10 Ocak 2021 Pazar

ŞİMDİ DUA ZAMANI

 Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile, Veysel Karanî gibi şöyle münacat ederler; derler ki:

   "Yâ İlahenâ!

Rabbimiz sensin!

Çünki biz abdiz.

Nefsimizin terbiyesinden âciziz.

Demek bizi terbiye eden sensin!..

Hem sensin Hâlık!

Çünki biz mahlukuz, yapılıyoruz.

Hem Rezzak sensin!

Çünki biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor.

Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin.

Hem sensin Mâlik!

Çünki biz memluküz.

Bizden başkası bizde tasarruf ediyor.

Demek mâlikimiz sensin.

Hem sen Aziz'sin, izzet ve azamet sahibisin!

Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var.

Demek senin izzetinin âyinesiyiz.

Hem sensin Ganiyy-i Mutlak!

Çünki biz fakiriz.

Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor.

Demek gani sensin, veren sensin.

Hem sen Hayy-ı Bâki'sin!

Çünki biz ölüyoruz.

Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.

Hem sen Bâki'sin!

Çünki biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz.

Hem cevab veren, atiyye veren sensin!

Çünki biz umum mevcudat, kàlî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz.

Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor.

Demek bize cevab veren sensin.

Ve hâkeza..."

   Bütün mevcudatın, küllî ve cüz'î herbirisi birer Veysel Karanî gibi, bir münacat-ı maneviye suretinde bir âyinedarlıkları var.

Acz ve fakr ve kusurlarıyla, kudret ve kemal-i İlahîyi ilân ediyorlar

(Yirminci yüzyılınMektub/2.Makam/8.Kelime)

Mektubat - 241

SORUN KAFALARDA

 Sorun Yasalarda Değil, Kafalarda

En sonunda ekonomik krizin ciddiyetini anladılar ve acı reçeteden bahsetmeye başladılar.

Ülkeler zaman zaman darboğaza girebilir, ağır buhranlarla, felaketlerle karşı karşıya kalabilir. Bunları topluca omuzlamak  millet olmanın gereğidir. Kriz, dar bir grubu zengin etmek,  yolsuzluklara, usulsüzlüklere göz yumarak, bile bile yanlış politikalar izleyerek oluşmuşsa o acı reçeteyi önce buna sebep olanlar tatmalıdır.

Çünkü ülkeyi bu hale millet getirmedi, yandaşa peşkeş çekilen, doğru dürüst kırım yapılmayan ihaleler, kazanç garantili yol-köprü ve hastaneler, dövize bağlanan ödemeler, hukuku atlayarak yapılan işlemler  bu ülkeyi bu hale getirdi. Niçin bedelini bu noktaya gelişte hiç bir sorumluluğu olmayanlar çeksin.

Acı reçete diyorlar, hala döviz-kazanç garantili ihaleler devam ediyor. Hala makam aracı saltanatı sürüyor, hala senede bir iki defadan fazla kullanılmayacak saraylara kucak dolusu paralar harcanıyor, hala uçak israfı sürüyor, hala ihalelere aynı beşli çete çağrılıyor, hala HSYK'nın RTÜK'ün yapısında hiç bir değişiklik emaresi gözükmüyor. Böyleyken hangi reformla neyi düzelteceksiniz.

Acı reçeteyi önce ülkeyi bu hale getirenler tatmalıdır. Sarayda oturarak millete acı reçete tavsiye etmek kimsenin vicdanını tatmin etmez.

Türkiye'yi bu noktaya başkanlık sistemi getirdi. Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede en üst makam her zaman tarafsız- hakemlik konumunda olan bir makamdır. Partili başkanla toplusal çatışmalar ve muhtemel gerilimlerde hakemlik yapacak bir müessese bırakılmadı. Taraflı bir makamdan  objektif kararlar beklenebilir mi? Bir ülkede halkın yarısından çoğunu denklem dışına itmenin yolu taraflı Cumhurbaşkanlığı mekanizması ihdas etmektir. Kendi, elimizle devleti taraf haline getirerek vatandaşın bir kısmını dışlar hale getirdik. Bunda bizimde büyük vebalimiz var.

Saraydan taahhüt edildiği gibi bir reform beklemiyorum, yapılan  sözde reformların çoğu  Cumhurbaşkanına ait yetkilere dokunmamak için yapılmış reformlardı. Hiç biri fayda getirmedi Ülkeyi bu hale getiren sisteme neşter vurulmadıkça hiç bir şey değişmez. Çünkü sorun yasaların eksikliğinden kaynaklanmıyor, sorun yasaları uygulamamaktan, bilerek isteyerek çiğnemekten kaynaklanıyor. Uluslararası anlaşmalar yasa hükmünde değil midir? Yasalar AİHM kararlarına uyulması gerektiğini söylemiyor mu? Söylüyor. Yasanın açık emrine rağmen AİHM kararlarını uygulamayıp sonrada reformdan bahsetmek ne kadar inandırıcı? Yasayı uygulamıyorsun ki, uygulasan  zaten sorun kalmayacak. Sorun yasalarda değil, onu uygulama mevkiinde olanların zihinlerinde, ideolojik görüşlerinde.

Bizi bu krizden çıkaracak tek reform biçimi var, saray iktidarı ve tek adam düzeninin bitmesi, yeni yıpranmamış, topluma güven veren bir yönetimin gelmesi. Bu kafayla dünyanın en demokratik yasalarını yapsanız uygulanmadıktan sonra bir faydası olmaz. Kuzey Kore'nin anayasası dünyanın en demokratik anayasalarından biri, ama Kuzey Kore dünyanın en baskıcı, en zalim yönetimi. Mesele yasalarda değil, yönetenlerin kafasında. Bunu anlamadıkça hiç bir sorunu çözemeyiz.

8 Ocak 2021 Cuma

NEREYE SEVK OLUNUYORSUN?


Aklı başında olan her insan düşünür ki, eşsiz kabiliyetler ve cihazlarla donanımlı insanın bu dünyada var olması, abes ve mânâsız olamaz. Sonsuz uzay boşluğunda, güvenli, güzel bir gezegende, insanın yaşaması için her türlü şartların ve rızıkların temin edilip insanın hizmetinde çalıştırılması tesadüf ve gelişigüzel işler değildir.

Tâ en başa dönelim. Hiçbir şey yoktu. Sadece ezelî ve ebedî olan Allah vardı. Sanatını göstermek, tanınmak ve bilinmek, ikramlarda bulunmak isteyen Cenab-ı Hak ilk önce esir maddesi denen maddeyi yaratmıştır. Bu ana maddeden atomlar, kütleler halinde ayrılarak gökyüzündeki yıldızları ve gezegenleri oluşturmuştur. Bu kopan parçalardan biri olan dünyamız bir ateş topu iken kesifleşip katılaşarak kabuk bağlamış, bu yaşadığımız yeryüzü meydana gelmiştir. O “ol” diyor her şey oluveriyordu. Daha sonra melekleri yarattı. Sonra cinleri, şeytanları, hayvanları, bitkileri, son olarak da insanı yaratmıştır.

Melekler devamlı ibadet eden, itaatkâr, günaha ve şerre meyli olmayan varlıklardır. Allah insanı yaratmayı dilediği zaman, melekler bunun hikmetini merak etmişlerdir. Zira insan günah işleyebilir, şeytana uyabilirdi. Bilindiği üzere Allah, ilk insan olarak Hz. Adem’i yarattı ve ona can verdi, çok üstün özellikte cihazlarla donattı, bütün eşyaların ismini öğretti, ilim öğrenecek kabiliyet verdi. Sonra melekleri de huzuruna çağırdı ve gösterdiği varlıkların isimlerini sordu. Melekler cevap veremedi. Hz. Adem ise hepsine cevap veriyordu. Melekler hep bir ağızdan: “Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur.” dediler. Allah’a saygı ile secde ettiler. Daha sonra Allah, meleklerin Hz. Âdem’e de secde etmelerini istedi. Melekler Allah’ın emrine uydu ve hepsi Hz. Adem’e secde ettiler. Ateşten yaratılan şeytan ise, gurura ve kibire kapıldı, secde etmediği gibi isyan dolu itirazlarda bulundu. Onun saygısızlığı ve isyanı karşısında Cenab-ı Hak da onu huzurundan kovdu. Kovulan şeytanın bir isteği vardı. “Kıyamete kadar yaşamak istiyorum, nefret ettiğim bu insanları günahkâr yapabilmek için tuzaklar kurmak, kendim gibi isyankâr yapmak için çalışmak istiyorum” demişti. Allah, hikmet lisanıyla “Sen benim sadık kullarımı doğru yoldan saptıramazsın, ancak sana aldananlar olacaktır. Ben de seni ve senin peşinden gidenleri hesap gününden sonra Cehenneme atacağım” demiştir.

Hak yolda devam eden, gönderilen Peygamberlerine itaat eden insanları ise saadet saraylarına, Cennetine alacağını müjdelemiştir. Böylece şeytanla insanın mücadelesi ve müsabakası başlamıştır. 12. Mektupta geçen bir ifade şöyledir: “Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidatlar beraber kalacaktı. Âlâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık’ın ruhu, esfel-i sâfilîndeki Ebu Cehil’in ruhuyla bir seviyede kalacaktı.”

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın katında iyilerin ve Cennete namzet olanların makamı olan âlây-ı illîyine lâyık olarak yaratılmıştır. Kendi tercih ve iradesiyle imansızlığı seçse, insanlıktan çıkar, “esfel-i sâfilîn” denilen hayvanlardan da aşağı bir dereceye düşer. Mahlûkat içinde bir sultan olarak yaratılan insan, aklı varsa bu seviyeye düşmez. Nereden gelip nereye gittiğini, yaradılış hikmetlerini, bu yolculukta dünyanın bir misafirhane ve han olduğunu düşünür, bilir. Yaratıcısını tanır, sever, O’nun emirlerine itaat eder. İmanda dünyada dahi hissedilen bir nebze Cennet lezzetiyle hayatından lezzet alır, güzelce yaşar. İmansızlık içindeki karanlığı ve bir parça Cehennem azabını hisseder, bilir.

Bediüzzaman Hazretleri, insanın bu yolculuğunun ehemmiyetine binaen şöyle sesleniyor: “Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?… Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, O’nun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem’a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz. Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.” (Mektubat, 20. Mektup)

KIYAMET NE ZAMAN KOPAR?

 Kıyamet yakın mı?

Bundan yaklaşık 1400 sene önce "kıyamet yakındır" diyerek ümmetini uyaran Allah Rasulü,onları hazırlıklı olmaya davet etmiştir.Her geçen gün dünyanın sonunun yaklaştığı ilim adamları tarafından da belirtilmektedir.Hele şu son yıllarda meydana gelen afat ve felaketler salgın halindeki hastalıklar büyük kıyametin habercisi ve uyarıcısı niteliğindedir.Merhum  Nasreddin hocaya sormuşlar hocam kıyamet ne zaman kopacak diye, hangisini soruyorsunuz büyük kıyamet mi küçük kiyamet mı der.Hocam küçük kıyamet nedir büyük kıyamet nedir?  Hoca merhum hanımın ölünce küçük kıyamet, sen ölünce de büyük kıyamet kopar demiş.Dünyada yaşayan tüm insanları tehdit eden koronavirüs salgını iki milyona yakın insanın küçük ve büyük kıyametini kopardı.80-90 milyon insanın hastalanmasına ve ölüm ile burun buruna gelmesine sebep oldu.

Salgın hastalıklardan kurtulmak için, bütün dünya aşı seferberliği başlattı inşallah netice alınır ve bu salgından bir an önce kurtuluruz.Şunu da unutmamak gerekir insanlık erken bir kıyametin kopmasını istemiyor yada geciktirmek istiyorsa ölçülü hareket etmek ve kurallara uymak zorundadır.Ayrıca hak, hukuk adalet kurallarına uyup ahlaki ölçüler içerisinde hareket etmelidir.Yoksa pek yakın bir zamanda dünyanın kıyameti de kopar insanlar hesap vermek üzere ahiret alemine intikal eder.Allah hepimizi kıyametin dehşetinden korusun.Bizleri istikamet üzere devam eden kullarından eylesin.Amin

7 Ocak 2021 Perşembe

KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI

 Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Rengarenk, cilt cilt kitaplar ne kadar da hoş görünüyor ama bir türlü okumaya başlayamıyor musunuz?

