31 Mart 2026 Salı

“EZÂNI TAHRİF, NURANÎ ZİNCİRİ TAHRİPTİR”

Hakikat şu ki, Ezân şahsî farzlardan daha ehemmiyetli olan “İslâmın şeâirinden (alâmetlerinden)” olarak “hukukullah (Allah’ın hukuku)” ve “hukuk-u umumiye (umumî hukuk)” sayılır. Ezânın aslından çıkarılması, Bediüzzaman’ın tesbitiyle, “Bütün bid’alar dalâlettir ve bütün dalâletler de Cehennemdedir” (Müsned, 3.310,337; Nesâî, 3: 188) hadis-i şerifiyle haber verilen bid’attır. Bütün Müslümanların hissesinin bulunduğu umumu alâkadar eden bir “İslâm şeâiri”dir. Ezânın değiştirilmesi, bütün Müslümanların hukukuna tecâvüzdür. “Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmiyenin (İslâm büyüklerinin) o nurânî zincirleri koparmaktır, tahrip ve tahrif etmektir.” (Mektûbat, 385-6)

“İslâm şeâirindeki en mühim tahavvülat (değişim, dönüşüm, tağyir ve dejenere) zamanında bütün kuvvetiyle şeâirin muhâfazasına kendini hizmetle mükellef bilen” Bediüzzaman, Ezân gibi şeâirin tahrip ve tahrifini “herc-ü mercdeki fırtınalar”dan görür. (Lem’alar, 58)

“Taabbüdî” denilen, emrolunduğu için yapılan şeâirin, zâhirî ve sathî “maslahatlar”la değiştirilemeyeceğini, indî faydalar için şeâri değiştirmenin büyük hata olduğunu açıklayan Bediüzzaman, buna Ezânı misâl verir:

“Meselâ, biri dese, ‘Ezânın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu hâlde bir tüfek atmak kâfidir.’ Halbuki, o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezâniye (Ezanın maslahatları) içinde o bir maslahattır. Tüfek sesi o maslahatı verse, acaba nev-i beşer namına, yahut o şehir ahâlisi nâmına, hilkat-i kâinatın netice-i uzmâsı ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezânın yerini nasıl tutacak?”

“EZÂN ŞEÂİRİ, CEMİYETE AİT BİR UBÛDİYETTİR”

“Ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar bid’attır. Bid’atlar ise, ‘Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim’ (Mâide Sûresi, 5:3) sırrına münafi (aykırı) olduğu için, merduttur’ hükmüyle, “iki dünya saadetini temel taşı” ve “kemâlâtın madeni ve menbaı” olan Sünnet-i Seniyye ve şeâirin bu ehemmiyetindendir ki, Bediüzzaman, şeâirin başında gelen Ezâna ehemmiyet verir. (Lem’alar, 108)

“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim” (Mâide Sûresi, 5:3) âyeti sırrıyla, “şeriatın kaideleri ve Sünnet-i Seniyye düsturları tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalâlettir, ateştir” tefsirini yapan Bediüzzaman’ın, “Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir” beyânı, “cemiyete ait bir ubudiyet” ve “İslâmiyet alâmetleri”nden olan Ezânın ehemmiyetini okutturur. (Lem’alar, 105)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder