Cevşen: Gönlün Manevî Zırhı
İnsan bazen görünmeyen yaralar alır.
Söz incitir, hayat yorar, dünya dar gelir.
İşte böyle zamanlarda insan bir zırh arar.
Demirden değil… duadan bir zırh…
Cevşen, kelime manasıyla “zırh” demektir. Rivayete göre bir savaş esnasında Peygamber Efendimiz Muhammed’e vahiy meleği Cebrail tarafından getirilmiş; maddî zırh yerine manevî zırh tavsiye edilmiştir. İşte o zırh, Cevşen’dir.
Cevşenü’l-Kebîr, yüz bölümden oluşur. Her bölümde Cenâb-ı Hakk’ın isimleri ve sıfatları zikredilir. Kul, her babda Rabbini farklı bir isimle anar. Rahman der, Rahîm der, Aziz der, Hakîm der… Her isim bir kapı, her kapı bir sığınaktır.
Her bölümün sonunda tekrar edilen yakarış ise adeta kalbin çığlığıdır:
“Sübhâneke yâ lâ ilâhe illâ ente’l-emân el-emân, hallisnâ mine’n-nâr.”
Bu tekrar, kulun aczini hatırlatır.
İnsan güçlü değildir; korunmaya muhtaçtır.
İnsan yeterli değildir; rahmete muhtaçtır.
Cevşen yalnızca okunacak bir metin değildir.
O, tefekkürle hissedilecek bir duadır.
İnsana şunu öğretir:
Sıkıntının ortasında isimleri hatırla…
Yalnız kaldığında Rahman’ı çağır…
Düştüğünde Gafur’u an…
Yorulduğunda Kayyum’a sığın…
Cevşen, korkuya karşı güven;
çaresizliğe karşı teslimiyet;
dünyanın gürültüsüne karşı kalbin sükûnetidir.
Aslında en büyük zırh, Allah’ın isimlerini kalpte taşımaktır.
🌿 Gönül Notu
Gerçek korunma, demir zırhla değil; Rahman’a sığınan bir kalple olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder