12 Temmuz 2022 Salı

AKLIN FORMATLANMASI;


(AFFEDİCİ OLMAK VE AFFETMEK)

Günümüzde “format” diye bir kavram var.

Herkesin anlayabileceği bir dille ifade edecek olursak, format, bir nevi herhangi bir teknolojik ürünü, hafızasındaki lüzumsuzlardan arındırarak fabrika ayarlarına geri döndürmek gibi bir şey.

Bu kavram insan için kullanıldığında, adı,  NeuroFormat oluyor. Yani beynin başarı ve mutluluk içinde yeniden biçimlendirilmesi, programlanması anlamına geliyor.

Zihindeki tortuları yok etmenin bir yolu.

Buna örnek olarak yaşanmış bir hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istedim bu hafta.  

Alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelen Marie, beş yaşına geldiğinde yurda verilir. Sonra da, sadist bir çift onu evlâtlık edinir.

İtalyan asıllı bu çift, küçük kızı evin mahzenine kapatıp sistematik biçimde işkence ederek, ona, Cehennemi yaşatır. On yedi yaşına geldiğinde ise, depresyondan felç geçirir ve şizofren teşhisiyle akıl hastanesine yatırılır.

Hayli bir zaman sonra durumu yeniden değerlendirilen Marie’in şizofren olmadığı, ağır depresyon ve panik atak yaşadığı anlaşılınca, arkadaşlarının ve kendisini seven birkaç sağlık görevlisinin yardımıyla hastaneden çıkar.

O, bundan sonraki hayatına bir yön belirlemenin eşiğindedir.

İşte, bu an,  tam da NeuroFormat’ın uygulanacağı bir andır.

Marie terk  edilmişliğine, yapılan işkence ve gördüğü tacize, ziyan olmuş yıllarına aldırış etmez; yılmaz, kızmaz, kırılmaz, öfkelenmez ve hayat yolculuğuna sıfırdan başlamayı tercih eder.

Hakkında, “Aklî dengesi yerinde değil, okuması imkânsız” dedikleri hâlde, o, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Doktor olarak çalıştığı uzun yıllar içinde mastır yapar, psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir; bu başarılı çalışmalarıyla birçok ödüle lâyık görülür.

Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody’s Child).

Daha enteresan olanı; on yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastahanesi’ne yönetici olur.

Marie, bir basın toplantısında şunları söyler:

“Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemez ve bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim. Hayatım, ziyan edilmiş bir hayat olurdu.”

Ve son noktayı koyuyor, Marie Rose Balter:

“En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”

Son sözü, Mahatma Gandhi’ye verelim:

“Zayıf insanlar affedemezler. Affetmek güçlülere has bir özelliktir.” 

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ;

"Affedici ol ki,Allah'ta seni affetsin".


11 Temmuz 2022 Pazartesi

SIR VE ÖLÇÜSÜ

 Sırrın ölçüsü nedir?

Said Nursî Hazretleri maddî ve manevî her bir uzvun, Allah’a nasıl bir pencere açıldığını ve şuunatı İlâhiyeyi nasıl gösterdiğini Risale-i Nur eserlerinde anlatmış ve bir lâtife-i Rabbaniye olan sırrın vazifesine “müşahedetullah…” şeklinde yorumlamıştır.

Müşahede: Seyretmek ve görmek manasındadır. Müşahedetullahtan kasıt şunu anlıyoruz. Cenab-ı Allah, (cc) bazı gizli hakikatların seyri için insanda vedia (emanet) bırakılan manevî lâtifeler, marifetullahla birlikte terakki eder. Allah ile muhatap edecek seviyeye getirip bazı sırlara vâkıf eder. Adeta gözüyle o gizli hakikatleri müşahede etmiş oluyor.

Sır, bazan başkaları tarafından bilinmesi istenmez. Gerek fert, gerek aile, gerek cemaatler, gerekse devlet içindeki sırlar bunlar hepsi de özel sırlardır, açığa çıkarmamalıdır. Açığa çıkarılan sır, sır olmaktan da çıkar. Hz. Ali (ra) “Sır, yani içinde sakladığın şey senin esirindir. Onu ortaya çıkardığın zaman sen ona esir olursun” buyurmuş.

Sır saklamada önemli bir husus da başkalarının bize emânet ettikleri sırları saklamaktır. Peygamberimiz (asm) ve Ashabı kendilerine söylenen sırları muhafaza eder ve kimseye açıklamazlardı. Özellikle aile sırlarının korunması çok önemlidir. Sırların korunmaması münafıklık âlâmetlerindendir. Aile sırlarını yayanların ise, kıyâmette en kötü kişiler arasında sayılacağını Efendimiz (asm) haber vermiştir. (Müslim, Nikâh. 123-124)

Sır saklamak nasıl güzel ve faydalı bir davranışsa, bunun aksini yapmak da o ölçüde kötü ve zararlı bir iştir. Başkalarının sırrını araştırıp ortaya çıkarmak, sonra da onları ifşa etmek İslâm ahlâkına yakışmayan bir davranıştır.

Sır ile alâkalı konumuzu özetleyen bir anekdot ile bağlamak istiyorum.

Hocanın biri Uhud Dağı’na uzun uzun bakıp sormuş: Okçular Tepesi’ni terk eden sahabeler kimdi?

Cevap: Yok.

Tekrar etmiş: “Okçular tepesini terk eden sahabeler kimdi?”

Sonunda cemaat mahçup bir şekilde: “Bilmiyoruz hocam” demişler.

Hoca: “İnanın bunu ben de bilmiyorum. Aslında hiç kimse bilmiyor. Çünkü, bu asla İslâm tarihinde de yazmaz.”

O okçular kimdi? Öz çocukları da bilmez, hanımları da bilmez. Çünkü, Ashab-ı Kiram kimseye söylememiş, saklamışlardı.

Hatta yıllar sonra Cemel ve Sıffın gibi hadiselerde birbirlerine ters düştükleri halde bu sırrı kimse açığa çıkartmamış, kimse kimseye kusur atfetmemiştir.

Bu kıssadan bize düşen nedir?

Şöyle ki: Uhud’da, Ayneyn Tepesi’ni terk eden okçuların isimleri sahâbe arasında gizlendiği gibi, biz de birbirimizin gizli sırlarını öyle örtelim ki, ahirette, Rabbimiz (cc) kimsenin bilmediği nice günâhlarımızı örtsün inşaallah…

Birbirimizi çekiştirmek, ‘olanı söylüyoruz..’ demek zaten gıybettir. Olmayanı söylesek iftira olur.

Hazreti Muhammed (asm) şöyle buyurdu: ‘Birbirinize buğzetmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.’ (Buhârî Edep, 57)

Mahşerde “Ümmetim!..” diye haykıran bir peygamberin ümmeti olarak birbirimizin sırları ile uğraşmak bize neyi kazandırır diye, kendimizi sorgulamalıyız.

Sorgulamalıyız ki; Hz. Vahşi ile Hz. Hamza’nın, “el ele tutuşarak” gireceği Cennette, biz de girmeye lâyık olabilelim…. Vesselâm

10 Temmuz 2022 Pazar

ÜLKEYİ SARAN HORTUMCULAR AHTAPOT GİBİDİR

 Bilirsiniz ahdapot kolları vasıtası ile etrafındakileri sarıp sarmalar ve tesirsiz hale getirir.Tabiri caizse hortumlar ve kendini besler sarmaladığı hasmını yok eder.Tıpkı asalakların başkasının sırtından geçindiği ve hayatiyetini devam ettirdiği gibi.

Ülkeyi yöneten iktidarlar ülke insanlarının refah düzeyini artırdığı müddetçe iktidarda kalır ve ülke kalkınmasına çalışmanın huzuru içerisinde olurlar.Diğer bir yanda iktidara gelenler ülke ekonomisini artırıcı tedbirler alarak gelişmiş ülke teknolojileri ile ülkenin gelişmesi için yatırımlar yaparak gelecek nesillerindaha huzurlu mutlu bir hayat sürmelerini sağlar.

İktidar ve muhalefet ülke çıkarlarını gözetmede birlik içerisinde hareket ederek ülkeyi dış tehditlere karşı savunurlar.İçeride ise iktidar güvenlik güçleri halkın huzur ve güvenliğini sağlar.Bu durum ülkenin huzur ve insanların mutlu olmasında en önemli göstergedir.

