6 Ekim 2018 Cumartesi

MAL VE SERVET İLE İMTİHAN OLUYORUZ


"Mal ve servet insan için bir imtihandır." (Zümer, 39/49-52) Bu imtihandan başarılı çıkmanın yolu da cömertliktir. (Tegabün, 64/15-17).

İnsanların cömertlikten kaçmasının sebepleri başında: "Benim olan varlığı başkalarına niçin vereyim?" duygusu ile, "Başkalarına verirsem,benim varlığım azalır ve zaruret zamanında zahmete düşerim" düşüncesi gelir. İslam dini ise bu duygu ve düşünceyi kökünden kaldırmıştır. İslâm'a göre mal ve servet herhangi bir şahsın inhisarı altında değildir. Mal ve servet yalnız Allah Teâlâ'nındır. Her şeyin gerçek Mâlik'i O'dur. (Âli İmrân, 3/179; Hadîd, 57/10) Kur'an-ı Kerîm'de bu durum yirmiyi aşkın ayette vurgulanmaktadır. Mülk Allah Teâlâ'nın olduğuna göre, tabiî olarak sahibinin yolunda sarfedilmesi, inanan için en makûl bir hadise olarak değerlendirilir. Mümindeki cömertlik duygusu da bu düşünceden kaynaklanır. Hz. Peygamber, şöyle buyurur:

"Cömert kişi, Allah'a yakın, Cennet'e yakın, insanlara yakın ve Cehennem ateşinden uzaktır. Hasis insan, Allah'tan uzak, Cennet'ten uzak ve Cehennem ateşine yakındır. Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir" (Tirmizî, Birr, 40) "Gıbta edilecek kişilerden biri de cömertlerdir" (Buhârî, Temennâ, 5; Tevhid, 45). Peygamberimiz, insanlara dünyada yaşadıkları sürece cömert olmalarını, işi öldükten sonraya bırakmamalarını tavsiye eder: "Sadakanın en iyisi bizzat kendisinin vereceği sadakadır. Sadaka sağ iken, malınız elinizde iken, istediğiniz kimseye istediğiniz kadar verdiğinizdir. Yoksa can boğaza geldikten sonra geç kalmış olursunuz. Sizden sonrakiler istediklerini yapar. " (Buhârî, Vesâya, 14).

Abdullah b. Abbâs, Hz. Peygamber'in cömertliğini şöyle anlatır: "Allah'ın Rasûlü, insanların en cömerdi ve en iyilik severi idi. Ramazan'da Cebrâil ile beraber bulunduğu zamanlarda her şeyini verirdi." Cebrâil, her Ramazan gecesi Rasûlullah'ın yanına gelir, ona Kur'an öğretirdi. Cebrâil şöyle derdi: "Allah'ın Râsulü bereket getiren rüzgârlardan daha cömerttir" (Müslim, Fezâil, 12, 2308).

Câbir b. Abdullah şöyle derdi:

"Rasûlullah (s.a.s.) kendisinden herhangi bir şey istendiğinde, asla, "hayır" dememiştir." (Y. Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, III, 1181).

Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah'dan bir şey istendiği zaman, eğer bu isteği yerine getirmek isterse, "peki" derdi. Yapmak istemediği zaman da susardı. Hiç bir şey için "hayır" dememiştir" (Y. Kandehlevî, aynı yer).

"Öyle zamanlar yaşadık ki, aramızdan hiç biri, müslüman kardeşinden daha çok altın ve gümüşe sahip olmayı düşünmedi..." diyen Abdullah b. Ömer (r.a.)'ın sözü, bize, ashabın cömertlik ve isâr konusunda nasıl davrandığını göstermektedir. Şu halde, sonradan pişmanlık duymamak için, müslümanın cömert davranarak Allah Teâlâ'nın kendisine ihsan ettiği malını sağlığında Allah yolunda ve O'nun rızasına uygun bir biçimde harcaması gerekir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizden birinize ölüm (alâmetleri) gelip de: "-Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam" demeden önce size, rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayın." (Münâfikûn, 63/10).

Gazzali der ki: "Malı olmayan kişide hırs değil kanaat olmalıdır. Malı olan kişide ise cimrilik değil cömertlik olmalıdır."

CÖMERTLİK

Cömert; Eli açık, ikramcı, kerem sahibi. Cömertlik; Sehâvet, İkram, ihsan ve yardım alışkanlığı.

Cömertlik; insanın, sahip olduğu imkânlardan, muhtaçlara meşrû ölçüler dahilinde, ve Allah rızasından başka hiç bir gaye gütmeden, ihsan ve yardımda bulunmasını sağlayan üstün bir ahlâk kuralıdır.

Cömertlik, ruhun bir melekesidir. İnsanları, muhtaç olanlara vermeye, ihsanda bulunmaya sevkeder. Bu melekeye sahip olan kişi, ferdî ve ictimaî alanda lüzumlu olan her şeye yardım eder. Hiç bir kimsenin zorlaması olmadan ihsanda bulunmayı can ve gönülden ister. "Rızkı veren Allah'tır." (Neml, 27/64; Zâriyât, 51/58) düşüncesi ile hareket ettiklerinden kalpleri de temiz ve zengindir. (Leyl, 92/17-20). Kendi varlıklarıyla, her ne suretle olursa olsun başkalarına faydalı olmağa çalışırlar. Allah Teâlâ'nın kendilerine fazl ve kereminden verdiğine ve bunlarda da muhtacların hakkı olduğuna (Hüd, 11/6) inanırlar. Cömertliği kul hakkının temeli sayarlar. Kendi haklarını affederler. Kendi ihtiyaçlarını düşünmeden başkasının ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlar. Hatta zarurî ihtiyacı olan bir şeyi, başka birine vermeyi tercih ederler.

Cömertlik vasf'ının elde edilebilmesi için; yardımın gönüllü olarak yapılması (Haşr, 59/5; Hadid, 57/11-18; Maide, 5/13); karşılığında hizmet, övgü, mükâfaat beklenilmemesi (İnsan, 76/8-l0); yardım edileni rencide edebilecek davranışlardan kaçınılması (Bakara, 2/263-264); yapılan yardımın sahibi katında üstün bir değeri olması (Âli İmrân, 3/92) şarttır.

Sıralanan şartlar altında, İslam âlimleri cömertliği şöyle derecelendirirler:

Sehâvet: Malının bir kısmını dağıtarak yapılan cömertlik. Bu, cömertliğin asgarî derecesi olarak kabul edilir. Zekât vermek gibi.

Cûd: Malının çoğunu dağıtıp, geriye azını bırakarak yapılan cömertlik. Hz. Ebû Bekir'in çoğu zaman cihat için yaptığı yardım gibi.

Îsâr: Kendi için gerekli olan bir şeyi, zarar ve sıkıntılara katlanarak kendisi kullanma yerine, başkalarının istifadesine sunmak sureti ile yapılan cömertlik. Bunun Asr-ı Saadet'teki misâli; Medineli müslümanların (Ensar), Mekkeli Muhacirleri şehirlerine davet edip onları her şeylerine ortak ederek Allah Teâlâ'nın takdirini kazanmalarıdır. (bk. Haşr, 59/5) Bir başka örnek de Hz. Ebû Bekir'in Hicret esnasında mağarada hayatını tehlikeye atarak canını, sevdiği Hz. Peygamber için feda etmesidir. (Tevbe, 9/40)

Kur'an-ı Kerîm'de cömertlik, cihat ile aynı seviyede tutulmakta; Allah'ın insanlara verdiği rızıktan diğer kulların da yararlandırılması istenmektedir. (Bakara, 2/254). Cömertliğin, kıyamet gününde insanı her türlü sıkıntı, elem ve kederden kurtarmaya vesile olacağı bildirilmektedir. (Bakara, 2/222). Bazı ayetlerde cömertlik alışverişe benzetilmekte; Allah Teâlâ'ya verilen bir borç olarak temsil edilmektedir. (Bakara, 2/244; Maide, 5/13; Hadid, 57/11).

