Âl-i Beyt, Hz. Hüseyin’in (r.a.) feci şekilde şehit edilmesinden sonra asli vazifeleri olan din hizmetine dönmüşlerdir. Dünya saltanatı onlara yaramamıştır. Onlar da asıl vazifeleri olan din hizmetini yapmaya dönmüşler, dedeleri olan Peygamberimizin (a.s.m.) kendilerine bıraktığı ilim mirasını en güzel bir şekilde devam ettirmişlerdir.
Cafer-i Sadık, İmam Muhammed Bâkır’ın oğludur. Medine’nin önemli bilginlerinden birisidir. Kendisi fakih ve aynı zamanda hadis konusunda derin bir bilgiye sahip idi. Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin de hocalarındandır. İmam-ı A’zam, iki yıl boyunca onun meclisine devam ederek ondan ilim tahsil etmiştir. Daha sonra, bu iki yılı için şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Cafer-i Sadık’ın meclisinde geçen iki sene olmasaydı Numan helak olmuştu.”
İmam Muhammed Bâkır’dan Oğluna Arkadaş Seçimi Öğütleri
Babası İmam Muhammed Bâkır, oğlu Cafer-i Sadık’a şu öğütleri verir:
“Fasıkla arkadaşlık etme. Çünkü böylesi kimseler, tamah ettiği bir lokmaya seni satar.
Cimri ile arkadaşlık etme. Çünkü o da, en çok ihtiyaç içinde olduğun bir anda, malım elimden gider diye seninle ilgisini keser.
Yalancı ile arkadaşlık etme. Çünkü yalancı serap hükmündedir. Sana uzaktan yakın; yakından da uzak görünür.
Ahmakla da arkadaşlık etme. Zira o sana iyilikte bulunayım derken kötülük eder.
Akraba tanımayanla da arkadaşlık etme. Çünkü ben böylesini Allah’ın kitabında lanetlenmiş olarak gördüm.”
“Yavrucuğum! Tembellik ve bezginlikten sakın. Çünkü bunlar her türlü kötülüğün anahtarıdır. Tembellik edersen hakkı yerine getiremezsin. Bezginlik gösterirsen hakka karşı sabredemezsin.”
“Zenginleri seven bir bilgin görürseniz, biliniz ki o dünya ehlidir.”
“Bir âlimin ölümü, şeytan için yetmiş ibadet ehlinin ölümünden daha sevindiricidir.”
Alıntı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder