2 Ağustos 2026 Pazar

İNSANI ALLAH'A ULAŞTIRAN YOLLAR

    Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kàsır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır. Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi, Rahman ismine îsal eder. Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder. Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder. Şu tarîk, hafî tarîkler misillü, "Letaif-i Aşere" gibi on hatve değil ve tarîk-ı cehriye gibi "Nüfus-u Seb'a" yedi mertebeye atılan adımlar değil, belki "Dört Hatve"den ibarettir. Tarîkattan ziyade hakikattır, şeriattır. Yanlış anlaşılmasın: Acz ve fakr ve kusurunu, Cenab-ı Hakk'a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir. Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhâssa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

Sözler - 476

KURU SOĞANA MUHTAÇ OLDUK

 Milleti çarık ve ekmeğe muhtaç ettiler !

Siyaset ve siyasetçi toplumun yapısını yansıtır.Siyaset insanları yönetme sanatı ise, siyasetçi de en dürüst ve yönetebilme yetenekli insan demektir, yada bu vasıftakı insandır.

Herkes siyasetçi olamaz, herkes bu görevi hakkıyla yerine getiremez.Bunun örnekleri günümüz siyasilerinde görülüyor.Herkes siyasetçi olamaz ve olması da gerekmez.Siyaset bir meslekse yada bir düşünce tarzı ise o zaman işin ehli olmak önemlidir.İşin ehli olan siyasetçilerimiz,bir hayat için yalana tenezzül etmez.Milletten aldığı yetkiyi milletin menfaati, ülke bütünlüğü yolunda kullanır.Kısacası ülkesi için yaşar, ülkesi için milleti için gerekirse ölümü dahi göze alabilecek cesur fedakarlıklara katlanır.Onun gibi giyinir onun gibi yer içer ve her hali ile onu yansıtır.

Günümüzde ise bilhassa  iktidar milletvekillerine bir bakacak olursak, hergün birisinin bir foyası orta yerde dolaşmaktadır.  İtibardan tasarruf olmaz diyen millete tepeden bakan zihniyetin milletvekillerinin yedikleri, iştikleri  giydikleri lüks yaşamları ortadadır.Millet zaruri gıda ihtiyaçlarını almaya para bulamazken ayakkabı ,elbise alamazken paha biçilemez ayakkabı ve giysileri ile gündeme oturuyorlar.

Bu arada aklıma yıllar önce siyasiler ile yaşanmış bir olay geldi.Sene 1979... Senato üçtebir yenileme ve boşalmış beş milletvekili için yapılacak ara seçim propoganda dönemi.Yer Konya. Biz Kayseri Yahyalı'dan Adalet Partililer olarak bir otobüs oraya katıldık.Meydan dolu Merhum Demirel milleti çoşturdukça coşturuyor  millet beş beş beş diye slogan atıyor.Tam bu sıra da bizim arkadaşlardan birisi ayağındaki Gıslaved marka kara lastiği çıkarıp Demirel'e gösterdi.Merhum Demirel bakın... mevcut iktidarı kastederek (CHP güneş motel iktidarı)bunlar milleti çarığa muhtaç etti dedi. Bir alkış  koptu ve neticede beş sıfır milletvekili ve 38 senatör kazanan Adalet Partisi Ecevit'in istifa etmesini sağladı.İşte dürüst siyaset.Sonra malum MSP destekli AP azınlık hükümeti ve 1980 münafık ihtilali...

Bunları şunun için anlattım itibardan tasarruf olmaz diyen yüz binler milyonlar liralarla ifade edilen takılar takıp ayakkabı ve giysiler giyip yeme içme partileri düzenleyen iktidar partisi mensubu milletvekilleri hiç mi utanıp sıkılmaz va Allah'tan korkmazlar ? Milleti kuru soğana muhtaç ettiler.Hiç mi milleti görmez duymaz ve halini bilmezler? Yoksa bunlar milletin aklıyla dalga mı geçerler?Eh ne diyelim! "keser döner sap döner gün gelir hesap döner".Bir gün gelir milletin hesap soracağı bir ortam oluşur herkes hesabını sandıkta sorar ve suçlular cezasını önce milletten seçim tokadı yiyerek sonra da tarafsız adil mahkeme önünde hakim karşısında hesap vererek suçlu ise cezasını çeker.Hiç kimse layüsel değildir,yani hesap sorulmaz ve hasap vermez değildir.Bunun da böyle bilinmesinde fayda vardır.Haydi hayırlısı...

