İbadetin Hakikati: Kötülükten Alıkoyan Namaz
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de konuya dair;
“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”(2)
Burada âyet, günaha götüren isteklerin baskısından kurtulmanın ve ruh yüceliğine erişmenin en sağlam yolunu göstermektedir. Şüphesiz bu, en geniş manada “Allah’ı anmak”tır. Kur’an tilâveti ve namaz, bunun en başta gelen şekilleridir.
Gerçekten, Kur’an’ın manalarını düşünenler için, Kur’an tilâveti, daha önce farkına varılamayan birçok manaların açığa çıkmasını sağlar; kişiyi ulvi bir âleme götürür.
Hakkı verilerek kılınan namazın da, ruhu ulvileştireceği ve mutlaka kötülükten alıkoyacağı, bu âyette ve birçok hadiste ısrarla belirtilmektedir. İyiliğe sevketmeyen, kötülüklerden alıkoymayan bir namaz ise; İslâm büyükleri tarafından hiç faydası olmayan, sırtta taşınan bir yük ve aynı zamanda bir vebal olarak nitelendirilmiştir.
Bu âyetin tefsirinde Hamdi YAZIR; “Eğer kılınan bir namaz, kişiyi münkerattan yani her türlü kötülükten alıkoymaz ve geri durmasını sağlayamıyor ise; o namazı kılan insanı Allah’a yaklaştırmak bir yana, O’ndan uzaklaşmasına sebep olur.” diye ifade etmiştir.
Yine her cuma hutbelerinde okunan Kur’an-ı Kerim’in şu âyeti de çok manidardır:
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, münkerat (her türlü çirkin ve toplumun, insanların zararına olan işler) ile fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(3) buyurulmuştur.
Allah Teâlâ bu âyette dünya nizamını sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor. Emrettiği esaslar: Adalet, ihsan ve akrabaya yardımdır. Yasakladıkları ise: Fuhuş, münker ve zulmet ile zulümdür.
Adalet: Her şeyi tam olarak yerine getirmek, hakka, hukuka riayet, haksız yere mağdur olanın hakkını iade etmek ve hakkı ihlal edenin de cezasını vermektir.
İhsan: İyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi gerektiği gibi yerine getirmek demektir.
Fahşa: Yalan, iftira ve zina gibi söz veya fiille işlenen her türlü günah ve çirkinliklerdir.
Ve yine can alıcı konuya dair şu ayetleri de nakletmeden geçemiyeceğim.
Allâh Teâlâ; riyakarlık, yani gösteriş için namaz kılmakla, dinin kutsal değerleri ile dünya menfaatlerini elde etmeye çalışmak “Veyl” denilen ikaz ifadesiyle “yazıklar olsun” diyerek lânetlemiştir.(4)
Dini istismar edenler için “Veyl” ile cezalandırılma, ne kadar da dehşetli bir ceza…
Ahlâklı insan aynı zamanda erdemli insandır. Ahlâkî asalet; ezebileceğin bir varlığı ayağa kaldırabilmektir. Buna göre güç; bir başkasının varlığı üzerinde otorite kurmak değil, o varlığın hayatına ruh ve can olmaktır.
Unutmayalım ki; her yeni gün, bize lütfedilen bir nimet, bir emanettir.
Her sabah sadece gözlerimizi değil, vicdanımızı da uyandırmamız için İlâhi hikmetten gelen bir çağrıdır.
Her nefes; varoluşumuzun sorumluluğunu üstlenmek için bir fırsattır, birlikte yaşamak, birlikte merhamet etmek, birlikte sadece Allah’a kul olabilmektir.
Ve yine hikmet erbabı olmak ve kalbin deruni hisleriyle uyanmak ve kendi içimizdeki duygularımızla, Yaradan’ın muradına daha çok yaklaşmak, bizim için en büyük huzur ve saadet olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder