Belki bugün belki yarın an meselesi…

Bir gün Resulullah (asm) sahabelerle sohbet ederken yere üç çizgi çeker. “Birinci çizgi insan, ortada ki ecel, üçüncü çizgi ise tul’ü emeldir” buyurur.

İnsanoğlu büyük iş ve işlemlerin peşinde çırpınırken ecel ortada onu yakalayıverir. Sabit zannedilen bu dar-ı dünya bir an-ı seyyâle gibi geçiyor. Bundan dolayı ömür sermayesi malâyanî şeylerle değil; meşrû dairede çalışıp, muavenet ve teâvünde öncü olmak lâzımdır.

Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuş:

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” “Dicle kenarında kayıp olan bir hayvandan” kendini mesul gören ve ekmeği olmayan aç bir aile için sırtına aldığı un torbası ile sosyal adalet ve hayat-ı içtimaiye içinde medâr-ı fahr olan Hazreti Ömer’in (ra) adaleti bin dört yüz seneden beri iftiharla yâdediliyor.

Hazreti Ömer (ra) Halife olmasına rağmen sosyal yardımlaşmada öncelikle fert olarak toplum karşısında sorumluluğunu göstermiştir. Demek ki, evvelâ kişi topluma karşı sorumluluk bilincinde olmalıdır.

Bir zengin zekâtını fakire verdiği zaman, fakir de o zengine karşı hürmetkâr olur. Hele Müslüman toplumu içerisinde yardımlaşmanın vasıtası olan zekât İslâm’ın köprüsüdür.

Yoksa “Ben tok olayımda başkası açlığından ölürse ölsün bana ne”2, derse o zaman fakir de zengine karşı kin ve adâvet besler, zengini düşman görür. Hatta asayişi bozmaya kalkar, memleket dahi huzursuz olur.

Hülâsa: Zekât İslâm’ın şartı, sadâka ise onun ziynetidir. Biri malın bereketine, diğeri belânın def’ine vesiledir. Vesselâm…

Dipnotlar:

1- Sünen-i Tirmizi.

2- İşaratü’l- İ’caz s. 49.


3 Kasım 2022 Perşembe

GÜN, BUGÜNDÜR

 Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarın. Dün geçti, yarının geleceği belli değil. Öyle ise bugünün kıymetini bil.” 

Gerçek de bu değil mi? 

Bu hesaba göre, gün, bugün! 

Kurtarabildiğini kâr say, zayi olanı ise zarar. 

Zira “İnsan bin yıl yaşasa bile, arzu ve ihtiyaçlarının hepsini tamamlayamaz.” 1 

Gaybı, Allâm’ül-guyûb olan Allah’tan başka kimse bilmez.  

Bildiğini, bilip; bitmek tükenmek bilmeyen isteklerle, insana, gidilmeyecekmiş hissi veren ebediyet tevehhümüyle aldanmakta fayda yok. 

Değişmeyen hakikat; her canlının behemahal gideceği âhiret.   

İşte, bunun içindir ki, Hz. Geylânî (ks); “Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız” ikazının ardından, “Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz”diyor. 

Demek ki, her zaman, her şeylere hamile! 

Yunus Emre’nin, “Mal da yalan mülkte yalan, var birazda sen oyalan” mısraında olduğu gibi; makam mevki, şan şöhret; mal mülk, evlât ıyal bu yerlerde oyalanma aracı. 

Haylazlığa harcanacak zaman yok! 

“Zaman, iman kurtarma zamanıdır.” 2

Esasen, oturup; “Bugün Allah adına, hayırlı amel olarak hangi şeyleri yapmadım?” diye ihmallerimizi, yapmadıklarımızı gözden geçirmemiz, kendimizi murakabe etmemiz gerekmez mi? 

Bunu, burada kendimize sormazsak, yarın orada, elbet soran olacak. 

“Ömür kısa, lüzumlu işler pek çoktur.” 3 Madem öyle, henüz buradayken, gafletten uyanıp, bu sualin arkasına düşelim! 

Uyanamayıp, sabah namazını kaçıran Sultan III. Murat Hanın hicranının sesi olarak,  

“Bu dünya fanidir sakın aldanma 

“Mağrur olup tacu tahta dayanma 

“Yedi iklim benim diye güvenme 

“Uyan ey gözlerim gafletten uyan” dediği gibi; uyanıp silkinen, kusurunu görenlere ne gam... 


İNSANOĞLU ALDANDI;

 

1-“Cehennemi hesaba katmayan dindar” 

aldandı !

2– “Cennetteki yerini hazir bilen herkes”

aldandı !

3– “Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünyaperest”

aldandı !

4– “Ameline güvenen âbid”

aldandı !

5– “Salih amel işliyorum sanan riyâkar”

aldandı !

6–“Âleme telkin verip kendini unutan vaiz”

aldandı !

7– “Rabbini bırakıp hevâsına kulluk eden”

aldandı !

8– “Rahmete güvenip kendini emniyete salan fâsık”

aldandı !

9– “Yolunun eğriliğinden şüphe etmeyen kendini bilmez”

aldandı !

10– “Kendini hizmette bilip, kılını dahi kıpırdatmayanlar” 

aldandı !