Normalde okumayı çok seviyorsunuz ancak şu ara motivasyonunuz mu düşük?

En son okuduğunuz kitap “Alican Tatilde” mi?

Sizler için okuma motivasyonunuzu arttıracak harika öneriler hazırladık,

-İlk etapta ağır terimleri olan veya ağdalı bir dile sahip kitapları tercih etmeyin. Sizi zorlayıp sıkmayacak, yalın anlatımlı kitapları tercih edin.

-Kesinlikle ilginizi çeken bir kitaptan başlayın.Asla çok satıldı, herkes beğendi diye size hitap etmeyen kitaplardan başlamayın. Polisiye mi seviyorsunuz? Polisiye kitaplar okuyun.

-Okumaya başladığınız fakat kitap sizi sarmadı, onu bitirmek konusunda ısrarcı olun. Kendinizi zorlamak sizi okumaktan iyice soğutacaktır. Bunun yerine yeni bir kitaba şans verin.

-Yanınızda daima kitap olsun, artık e-kitap okuyucuları ve telefonda e-kitap okuma uygulamalarıyla bu hiçte zor değil. Binlerce kitabı hiç zorlanmadan yanınızda taşıyıp, yolculuklarda veya bekleme anlarında bir kaç sayfa kitap okuyabilirsiniz.

-Okuduğunuz kitapları kaydettiğiniz, yıllık okuma hedefleri belirlediğiniz internet siteleri var, bunlara üye olarak okuma motivasyonunuzu arttırabilirsiniz.

-Instagram, Facebook gibi uygulamalarda kitap kluplerine katılıp yeni kitaplar hakkında bilgi paylaşımlarını takip ederek bu işi eğlenceği hale getirebilirsiniz!

-Kendinize kitap okuyacağınız bir zaman dilimi belirleyin. Otobüste,serviste,uyumadan önce bu sizin rutininiz olsun. Servise bindiğinizde hemen internette amaçsızca gezmeye başlamayın, açın kitabınızı okuyun.

– Kendinize okuma arkadaşı bulun! Kitap okumayı seven bir arkadaş edinin. Kitap tavsiyeleri paylaşmak, kitaplar hakkında konuşmak, tartışmak, onun gördüğü sizin görmediğiniz şeyleri konuşmak kitap okumayı daha da güzelleştiriyor.

Hadi, kendinize sıcacık bir kahve yapın, en rahat koltuğunuza kurulup okumaya başlayın.

30 Aralık 2020 Çarşamba

KANUNLAR NİÇİN ÇIKARILIR?

 Hukuk devleti kanunlarla yönetilir.Kanunların ihlal edildiği bir ülkede hukuk ve adaletten söz edilemez. Kanunların geçersiz sayıldığı,yani yönetenlerin kanunlar çerçevesinde yönetimlerini sürdürmediği o devlete hukuk devleti denilemez.Hatta o ülkeye devlet dahi denilemez. Çünkü otorite boşluğu ortaya çıkar.Başıboşluk ve kargaşa sonucu toplum idare edilemez hale gelir.Ya da keyfi idare hakim olur,bu da en hafif tabiri ile o toplumun kabile yada aşiret topluluğu olduğunu gösterir.

Modern hukuk devletinde kanun yapıcı meclis ve denetleyici yargı ve uygulamayı sağlayan hükümet ve Cumhurbaşkanıdır.Onlar da kanunlar çerçevesinde bu görevlerini yerine getirir.

Meclisler niçin vardır? Kanun yapmak için,yapılan kanunlara uyulmuyorsa meclise ne gerek var? Meclisi kapatalım daha iyi.Anayasa ihlal ediliyorsa Anayasayı kaldıralım daha iyi .Yargı görevini yapmıyorsa kapatalım yada  kaldıralım.

 Hukuk yoksa ve hukuksuzluk hukuk haline getirilmişse, bu ülke dikdatörlüktür ve dikdatörlükle yönetilir diyelim daha iyi. Bu ülkede keyfilikler geçerlidir diyelim olsun bitsin.