Kalpler cömertlik sayesinde temizlenir. (Leyl, 92/17-20). Çünkü, küfür ve nifaktan sonra kalbi karartan âmillerden biri de, aşırı mal sevgisi ve servete bağlılık arzusudur. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de; "Serveti de düşkünce seviyorsunuz. " (Fecr, 89/20) buyurulur. İşte bu sevgi ile insan, "Ben bu malı sarfedersem bana bir şey kalmaz" korkusuna düşer ve hemen şeytan harekete geçer: "Şeytan sizi fakirlikle korkutur, size cimriliği emreder. " (Bakara, 2/268) Oysa ki Allah Teâlâ'nın bildirdiğine göre:

5 Ekim 2018 Cuma

DUALARIMIZI KABUL EYLE...!

❤️HERKESİN KALBİNE ❤️
GÖRE VER ALLAHIM
Bulutlara emir ver, yağmur yağsın Allah’ım,
Kullarına ömür ver, sevap sağsın Allah’ım,
Hastalara şifa ver, dert çekmesin Allah’ım,
Garibana sefa ver, diz çökmesin Allah’ım.
Ağaçlara çiçek ver, meyve olsun Allah’ım,
Çiçeklere böcek ver, neşe dolsun Allah’ım,
Gönlümüze ışık ver, kalbe vursun Allah’ım,
Yâr dilinden âşık ver, ten kavursun Allah’ım.
Zalimlere insaf ver, can yakmasın Allah’ım,
İmansıza Mushaf ver, şer akmasın Allah’ım,
Cennet için bir şans ver, yalvarırım Allah’ım,
Gülşeninden esans ver, tez varırım Allah’ım.
Bana biraz esin ver, aksın sözüm Allah’ım,
İlhamıma besin ver, yaksın özüm Allah’ım,
Tatlı dilde kelâm ver, sesim coşsun Allah’ım,
Bu kuluna selam ver, sana koşsun Allah’ım.AMİN
ALLAH SÎZLERDEN EBEDEN RAZI VE
HOŞNUT OLSUN ÍNŞAALLAH AMÍN

3 Ekim 2018 Çarşamba

OSMANLININ İSRAF,ZEVK VE EĞLENCE DEVRİ

Lale Devri Nedir?

Lale Devri, Osmanlı İmparatorluğundaki 1718-1730 yılları arasında yaş**** yani 12 yıl süren bir döneme verilen isimdir.

Lale devrinin özellikleri nelerdir?

- Lale Devri, Osmanlı döneminde 1718-1730 yılları arasındaki süreye verilen addır.

- Lale Devrini padişah Sultan III. Ahmet ve dönemin Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa açmıştır. 

- Lale Devri, ülkeye Batı'dan çeşitli yeniliklerin girmesi ve özellikle de sarayın çevresindeki zenginlerin yaşadığı eğlence hayatıyla bilinir.O dönemde Lale merakı yayılmıştı ve bunun için de yabancı ülkelerden lale soğanı getittirildi. "Mahbup"adı verilen bir adet lalenin soğanı 500 altın gibi yüksek bir fiyata satılırdı.

- Lale Devrinden önce, Osmanlı Devleti ve halkı Venedik, Avusturya ve İranlılarla yapılan savaşlardan dolayı yorgun düşmüştü. Barışcıl bir devlet adamı olan İbrahim Paşasadrazam olunca, Avusturya ve Venedik'le toprak kaybı pahasına da olsa Pasarofça Antlaşması (1718) yapıldı ve böylece savaş sona erdirildi.

- Osmanlı'nın Doğu sınırlarında da güvenlik sağlanmaya çalışıldı. Bu devirde Osmanlı Devleti yönetiminde çeşitli ıslahat ve yenileşmeye gidildi. Lale Devrinde ordu yeniden düzenlendi ve İstanbul'da itfaiye teşkilatı kuruldu.

- İstanbul yeniden imara başlandı. İstanbul'da yeni köşkler ve saraylar yapıldı. Türklere ait ilk yayım evi açıldı. Yalova'da bir kağıt fabrikası kuruldu. Dokumacılık, çinicilik, ve yapım evleri çoğaldı. Lale Devrinde sanat ve bilim korunmaya çalışıldı. 

Lale Devri Padişahı Kimdir?

Lale Devri Padişahı , Sultan III. Ahmet (3. Ahmet), Lale Devri Sadrazamı ise DAMAT İBRAHİM PAŞA'dır.