11– Nasıl desem bilmem ki ömrünü Namazsız geçiren insan 

aldandı !

12- "Ben bundan sonra kurtulmam." diyen me’yus 

aldandı !

13- "Allah c.c dilemeseydi günahkar mı olurdum !" diyen kaderci 

aldandı !

14- "Keşke her Günahım bunun gibi olsa." diyen müznib 

aldandı!

15- "Bakma! Benim kalbim temiz." diyen amelsiz 

aldandı !

16- "Bir lokma bir hırka devirleri geçti artık; bu zamanda her şey para!" diyen zengin 

aldandı !

17- "Bu zamanda da bu olur mu canım !" diyen câhil 

aldandı !

18- "Göreceksin biz nice hacı-hocadan önce gireceğiz cennete" diyen nâdan 

aldandı !

19–"Hem ondan hem bundan lazım; öyle tek taraflı, asosyal olmaz." diyen bîhaber 

aldandı !

20- "O kadar incesine aklım ermez." diyen akıllı(!) 

aldandı !

21- "Bu da bir şey mi canım, millet neler işliyor." diyen günahkar 

aldandı !

22- "Benim anam da babam da Hacı." diyen evlat 

aldandı !

23- “Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.” diyen 

aldandı !

24- "İşlediysek biz işledik; azâbını çeker, diyetini öderiz." diyen bedbaht 

aldandı !

*EYYYYY   İNSANOĞLU!!!*   ALDANANLARDAN OLMA...!!!

Allahım;

    Bizi aldananlardan eyleme.

EY İNSAN KENDİNİ OKU !

 

Okumak ruhu yüceltir. Okumayanın düşündüğü boştur. Bugün çoğu Müslümanlar çok az okuyorlar. Özellikle bu dünyada çok çok okuyup öğrenmeli ve bilgileri hayatımıza tatbik etmeliyiz. Merhum Zübeyir Gündüzalp, “Burada oku, kabirde okuyamazsın” der. Bu dünyaya ilim öğrenmek için geldik. Okumak, düşünmektir. Okumadan âlim, yazmadan kâtip olunmaz. İlerlemek, yükselmek için sürekli okumalıyız. Kitap insanı geliştiren bir hazinedir. Okumak ise tamamen değiştirir. Bir insanın kitap alıp onu kitaplığında bekletmesiyle, o kitabı okuması arasında fark vardır. Kitap alarak kendimizi geliştirmeyiz. Kitabı okuyarak, anlayarak bir gelişme sağlayabiliriz. Bazı kişiler sosyal değillerdir, içe kapanıktır. Ama bir kitap alır, onu okursa sosyalleşebilir.

Kim bilir, belki ‘kitap kurdu’ bile olabilir. İnsan her yerde kitap okuyabilir. Okumak insanın gelişmesine büyük faydalar sağlar.

Victor Hügo şöyle der: Okuma ihtiyacı, barut gibidir. Bir kere tutuşunca, bir daha sönmez. Evet okumak çok büyük bir ihtiyaçtır. Büyük medeniyetler, okuma kültürü sayesinde gelişirler.

Okumak bizi aydınlatır. Güneş dünyayı, kitap insanları aydınlatır. Daima okumalı, onu alışkanlık haline getirmeliyiz. Hem kendimize, hem çevremize kitap okuma alışkanlığını kazandırmalıyız.

Okuyarak, tembellik karanlığından çabucak kurtuluruz. Boş zamanımızı, iyi kitapları okuyarak değerlendirmeliyiz.

Deskartes şöyle der: Okumaktan edindiğim biricik fayda, bilgisizliğimi gittikçe daha iyi görmek olmuştur.

Gerçekten, insan okumadan bilgisizlikten, cehaletten kurtulamaz. Kurtuluşun anahtarı, insanın kendisini okuması ile mümkündür.

Bediüzzaman şöyle der: “Ey kendini insan bilen insan, kendini oku… Yoksa hayvan ve camid hükmünde bir mahlûk olursun.

Evet, insan iman gözüyle okursa her iki cihanda huzurlu ve bahtiyar olur. Okumak, aklı ve mantığı çalıştırır. Zaten İslâmın ilk emri de okudur. Öyleyse insanın ilk işi, okumak olmalıdır. Okumak, kâinatın gizli sırlarını çözmeye yarayan bir anahtar hükmündedir. Hiçbir iş bilgisizce olmaz. Her şey mahiyetçe ilme ve bilime dayanır. Toplum olarak cehalete karşı savaş açmalıyız. Kendimizi bilgi nuruyla donatmalıyız. Medeniyet yarışmasına katılmak için, kendimizi fen ve din ilimleriyle donatmak zorundayız. İşte o zaman ileriye gideriz.

 

Cahit ÖZPINAR

1 Kasım 2022 Salı

HAYATI MUHAMMEDİ

    Evet nasılki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır.

Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi; hayattan ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) dahi kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır.

Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) -âsârının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın hayatıdır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur.

Ve vahy-i Kur'an dahi, -hayatdar hakaikının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.

   Evet, evet, evet!..

Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek.

Eğer Kur'an gitse, kâinat divane olacak ve Küre-i Arz kafasını, aklını kaybedecek.

Belki şuursuz kalmış olan başını, bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.

Sözler - 109