9 Ağustos 2026 Pazar

İSİMLER VE ANLAMLARI

Rafet İsminin Anlamı Ve Kökeni Nedir?

"Rafet" isminin kökeni Arapça’dır. Arapça'da "refat" kelimesi, "yükseklik" veya "kalkınma" anlamında kullanılır. Bu isim, hem maddi hem de manevi açıdan yüksek bir konumu ifade eder. İslam kültürlerinde, "Rafet" ismi, başarı ve üstünlük ile ilişkilendirilir ve taşıyıcısına bu nitelikleri kazandırır.

Rafet İsminin Karakter Özellikleri

"Rafet" ismini taşıyan kişiler genellikle liderlik niteliklerine sahip, hedef odaklı ve başarılı kişilikleriyle tanınır. Yüksek bir başarı ve kariyer hedefi ile hareket ederler. Aynı zamanda manevi açıdan da yüksek bir anlayış ve derinlik gösterirler. Çevrelerine güven ve ilham verirler, ve genellikle sosyal ortamlarda etkili bir izlenim bırakırlar.

Rafet İsminin Harf Analizi

R: Azim ve kararlılığı simgeler. Hedeflerine ulaşma konusunda yüksek disipline ve kararlılığa sahiptirler.

A: Enerjik ve iyimser bir kişiliği temsil eder. Sosyal ortamlarda kendilerini rahatça ifade edebilirler.

F: Güçlü bir analitik düşünme yeteneği ve yenilikçi yaklaşımlar ifade eder. Sorunları çözme ve yeni fikirler üretme yetenekleri yüksektir.

E: Yaratıcı ve analitik bir doğayı ifade eder. Estetik ve yenilikçi düşünme yeteneklerine sahiptirler.

T: Kararlılığı ve düzeni simgeler. Planlı ve hedef odaklı hareket ederler.

"Rafet" ismi, yüksek başarı ve manevi derinliği temsil eden bir isim olarak dikkat çeker. Taşıyıcısına hem sosyal hem de manevi olarak yüksek bir konum kazandırır ve çevresine ilham verici bir etki sağlar.

R.Özcan

Not:Bu bilgiler Google'den alınmıştır.

BİZİ BİZ YAPAN DEĞERLERİMİZ

 Toplumu ayakta tutan değerler; 

insanı insan yapan, fertleri bir arada tutan ve huzurlu bir hayatın temelini oluşturan esaslardır. Bu değerler zayıfladığında toplumda çözülme, güvensizlik ve huzursuzluk baş gösterir.

Toplumu ayakta tutan başlıca değerler şunlardır:

Muhabbet: Kalpler arasındaki bağı güçlendirir, kin ve düşmanlığı giderir.

Hürmet (Saygı): Büyük–küçük, güçlü–zayıf herkesin hukukunu korur.

Merhamet: İnsanı bencillikten kurtarır, yardımlaşmayı ve paylaşmayı artırır.

Adalet: Güvenin temelidir; zulmün panzehiridir.

Doğruluk ve Dürüstlük: Toplumsal ilişkileri sağlamlaştırır.

Helâl–Haram Bilinci: Vicdanı diri tutar, hak yemeyi önler.

Sorumluluk ve İtaat: Başına buyrukluğu değil, düzeni ve disiplini getirir.

Aile Bağları: Toplumun çekirdeğidir; sağlam aile, sağlam toplum demektir.

Eğitim ve İlim: Cehaleti giderir, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretir.

İstişare ve Dayanışma: Ayrışmayı değil, birlik ve beraberliği güçlendirir.

Değerler yaşatılmazsa toplum ayakta kalamaz; değerler yaşatılırsa nesiller de istikamet bulur.

DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM

Değerler; bizi biz yapan, toplumu ayakta tutan görünmez sütunlardır.

Muhabbet zayıfladığında kalpler uzaklaşır,

hürmet kaybolduğunda edep yıpranır,

merhamet unutulduğunda insanlık yara alır.

Helâl–haram hassasiyeti, adalet duygusu, doğruluk ve sorumluluk;

yalnızca geçmişin hatırası değil,

bugünün ihtiyacı, yarının emanetidir.

Değerlerimizi sözle değil, yaşayarak koruyabiliriz.

Evde, okulda, sokakta, kalpte…

Her hâlimizle örnek oldukça değerler de yaşayacaktır.

Değerlerine sahip çıkan toplum, geleceğini emniyete almış demektir.

MUCİZELER

 Peygamberimizin bir eli ve o el ile gösterdiği Mucizeleri

Hazret-i Musa Aleyhisselâm’ın,

taştan on iki yerde çeşme gibi su akıtması;

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın

mübarek on parmağından on musluk gibi suyun akması dereces'ine çıkamaz.

Çünkü taştan su akması mümkündür;

âdiyat içinde benzerleri vardır.

Fakat et ve kemikten,

âb-ı kevser gibi bol bol suyun akmasının

âdiyat içinde hiçbir naziri yoktur.

Mektubat, s. 122

Kısa İzah

Bu ifade, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mucizesinin mahiyet bakımından üstünlüğünü anlatır.

Taştan su çıkması harika olmakla birlikte, tabiattaki bazı sebeplerle izah edilebilir.

Ancak canlı bir bedenden, hem de parmaklardan,

kesintisiz ve bereketli şekilde su akması,

tamamen harikulâde ve misilsiz bir mucizedir.

Bu mucize, Efendimiz’in (s.a.v.)

✔ Peygamberliğine

✔ İlâhî kudrete mazhar oluşuna

✔ Rahmet ve bereket kaynağı olduğuna

açık bir delildir.

Rahmet, O’nun elinde sudan da bereketliydi;

dokunduğu gönüller de susuz kalmadı.Allah Peygamber (AS) razı olsun.


Acaba o Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ağaçlar,  onu tanıyıp, risaletini tasdik edip, ona selâm ederek ziyaret edip, emirlerini dinleyerek itaat ettiği halde, kendilerine insan diyen bir kısım camid, akılsız mahluklar; onu tanımazsa, iman etmezse, kuru ağaçtan çok edna, odun parçası gibi ehemmiyetsiz, kıymetsiz olarak ateşe lâyık olmaz mı?

Mektubat - s. 129


İNSAN HAYAT BİR YOLCULUKTUR

 Şu zamanda, Kur'anın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi.

Mülevves ve ufunetli bir çamur içinde kafile-i beşer düşe kalka gidiyor.

Bir kısmı, selâmetli bir yolda gider.

Bir kısmı, mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş.

Bir kısm-ı ekseri o ufunetli, pis, çamurlu bataklık içinde karanlıkta gidiyor.

Yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü anber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.. düşerek kalkarak gider, tâ boğulur.

Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufunetli, pis olduğunu hisseder.. fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar.

   İşte bunlara karşı iki çare var:

   Birisi: Topuz ile o sarhoş yirmisini ayıltmaktır.

   İkincisi: Bir nur göstermekle mütehayyirlere selâmet yolunu irae etmektir.    Ben bakıyorum ki; yirmiye karşı seksen adam, elinde topuz tutuyor.

Halbuki o bîçare ve mütehayyir olan seksene karşı hakkıyla nur gösterilmiyor.

Gösterilse de; bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için emniyetsiz oluyor.

Mütehayyir adam "Acaba nurla beni celbedip, topuzla dövmek mi istiyor?" diye telaş eder.

Hem de bazan ârızalarla topuz kırıldığı vakit, nur dahi uçar veya söner.

   İşte o bataklık ise, gafletkârane ve dalalet-pîşe olan sefihane hayat-ı içtimaiye-i beşeriyedir.

O sarhoşlar, dalaletle telezzüz eden mütemerridlerdir.

O mütehayyir olanlar, dalaletten nefret edenlerdir, fakat çıkamıyorlar; kurtulmak istiyorlar, yol bulamıyorlar.. mütehayyir insanlardır.

O topuzlar ise, siyaset cereyanlarıdır.

O nurlar ise, hakaik-i Kur'aniyedir.

Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adavet edilmez.

Sırf şeytan-ı racîmden başka ondan nefret eden olmaz.

İşte ben de nur-u Kur'anı elde tutmak için "Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase" deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elim ile nura sarıldım.

B.Cevab Veriyor - 43

8 Ağustos 2026 Cumartesi

EMEKLİLERE YAPILAN HAKSIZLIK VE YOKSULLUK

 İşsizlik, pahalılık ve emeklilere yapılan hukuksuzluk bu iktidarın sonu olacaktır!Mutfakta yangın var, tencere boş kaynıyor.Millet iktidardakilere kızgın, bunun sebebi çok.Fakat en belirgin sebeplerinden birisi, iktidara olan güvenin azalması.İktidarda bulunanların, başta ekonomi olmak üzere işsizlik ve enflasyonu kontrol edememesidir.

Mutfakta yangın var,tencere boş kaynıyor.Fakir fukara, evine yiyecek götürememenin sıkıntısını yaşıyor. Senelerdir yatırım yerine tüketime yönelik politikalar sonucu, ülke bu hale getirildi.Üreterek değilde tüketerek, satarak ve borçlanarak yönetme sonucunda iflasın eşiğinde bir ülke haline geldik.Fabrikaların kapanması  ya da satılması nedeniyle,İşinden olanlar da,iş bulamayan işsizlerin sayısının artmasına sebep oldu.Her evde bir işsizin olması toplumu gerçekten rahatsız etmeye başladı.

Yerel yönetimler vasıtası ile işe yerleştirilenler, adama iş  ile gizli işsizliğe sebep oldu.İşsizlik arttı ve bir kişinin yapacağı işe kendi adamlarından beş kişi yerleştirilerek ülke yağmalandı. Bu şekilde yerel yönetimler vasıtası ile işsize iş bulma yoluna gidildi. Bugün yerel yönetimler borç bataklığında bocalamktadır, Borçtan kurtulmanın çaresi olarak  belediyeler vergiyi artırıp hazine arazilerini ve belediye arsalarını satmayı gündeme aldılar.Borçlarını bu şekilde ödeme yoluna gitmeye başladılar.Yönetimini Beğenmedikleri geçmişteki hükümetlerin bıraktığı mirası yemeye başlayarak miras yedi konumuna düştüler.

İşsizler ordusu, "İşsizler Partisi" kursa belki de büyük oranda oy alır. Yapılan yolsuzluklar ve zamlarla hükümet ve ortağı partiler için bir seçimde kartlar kırmızıya döneceğe benziyor.Artık  akaryakıt zamları ile yoksulluk pahalılık, bıçağı kemiğe dayamış durumda.Devleti idare edenlerin israf ve hesapsız harcamaları millette öfke patlamasına sebep olmuştur.Daha fazla zorlayıpta kin  nefret ve intikama dönüştürmemek gerekir.Siyasiler bu milleti germekten vaz geçsinler.

Devleti yönetenler,"tok açın halinden ne anlar"sözünü yansıtmaktalar. Ülkede işsizlik mi var?Herkes halinden memnun diyerek milletle dalga geçmektedirler.Efendim işsizlik yok, iş var ama işsizim diyenler işi beğenmiyor, ya da ücretini az bularak çalışmak istemiyorlar diyerek kendilerince çıkış yolu bulmaya çalışıyorlar.

Madem işçi ücretleri az değilse adama sormazlar mı, siz neden bir değil, iki değil, üç dört değil, tam beş yerden, hatta bazılar on onbir yerden maaş alıyorlar?Size soruyorum ? Bu milletin çoğunluğu asgari ücertle geçinmeye çalışıyor. Okulunu bitirenlerin çoğu mesleğinde iş bulamayıp bekçi polis ve güvenlik görevlisi olmak için müracat edip adamı ve torpili varsa ancak bir iş bulabiliyor.Sizler sıkılmadan ülke gül gülüstanlık gibi, işsizlik filan yok diyerek, gözünüzü kapamak veya bu milletin aklı ile dalga geçmek değilde nedir?..Allah merhamet ve insaf versin.

Allah kimseyi işsizlik ve açlık ile terbiye etmesin.Bu gidiş pek hayra alamet değil.

Onun için ben  bu iktidarın  sonunu işsizliğin, açlığın ve israfın belirleyeceğini düşünüyorum.


Rafet Özcan

HER ŞEYDE BİR HAYIR VAR

 İlâhi öğüt:

“Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” 1

***

Delikanlının biri damdan düşmüş; bacağı kırılmış; canı fenâ halde yanmıştı. Uzun bir müddet yatağa mahkûm olur. Ziyarete gelenler;

“Üzülme, bunda da bir hayır vardır!” diye teselli ediyordu.

“Yâhû, bacağım kırıldı; bunun neresinde hayır vardır?” diye karşılık veriyordu.

Bir müddet sonra seferberlik ilân edilmiş; bütün gençler çağrılmıştı. Gidenler bir daha geri dönmedi. Onun ayağı kırık olduğundan almadılar. Gidenlerin bir kısmı geriye dönmemiş, dönenlerin bir kısmı da bacağını kaybetmişti! Onları görünce:

“Elhamdülillah, iyi ki bacağım kırılmış, bunda da büyük hayır varmış!” demiş.

***

Kral, her olumsuz olayda, “Bunda da bir hayır var!” diyen çok sevdiği arkadaşı ve veziri ile sık sık avlanmaya çıkarmış. Vezir tüfeği doldurur, kral da patlatırmış. Bir gün nasılsa yanlış doldurmuş, kralın parmağı kopmuş.

“Bunda da bir hayır var!” deyince, kral kızmış arkadaşını zindana atmış.

Tekrar ava çıkan kral, ormanın derinliklerine dalınca yamyamlar yakalamış. Kazanları kurmuşlar ve herkesi tek tek kazana atmışlar.

Sıra krala gelince, salı vermişler. Zira, inançlarında kusurlu kurban edilmezimiş.

Sarayına gider-gitmez ilk işi arkadaşını ziyaret edip zindandan çıkarmak olmuş:

“Özür dilerim, gerçekten de parmağımın kopmasında büyük bir hayır varmış; sana haksız yere zindanlarda çile çektirdik!”demiş

“Üzülme Kralım, bunda da çok büyük bir hayır vardır! Zira, ben zindanda olmasaydım, kazanda olacaktım!”

Dipnot:

1- Kur’ân, Bakara Sûresi, 216.

7 Ağustos 2026 Cuma

SENİN KIYMETİN NEDİR ?

  İ'lem Eyyühel-Aziz! 

   Ruh-u insanî gayr-ı mütenahî ihtiyaçlara giriftar, gayr-ı mütenahî elemlere mahaldir. Gayr-ı mahsur lezzetlere iştihalıdır. Gayr-ı mahdud âmâli beslemektedir. Hattâ kalbin dalaletiyle beraber ruhtan fışkıran şefkat, gayr-ı mütenahî elemleri tazammun ediyor. Binaenaleyh "Ben neyim? Ne kıymetim var ki, benim için kıyamet kopsun, mizan vaz'edilsin, hesab görülsün?" demeye hakkın yoktur.

   Ey kemal-i gurur ile dalalet kürsüsünde oturan! Hayatına mağrur olma. Zira o hayat, bir mugalata ile kaimdir. Şöyle ki: O kürsüde oturan dâll, zeval ve fenanın dehşetini düşünüp korktuğu zaman saadet-i ebediye ihtimaline kaçar, tekâlif-i diniyenin terkinde de âhiretin olmayacağı ihtimaline kaçar. Bu mağlata ile her iki elemden kurtuluyor. Lâkin, kısa bir zamanda düğüm açılır, hakikat ortaya çıkar. Ne birinci ihtimal elemini izale eder ve ne de ikinci ihtimal yükünü tahfif eder.    Ve keza "Musibet taammüm ettiğinde, elem hafif olur. Ben de emsalim gibiyim." diye yine yük altından kaçar. Fakat musibet âmm olduğundan, elemi muzaaf olur, kat kat ziyade olur. Çünki kendisi gibi akrabası, ahbabı da o musibete dâhildir. Çünki insanın ruhu, ebna-yı cinsiyle alâkadardır. Ne kadar umumî olursa, o kadar da elemi fazla olur.

   Ey şek cephesinde, gaflet gölgesinde istirahata çekilen bîçare! Gaflet serinliğinde, şek içinde zevkettiğin lezzeti lezzet sanma! O zehirli baldır. Az bir zaman sonra cehennemî bir azaba inkılab edecektir. Eğer âlâmın lezaize, nârın nura inkılab etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rüku ve sücud kancasıyla gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur. Sonra âyâta tefekkür ile taate devam eyle ki, şek ve gaflet perdeleri yırtılsın. Bu dalalat acılığından, necatın halâveti tavazzuh ile münacat lezzeti ortaya çıksın.

   İ'lem Eyyühel-Aziz! 

   Ubudiyette ancak teslimiyet vardır. Tecrübe, imtihan yoktur. Çünki seyyid, efendi; abdini, hizmetkârını tecrübe ve imtihan edebilir. Fakat, abd seyyidini imtihan etmek salahiyetinde değildir. Ve keza insan Rabbini, Hâlıkını tecrübe edemez.

Mesnevi-i Nuriye - 147