12 Temmuz 2020 Pazar

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

NUŞİREVAN’IN ADALETİ 
Ömer bin Hattab’ın (Hz. Ömer), cahiliye zamanında Amr bin As ile birlikte yolu İran’a düşmüştü. İran’da Medayin şehrinde konaklarken, gece soyuldular, develerini ve paralarını çaldırdılar. İran’ın o günkü Kisra’sı Nuşirevan idi. Huzuruna çıktılar ve soyulduklarını söyleyip şikâyette bulundular. Nuşirevan:
“Demek devenizi ve paranızı çaldırdınız! Siz uyuyor muydunuz?” diye çıkıştı.
Ömer, hazır cevaptı:
“Evet, biz uyuyorduk! Sanıyorduk ki, siz uyumuyorsunuz!” dedi.
Nuşirevan:
“Haklısın Arap! Ülkemde misafirler taciz edilirken benim uyumam doğru değil! Peki, bana bir hafta süre verin.” dedi.
Bir hafta sonra Nuşirevan gerçekten develerini ve paralarını teslim etti. 
Ve onlara: “Şehirden çıkarken biriniz Güneş kapısından, biriniz Ay kapısından çıkın!” dedi. Ticaret için alacaklarını bir an evvel aldılar ve Ömer Güneş kapısından, Amr da Ay kapısından çıktılar.
Meğer hırsızlardan birisi Nuşirevan’ın oğlu, diğeri de şehrin güvenlik sorumlusu Şahnapehlev imiş. Nuşirevan kendi oğlunu Güneş kapısında, Şahnapehlev’i de Ay kapısında asmış! Manzarayı gören Ömer ile Amr, Nuşirevan’ın adaletine parmak ısırdılar.

KUR’ÂN’IN TAKİP ETTİĞİ MAKSATLAR


Kur’ân’ın dört esasını Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade ediyor: “Kur’ân’daki anasır-ı esasiye ve Kur’ân’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür.” 1
Kısaca ele alalım:
1- Tevhid: Allah’ın varlığı ve birliği inancıdır. Kur’ân’ın bütün meselelerini üzerine bina ettiği en esaslı dâvâsıdır.
2- Nübüvvet: Peygamberlik demektir. Kur’ân’ın ikinci önemli esasıdır. Bize peygamber eliyle ulaşan Kur’ân, bizi Peygambere iman ve itaat etmeye çağırır.
3- Haşir: Ahirete iman Kur’ân’ın üçüncü önemli esasıdır. Haşir, fizikî olarak diriltildikten sonra bütün insanların adil bir yargılama için toplanacağı gerçeğidir. Ahiret, mahşerden sonra sonsuza kadar devam edeceği Kur’ân tarafından bildirilen fizikî hayatın ve cismanî diyarların adıdır.
4- Adalet ve ibadet: Adalet sosyal hayatımızı, ibadet de şahsî hayatımızı düzene sokan unsurlardır ki, Kur’ân’ın takip ettiği dördüncü esastır. Sosyal hayatta adaletsiz bir yaklaşım kesinlikle kul hakkını mucip olur. Ferdî hayatta ibadetsiz bir yaklaşım da, kişinin kendine zulmetmesi demek olur. Esasen adalet ibadetle başlar. İbadet de adaletle başlar ve yaşar.
İbadet kişinin ifrat ve tefritten uzak, duygularını ve cihazatını haramdan koruyarak helâl yolda vasat bir şekilde kullanmasıdır. Ki bu, kişinin kendisine adaletli davranması demektir. Adalet bu yönüyle ibadetten başlar. Kendine adil olan kul, topluma da adil olur. Topluma adil olmayan insan, bunun hesabını adil olan Allah’a ya bu dünyada, ya da mahşerde çetin öder.

28 Haziran 2020 Pazar

STRESTEN KURTULMA


Adamın biri hastalanmış, muayene olduğu doktor kendisine şu nasihatta bulunmuş:
- Sen hasta falan değilsin, boşuna yemeyi içmeyi terk ediyorsun. Yemeğini ye. Suyunu iç. Aklına geleni de yap.

- Nasıl aklıma geleni yapayım mı?

- Evet, aklına geleni yap! Yani birine kızdın mı, öfkenin icabını yerine getir ki, sinir hastalığına yakalanmayasın!