Lale Devri Nasıl Bitmiştir?

Lale Devri nasıl bitti dersek;
Padişahın ve sadrazamın eğlence ve israf yapmaları, yakınlarını yüksek mevkilere getirmeleri ve yeni vergilerin konması halkı zor bir duruma soktu ve dolayısıyla şikayetlere neden oldu.

Bunun sonunda İlmiye sınıfından Zülali Hasan ile İspirizade Ahmet EfendilerPatrona Halil'i bir isyan için teşvik ettiler. Tarihimizde Patrona Halil İsyanı diye bilinen isyan patladı. İsyancıların ısrarıyla Sadrazam İbrahim Paşa öldürüldü, daha sonra da Sultan III. Ahmet tahttan indirildive böylelikle Lale Devrikapandı.

SEVGİ DEYİP GEÇME

Bedenini dinle..
Miden ağrıyorsa; Yaşamında olan herşeyin senin en yüksek hayrına olduğunu bil ve sevgiyle hazmet.

Boynunu ağrıyorsa; olaylara farklı açılardan bakıp pozitif taraflarını görmeye çalış, Şimdiki bakış açın doğru olmayabilir inadı bırak.

Belin ağrıyorsa; paraya olan kötü bakış açını farkedip değiştir.

Ayak ve bacakların ağrıyorsa:
Sol taraf için ; geçmişle bağlarını kopartıp geçmişte yaşamaktan vazgeç.

Sağ taraf için ; gelecekten korkma, kendi geleceğin için ÖZ’e ve akış’a güvenin!!!

Başın ağrıyorsa; değersizlik duygunun farkına var, kendini önemse!

Geceleri uykunuzda dişlerinizi gıcırdatıyorsanız; biriktirdiğin öfkeleri serbest bırak!

Gözlerinde bozukluk ve ağrı varsa; görmen gereken neyi inatla görmek istemiyorsun farkına var ve görmeyi seç.

Kulaklarında ağrı varsa ve duyma bozukluğu yaşıyorsan, inatla kendini etrafın ve iç sesine kapatma, duymayı seç, o seslerden sana mesaj var unutma!

Regl ağrın varsa; dişiliğini ve bunun sana sunduğu avantajları sevgi ile kabul et.

Sırtın ağrıyorsa; suçluluk duygusundan vazgeç!

Omuzların ağrıyorsa; başkalarının yüklerini, sorumluluklarını taşımaktan vazgeçmenin Zaman’ı gelmiş de geçiyor bile!

Boğazınız ağrıyorsa; kendini sevgiyle ifade etmeyi seç, çekingenlikten vazgeç.

Alerjin varsa; kendi gücünü reddetmeyi bıra. Kime alerjin olduğunu düşün! ve serbest bırak.

Diş ağrın varsa; kararsızlığı bırakma vaktin gelmiş demektir.

Bağırsaklarında problem varsa; ihtiyaç duymadığın şeyleri atmanın zamanı geldi de geçiyor…

Ve
En önemlisi
Kalbin ağrıyorsa; içerisi nefret, kin, hayalkırıklığı dolduğundandır. Onları ordan söküp at. Yalnızca SEV,

SEV çünkü
SEVGİNİN girdiği yere ŞİFA kendiliğinden gelir.