Seçimler ile iş başına gelip seçimler ile iktidardan giden hükümet sistemi gelişmiş parlementer sistemlerinin vazgeçilmez yapılarıdır.Hak hukuk adalet hesap sormak ve hesap verebilirlik şeffaf bir yönetim ile kalkınmanın esaslarındandır.Bunun dışında kapalı toplumlarda kimin ne yaptığı belirsiz bir şekilde sürer kimin eli kimin cebinde belli olmaz ülkeyi saran bir ahdapot gibi huzursuzluk ve hortumculuk alır başını gider.  Ülke insanları çalışır birileri ülke gelirlerini mevcut iktidarların yanlış ve taraflı yönetim biçimleri ile haksız bir şekilde cebine indirir.Ülke ve halk kaybeder bir kaç zengin daha zengin hale gelir.İşte ülkeyi ahdapot gibi saran bu hortumculardan kurtulmanın yolu seçimdir.  Ülke insanlarının kan emici vampirlerden ve ahtapot gibi haksız kazanç sağlayan hortumculardan kurtulmsı bu şekilde mümkündür.

Zenginin daha zengin fakirin daha fakir olmasına sebep olan soyguncu düzenlerin son bulması demokrasi ile ve hür düşüncenin hakim olduğu şeffaf parlementer sistemle mümkündür.İnşallah millet ittifakını temsil eden partiler yapacakları demokrasi  misakı ile bunu gerçekleştirirler.Allah ülkemiz ve insanlık için hayırlara vesile kılsın.

Rafet Özcan


8 Temmuz 2022 Cuma

ÖNCE İMAN, SONRA NAMAZ

 Cenab-ı Allah (cc), insanı kâinatın halifesi ve efendisi olarak seçmiştir. Çünkü insan ibadet noktasında bütün mahlûkattan daha kapsamlı ve donanımlıdır. Bunun için insanoğluna verilen bu âlî makama karşı Allah’a şükür etmeyen insan elbette hain ve onun hükmü merduddur.

Merdud, “reddolunmuş” veya “kovulmuş” manasındadır; hain durumuna düşen birinin ise toplum içinde ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı gibi, onun sözüne de itibar edilmez.  Namaz gibi önemli bir vazifeyi terk eden bir insanın ihaneti ancak hainlikle ve merdudlukla ifade edilebilir.

Çünkü insanın bu dünyaya gönderilişinin ana sebebi ve gayesi ibadettir. İnsan ibadet vazifesini ihmal ederse, Rabbinin vermiş olduğu nimetlerine karşı hem nankörlük etmiş olur hem de ihanet etmiş olur. Hatta insanlar arasında da itimadın ve güvenin sarsılmasına neden olanlar “hain” diye tabir edilir.

Bir insan namaz kılmıyorsa, namazı da inkâr ederse hem fasık olur, hem de küfre girmiş olur. Ayrıca namaza karşı kin de besliyorsa şehadeti kabul edilmeyen hain ve merduddur.

Said Nursî hazretleri, bu ifadenin İslâmiyet’te genel bir hüküm olduğunu risalelerinde nazara vermiştir. Namaz gibi, ubudiyetin özü olan bir ibadeti terk etmekle kâmil iman elde edilemez. Çünkü imanın neticesi ibadettir. Kâmil imana ulaşan bir insanın namaz kılmaması düşünülemeyeceği gibi, namaz kılmayan bir insanın da kâmil bir imana ulaşması düşünülemez.

Hülâsa; namaz, mü’minin Rabbiyle olan en yakın münasebetidir. Namaz kılmayan insan bu münasebeti zayıflatmış, kendisini nefis ve şeytan gibi düşmanların arasına atmış olur ki; asıl büyük tehlike de budur. Namaz kılmak imandan sonra gelen en büyük hakikattir. Bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’de birçok yerde tekrar tekrar namazdan bahsedilmektedir. Hiçbir ibadete bu kadar ehemmiyet verilmemiştir.

Örneğin, “Resûlüm!  Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki; namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…”1 “Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.”2

Yüce Rabbimiz daha birçok ayet ile insanları namaza teşvik etmiştir. Namaz kılmamak büyük günahlardandır. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var” gerçeğinden hareket ederek devamlı namaz kılmayan insanın zaman içinde imanı tehlikelerle karşılaşacaktır. İşte o tehlikelerden birini gören Said Nursî Hazretleri, “Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.” demiş. Vesselâm…

Dipnotlar:

1- Ankebut, 29/45

2-Mü'min,23/9

7 Temmuz 2022 Perşembe

ADAY OLMADAN ÖNCE ADAM OLMAK

 Öyle büyük ve muazzam dâvalar var ki; aday olmadan önce adam olmayı, hatta icabında “adak” olmayı, yani o yolda kurban olmayı bile icap ettirir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Hazreti Ömer’e (ra), oğlu Abdullah’ın halife olması teklif edilince, o şöyle demiştir: “Eğer bu iş güzel bir iş idiyse biz zaten buna eriştik. Ama eğer bu iş zor ve dayanılmaz bir iş ise-ki öyledir-bir evden bir kurban yeter.”

Şurası da unutulmamalı ki, hak dâva uğruna kurban olmaya hazır olanlar daima Cenab-ı Hakk’ın koruması altında olmuştur.

Madem ki, Resul-ü Ekrem (asm) “Ben iki kurbanlığın oğluyum” buyurmuş.

Madem ki, ilk dedesi Hz. İsmail’i kurban olmaktan kurtaran koçu, Rabbülalemin Cebrail (as) ile göndermiş. Ve babası Abdullah’ın kurban edilmekten kurtarılmasına karşılık yüz devenin kurban edilmesi, yine Rabbülalemin tarafından kabul görmüş. Demek ki, hak ve hakikat davasına kurban olmaya hazır olanları Cenab-ı Hak her zaman korumuştur, korumaktadır.

Merhum Ali Ulvi Kurucu, Üstad Said Nursî Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat kitabı için özel bir ilham ve iştiyakla kaleme aldığı önsözde şöyle diyor:

“İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”

İşte harikulade vasıflarla mümeyyiz Üstad Bediüzzaman’a bakınız ki, yeri gelmiş ve münasebet hasıl olmuş, şöyle ilan etmiştir:

“Umumun malûmu olsun ki: İki elimde iki hayatımı tutmuşum, iki hasım için iki meydan-ı mübarezede iki harple meşgulüm. Tek hayatlı olan adam meydanıma çıkmasın.”

Bu sözleri de; bid’alara giren bazı şeyhleri ve hocaları tenkid etmesine karşılık, “onların içinde bazı evliyalar da vardır, onları böyle tenkid etmek senin için iyi olmaz” şeklinde hatırlatmada bulunanlara beyan etmiştir. Üstadın bu beyanında aslında bir mâna daha saklıdır. O da şudur: Ahirette zararıma olur korkusuyla, hakikatı beyan etmekten çekinmem. Zaten bundan dolayı da zarar gelmez, korkmayın..

Son okarak, Üstad’ın kendisini Kur’an ve iman dâvasına adamışlığının, (bizim ölçücüklerimizle tartılamaz olan) derecesine bakalım:

“Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”

4 Temmuz 2022 Pazartesi

KİME TEŞEKKÜR EDELİM ?

 Kontrolümüz dışında çalışan midemiz, yediğimiz eti sindiriyor, fakat kendini sindirmiyor.

Olağanüstü özellikleri olan bir laboratuvar sanki. Hayati önemdeki kimyevi faaliyetler orada cereyan ediyor. Hassas denge içinde, ömür boyu hizmet ettiriliyor. Kime teşekkür etmeli?

Öğretmen denklemlerle dolu yazı tahtasından bakışlarını çevirdi.

Okul bahçesini işaret ederek dedi: Şu ağaçlar, fotosentez yaparken hiç hata yok.

Hatasız işleyen bu sistemi kim kurmuş? Hayat sınavının en önemli sorusu işte bu. Akıl ve vicdan sahibi herkes cevaptan sorumlu.

Yağmur damlası büyüklük ve ağırlığındaki herhangi bir cisim, 1200 metreden bırakılınca yere saatte 558 km hızla düşer. Yağmur damlasının yere düşüş sürati ise; 8 ilâ 36 km/h

Bu ölçülü ve hikmetli rahmet, kimin eseri? Her saniye 16 milyon ton su, tane tane gönderiliyor yeryüzüne.

Öğretmen, öğrencinin ismini yazdı ve dönüp ona sordu: 

-Sınıfa girince ismini yazı tahtasında görsen,

ismimi kim yazmış? diye düşünürsün, değil mi?

-Yazı tahtası tebeşirlerle anlaşmış ve ismin buraya yazılmış, deseler inanmazsın.

-İsmini yazan biri var da, seni yaratan yok mu?

Dünya bir manyetik kalkanla korunuyor. Manyetosfer olmasa; Dünya, Mars gibi donmuş bir çöl olurdu. Kozmik rüzgârlar atmosferi yok eder, okyanuslar buharlaşırdı.

Diğer gezegenleri ve kâinatı tanıdığı ölçüde, düşünen insan daha iyi fark ediyor.

Allah’ın yaratmasındaki incelik ve lütuflarını.

İhtiyaçlarımızla imkânlarımızı kıyasladığımızda çok fakiriz. Havaya, suya, güneş ışığına muhtacız.

Dünyamız da, vücudumuz da, bu mucizevi yapı ve sistemler olmadan, korunamaz.

Manyetosfer de, derimiz de, kafatasımız da bizim eserimiz değil. Bu zenginlik bizim gücümüzle değil.

Aşikâr olan şu ki; pehlivan da olsak, bir mikroba tuş olacak kadar aciziz… Trilyoner de olsak, bir nar tanesini yapamayacak, Allah’ın ikramı olmasa alamayacak kadar fakiriz. Vücudumuz için gerekli olan ve gücümüzün yetmediği binlerce dengeden biri olmasa, duman olurdu halimiz.

Alıntı

İNSAN ALDANIR

 

Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, o aldatma ustası (şeytan)da Allah hakkında sizi kandırmasın.

Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara yakıcı ateşin mahkûmlarından olsunlar diye çağrıda bulunur.

İnkâr edenler için çetin bir azap vardır; iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara ise bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

(Fatır Sûresi 5-6)

*İNSANOĞLU ALDANDI;*

-“Cehennemi hesaba katmayan dindar” 

aldandı !

– “Cennetteki yerini hazir bilen herkes”

aldandı !

– “Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünyaperest”

aldandı !

– “Ameline güvenen âbid”

aldandı !

– “Salih amel işliyorum sanan riyâkar”

aldandı !

–“Âleme telkin verip kendini unutan vaiz”

aldandı !

– “Rabbini bırakıp hevâsına kulluk eden”

aldandı !

– “Rahmete güvenip kendini emniyete salan fâsık”

aldandı !

– “Yolunun eğriliğinden şüphe etmeyen kendini bilmez”

aldandı !

– “Kendini hizmette bilip, kılını dahi kıpırdatmayanlar” 

aldandı !

– Nasıl desem bilmem ki ömrünü Namazsız geçiren insan 

aldandı !

- "Ben bundan sonra kurtulmam." diyen me’yus 

aldandı !

- "Allah c.c dilemeseydi günahkar mı olurdum !" diyen kaderci 

aldandı !

- "Keşke her Günahım bunun gibi olsa." diyen müznib 

aldandı!

- "Bakma! Benim kalbim temiz." diyen amelsiz 

aldandı !

- "Bir lokma bir hırka devirleri geçti artık; bu zamanda her şey para!" diyen zengin 

aldandı !

- "Bu zamanda da bu olur mu canım !" diyen câhil 

aldandı !

- "Göreceksin biz nice hacı-hocadan önce gireceğiz cennete" diyen nâdan 

aldandı !

–"Hem ondan hem bundan lazım; öyle tek taraflı, asosyal olmaz." diyen bîhaber 

aldandı !

- "O kadar incesine aklım ermez." diyen akıllı(!) 

aldandı !

- "Bu da bir şey mi canım, millet neler işliyor." diyen günahkar 

aldandı !

- "Benim anam da babam da Hacı." diyen evlat 

aldandı !

- “Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.” diyen 

aldandı !

- "İşlediysek biz işledik; azâbını çeker, diyetini öderiz." diyen bedbaht 

aldandı !

*EYYYYY   İNSANOĞLU!!!*   ALDANANLARDAN OLMA...!!!

Allahım;

    Bizi aldananlardan eyleme.