Doktorun nasihatını aklına koyan adam çıkıp gider ve nehrin kenarında balık tutmakta olan bir balıkçının şimşir kafasının arkasındaki tombul ensesine bir tokat aşketmek gelir içinden. Zaten doktor da ona “Aklına geleni yap, yoksa, sinir hastası olursun,” demişti. Hemen “Ya Allah,” der ve balıkçının ensesine şırak diye bir tokat indirir. Neye uğradığını bilemeyen balıkçı ile boğaz boğaza tutuşurlar, derken, nihayet işi mahkemeye intikal ettirirler. Hâkim balıkçıya:

- Oğlum, bunun neresini cezalandırayım! Baksana hasta galiba, bir iskeletten ibaret kalmış adam, der. Balıkçı ceza için ısrar eder. Bu defa hâkim, hasta adama:

 - Hiç paran var mı?

 - Var efendim. Ne kadar?

 - Altı dirhem

 - Öyleyse üç dirhemi sende kalsın, üç dirhemini de çıplak ensesine tokat aşkettiğin şu dâvâcına ver de helâlleş!

Hasta adam hâkimin bu hükmüne de kızar ve içinden bununda ensesine bir tokat aşketmek gelir. Zaten doktor da “Aklına geleni yap, kızdığın zaman öfkenin icabını yerine getir, der ve yoksa sinir hastası olursun,” dememiş miydi?

- Peki efendim olur, üç dirhemimi veririm. Madem ki bir tokat üç dirhem ediyor, bundan kolay ne var! diyerek, hâkimin yanına doğru yürür ve “Ya Allah!” diyerek bir tokatta hâkimin suratına akşeder. Hiddete kapılan hâkim,

 - Bu ne terbiyesizlik deyince:

 - Dur bakalım hâkim efendi, dur!.. der ve ilâve eder:

- Bir tokat için üç dirheme hüküm veren sen değil miydin.

- Evet bendim!

- Peki senin bu hükmün âdil miydi, değil miydi?

- Âdildi.

- Öyleyse aynı âdil hüküm sende de tatbik edilince neden itiraz ediyorsun? Geride kalan üç dirhemimi de sana vereceğim!

 - Ama ben...

 - Aması maması yok! Kendi nefsin için istemediğini ya başkası için de istemeyeceksin, yahut da başkasına reva gördüğün hükmü kendine de reva göreceksin.

Bu bağlamda şu Hadis çok manidardır. “Kâmil bir mü’min, kendi nefsi için istediğini başkasına da ister, kendine lâyık görmediğini başkasına da lâyık görmez.”

27 Haziran 2020 Cumartesi

YASAKÇI ZİHNİYET


3Y(Yolsuzluk,yoksulluk,yasaklar ) ile mücadele edeceğini söyleyerek iktidara gelen AKP malesef bugün 3 Y' nin yanına 3 Y daha ekledi, (Yalakalık,yandaşlık ,yağmacılık).
Ülkeyi idare edenler bunu bilmiyor, görmüyor, anlamıyor olamaz.
O zaman bütün bunlara göz yummak vatana ve millete ihanet değil mi?
Ülkeyi kamplaştırarak ve milleti ayrıştırarak yeni düşmanlıklar meydana getirmek belki iktidarınızın devamı için almış olduğunuz siyasi tercih olabilir. Ama siz orada daimi ve huzurlu oturamazsınız.Gün gelir hesap sorulur,sizler de geçmişte bu millete hesap vermeden kaçanlar gibi, hesap verir ardından da  siyasi mevta olur gidersiniz.
Gelelim devletin memuru olması gerekenlerin hükümetlerin emrinde her yanlış karşısında biz emir kuluyuz diyen devlet memurlarına.Evet sizler emir kulusunuz ama keyfiyetçi degilsiniz.Yasalarn doğrultusunda hareket etmek durumundasınız .Yasakların uygulanmasında emir kulu olduğunu söyleyen devlet memurları, niçin hizmet esnasında emir kulu değilde sanki emir veren amir konumuna geçerler.Hukuk tanımaz, adalet nedir bilmez, zalimlere zağarlık yapar, hatta zalimin sopası durumuna gelirler. Bu durumu anlamak mümkün değildir.
AK parti hükümetinin yasaklarını uygulamakla görevli sadık memurları İmamlar,zabıtalar,polisler ve güvenlik güçleri mi?
Camiye gidersin polis,imam kapıda beklemekte,sokağa çıkarsın polis jandarma karşında, pazara gidersin zabıta polis müdahalesi.Vay benim yasaksız ülkem ne hale geldi.İşte 18 yılın sonunda AK Parti'nin ülkeyi getirdiği içler acısı durum.
Halbuki "bir milletin efendisi ona hizmet edendir" hakikati  yöneticilerin dilinden  hiç düşmez ve düşmemelidir de.Ama Dikdatörlük ve baskıcı yönetim keyfiligi doğurmakta memurları zorba, milleti köle yapmaktadır.
Allah yöneticilerimize basiret ihsan etsin de etrafındaki yalakaları görsün. Yandaşların ve yağmacıların yolsuzluk ve yağmalamalarından ülkeyi kurtarsınlar.Yoksa gelecek hiç kimse için içaçıcı değildir.Ülkenin geleceği hiç de parlak görülmüyor.
Son söz olarak şunu belirtmek isterim ; adalet,hak ve hukuk hepimizin ihtiyaç duyacağı esaslardır.Kanun ve adalet hak ve hukuk gözetilmez ise terör ve kargaşa ile ülke çöker millet perişan olur.

