İnsan aldanır,bazan insan şeytana uyar aldanır, bazan insan sanılan ayılara dayı der aldanır.
Bilirsiniz menfaat uğruna bazı menfaatperst insanlar kendi çıkarı için herşeyini feda eder.Şerefini haysiyetini feda edenler olduğu gibi ülkesini ve arkadaşını dostlarını hatta en yakınlarını dahi feda edebilenler de vardır.İnsanın hırs ile gözü dönerse o insanın yapmayacağı densizlik yoktur.
Ülkenin idaresini eline geçiren ihtilalci ve dikdatörlere yağcılık yalakalık yapanları mı dersin yoksa küçücük bir makam ve çıkar için hergelene dayı diyenleri mi ararsın.Sorsan niçin böyle yapıyosun diye hemen yapıştırır cevabı,köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek gerekir der.Bilmez ki sen böyle yaptığında ne köprü biter ne ayı biter.Önemli olan her ayıya dayı dememektir.Hem ne demişler ayıfan post dikdatörden dost olmaz diye.Siyaset icabı bugün oy için dost olanlar yarın boğaz boğaza sarılırlar.Çünkü çıkarları bitene kadar birbirlerine dost olanlar.Ne istedinde vermedik diyenler yakın zamanda verdiklerinin bin mislini burunlarından fitil fitil getirerek geri aldılar.Hem ülke hemde alanlar zarar etti verenler ise bir seçim sonucu iktidarlarını kaybettiklerinde ülkeye verdikleri zararı adaletin önünde hesap vererek ödeyecekler.Biz inanıyoruz ki kimsenin yaptığının yanına kalmayacağı bir gün gelecek herkesten hesap sorulcaktır.Allah mazlumların yardımcısı olsun."Zalimler için yaşasın cehennem"
17 Ekim 2022 Pazartesi
HER AYI'YA DAYI DENİR Mİ ?
İNSAN TİPLERİ
"3 farklı mizaç tipi var"
"En varlıklı insan da incinmez değildir. Otantik mutluluk kavramı var. Otantik mutluluk halis mutluluktur ve kişinin her şartta mutlu olmasını ifade eder. Kişi cezaevinde de sarayda da mutlu olabiliyor. Böyle mutluluğa sahip olabilmek de psikolojik sağlamlık gerektiriyor. Her şartta mutlu olabilmek. 3 mizaç tipi vardır. Sünger tipi insanlar her stresi kendilerine çekerler, devamlı yakınmacıdırlar, ağlarlar, herkesin derdiyle dertlenirler ve hep hüzünlüdürler. Bu insanlar çevrelerindekileri hep negatif ve olumsuz etkilerler. İyi niyetli olsalar da hep hüzünlüdürler.
Teflon denen kişiler de kendileri yanmaz ama yakarlar. Gamsız olurlar, yalnız kalırlar ve yalnızlığın acısını çekerler. Ufak bir krizde yalnız kaldıkları için daha çok yıpranırlar. Üçüncü tip kişiler de kauçuk tipler olarak tanımlanıyor. Böyle insanlar hayattaki zorluklar karşısında düşseler de tekrar kalkarlar. Düşer, kalkar ve yaşadığı travmaları geliştiren travma olarak görürler. Kişi bir travma, acı, hayal kırıklığı veya zorluk yaşıyor ve o yaşadığı zorluğu yeniyor. Yenerek çıktığı için bir şeyler öğreniyor. Biz buna dayanıklılık eğitimi diyoruz."
- "Kişi zora talip olup mücadele etmeli"
İnsanların zora talip olup mücadele etmesi ve stres az ise korkulmaması gerektiğine vurgu yapan Tarhan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
"Devamlı hüzünlü prensesler vardır. Sıkça depresyona giriyorlar ve hemen kırılırlar. İstedikleri olmadığı zaman hemen depresyona girerler. Hatta buna genç jargonunda 'emo' deniyor. Emosyonel yani hüzünlü anlamına geliyor. Stres aşısına ihtiyaç var. Stres olmalı ve stres az ise korkulmamalı. Kişi zora talip olup mücadele etmeli. İnanç sistemimizde Ramazan orucu vardır. Bir strestir o ama isteğe bağlı olduğu için o bir nevi dayanıklılık eğitimi olur. Açlığa karşı sadece midenin değil de birçok arzuların, isteklerin erteleme becerisi kazanılır.
Onun için önceden hazırlık yapanlar buna dayanabiliyor. Nasıl ki bir savaşta askerde eğitimli olmanın verdiği dayanıklılık insana zorluklarla mücadele gücü veriyorsa kişi psikolojik dayanıklılık eğitimi ile kendisini hayatın içindeki olaylara ve ekonomik krizlere hazırlamalı."
16 Ekim 2022 Pazar
BİZE VERİLEN EMANETLER VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
*Mide beyinden akıllıdır çünkü mide kusmayı bilir, beyin her pisliği yutar. Beynin en kötü özelliği bir boşaltım sistemine sahip değil.*
*Beyne giren her fikir, iyi ya da kötü içerde kalır. Dışarı atamazsın. Görmezden gelir daha az düşünürsün ama yok olmaz.*
Bu yüzden okuduğunuz herşey çok önemlidir. Asla ihmal etmememiz gereken dört okumamız vardır.
1. Mutlaka her gün Kur'an ı Azimüşşanı okumak.
2. Ahirzaman tefsiri olan Risale i Nuru en az 10 sayfa okumak.
3. Çok mühim dua kitabımız olan Cevşenimizi okumak.
4. Ve Ruhumuzun gıdası tesbihatı her namazda okumak...
Bu şekilde Ruhumuzu, Kalbimizi, Aklımızı ve lâtiflerimizi muhafaza ederiz —“Her bir adam eğer hanesinde dört-beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük Medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir Medrese-i Nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş-on dakika dahi olsa Risale-i Nur'u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevablarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlas Risalesi'nde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki âdi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir diye kalbe ihtar edildi. Ben de kardeşlerime beyan ediyorum.”
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Hasta Kardeşiniz
Said Nursî
Emirdağ L/2 ;104
15 Ekim 2022 Cumartesi
TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN MAYMUN
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN BİR MAYMUN İÇİN YAZDIĞI MERSİYE |
30 Ekim 1918\'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması\'yla Birinci Dünya Savaşı fiilen sona ermiş olmasına rağmen, Osmanlı\'ya düşman devletlerin gizli hesapları devam etmektedir. Yunanistan, İngiltere\'nin de desteğini alarak 15 Mayıs 1919\'da İzmir\'i işgal etmiştir. İzmir\'in ve Batı Anadolu\'nun yer yer işgal ve istilâsı devam ederken, Yunan Başbakanı Venizelos ile İngiltere Başbakanı Lloyd George gizli bir anlaşma yaparlar. Buna göre, İngiltere 50 bin kişilik bir Yunan ordusunu en modern silâhlarla donatarak, Yunanlıların Anadolu\'yu tümüyle işgal etmelerini sağlayacaktır. Bu sinsi çalışmalar Ekim 1920 tarihine kadar sürer. Sıra Kralı ikna edip, saldırıyı başlatmaya gelmiştir. Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos, Yunan Kralı I.Aleksandros\'u, yaptıkları sinsi planı uygulamaya, yani Anadolu üzerine yürümeye razı eder. Birinci Dünya Savaşı\'nda talebeleriyle çeşitli cephelerde Rus ve Ermenilere karşı savaşan Bediüzzaman Hazretleri, Yunanlıların Anadolu\'yu istila planları yaptığı günlerde İstanbul\'dadır. Bu sinsi planları duyar duymaz büyük bir endişeye kapılır ve bir Cuma gecesi namazdan sonra duâya başlar. O gece sabaha kadar uyumaz. Devamlı olarak; "Ya Rabb! Senin askerin daha çoktur. Bu mel\'unlara fırsat verme!" diye dua eder. Yunanlılar, sinsi planlarını uygulamak için hazırlıklarını tamamlamışken, siyaset hesaplarını alt üst eden, tarihin akışını değitiren, hiç hesapta olmayan bir gelişme yaşanır. 25 Ekim 1920 tarihinde Yunan Kralı I.Aleksandros, kendi evinde, beslemiş olduğu Moritz isimli maymunu tarafından ısırılır ve kan zehirlenmesi sonucu ölür. Bediüzzaman Hazretleri\'nin yanında bulunan talebesi Molla Süleyman, Divanyolu caddesinden sabahları Bediüzzaman Hazretleri\'ne gazete almaktadır. Bir sabah aldığı gazeteler, Yunan Kralı I. Aleksandros\'u (Alexandre) bir maymunun ısırdığını ve maymunun da öldürüldüğünü yazmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri haberi okuyunca çok sevinir ve gülerek; "Bir kalem getir de Süleyman, bu hayvanın arkasından bir mersiye yazalım" der. Eline kalemi alır ve gazete kâğıdının boş bir köşesine "Mücahit Bir Hayvan Mersiyesi" ni yazar. Bediüzzaman Hazretleri\'nin RUMUZ isimli eserinde de yer alan bu mersiyenin tamamı şöyledir: Mücahit Bir Hayvan Mersiyesi ( Rabbin Tealanın askerini kendinden başka hiç kimse bilmez. Müddesir - Ayet 31) İşte o cünuttan bir gazi şehid, Nev-i hayvandaki meymun-u said. Ey maymun-i meymûn! Mü\'minleri memnun, kâfirleri mahzun, Yunan\'ı da mecnun eyledin. Öyle bir tokat vurdun ki, Siyaset çarkını bozdun. Lloyd George\'u kudurttun, Venizelos\'u geberttin. Mizan-ı siyasette pek ağır oturdun. Ki, küfrün ordularını, zulmün leşkerlerini, Bir hamlede havaya fırlattın... Başlarındaki maskeleri düşürüp, Maskara ederek, bütün dünyaya güldürdün. Cennetle mübeşşer (müjdeli) olan hayvanların isrine (safına) gittin. Cennette saîdsin; çünkü gazi, hem şehidsin. Yunan kralının ölümüyle Venizelos\'un hain planı suya düşmüş olur. Plan bozulur. Anadolu\'nun istilasından vaz geçilir. (Bu olayla ilgili geniş bilgi için, Necmettin Şahiner\'in hazırladığı ve Yeni Asya Yayınları arasında yayımlanan, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî isimli esere bakılmalıdır.) * * * Bedüzzaman Hazretleri\'nin bu tavrı; "millî birlik ve bütünlük hassasiyetinin", tarihe mal olan önemli örneklerinden biridir. Yurdunu istila eden ve edecek düşmana karşı her imkân ve şartta mücadele etmek ve asıl güç- kuvvet sahibi olan Yüce Mevla\'dan her an yardım istemek... Allah (c.c.) kendine samimiyetle sığınan, yardım isteyen insanların duasını hep kabul etmiştir. Allah, bir kulunun duasını kabul etti mi, gerisi kolay... Bir maymun vasıtasıyla bile ihanet sahiplerine unutamayacakları cezaları verir. Yeter ki dua edenler samimi olsun, onların duaları samimi olsun... İstiklal Savaşı\'nda Anadolu\'da millî vatan ve millî birlik böyle zor şartlar altında kurulmuş ve korunmuştur. Bu zaferin, bu birliğin kazanılmasında herkes elinden geleni yapmış, asker silahıyla vatanı korurken, âlim ve arif insanlar da dualarıyla Yüce Mevla\'ya el açıp, gözyaşı dökmüşler ve ordumuza destek olmuşlardır. İstiklal Savaşı\'nın her anı, göz yaşartacak böyle "manevî âlem" kaynaklı yardım örnekleriyle doludur. Temelinde ve harcında şehit kanlarının, samimiyetin, duaların, masumiyetin ve her şeyden öteye de Yüce Allah\'ın nusretinin olduğu "Bir Türkiye Cumhuriyeti", kıyamete kadar baki kalıp devam edecektir. Bu herkes tarafından böyle bilinmelidir. Güzel günler dileğiyle. |
13 Ekim 2022 Perşembe
CİNSEL SAPIKLIK (LİVATA )!
Batılı toplumlarda dinen haram olan, bu sapık, fıtrata uymayan cinsel ilişkiler yaygınlaşmış hatta onlar, bunları normal toplumsal birer olay gibi telaki ederek, hoş görü ile bakmış, belki de teşvik etmişlerdir. Pek çok batılı kilise, zina ve eş cinselliği mubah kabul etmiş, hatta bir çok kilisede erkeklerın erkeklerle evlilik akitleri yapılmıştır. Bu cinsel sapık grupların binlerce dernek ve kulüpleri kurulmuştur.
Kur’anın bir çok ayetinde ifade edildiği üzere, Allah’in Lût peygamberi, böylesi iğrenç fiili işleyen kavmi ile mücadele etsin, diğer yandan İsa Mesih’in bu olaylara hoş görü ile bakması ve İncil’ın buna ruhsat vermesi mümkün olabilir mı? Lut’un Rabbi olan Allah, İsa Mesih’ın de Rabbidır.
Son asırda artan bu zührevî hastalıkların en önemli sebebi, fıtrata muhalif olan bu yanlış birleşmelerin neticesidir. GNORHEA hastalığı, bu gün dünyada cinsel hastalıkların başında yer almaktadır. Daha sonraları ortaya çıkan AIDS’ı da unutmamak gerekir.
Bizim ülkemizde bu sapık fiiller son 15-20 yıllara kadar gizli, kapalı ve münferit olaylar şeklinde seyrederken, şimdilerde setleri patlamış baraj suları gibi her tarafı ihata etmeye başlamıştır. Gayreti, muhafazakârlığı ve iffetiyle cennet-misal Anadolu’nun şark vilâyetlerinde bile bu iğrenç fiiller, özellikle sosyal medya üzerinden açıktan işlenir hale geldi. Facebook’ta anılan beldelerde bunlara ait, binlerce üyesi ve takipçisi bulunan gruplara, sitelere rastlamak mümkündür.
Zamanımızın en büyük fitnesi addedilen bu Lût kavminin kötü fiili, baş döndürücü bir hızla gelişmekte olan teknolojinin de desteğiyle körpe dimağlı çocuklarımızı, gençlerimizi yoldan, baştan çıkarmak için, bu gün en güçlü silah durumundadır.
Avrupa’nın teknolojisini, sanayisini, bilimsel çalışmalarını örnek alacağımıza, ahlâk ve edebimizden taviz vererek, her türlü fuhşiyatın, eş cinselliğın serbestiyetini tanıyan kanunlarını kabul edip, tescil ettik. Dolayısıyla hepten ziyan ettik.
Tekrar aslımıza dönmek ve adam olabilmek için belki de asırlar lâzım.
Dr. Mehmet AKSOY
DÜSTURLAR
Birkaç düsturu dinle:
Birincisi: Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat, “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur. “Tarafgirlik ve rıza nazarı hiçbir kusuru görmez. Garazkârlıkla bakan ise, gizli kusurları da açığa çıkarır” [Edebü’d-Dünya ve’d-Din] sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.
İkinci Düstur: Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira, senin gibi niyeti halis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksü’l-amel yapar.
Üçüncü Düstur: Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun ref’ine çalış. Hem, en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır; öyle de, adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır.
Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husûmet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder, sana dost olur.
“Şeref ve izzet sahibi birine iyilik etsen, onu elde edersin. Aşağılık ve kötü birine iyilik etsen, o daha da azar.” [Şerh-i Divani’t-Tayyib, s. 710. Mütenebbi’ye ait bir beyit] hükmünce, mü’minin şe’ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir. Evet, fena bir adama “İyisin, iyisin” desen iyileşmesi ve iyi adama “Fenasın, fenasın” desen fenalaşması çok vuku bulur. Öyle ise, “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan Sûresi: 72.) “Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Tegabün Sûresi: 14.) gibi desatir-i kudsiye-i Kur’âniyeye kulak ver. Saadet ve selâmet ondadır.
Mektubat, Yirmi İkinci Mektub, s. 312
10 Ekim 2022 Pazartesi
KIYAMET NE ZAMAN KOPAR ?
ÂHİRZAMANDAN HABER VEREN MÜHİM BİR HADÎS
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى ظَاهِر۪ينَ عَلَى الْحَقِّ حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪
Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi.
Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi.
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى
(şedde sayılır, tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırk iki (1542) ederek nihayet-i devamına îma eder.
لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ ظَاهِر۪ينَ عَلَى الْحَقِّ
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi bin beşyüz altı (1506) edip, bu tarihe kadar zahir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder.
وَ الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş (1545) olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder.
لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz (1500) tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette bin beşyüz altıdan tâ kırk ikiye, tâ kırkbeşe kadar üç inkılab-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır.
Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi.
Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir.
Fatiha'da "sırat-ı müstakim" ashabının taife-i kübrasını tarif eden
اَلَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ
fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi (1506-1507) ederek tam tamına
ظَاهِر۪ينَ عَلَى الْحَقِّ
fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى
fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz derecesine çıkarıyor.
Ve müteaddid âyât-ı Kur'aniyede "sırat-ı müstakim" kelimesi, bir mana-yı remziyle Risaletü'n-Nur'a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risaletü'n-Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i a'zamın âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def'aten birden ihtar edildi.
اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
Kastamonu - 27