 Efendiler  aklınızı başınıza alınız.Bu millet sizi kanunları ihlal edin, ülkeyi keyfi yönetin diye seçmedi. Bozulan düzeni, yeni kanunlar çıkararak, hukuk içinde sağlayın diye seçti.Kanunları ihlal edin keyfinize göre ülkeyi yönetin yiyin için yatın kavga ve gürültü edin diye meclise göndermedi. Gün gelir devir değişir bu hukuksuzluklarınızın hesabı birbir sorulur.Yeter artık vazgeçin bu kanun tanımaz keyfiliklerinizden.Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.

 Muhalefet partileri görev yapamıyorsa niçin mecliste oturuyorlar? Toptan istifa edip ayrılsınlar meclisten.Ya herkes kanunlara uyar ya da tek parti iktidarı kanunsuz bir şekilde ülkeyi yönetmeye devam eder.Bu nasıl bir yönetim şekli,nasıl bir Cumhuriyet ve demokrasi  ise...artık onun cevabını da seçimlerde kendileri verir.Bu hukuksuzluğun hesabı bir gün gelir hukuk içerisinde sorulur  Suç işleyenler ve suça ortak olanlar işledikleri suçların cezasını çekerler.

Rafet Özcan

2 Kasım 2020 Pazartesi

DEMOKRASİ PLATFORMU

 DEMOKRATLAR VE İKTİDAR

Demokratları ihtilaller ve siyasi  dalavereler ile iktidardan uzaklaştıran derin mihraklar12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra,  Anavatan Partisini kurdurarak 1983 seçimleri ile iktidar yaptılar.Daha sonra 1991 de Doğru Yol Partisi SHP lie  koalisyon sonra Demirel'in Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Tansu Çiller ile Önce SHP sonra Refah ile koalisyon yaptırarak iktidar olmasını sağladılar Sonra Refah yol koalisyon iktidarıni hazm edemeyerek 28 Şubat darbesiyle iktidardan uzaklaştırdılar.Yine  iç ve dış mihraklar bu milletin kendi iradesi ile Halk Partisini iktidara getirmeyeceğini bildikleri için Halk Partisinin yerine o görevi yerine getirecek olan millet partisini yani MHP li CHP yi destekleyerek iktidar yaptılar.Bu birliktelik 2001 krizi ile sona erdi. 2002 de yeni kurulan millet partisi konumundaki AKP 'yi allayıp pullayıp Demokrat diyerek iktidara getirdiler ve biz gidersek CHP  gelir ha diyerek milleti Halk partisi ile  korkutarak bu partiyi 22 sene iktidarda tuttular.Her seçim öncesi kendileri hiçbir zaman demokrat olmayan AK Partiyi bunlar giderse Halk partisi iktidara gelir ha diyerek milleti Halk Partisi ile korkuttular.Sözde demokrat, özde millet partisi ve şimdide  eski Halk Partisinin yerini alan, dikta tek parti tek adam zihniyetini yerli ve milli diyerek Cumhuriyet ittifakı ile iktidarda tutmaya çalışıyorlar.Ama bu oyun Demokratların uyanıp başta Cumhuriyet Halk Partisi İyi Parti ve Saadet partisi ile birlikte Millet İttifakını kurarak muhalefetin daha güçlü hale gelip iktidarı silkelemeye ve iktidar olmak için çabaladıklarını anladılar.Millet oyunu bozacak ve 24 Hazirandan sonra bozulan devlet nizamı ve Demokrasimiz yeniden canlanacak iki yıl devam eden OHAL kaldırılarak normal hale geçildi.Yeni bir hamle olarak bütün demokratlar muhalefette demokrasi platformunu oluşturarak demokrasimizin gelişmesi ve demokratların iktidar olarak devlet düzenini yeniden parlementer sisteme geçerek hukukun üstünlüğü ve adaletin tesisi ile gerçekleştirilmelidir.Allah millet ittifakı ile demokrasiye gönül veren demokrat platformunu oluşturacak tüm muhalefet millet cephesinin yardımcısı olsun.

Rafet Özcan