7 Aralık 2024 Cumartesi

KABİR VAR

Kabir var, hiç kimse inkâr edemez.

Herkes ister istemez oraya girecek.

Ve oraya girmek için de üç tarzda üç yoldan başka yol yok.

   Birinci yol: 

   O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.

   İkinci yol: 

   Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalalette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır.

Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.

   Üçüncü yol: 

   Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalalet için bir i'dam-ı ebedî kapısı...

Yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini i'dam edecek bir darağacıdır.

Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür.

   Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur.

Elbette daima gözü önünde öyle büyük dehşetli bir mes'ele karşısında bîçare insan; o i'dam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkiye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi; 

o insanın dünya kadar büyük bir mes'elesidir.

Sözler - 142

Ey insan!

Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme.

Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme.

Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme.

Belki o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyum'a aittir.

Masarif ve levazımatını, o tedarik eder.

Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve ona aittir.

Sen, o gemide bir dümenci neferisin.

Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak.

O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi zâtın, ne kadar Kerim ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netaic; bir cihetle senin defter-i a'maline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder.

    YEDİNCİ KELİME:

وَ يُم۪يتُ Yani: Mevti veren odur.

Yani: Hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzad eder.

Yani: Hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır.

İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır, der ki:

   Sizlere müjde!

Mevt i'dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil.

Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.

Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır.

Yüzde doksandokuz ahbabın mecma'ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.

    SEKİZİNCİ KELİME:

وَ هُوَ حَىٌّ لَا يَمُوتُ Yani: Bütün kâinatın mevcudatında görünen ve vesile-i muhabbet olan kemal ve hüsün ve ihsanın hadsiz bir derece fevkinde bir cemal ve kemal ve ihsanın sahibi ve bütün mahbublara bedel, bir tek cilve-i cemali kâfi gelen bir Mabud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezal'in ezelî ve ebedî bir hayat-ı daimesi var ki; şaibe-i zeval ve fenadan münezzeh ve avarız-ı naks ve kusurdan müberradır.

İşte şu kelime, cin ve inse ve bütün zîşuura ve ehl-i muhabbet ve aşka ilân eder ki: Sizlere müjde!

Mahbublarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâki'niz var.

Madem o var ve Bâki'dir, başkaları ne olursa olsun merak çekmeyiniz.


بِيَدِهِ الْخَيْرُ Yani: Her hayır, onun elindedir.

Her yaptığınız hayrat, onun defterine geçer.

Her işlediğiniz a'mal-i sâliha, yanında kaydedilir.

İşte şu kelime, cin ve inse nida edip müjde veriyor.

Diyor ki:    Ey bîçareler!

Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah!

Malımız harab olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız...

Çünki sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor.

Her ameliniz yazılmıştır.

Her hizmetiniz kaydedilmiştir.

Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelal, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur.

Sonra huzuruna aldırır.

Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz.

Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz.

Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz.


Ey insan!

Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşu boşuna gitmez.

Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir.

Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler.

İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelal'in va'dine iman ve itimad et.

Ona va'dinde hulfetmek muhaldir.

Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur.

İşlerine, acz müdahale edemez.

Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va'd etmiş.

Ve va'dettiği için, elbette seni onun içine alacak.


   Ey insan!

Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?

Otuzikinci Söz'ün âhirinde denildiği gibi: Dünyanın bin sene mes'udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü'yet-i cemaline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelal'in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.

Mübtela ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbublarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, onun cilve-i cemalinin ve hüsn-ü esmasının bir nevi gölgesi ve bütün Cennet, bütün letaifiyle bir cilve-i rahmeti ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizablar ve cazibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mabud-u Lemyezel'in, bir Mahbub-u Lâyezal'in daire-i huzuruna gidiyorsunuz ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennet'e çağrılıyorsunuz.

Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

   Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki: Ey insan!

Fenaya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz!

Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz.

Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz.

Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz.

Sahib ve Mâlik-i Hakikî'nin tarafına gidiyorsunuz ve Sultan-ı Ezelî'nin payitahtına dönüyorsunuz.

Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz.

Firaka değil, visale müteveccihsiniz.

Mektubat - 228

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder