25 Mart 2020 Çarşamba

AİLEDE TUTARLILIK ESASTIR

Tutarlı olun. Eşler, bir olay karşısında tutarlı davranmalıdır. Matematik dersinden başarısız olan bir çocukla ilgili olarak odamı ziyarete gelen anne-babayla sohbet ettik. Daha sonra, sorunun ne olduğunu sordum. Baba: Çocuğumuzda matematik dersine karşı bir önyargı var. Özel ders aldırmamıza rağmen, çocuk sınavlarda 10 ya da 20’den daha fazla not alamıyor. Dedi. Nedenlerini sorduğumda, baba: Bizde anlayamadık, sizden yardım almaya geldik. Cevabını verdi. Bu konuşmaları sessizce dinleyen anne: Hocam, ben kocamın ortaokul ve lise karnesini gördüm. Derslerinin hepsi zayıf. Matematik ise en zayıf olan dersi. Muhtemelen çocuk buna çekti. Dedi. O andan itibaren karşılıklı suçlamalar ve kavga başladı. Sonra odamı terkedip gittiler. Sonra ne oldu, bilmiyorum. Çocuklarının matematik başarısızlığı için danışmaya gelen, sonra da birbirinin genetik özelliklerine saldıran bu ailenin, tutarsız davranışları arasında yetişen çocuğun yaşayabileceği travmayı düşünmek dahi istemiyorum.

HER ÇOCUK FARKLIDIR

Çocuklara sınırlarını öğretin. Çocukların en fazla kazanması gereken kuralların başında sınırlar vardır. Çocuk, kendi sınırlarını ve başkalarının sınırını, kendi özgürlüklerini ve başkalarının özgürlüklerini ailede öğrenmiş olması gerekir. Toplum içerisinde uyulması gereken kuralları ve nedenlerini, bu kuralların gerekçelerini, olası sonuçlarını öğrenmesi, sosyalleşmesi açısından da önemlidir.
Açıkgöz çocuk yetiştirmeyin. Kültürümüzde açıkgöz olmak, açıkgöz davranmak, onaylanan ve kabul gören bir davranıştır. Açıkgöz kavramı; uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmasını bilen, cingöz, uyanık, kurnaz kimse şeklinde tanımlanmaktadır. Çocuklarımızı açıkgöz yetiştirdiğimizde, toplumda sorunlu bir insan da yetiştirmiş oluruz. Bu sebeple, çocuklarımızın açıkgöz davranışlarını onaylamak yerine, kişi haklarını empatik düşünmeyi, sorun çözmeyi, kişisel hak ve sorumluluklarını bilmeyi, öğretmemiz gerekir.

Çocuklarınızı kıyaslamayın. Çocukları, diğer çocuklarla kıyaslamak, geleceğin sorunlu bireylerini yetiştirmek demektir. Çocukları kıyaslamak yerine, bireysel farklılıkları ve özyeterliklerinin farkına varan, güçlü yönlerini daha güçlendiren, zayıf yönlerini geliştirmeye çalışan, fırsatlardan faydalanmasını bilen, engelleri aşmada bilgi ve enerji sahibi olan çocuklar yetiştirmek önemlidir. Sürekli kıyaslanan çocuklar, kendilerini değersiz ve önemsiz olarak algılamaya başladıklarında, pek çok sorunda ortaya çıkmaya başlar.

DEMOKRATİK AİLE

Demokratik aile olun.
 Aileler; mükemmeliyetçi, otoriter, tutarsız ya da demokratik aile profilinde davranış sergiler. Mükemmeliyetçi aileler, sıfır hata çocuk yetiştirmeye çalışırken, sorunlu bir çocuğu topluma kazandırırlar. Tutarsız aile, tutarsız davranışları ile iyiyi, kötüden, doğruyu eğriden ayırt edemeyen bir çocuk yetiştirmiş olur. Otoriter aileler, kaygılı, korkak, çekingen ve özgüveni gelişemeyen bir çocukla başetmek zorunda kalabilir.

 En uygunu demokratik ailedir. 
Demokratik ailelerde yetişen çocuklar, korku kültürü ile yetişmediklerinden dolayı, herşeyi konuşup tartışabilirler. Açık yüreklilikle sorunlarını anlatıp, aile bireylerinden destek alabilirler. Kuralları içselleştirdikleri için, kalıplanmış insan davranışı sergilemezler.

Çocuklarınıza rol model olun.
 Ailelerin, en çok şikâyet ettikleri konuların başında, ders çalışmama, kitap okumama ve akademik başarının düşük olmasıyla ilgidir. Ailede; anne-baba, ağabey, abla, hatta ailede onlarla birlikte yaşayan hala ya da teyze kitap okumuyorsa, eğitimli davranışlar sergilemiyorsa, akademik beklentiler sekteye uğrar. Çocuklara iyi rol model olmanın en kolay yolu, birlikte okunan ve tartışılan kitaplardır. Aile içerisinde, kitaplar üzerine yapılan sohbetlerdir. Çocuğa, sen git odanda derse çalış, biz annenle dizi izleyeceğiz diyorsanız ve bu çocuktan da, akademik başarı bekliyorsanız, büyük bir yanılgı içerisindeniz demektir. Evde çocuğa uygun ders çalışma ortamı yaratmak, çocuğun programına uygun olarak misafir kabul etmek ve aile programını buna göre düzenlemek, sağlıklı bir aile davranışıdır.

