6 Mayıs 2021 Perşembe

ASRIMIZA MAHSUS DİN-İ MUSİBET

 YALAN,MÜNAFIKLIK VE ALDATMAK

Peki; asrımızdaki ve asrımıza mahsus dinî musîbet nedir öyleyse? Tamam; küfür, inkâr, alaycılık bu asırda biraz fazlaca olsa da, önceki asırlarda da vardı. 

Fakat bu asırdaki inkâr ve nifak, sinsice, fen ve felsefe eliyle ve suretiyle geliyor, kanun ve yasa yolu ile milyonlarca insana tamim ediliyor. Keza münafıklık ve aldatmak, hiçbir asırda, asrımızdaki kadar prim yapmadı ve devletin otoritesini eline geçirmedi!

İnsanlık mertti daha önce, nerede durduğu belliydi, neye inandığı, neye inanmadığı belliydi. Ya münkirdi, ya müşrikti, ya da mü’mindi. Münafıklık, yalan ve aldatmak vardı şüphesiz. Ama etkin değildi. Milletin hayatını ve geleceğini ipotek altına almıyordu. Bir komite halinde toplumu yalan, dolan ve nifak tohumlarıyla ezmiyordu, bunun için kanun gücünü kullanmıyordu, kendine fetvacılar peydahlamıyordu, Allah’ın dininde tasarruf yapmıyordu. Müslüman’ı dininden, peygamberinden ve kitabından soğutmak gibi bir eylemin içinde olmamıştı. Dinin birçok referansını katlederek dine yasa zoruyla bid’at sokmak gibi bir fiilin içinde olmamıştı. Eski münafıklar çok daha korkak, cesaretsiz ve eylemsizdiler.

Oysa bu asırdakiler… Yalanda ve nifakta bir azman ve bir acube çıktılar! Dine bidat karıştırmakta, bu işe fetvacı bulmakta ve bunu kanun zoruyla uygulamakta pek mahir ve pek eylemci çıktılar! İşte dine gelen musîbet budur! Dine sokulan bidatlar ve bu bidatların kanun zoruyla milyonlara tamim edilmesi.

İşte Bediüzzaman bundan feryad ediyor: “Bana ıztırap veren, yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basîret gözü böyle körleşirse, îman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırâbım, yegâne ıztırâbım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da, îman kalesinin istikbâli selâmette olsa!” 9 “Asıl musîbet ve muzır musîbet, dine gelen musîbettir. Musîbeti diniyeden her vakit dergâhı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.”10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder