21 Temmuz 2020 Salı

31MART HADİSESİ

 Yarım Sual: Nazik ve zayıf bir vücud ki, sivrisineklerin ve arıların ısırmasına tahammül edemediği için, gayet telaş ve zahmetle onları def'e çalışırken biri çıksa, dese ki: Maksadı sivrisinekleri, arıları def'etmek değil.. belki büyük arslanı ikaz edip kendine musallat etmek ister.
Acaba böyle demekle, hangi ahmağı kandıracaktır?
   Sualin diğer yarısı çıkmağa izin yoktur.
   Ey paşalar, zabitler!
Bütün kuvvetimle derim ki:    Gazetelerde neşrettiğim umum makalatımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım.
Şayet zaman-ı mazi canibinden, asr-ı saadet mahkemesinden adaletname-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaikı aynen ibraz edeceğim.
Olsa olsa o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.
   Şayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnamesiyle celb olunsam, yine bu hakikatları tevessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim.
{(Haşiye): Şimdi üstad Bedîüzzaman bu kırkbeş senedeki dehşetli mahkemelerinde aynen bu onbir buçuk cinayetlerini ve onbir buçuk suallerini o Divan-ı Harb-i Örfî'deki gibi tekrar etmiştir ve etmektedir.
Nur Talebeleri namına Hüsrev}
   Demek, hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır.
 ﺍَﻟْﺤَﻖُّ ﻳَﻌْﻠُﻮ ﻭَﻟﺎَ ﻳُﻌْﻠٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ

   Millet uyanmış, mugalata ve cerbeze ile iğfal olunsa da devam etmeyecektir.
Hakikat telakki olunan hayalin ömrü kısadır.
Feveran eden efkâr-ı umumiye ile, o aldatmalar ve mugalatalar dağılacaktır ve hakikat meydana çıkacaktır inşâallah...

(İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi/Yarı Cinayet)
Divan-ı Örfi - 30

12 Temmuz 2020 Pazar

HZ.ÖMER'İN ADALETİ

KEMİK PARÇASINA DÜŞÜLEN NOT  
Gel zaman, git zaman… Ömer de, Amr da Müslüman olurlar.
Nice devran döner. Ömer halife olur. Arkadaşı Amr’ı da Mısır valisi tayin eder.
Vali Amr bin As İskenderiye’de yol çalışmaları esnasında bir Yahudi’nin mülkünü zorla istimlâk eder. Parasını fazlasıyla ödediği halde, Yahudi bunu kabul etmez. Amr, Yahudi’yi devlete karşı gelmekle suçlar.
Yahudi de Medine’ye giderek, durumu Hazret-i Ömer’e şikâyet eder.
Hazret-i Ömer (ra) uzandığı gölgelikten ateş parçası gibi fırlar ve: “Bu ne zulümdür! Valimiz bilmez mi ki, adalet mülkün temelidir! Bana bir kemik parçası getirin!” diye gürler.
Getirilen kemik parçasına şunu yazar:
“Bil ki, ben Nuşirevan’dan daha adilim!”
Ardından kemik parçasını Yahudi’ye verir. “Bunu valine götür.” der.
Yahudi Hazret-i Ömer’in (ra) işlem yapmadığını, işi başından savdığını zanneder. Mısır’a dönüp kemik parçasını vali Amr’a teslim eder.
Kemik parçasındaki yazıyı okuyan Amr’ın, birden yüzünün rengi solar ve Yahudi’den özür dileyerek mülkü üzerindeki devlet projesini iptal eder. Yahudi’nin mülkünü geri verir.
İşte adalet! İşte medeniyet! İşte bir Yahudi’den bile esirgenmeyen insan öncelikli yönetim anlayışı! İşte Müslümanlık!

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

NUŞİREVAN’IN ADALETİ 
Ömer bin Hattab’ın (Hz. Ömer), cahiliye zamanında Amr bin As ile birlikte yolu İran’a düşmüştü. İran’da Medayin şehrinde konaklarken, gece soyuldular, develerini ve paralarını çaldırdılar. İran’ın o günkü Kisra’sı Nuşirevan idi. Huzuruna çıktılar ve soyulduklarını söyleyip şikâyette bulundular. Nuşirevan:
“Demek devenizi ve paranızı çaldırdınız! Siz uyuyor muydunuz?” diye çıkıştı.
Ömer, hazır cevaptı:
“Evet, biz uyuyorduk! Sanıyorduk ki, siz uyumuyorsunuz!” dedi.
Nuşirevan:
“Haklısın Arap! Ülkemde misafirler taciz edilirken benim uyumam doğru değil! Peki, bana bir hafta süre verin.” dedi.
Bir hafta sonra Nuşirevan gerçekten develerini ve paralarını teslim etti. 
Ve onlara: “Şehirden çıkarken biriniz Güneş kapısından, biriniz Ay kapısından çıkın!” dedi. Ticaret için alacaklarını bir an evvel aldılar ve Ömer Güneş kapısından, Amr da Ay kapısından çıktılar.
Meğer hırsızlardan birisi Nuşirevan’ın oğlu, diğeri de şehrin güvenlik sorumlusu Şahnapehlev imiş. Nuşirevan kendi oğlunu Güneş kapısında, Şahnapehlev’i de Ay kapısında asmış! Manzarayı gören Ömer ile Amr, Nuşirevan’ın adaletine parmak ısırdılar.

KUR’ÂN’IN TAKİP ETTİĞİ MAKSATLAR


Kur’ân’ın dört esasını Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade ediyor: “Kur’ân’daki anasır-ı esasiye ve Kur’ân’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür.” 1
Kısaca ele alalım:
1- Tevhid: Allah’ın varlığı ve birliği inancıdır. Kur’ân’ın bütün meselelerini üzerine bina ettiği en esaslı dâvâsıdır.
2- Nübüvvet: Peygamberlik demektir. Kur’ân’ın ikinci önemli esasıdır. Bize peygamber eliyle ulaşan Kur’ân, bizi Peygambere iman ve itaat etmeye çağırır.
3- Haşir: Ahirete iman Kur’ân’ın üçüncü önemli esasıdır. Haşir, fizikî olarak diriltildikten sonra bütün insanların adil bir yargılama için toplanacağı gerçeğidir. Ahiret, mahşerden sonra sonsuza kadar devam edeceği Kur’ân tarafından bildirilen fizikî hayatın ve cismanî diyarların adıdır.
4- Adalet ve ibadet: Adalet sosyal hayatımızı, ibadet de şahsî hayatımızı düzene sokan unsurlardır ki, Kur’ân’ın takip ettiği dördüncü esastır. Sosyal hayatta adaletsiz bir yaklaşım kesinlikle kul hakkını mucip olur. Ferdî hayatta ibadetsiz bir yaklaşım da, kişinin kendine zulmetmesi demek olur. Esasen adalet ibadetle başlar. İbadet de adaletle başlar ve yaşar.
İbadet kişinin ifrat ve tefritten uzak, duygularını ve cihazatını haramdan koruyarak helâl yolda vasat bir şekilde kullanmasıdır. Ki bu, kişinin kendisine adaletli davranması demektir. Adalet bu yönüyle ibadetten başlar. Kendine adil olan kul, topluma da adil olur. Topluma adil olmayan insan, bunun hesabını adil olan Allah’a ya bu dünyada, ya da mahşerde çetin öder.

28 Haziran 2020 Pazar

STRESTEN KURTULMA


Adamın biri hastalanmış, muayene olduğu doktor kendisine şu nasihatta bulunmuş:
- Sen hasta falan değilsin, boşuna yemeyi içmeyi terk ediyorsun. Yemeğini ye. Suyunu iç. Aklına geleni de yap.

- Nasıl aklıma geleni yapayım mı?

- Evet, aklına geleni yap! Yani birine kızdın mı, öfkenin icabını yerine getir ki, sinir hastalığına yakalanmayasın!

Doktorun nasihatını aklına koyan adam çıkıp gider ve nehrin kenarında balık tutmakta olan bir balıkçının şimşir kafasının arkasındaki tombul ensesine bir tokat aşketmek gelir içinden. Zaten doktor da ona “Aklına geleni yap, yoksa, sinir hastası olursun,” demişti. Hemen “Ya Allah,” der ve balıkçının ensesine şırak diye bir tokat indirir. Neye uğradığını bilemeyen balıkçı ile boğaz boğaza tutuşurlar, derken, nihayet işi mahkemeye intikal ettirirler. Hâkim balıkçıya:

- Oğlum, bunun neresini cezalandırayım! Baksana hasta galiba, bir iskeletten ibaret kalmış adam, der. Balıkçı ceza için ısrar eder. Bu defa hâkim, hasta adama:

 - Hiç paran var mı?

 - Var efendim. Ne kadar?

 - Altı dirhem

 - Öyleyse üç dirhemi sende kalsın, üç dirhemini de çıplak ensesine tokat aşkettiğin şu dâvâcına ver de helâlleş!

Hasta adam hâkimin bu hükmüne de kızar ve içinden bununda ensesine bir tokat aşketmek gelir. Zaten doktor da “Aklına geleni yap, kızdığın zaman öfkenin icabını yerine getir, der ve yoksa sinir hastası olursun,” dememiş miydi?

- Peki efendim olur, üç dirhemimi veririm. Madem ki bir tokat üç dirhem ediyor, bundan kolay ne var! diyerek, hâkimin yanına doğru yürür ve “Ya Allah!” diyerek bir tokatta hâkimin suratına akşeder. Hiddete kapılan hâkim,

 - Bu ne terbiyesizlik deyince:

 - Dur bakalım hâkim efendi, dur!.. der ve ilâve eder:

- Bir tokat için üç dirheme hüküm veren sen değil miydin.

- Evet bendim!

- Peki senin bu hükmün âdil miydi, değil miydi?

- Âdildi.

- Öyleyse aynı âdil hüküm sende de tatbik edilince neden itiraz ediyorsun? Geride kalan üç dirhemimi de sana vereceğim!

 - Ama ben...