Çocuklar, etik değerleri, anne-babalarını taklit ederek öğrenir.
 Çocuklar, anne-babalarını izler ve çoğu zaman taklit ederler. Annesiyle birlikte çanta almaya giden çocuk, annesinin satıcı ile yaptığı konuşmayı izler ve sosyalleşme sürecini geliştirmeye çalışır. Anne, satıcıya: Çanta kaç tl? Diye sorar. Satıcı: 60 tl. cevabını verir. Anne: Fiş almazsak, kaç tl olur? Diye sorar. Satıcı: O zaman 45 tl olur cevabını verir. Anne, 60 liralık çantayı 45 liraya almanın mutluluğunu yaşarken, çocuk da, devlete vergi kaçırarak nasıl zarar verileceğinin inceliklerini keşfetmiş olur.

ÇOCUKLARDA BAŞARI

Çocuklarınıza başarıyı tattırın. Çocuklar emekleme aşamasında, merdivenleri çıkarken, anne-baba kaygıya kapılır ve çocuğun belinden tutup, merdivenleri çıkarır. Bu aşamada çocuk, bağımlılığı, desteği ve sorumluluk almamayı öğrenir. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar, kozasından çıkmak için çaba sarfeden kelebeğe benzer. İki arkadaş, yolda giderken kozasından çıkmaya çalışan bir kelebek görürler. Lifleri kopararak, kelebeğin çıkmasını kolaylaştırırlar. Kelebek bir iki çırpınmadan sonra yere düşer ve ölür. Kelebeğin bu hazin yaşam hikâyesinin nedeni incelendiğinde; kozadan çıkarken lifleri koparmaya çalışan kelebeğin kanatları güçlenmektedir. Kanatları güçlenen kelebek, uçma becerisine sahip olmaktadır. Acaba, çocuklarımıza yardım ederken, onların uçma becerilerini mi yok ediyoruz?

9 Şubat 2020 Pazar

MUHABBET FEDAİSİ OLMAK

SEVGİNİN DİLİ
Bir işte bir meslekte, ya da hayatın her hangi bir anında, başarılı olmak istiyorsak sevgiyi esas almamız lazımdır.Zira biliyoruz ki sevgi ve sevginin bir ifadesi olan güler yüz tatlı dil insanların gönül kapısını açar o gönüle girmenizi kolaylaştırır.
Kainat dediğimiz şu büyük alem ve içinde yaşayan bütün mahlukat sevgi neticesinde yaratılmış ve yaşamları sevgi ve muhabbet ile devam etmektedir.
Sevgi ile ham meyve olgunlaşır.Yeni doğan bir bebek etrafı tanır ve etrafa gülücükler saçmaya başlar.
Sevgi öyle tükenmez bir hazinedir ki hiç eksilmez, verdikçe dağattıkça artar. Hatta kabına sığmaz etrafına taşar.
Atalarımız "güler yüz tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" dememiş midir?
Öyle ise bizler işimizde hayatımızda yaşantımızda sevgi güler yüz ve tatlı dili esas maksat yapalım.
Bizler her birimiz muhabbet fedaisi olmalıyız.Evimizde işimizde sokakta ve her yerde sevgi tohumları ekmeliyiz.Bir gün ekilen sevgi tohumları güzel çiçeklere ve tatlı meyvelere dönüşecektir.Evimizin huzuru ,çevremizin huzuru hatta ülkemizin huzuru sevgi bağlarının güçlenmesi ile sağlanacaktır.
Öyle ise gelin geç kalmadan sevgi bağlarını güçlendirelim.
Unutmayalım ki Allah'ın merhametini kazanmak için birbirimizi ve tüm mahlukatı sevmek ve korumak durumundayız.
Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.
Rafet Özcan

8 Şubat 2020 Cumartesi

KADER VE İRADE-İ CÜZİYE

 Yedincisi:
   İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz'-i ihtiyariyesi çendan zaîftir, bir emr-i itibarîdir, fakat Cenab-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zaîf cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı âdi yapmıştır.
Yani manen der: "Ey abdim!
İhtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm.
Öyle ise mes'uliyet sana aittir!" Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp "Nereyi istersen seni oraya götüreceğim" desen, o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün.
Çocuk üşüdü yahut düştü.
Elbette "Sen istedin" diyerek itab edip üstünde bir tokat vuracaksın.
İşte Cenab-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder.
   Elhasıl:
   Ey insan!
Senin elinde gayet zaîf, fakat seyyiatta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz'-i ihtiyarî namında bir iraden var.
O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan Cennet'e eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın.
Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiattan kısalsın ve o şecere-i mel'unenin bir meyvesi olan Zakkum-u Cehennem'e yetişmesin.
Demek dua ve tevekkül, meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tövbe dahi, meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar.

(Yirmialtıncı Söz/2.Mebhas)
Sözler - 468

7 Şubat 2020 Cuma

KADER MESELESİ

Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir.
Nasıl ki pek çok mesalihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez: "Yağmur rahmet değil." Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesîr vardır.
Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesîri terk etmek, şerr-i kesîr olur.
Onun için o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer.
İcad-ı İlahîde şer ve çirkinlik yoktur.
Belki abdin kesbine ve istidadına aittir.
   Hem nasıl kader-i İlahî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir.
Öyle de illet ve sebep itibarıyla dahi zulümden ve kubuhtan mukaddestir.
Çünkü kader, hakiki illetlere bakar, adalet eder.
İnsanlar, zahirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin aynı adaletinde zulme düşerler.
Mesela, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti.
Halbuki sen sârık değilsin.
Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var.
İşte kader-i İlahî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş.
Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş.
Hâkim ise sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir.

(Yirmialtıncı Söz/1.Mebhas)
Sözler[Y] - 516