Rafet Özcan




 

HAYAT NEDİR ?

 Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan kat'iyyen bil ki: Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-i dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tedkik, "Bir âşiredir belki bir ân-ı seyyaledir" demişler. İşte şu sırdandır ki; bazı ehl-i velayet, dünyanın dünya cihetiyle ademine hükmetmişler. Madem böyledir, hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak. Kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak; ne kadar geniş bir daire-i hayatları var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel; onlar için haydır, hayatdar ve mevcuddur. Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: "Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim."

Sözler - 473

MAKSAT ÜZÜM YEMEK Mİ,BAĞCIYI DÖĞMEK Mİ ?

 Kişinin yalanı meydana çıktıkça bahane uydurur tıpkı kurt keçi kıssasında olduğu gibi.Bilirsiniz bir kurt bir keçi yavrusunu yemek ister.Kurt akan suyun yukarısında keçi yavrusu aşağıda,kurt der seni yiyeceğim bahanem var.Keçi yavrusu sebep nedir deyince suyumu bulandırdın der.Keçi yavrusu,ama ben suyun aşağısındayım sen yukarıdasın suyunu nasıl bulandırabilirim ki deyince,kurt olsun  sen bulandırmasan dahi geçen  yıl annen bulandırdı der.Bahane bulmak isteyen insanlar bir şekilde bahane bulabilir.Maksat üzüm yemek olmalı bağcıyı dövmek değil.Ayıp ve kusur  aramak helede bu düşünce ile hareket etmek iyi bir davranış değildir.Ördek Hasan hesabı her şeye şüphe ile art niyetle bakmak güzel düşünüp güzel görmemizi engeller.Hava bulutlu diyenden bir mana çıkarıp vay sen bana Ördek Hasan dedin diyerek karşısındaki insana hücum etmek hayır ben sana öyle birşey demedim desede inanmamak alınganlık göstermek iyi niyetle bağdaşmaz.Özür dilemek dahi bu insanları tatmin etmez çünkü kin nefret ve öç alma intikam duygusu gözünü ve aklını boyamıştır.Allah basiret ve vicdan nasip eylesin.

“Aldatan Bizden Değildir”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:
“Aldatan bizden değildir.”

Bu söz, mü’minin karakterinin özüdür.
Hileyi, yalanı, kandırmayı tamamen reddeder.

Müslüman;
✔ Sözünde durur,
✔ Emanete riayet eder,
✔ Ticaretinde dürüst olur,
✔ Kimseyi mağdur etmez.

Çünkü bilir ki güven, imanın bir parçasıdır.

“Dürüstlük, müminin şerefidir.”

Allah aldatan yalancının şerrinden emin eylesin.İnsan olmak hele de hak hukuk bilen hakkı hukuku gözeten insan olmak zor bir iştir.Zalim ve nankör iftiradan korkmayan insanlardan her an herşey beklenir vesselam...

1 Ağustos 2026 Cumartesi

KALDIRAMAYACAĞIN YÜKÜ YÜKLENME

 Galat-ı his(His,duygu yanılması) nev'inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fâni nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun. Aklını başına al. Sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve fena darbesine maruzsunuz. Senin bu galat-ı hissin ve mağlatan şu misale benzer ki:

   Bir adam elinde olan âyinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa; misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe o âyinede görünür. Edna bir hareket ve küçük bir tagayyür âyinenin başına gelse, o misalî hane ve şehir ve bahçede herc ü merc ve karışıklık düşer. Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez. Çünki senin elindeki âyinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız âyinenin sana verdiği mikyas ve mizan iledir. Senin hayatın ve ömrün, âyinedir. Senin dünyanın direği ve âyinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır. Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harab olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir. Madem öyledir; sen, bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme!..

Lemalar - 114

31 Temmuz 2026 Cuma

ÇEVRESİNİ İNCELEYİP KENDİ NEFSİNİ HESABA ÇEKMEK

 İnsan nefis itibariyle zevk ve lezzet aldığı şeyleri sever, acı ve sıkıntı çektiği durumdanda nefret duyar ve ızdırap çeker.Demek ki her insanda bu iki halde mevcuttur.Hiç bir insan sürekli lezzet ve daimi acı çekerek hayatını sürdüremez.Kimi zaman sıkıntılı bir hayat kimi zaman rahat ve huzurlu bir hayat ile yaşamını devam ettirir.Dünya hiç bir zaman hiç bir kimseye dikensiz gül bahçesi olmamış her şey zıdları ile bu dünya hayatımızı kuşatmıştır.Sıkıntısız acısısız kaygısız bir hayat ahirette elde edilen cennet hayatıdır.Doğarsın yaşarsın ölürsün.Anne baba kardeş sonra eş ve çocuklar birlikte acı tatlı günleri paylaştığımız yakınlarımız herbirinin çeşit çeşit istek arzu sıkıntı ve yaşam tarzı vardır.Birlikte geçirdiğimiz günler farklılıkların farkına vardığımızda daha düzenli ve huzurlu bir yaşam sürmemize vesile olur.Annendir, babandır kırmak istemezsin kırılırsın. Fakat karşı gelemediğin için içine atar biriktirirsin. Ya da başa çıkamazsan uymak zorunda kalırsın.Kardeşindir anlaşamazsın ya da anlaşırsın fakat dış etkenler seni ayırır terketmek durumunda kalırsın.Eşindir çocuklarındır onları da düşünmek ve onlarla mutlu bir hayat geçirmek istersin fakat ne yazık ki, zaman zaman onu da sağlayamadığın durumlar olur. Bazen üzülür bazen vurdumduymaz olursun.Hasılı velkelam dünya insanı çeşit çeşit imtihanlarla pişirir eritir sonunda ya mağlup ya galip bir şekilde yolculuğun bitmesine sebep olur.

 Günümüz meselelerine dönersek, insan nefsinin ıslahına çalışırken karşısına çıkan şeytan ve avaneleri ile de mücadele etmek durumunda kalır.Büyüklerin ibret alınacak sözlerinden birisi şöyle;"Ölüm ile ayrılığı tartmışlar,ölümden de ağır gelmiş ayrılık." Bir şarkımızda da, "Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde.Herşey bana yabancı, hepsi başka biçimde" Gurbet ve ayrılık insanı inciten ve üzen ikili.Birde yakınlarından sevdiklerinden ayrı kalmak insanı unutulmaz acılarla başbaşa bırakıyor.Dünyanın basit meselelerini büyüterek insanları incitip gönül kırmak Allah'ın hoşuna gitmediği gibi aklı başında hiç kimsenin de hoşuna gitmez.Oğlun gelinin kızın çocuk sahibi olup bu hasretten kurtulduktan sonra yavrularına kavuşmanın sevincini yaşarlar.Zaman geçince herşey unutulur ve insanda nankörlük başlar. Nefis ve şeytanın olumsuz telkinleri sonucu mutluluk hüzne dönüşür. Kendi çabaların ve belki de birilerinin  duası sayesinde mutluluğa kavuşursun.Fakat  bu  mutluluklar çeşitli sebepler yüzünden çoğu zaman uzun sürmez.Ana baba hısım akraba bir çırpıda geri atılır ve bu şekilde yalnızlığa kapı açılır.Hiç kimsenin mutlu olamayacağı bir ortam aceba kimin işine yarar kimi memnun eder?

