Evet. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri, devletin kişiler arasında keyfî ayrım yapmadan eşit davranmasıdır.
Ancak eşitlik, herkese her durumda aynı işlemi yapmak anlamına gelmez. Hukuken aynı durumda olanlara aynı kurallar uygulanmalı; farklı durumda olanlar için farklı muamele yapılacaksa bunun objektif ve hukuki bir gerekçesi olmalıdır.
Örneğin:
Suç işlememiş bir kişi, başkasının suçundan dolayı cezalandırılmamalıdır.
Akrabalık, makam, servet veya siyasi yakınlık kişiye ayrıcalık sağlamamalıdır.
Aynı hukuki durumda bulunan kişiler aynı kurallara tabi olmalıdır.
Devletin işlemleri kanuna, tarafsızlığa ve denetlenebilirliğe dayanmalıdır.
Bu anlayış “kanun önünde eşitlik” ve “suç ve cezaların şahsiliği” ilkeleriyle yakından bağlantılıdır.
Özetle:
Devletin adaleti, dostuna başka düşmanına başka ölçü kullanmak değil; herkese aynı hukuki ölçüyü uygulamaktır.
Kesinlikle, hukuk devleti açısından tarafsızlık ve masumiyet karinesi temel güvencelerdendir.
Tarafsızlık: Devlet ve yargı, kişilere veya gruplara yakınlık–uzaklık temelinde değil, hukuka ve somut delillere göre hareket etmelidir.
Masumiyet karinesi: Bir kişi, suçu hukuken kesinleşmiş bir kararla ortaya konuluncaya kadar masum kabul edilir.
Suçun şahsiliği: Hiç kimse başkasının fiilinden dolayı, kendi sorumluluğu ortaya konulmadan cezalandırılmamalıdır.
Eşitlik: Aynı hukuki durumda bulunan kişilere aynı hukuki ölçüler uygulanmalıdır.
Bunlar birlikte düşünüldüğünde önemli bir ilke ortaya çıkar:
“Adalet; kişiye göre değil, ilkeye göre uygulanır.
Suç şahsidir, masumiyet esastır, tarafsızlık şarttır.”