Rafet Özcan


26 Haziran 2020 Cuma

ADAM OLMAK,ADAM GİBi YAŞAMAK...


Bütün canlı ve cansız mahlukatı yaratan Allah, İnsanı ayrı bir katagoride değerlendirmekte ve O'nun yaratılışını Ahseni takvim olarak belirtmektedir.
Mükemmel bir şekilde yaratılan insan kendisine verilen akıl, irade ve nefis vasıtası ile alçaltılıp yükseltilerek, değişkenlik arzeden yüce bir varlık haline getirilmiştir.Yani insan olmak yada olmamak durumu...Adam olmak olamamak halı gibi.
İnsan olmak ve bu insanlığı devam ettirmek daha doğrusu adam olmak ve adamlığı ömür boyu devam ettirebilmek pek kolay birşey değildir.
Adam evladına, "sen adam olamazsın" diye boşa dememiştir.
Evet Allah insan olarak yaratmıştır ama adam gibi adam olarak, hayatını kaç kişi devam ettirebilmektedir.
Okumak, adam olmak demek değil, cehaleti yok etmek, bilgi elde etmektir.Her insan kendi kendine bir empati yapıp sorgulamalıdır.Ben kimim?nereden geliyorum, vazifem nedir? Nereye gidiyorum?
Başkasından beklediklerimi ben kendim yapıyormuyum?
Aceba ben başta beni yaratan Allah'ıma ve  bana dinimi öğreten peygamberime olmak üzere, sonra anne babama ve topluma karşı görevlerimi, bilhassa insanlık görevlerimi yapıyormuyum?
Kısacası ben adammıyım ,adam gibi davranıyormuyum?
Allah'ım bizi insan olarak yarattın adam olmamızı sağla, adam gibi son nefesimizi teslim etmeyi nasip et. Amin.
Rafet Özcan

3 Mayıs 2020 Pazar

RİSALE-İ NUR'DAN VECİZELER

Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.

Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.

Bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara; yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfi değildir.

Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir.

Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.

Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir.

Kuran kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır.

Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır.

Bir şey tamamiyle elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamiyle terketmek câiz değildir.

Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir.

Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış.

Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.

Mâlâyâniyle iştigal, maksudu geri bırakıyor.

Haksızlığa karşı sükût etmek, hakka karşı bir hürmetsizliktir.

Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez.

“Ne kadar güzel yapılmış” de, “Ne kadar güzeldir.” deme.

Kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır.

Herbir şeyde hususen zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mucizekârbir sanat var ki; onu öyle yapan elbette O olacaktır.

Kalb, ebedü’l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir; bu fâni dünyaya razı değildir.

RİSALE-İ NUR'DAN VECİZELER


Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

İslamiyet güneş gibidir, üflemekle söndürülmez gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.

Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.

Ey alem-i İslam!
Uyan, Kur’an’a sarıl, İslamiyete maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol.

Her şey mânen Bismillâh der. Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar.

Sünnet-i Seniye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın!

Sultan-ı kâinat birdir, her şey’in anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir.

İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gâyesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve O’na îmân edip ibâdet etmektir.

Bu çiçek kimin turrası, kimin mührü ve kimin nakşı ise, elbette bütün yeryüzündeki o nevi çiçekler onun mühürleridir.

Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin… Rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelal’in memluküsün.

Kâinatta en yüksek hakikat imandır.

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.

İman hakikati öyle bir çekirdektir ki; eğer tecessüm etse bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tubası olur.

Risale-i Nur Kuran-ı Mu’ciz-ül Beyanın taht-ı tasarrufunda olduğundan,ona uzanan,ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur.

Şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan,hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin.Nasıl sen nizamsız,gayesiz kalabilirsin?

Ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.