 - Aması maması yok! Kendi nefsin için istemediğini ya başkası için de istemeyeceksin, yahut da başkasına reva gördüğün hükmü kendine de reva göreceksin.

Bu bağlamda şu Hadis çok manidardır. “Kâmil bir mü’min, kendi nefsi için istediğini başkasına da ister, kendine lâyık görmediğini başkasına da lâyık görmez.”

27 Haziran 2020 Cumartesi

YASAKÇI ZİHNİYET


3Y(Yolsuzluk,yoksulluk,yasaklar ) ile mücadele edeceğini söyleyerek iktidara gelen AKP malesef bugün 3 Y' nin yanına 3 Y daha ekledi, (Yalakalık,yandaşlık ,yağmacılık).
Ülkeyi idare edenler bunu bilmiyor, görmüyor, anlamıyor olamaz.
O zaman bütün bunlara göz yummak vatana ve millete ihanet değil mi?
Ülkeyi kamplaştırarak ve milleti ayrıştırarak yeni düşmanlıklar meydana getirmek belki iktidarınızın devamı için almış olduğunuz siyasi tercih olabilir. Ama siz orada daimi ve huzurlu oturamazsınız.Gün gelir hesap sorulur,sizler de geçmişte bu millete hesap vermeden kaçanlar gibi, hesap verir ardından da  siyasi mevta olur gidersiniz.
Gelelim devletin memuru olması gerekenlerin hükümetlerin emrinde her yanlış karşısında biz emir kuluyuz diyen devlet memurlarına.Evet sizler emir kulusunuz ama keyfiyetçi degilsiniz.Yasalarn doğrultusunda hareket etmek durumundasınız .Yasakların uygulanmasında emir kulu olduğunu söyleyen devlet memurları, niçin hizmet esnasında emir kulu değilde sanki emir veren amir konumuna geçerler.Hukuk tanımaz, adalet nedir bilmez, zalimlere zağarlık yapar, hatta zalimin sopası durumuna gelirler. Bu durumu anlamak mümkün değildir.
AK parti hükümetinin yasaklarını uygulamakla görevli sadık memurları İmamlar,zabıtalar,polisler ve güvenlik güçleri mi?
Camiye gidersin polis,imam kapıda beklemekte,sokağa çıkarsın polis jandarma karşında, pazara gidersin zabıta polis müdahalesi.Vay benim yasaksız ülkem ne hale geldi.İşte 18 yılın sonunda AK Parti'nin ülkeyi getirdiği içler acısı durum.
Halbuki "bir milletin efendisi ona hizmet edendir" hakikati  yöneticilerin dilinden  hiç düşmez ve düşmemelidir de.Ama Dikdatörlük ve baskıcı yönetim keyfiligi doğurmakta memurları zorba, milleti köle yapmaktadır.
Allah yöneticilerimize basiret ihsan etsin de etrafındaki yalakaları görsün. Yandaşların ve yağmacıların yolsuzluk ve yağmalamalarından ülkeyi kurtarsınlar.Yoksa gelecek hiç kimse için içaçıcı değildir.Ülkenin geleceği hiç de parlak görülmüyor.
Son söz olarak şunu belirtmek isterim ; adalet,hak ve hukuk hepimizin ihtiyaç duyacağı esaslardır.Kanun ve adalet hak ve hukuk gözetilmez ise terör ve kargaşa ile ülke çöker millet perişan olur.

Rafet Özcan


26 Haziran 2020 Cuma

ADAM OLMAK,ADAM GİBi YAŞAMAK...


Bütün canlı ve cansız mahlukatı yaratan Allah, İnsanı ayrı bir katagoride değerlendirmekte ve O'nun yaratılışını Ahseni takvim olarak belirtmektedir.
Mükemmel bir şekilde yaratılan insan kendisine verilen akıl, irade ve nefis vasıtası ile alçaltılıp yükseltilerek, değişkenlik arzeden yüce bir varlık haline getirilmiştir.Yani insan olmak yada olmamak durumu...Adam olmak olamamak halı gibi.
İnsan olmak ve bu insanlığı devam ettirmek daha doğrusu adam olmak ve adamlığı ömür boyu devam ettirebilmek pek kolay birşey değildir.
Adam evladına, "sen adam olamazsın" diye boşa dememiştir.
Evet Allah insan olarak yaratmıştır ama adam gibi adam olarak, hayatını kaç kişi devam ettirebilmektedir.
Okumak, adam olmak demek değil, cehaleti yok etmek, bilgi elde etmektir.Her insan kendi kendine bir empati yapıp sorgulamalıdır.Ben kimim?nereden geliyorum, vazifem nedir? Nereye gidiyorum?
Başkasından beklediklerimi ben kendim yapıyormuyum?
Aceba ben başta beni yaratan Allah'ıma ve  bana dinimi öğreten peygamberime olmak üzere, sonra anne babama ve topluma karşı görevlerimi, bilhassa insanlık görevlerimi yapıyormuyum?
Kısacası ben adammıyım ,adam gibi davranıyormuyum?
Allah'ım bizi insan olarak yarattın adam olmamızı sağla, adam gibi son nefesimizi teslim etmeyi nasip et. Amin.
Rafet Özcan