1 Ekim 2018 Pazartesi

İKTİSAD VE AHLAK

İktisadın Ahlakla İlgili Bazı Sonuçları
“Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz” (A’raf 31) âyeti, “iktisada kat’i emir ve israfı açıkça yasaklamaktadır. Bu, insanlık için çok büyük bir derstir. Çünkü iktisat, hikmete uygun, israf ise , hikmete zıt bir ahlâkî davranıştır.
Hücrelerin yaratılışı, kandaki alyuvarlar ve akyuvarların hareketi, insan bedenindeki cihazların uygunluğu, denizlerdeki canlıların dengesi, dünyadaki su nispetinin mükemmel hali, canlıların baharda ve yazda yaratılıp sonbahar ve kışla birlikte ortalıktan kaybolması gibi sayısız faaliyette insan aklı hiçbir israf ve başıboşluk görememektedir. Bu da her yerde ve her şeyde Allah’ın Hakîm isminin tecelli etmekte olduğunu gösterir.
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Her şeyi Biz belirli bir miktar ile indiririz. (Hicr Sûresi: 21) âyeti yaratılışta ölçü bulunduğunu gösterir. İnsan da yeme-içme ve diğer ihtiyaçlarında bu kaideyi izlemelidir.
İktisatsızlık ve israf, insana sadece maddî zarar vermekle kalmıyor, insanın ahlâkına da tesir ediyor. Buna mukabil iktisat ise insanda yüce ahlaki sıfatları yerleştiriyor. İktisatlı yaşamak insanın kulluk bilinciyle ilişkilidir. İktisat Risalesi’nden mealen alınan ifadelere göre, Bediüzzaman iktisadın kulluk şuuru, düzenli yaşama ve insanlar arası ilişkilere dair sonuçlarından bir kısmına dikkat çekmektedir. Bunları şöyle tesbit edebiliriz:
İktisat Nimete ve Onu Verene Hürmettir
İktisat Allah’ın nimetlerine karşı manevî bir şükürdür ve bu nimetlere gösterilen bir hürmettir. Nimete hürmet ve şükür ise en önemli ahlâkî bir vazifedir.
“Şükür” sözlükte; semizlemek ve gelişmek anlamlarına gelir. Hayvanların yedikleri gıdanın etkisinin bedenlerinde apaçık ortaya çıkması Arapça’da bu kelime ile ifade edilir. Din dilindeki “şükür”, ise, Allah’ın ni’metinin etkisinin kulun dilinde “itiraf ve övgü”; kalbinde “şahitlik ve sevgi”, organlarında da “itaat etme ve boyun eğme” olarak ortaya çıkmasıdır. 2
Nimete hürmetin bazı şartları vardır.
Yemekten önce elleri yıkamak, yemeği sofrada oturarak yemek, otururken dizler üzerine oturmak ya da ayaklardan birisini karnına doğru çekmek. Hz. Peygamber de (asm) çoğu zaman dizleri üzerine çökerek, yer ve şöyle derdi: “Ben yaslanarak yemem. Çünkü ben kulum. Kölelerin yiyişi gibi yer ve kölenin oturuşu gibi de otururum’. Yemekten karnı tıka basa doymadan kalkmak. Gıdaları ibadetlerini yerine getirmek niyeti ile yemek. Yedikleriyle güçlenmeye ve Allah’a ibadet etmeye niyet etmelidir ki, yemekle de Allah’a itâat etmiş olsun. Yemeği sadece lezzet alma ve zevklenme gayesiyle yememelidir. Çünkü tıka basa karın doyurmak şehvetlerin uyanmasına sebeptir. Bunlar nimetlere hürmetin bir kısmıdır. Helâl ve temiz gıda ile beslenmek ise farzdır.
Hz. Peygamber (asm) şöyle demiştir: “Hiçbir insan, karnından daha şerli bir kabı doldurmuş değildir. Âdemoğluna, belinin düzeltilmesine yardımcı olabilecek kadar yemek yeter. Eğer bu kadarcıkla iktifa etmezse karnını üçe taksim etmelidir. Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırmalıdır.
Enes bin Malik’ten gelen bir rivayette ise “yemekle ilgili çıkarılan bidatların en büyüğünün doyasıya yemek olduğu” ifade edilmiştir.3
İktisat Onurlu Bir Hayatın Temel Şartlarındandır 
İktisat insanda olumlu bir kişilik özelliğidir. En önemli sonucu da vakar, onur ya da izzet sahibi olmaktır. İktisadın kazandırdığı yüce niteliklerden birisi olan vakar, ağırbaşlılık demektir ki, bu nitelik, hafifliğin ve şahsiyetsizliğin zıddıdır. Vakarlı olma Kur’ân’da övülen bir özelliktir. “Allah’ın has kulları onlardır ki; yeryüzünde sükûnetle ve vakarla yürürler” (Furkan, 63) Bu haslet korunur ve yaşanırsa kişinin vazifesinde yükselmesini, şeref ve haysiyetinin korunmasını ve nüfuzunun yerinde olmasını sağlar.
Peygamberimiz de (asm) bir hadisinde, “Olumlu tutum ve davranış göstererek ölçülü olmak, peygamberliğin yirmi beşte biridir” buyurmuştur. Bununla vakarın, peygamberlerde bulunan güzel hasletlerden biri olduğu ifade edilmek istenmiştir. Yirmi beş sayısı, çokluktan kinayedir. Peygamberlerde birçok güzel sıfatlar vardır. Vakar da bunlardan biridir. Mü’min bunu benimsemelidir. İşte hadis bunun lüzumuna işaret etmektedir. 4
Vakar kişinin şerefini koruyan önemli bir haslettir. Bir başka hadiste, yine, “Kanaat eden yücelir, tama’ gösteren aşağılanır” buyrulmuştur.
İnsanlar şeref ve izzetleri ile kıymetlidir. Çünkü iktisatsız adam, borçlanmak durumunda kalır ve bu da manen bir dilencilik gibi, kişinin şeref ve onurunu rencide eder.
Kötü hasletler, batıl itikatlar gibi günahtır, manevi birer kirdirler.
Bediüzzaman iktisadın izzet sebebi olduğuna, kendi hayatından dikkate değer örnekler verir. Burdur’a sürgün gönderildiğinde onunla birlikte sürülen bazı zengin zatlar, sıkıntı çekmemesi için ısrarla, ona, zekâtlarını vermeyi teklif ederler. Bediüzzaman bu kişilere, “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” diye karşılık verir. O zenginlerden bir kısmı iktisatsızlık yüzünden borçlanmak durumunda kalırken, Bediüzzaman yanındaki az para ile 7 sene iktisat ve bereketle idare eder. Hayattaki en önemli prensibi olan “nastan istiğna”yı bozmayarak insanlara yüz suyu dökmekten kurtulur.
İsrafa harcanan para ile kimi insanlar, haysiyetini, namusunu rüşvet olarak vermekte ve dinini bile satabilmektedir. İsrafa giden para, aslında kaybettirdikleri dikkate alınırsa, çok pahalıya mal olmaktadır! Çünkü bazı fantezi ve israfları yapan insanlar bunun için meşrû olmayan kazanç yollarına tevessül etmekte ve haram helal demeden sürekli kazanmayı ve bu parayı ihtiyaç olmayan şeylere harcamayı yaşantı tarzı haline getirmektedirler.
Hayatı devam ettirecek rızkı helâl dairesinde kazanmak mümkündür. Hayatı sürdürecek kadar rızık Allah’ın taahhüdü altındadır. “Şüphesiz rızık veren mutlak kudret sahibi olan Allah’tır”.  (Zariyat, 58) ve “Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın” (Hud, 6) âyetleri, canlıların ummadığı bir şekilde rızkını vermenin Allah’ın uhdesinde olduğunu bildiriyor.
İktisat, şerefli ve onurlu bir hayat hazırlarken; israf, sefalet ve zilletin kapısını açmaktadır. Rızk için haysiyetini çiğneyenler Allah’ın uhdesinde olan fıtrî rızkın değil, “gelenek ve görenek belası ile tiryakilikle terk edemediği” şeyler uğruna sıkıntıya girmektedir. Tiryakilik zoru ile elde edilmeye uğraşılan bu tür rızk için insanlar, bazen alçak insanların ayaklarını öpmek zorunda kalıyorlar. Bu da iktisatsızlık yüzünden olmaktadır. Demek ki iktisat ve kanaat kişinin ahlâkî onurunu, haysiyetini, dinî ve dünyevî şerefini koruyan bir zırhtır.
Bediüzzaman’ın şu cümlesi bu açıdan çok manidardır:
“İktisat etmeyen zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir.”
İktisadın izzet ve şeref vesilesi olduğunun bir örneği de cömertlikte dünyaca meşhur Hatem-i Taidir. Hatem misafirlerine hem ziyafet verir hem de hediyeler dağıtırmış. Böyle bir ziyafet verdiği esnada çölde dolaşırken, ihtiyar, fakir, sırtındaki dikenli çalı yükü cesedine batmış ve kanatır vaziyette bir adam görür.
Hatem ona der ki,
“Hâtem-i Tâî, ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın.”
O iktisatlı ihtiyar demiş ki: “Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım; Hâtem-i Tâî’nin minnetini almam.”
Sonra Hâtem-i Tâî’den sormuşlar: “Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi gördün?”
Demiş: “İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.”
İktisatı terk edip hırsa yönelmenin bir sebebi insanın Allah’ın unutup sebeplere çok fazla kıymete vermesidir. Oysa esbap ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur. Meselâ, köpek sadakati ile meşhurdur. Küçük bir iyilik karşılığında köpeğin sahibine ne kadar yaltaklandığı ve kuyruk salladığını görürüz. Bu sıfatı ile ona mübarek bir hayvan nazarı ile bakılması gerekirken durum bunun tam tersidir. İnsanlar onu pis kabul etmiştir. Tavuk ve inek gibi hayvanlar ise insanlardan aldıkları nimetlere karşı insanlara bir şükran hissi taşımadıkları halde, insanlar onları mübarek saymıştır. Bunun sebebi köpekteki hırs hastalığıdır. Köpek hırsla zahiri sebeplere öyle önem verir ki, hakikî nimet verici Allah’tan gaflet gösterir. “Vasıtayı müessir bilerek, hakikî sebep olan Allah’a gösterdiği gafletin cezası olarak” insanlar tarafından necis sayılmıştır. Ta ki temizlensin. Çünkü hükümler hadler, günahları affeder. Köpek insanlar arasında, tahkir darbesini gafletine binaen yemiştir!
Öteki hayvanlar ise, sebeplere ve vasıtalara o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder-senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda tanışma yokmuş gibi davranır. Fakat onların, Mün’im-i Hakikîye şükran hisleri vardır. Çünkü, fıtratları Sânii bilir ve hâl dilleriyle şuur olsun olmasın, ibadetlerini yaparlar. Evet, kedinin mırmırları “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm”dir. 5
Dipnotlar:
1- Ş. İ. Ansiklopedisi, İktisat md.
2- Kalkan, Ahmet, Kavram Tefsiri, Şükür md.
3- Gazali, İhya, c. 2 Yemek dosyası, Hadisler: Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, (Mikdad b. Madî Kerib’den)
4- Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/605. K. Sitte hz.: 4776.
5- Nursî, Mesnevî-i Nuriye, 62.

PAZARLIK SÜNNET AMA...!

NEDEN BÖYLEYİZ?…

Kadın ihtiyar satıcı amcaya,
-"Yumurtaları ne kadara satıyorsun" diye sordu."
Yaşlı satıcı cevap verdi,
-"Tanesi 1 lira hanımefendi" deyince ona dedi ki,
-"5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa gideceğim. ' ' '
Yaşlı satıcı şöyle cevap verdi:
-"Gel de istediğin fiyata al.
Belki de bu iyi bir başlangıç çünkü bugün tek bir yumurta bile satmadım"
Yumurtaları aldı ve kazandığını hissederek çekip gitti.
Lüks arabasına bindi ve arkadaşıyla lüks bir restorana gitti.
Orada, o ve arkadaşı, istedikleri her şeyi sipariş ettiler.
Biraz yediler ve sipariş ettikleri birçok şeyi bıraktılar.
Sonra hesabı ödemeye gitti.
Fatura ona 150 TL’ye mal oldu.
200 TL verdi ve üstü kalsın dedi.
Bu hadise o kişiye oldukça normal gelebilir ama zavallı yumurta satıcısı için çok acı verici.
Mesele şu ki,
Neden her zaman muhtaç olanlardan satın aldığımız zaman güç bizde oluyor?
Ve neden biz ihtiyacı olmayan insanlara karşı cömert olduk?
Bir yerde okumuştum.
Babam, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alırdı.
Bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderdi.
Bu rol beni endişelendirdi ve ona,
-"Neden böyle yapıyorsun.?" diye sordum.
Babam şöyle cevap verdi:
-" Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır çocuğum."
Alıntıdır....
Not: Alışverişte pazarlık etmek sünnettir. Kastımız pazarlık etmemek değildir.
  →    →   Sait Davran