Çocuk sevgisine muhtaç ana baba,torun sevgisine muhtaç, dede nine, şefkate  muhtaç torunlar ortada kalıverir. Birilerinin kaprisi yüzünden huzur ortamı kaybolur perişan olurlar.Dede nine torunlarımı uzaktanda olsa bir göreyim diyerek yola revan olurlar çocuklara eliboş gitmek istemezler görürsem aldıklarımla onları sevindireyim isterler ama eve alınmazlar kapıda kalır içeri  giremezler, sokakta görmek isterler ama kimseyi bulamazlar. Telefon etmek isterler telefonu belkide engellemiştir ulaşamazlar.Sonra bir şekilde telefonla  ulaşılır fakat, biz alışverişteyiz ben çocukları birara getiririm görürsünüz denir sonra telefon kapanıverir. Beklenir torunlar gelecek, nafile ne torunlar getirilir ne de aranır.Allah kimseyi bu duruma düşürmesin.Yaşlılar göz yaşları içinde ümitsiz bir şekilde bekleyip hasreti kaplerine gömerler.Bunu bilen bilir,ancak evlat hasreti çeken anlar. İnşallah İnat ve kin son bulur da bu hasret biter.Ne deyelim?Allah akıl fikir, vicdan ve merhamet versin, herkesin sıkıntılarını gidersin.Çok zor bir durum.Alışık olmayana, bu durum çok zor gelir.Nasıl geçer,nasıl son bulur o da  belli değil.Ulaşıp görüşüp konuşabilsen belki problem çözülür.Ama nafile çünkü ne kendi görüşür ne de başkaları ile görüşmen istenir.Durum şimdilik bundan ibaret.Allah  merhamet versin ve yardımcımız olsun. Ne diyelim,sabır ve duadan başka çaremiz varmı ki?

AĞLANACAK HALLERİMİZE GÜLÜYORUZ

 Ağlanacak hallerine gülenler

Sevgili Peygamberimiz; “Eğer benim bildiklerimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.” buyurmuştur.

Hakikaten Hz. Peygamberin bildiklerini bizler bilseydik; hırsızlar, haramilikten vazgeçerdi. Rüşvet alıp yolsuzluk yapanlar doğru yola gelirdi. Zalimler, zulümlerinden vazgeçip, merhamete gelirlerdi. İnsanlar husumetten muhabbete dönerlerdi. Nefret yerine, kucaklaşmayı tercih ederlerdi. Yine insanlar, gerçek bir insanın; insanlık şeref ve payesini idrak eder, dünya gül gülistanlık olurdu. Hep beraber, dünyada cennet hayatının güzelliğini ve saadetini huzurla yaşardık. Ama, maalesef durum hiç de öyle değil, hatta şu anda dünya, tam da bunun tersine dönüyor diyebiliriz.

İstikamet ve doğruluğun en önemli dayanağı; Allâh’tan korkmak ve kuldan da utanmaktır, haya etmektir. Bu iki insanî duyguyu kaybeden, her şeyini kaybetmiş, her türlü haramı ve kötülüğü yapmaya, irtikap etmeye müsait bir duruma, gelmiş demektir.

Allâh ve Resulü, çalışanı sever ve meşru yoldan zengin olmayı da teşvik ederler. Bildiğiniz gibi Hz. Peygamber, “Veren el, alan elden üstündür” demiştir.

Gayr-i meşru, haram yollardan gelir elde etmek, kul hakkına girmek, hem din’en ve hem de insaniyeten kapalıdır.

İnsana, hele hele Müslümana hırsızlık yapmak, kul hakkına girmek, hiç ama hiç yakışmaz. Zira haramdır, ayıptır, büyük günahtır, ateştir.

“El harisu, haibün hasir” yani doyumsuz, aç gözlü, kanaatsız insanlar, hep kaybetmeye, hüsrana uğramaya mahkumdurlar sözü, darb-ı mesel, yani ata sözü hükmüne geçmiştir.

Haramdan, haramilikten nemalanıp da, huzurla ve gönül rahatlığı ile öleni hiç gördünüz mü?

Daha huzurlu, daha mutlu, daha sürurlu bir yaşam umuduyla;

Selâm ve muhabbetlerimle…